YUROLİG
Erdem DEMİRBAŞ
NBA TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ

NBA WALLPAPERS

COURTSIDE


Bir Avro kaç Efes, kaç Ülker eder?

ecoerdem@yahoo.com
28 KASIM 2005, PAZARTESİ


Cümleten merhaba ey ahali! Bir taraftan NBA, bir taraftan TBL(bizimkinin kısaltması da hiç karizmatik durmuyor ya) devam ededursun, 'sulandırılmış şampiyonlar ligi' kıvamındaki Yurolig'te 4'üncü maçlar bitti. Bir kaç gün önce yayınlanan Avrolig yazısında genel bir değerlendirme yapıldığı için ben biraz 'bizim uşaklar' ne yaptı, ona bakacağım. Bir iktisat öğrencisi iştahıyla sorduğum yukarıdaki parite sorusunun cevabını bulmaya çalışacağız aşağıda. Yalnız o mevzudan önce saygılarımı iletmek istediğim birileri var, unutmadan o işi halledeyim.

Günlerden 24 Kasım Perşembe, saat 21 suları... İlk yarı Efes üçlükler olmasa iflasa sürükleneceği bir maç oynuyor, beni stres basmış, hafiften de asabiyim haliyle. Yeri söylemeyi unuttum tabi; Ankara'da Hilton'dan sonra bulabileceğiniz en konforlu yer olan yurdumun kantini. Ben yukarıda belirttiğim psikolojideyken arkadan bir kalabalık gelerek “Biz Kurtları seyretçektik yav” demez mi? “Allah Allah, Minnesota'nın maçı bu saatte olmaz ki” derkene, ağabeylerin Kurtlar Vadisi seyretme eğiliminde olduklarını sezip sesimi çıkarmadım. Demokratik bir oylama sonucunda Kurtlar kazandı ve ben ikinci yarıyı seyredemedim. Bu arkadaşları o akşam 'ağza alınabilecek' cümlelerle saygıyla anmıştım, şimdi huzurlarınızda bir kez daha anıyorum. Benimle beraber Efes-Maccabi lehinde oy kullanan ve hiç tanımadığım şahsiyete de buradan "eyvallah" diyorum. Bu demokrasi mahvetti bizi, ne yapalım.

Neyse, geyiği bırakıp iş konuşalım biraz. Önce Efes Pilsen (alfabetik sıraya göre ha!).

Efes Pilsen

Bu takım işi biliyor ya... Bu formada bir keramet var galiba giyen oynamaya başlıyor abilerim ablalarım. Grubun babalarıyla (Barselona, Maccabi) içeride oynama avantajı olsa da, 4'te 4 yapıp 2'nciye 2 galibiyet fark atarak lider olmak önemli. Üstelik adamlar 4 maçı sadece +13 averajla kazandılar. Sanki “biz kazanmaya bakarız, fark bizi ilgilendirmez" diyorlar (Şakacılar sizi! Fark atabilseniz öpüp başınıza koyacaksınız ama beceremiyorsunuz işte). Gerçi 24 takım arasında Top 16'ya kalamamak için çok uğraşmak lâzım, o yüzden Efes'in bu işi önceden garantilediği belliydi ama bu durumu tehlikeye sokabilecek takımlarımızın da olduğunu düşünürsek, bu kadroyla böyle bir başlangıç yapmak iyi.

“Bu kadroyla...” diyorum ama bunu derken, var olan oyuncuların kalitelerinden daha çok, kadro derinliğini kastediyorum. Efes şu ana kadar 8 oyuncuyla oynadı ve TBL'nin de artık leblebi-çekirdek ligi olmadığını düşünürsek bu ileride zorluklar yaratacaktır. Örneğin Domercant 2 maçta 40'ar, uzatmaya giden Olympiakos maçında 41,5 dakika oynadı. Gerçi İstanbul'da oynadığı son 21 maçı kazanan Efes'in bundan sonra sadece içerideki maçları kazansa bile 16'ye kalacağı kesin ama sonra ne olur, göreceğiz.

“Sen sonrasını boş ver de, öncesinde ne oldu bize anlat” diyenlere, ahanda size öncesi;

Adamlar (Efesliler yani) şu anda ligde en fazla faul yapılan takım (Panathinaikos'la beraber 27). Mücadeleden kaçmayan ve temasla oynayan bir takım. ”Aksini yapan takım mı var?” diye soranlar biraz beklesin. 28 serbest atış kullanıyor maç başına ama ah ah ah!.. (Üç kere ah çekerek altını çiziyorum.) %62 serbest atış isabeti olmuyor koçlar, azcuk yükseltin bunu. En kötü 3'üncü takımsınız bu konuda. Bu faul yaptırma mevzusu önemli.
Q: Neden önemli?
A: Maccabi maçı hariç Efes her maçında en az iki rakip oyuncuya 5 faul aldırdı. Boşa konuşmuyoruz herhalde.

Efes'in en önemli sıkıntısı kadro derinliği, demiştim; netekim bunu özellikle pota altında görüyoruz. Kerem, Kaya ve Prkacin bu işi şu ana kadar götürdüler ama canları çıkıyor. Çabuk dön Ermal! Ama bu üç kahraman takımı ribaunt sıralamasında ilk 5'te tutuyor (33,3). Gerçi kısaları da tebrik etmek lâzım; maç başına 13 ribaunt alıyorlar (tamam tamam, siz de kahramansınız ufaklıklar).

Savunma tarafı her zamanki gibi yolunda gidiyor. 88 yedikleri Maccabi maçı olmasa -ki onlar da herkese atıyor be birader- en az sayı yiyen takımlardan biri olacaklardı. Herhalde yıllardır çok özel kadroları olmadan gelen başarıların altında yatan, Efes'in bu disiplini. Takıma gelen adam, savunma yapmak zorunda olduğunu farkında.

Efes'le ilgili son nokta, hücumda topu paylaşmadaki problem. Popovic ve Granger hariç (ki Granger da kısa süreliğine dışarıdaydı) yeni gelen oyuncusu olmayan bu takımın oyuncularının birbirlerini iyi tanıdıklarını düşünürsek, savunmada gösterilen yardımlaşmayı hücumda da göstermeleri gerekiyor. Maç başına 9,5 asistle sondan 5'incilik olmuyor guys! Şutlar her zaman girmez.

Ülkerspor

Ülker'in şu anki durumu iç açıcı değil (1–3). Ama sorunlar daha çok takım olmakla ilgili (çok transfer var) ve zor bir fikstürle başladıklarını eklemek lâzım. Şu ana dek Avrupa'nın en derinlikli (bence) kadrosuna sahip Pana, en az sayı yiyen takım Real Madrid ve kendi sahasında çok iyi oynayan Unicaja Malaga ile oynadılar. Bu kadar çok yeni oyuncusu olan ve böyle bir fikstürle başlayan bir takımdan iyi başlangıç beklemek pek doğru olmazdı herhalde. İyi şeyler de var Ülker'de ama kötüler çoğunlukta.

Efes'in aksine, bu takımda da oyuncu bolluğu var. Efes 4 maça da aynı ilk beşle başlarken Ülker tam tersi. Şu ana kadar 14 farklı oyuncudan oluşan listelerle çıktılar maçlara. Tamam, paranız çok ama böyle de hava atılmaz ki!

Ergin Ataman çok kariyerli bir koç ama bu takımın düzene girmesi ve oturması için onun da zamana ihtiyacı var. Efes için handikap olan TBL'nin zorluğu onların işine gelebilir.

Hücumda ciddi sorunları var Ülker'in. Maç başına 67 ortalamayla en az sayı atan 4'üncü takım ve 6,5 ile uzak ara en az asist yapan takım olarak bas bas bağırıyor, “ben düzenimi kuramadım daha” diye. Yahu takım deplasmanda 60'ı geçemedi daha.

Ama ne ilginçtir ki hücumda düzenini kuramayan bu takım, aynı zamanda en az sayı yiyen 3'üncü takım (69,3). Aydın Örs geleneği böyle bir şey olsa gerek.

Hücumdaki sorunlar takımın birbirini tanımasıyla bir miktar azalacaktır ama takımın daha mücadeleci de olması gerekiyor. En az faul yapılan 3'üncü takım ve en az ribaunt alan 5'inci takım olarak “bana dokunmayan rakip 100 atsın “ gibi bir hava veriyor Ülker. Olmuyor, ayıp oluyor! Bizim gibi delikanlı bir millete yakışmıyor. (Kurtlar Vadisi seyredenlerle biraz fazla yüz-göz oldum bu aralar, kusuruma bakmayın.)

Son olarak Ülker'in şöyle bir avantajı olduğunu düşünüyorum; muhtemelen Pana ve Madrid böyle oynamaya devam ederler ve grubu en fazla 2'şer mağlubiyetle kapatırlar. Bu da alttaki takımların kendi aralarında yapacağı maçları daha önemli kılıyor. Ülker'in kolaylaşan fikstürü ve oturacak olan düzeniyle toparlanacağını ve bir mucizeye sebebiyet vermeden Top 16'ya kalacağını düşünüyorum.

* * *

Takımlara baktık, bir de bireysel durumda ne âlemdeyiz, ona bakalım kısaca. Siz Amerikalıların efficiency, biz Avrupalıların ise index rating dediğimiz, oyuncunun kenarda kaç bardak su içtiğinden çıkışta kaç kişiye imza verdiğine kadar her türlü istatistiği kapsayan değerlendirmede Kaya Peker 4'üncü, Mirsad 7'nci durumda. Ulen bu takımlar yabancı kaynıyor, bu sıralamalarda Türk dolu. Len yoksa pis işleri bizimkilere mi yaptırıyorlar? Vururuz, bitiririz işlerini, ona göre . (Hâlâ Kurtlar havası işte, mazur görün.)

Sayılarda Kaya 7'nci, Popovic (bu adamın adının başka olduğu ama kibarlık olsun diye popo dendiğine dair bir söylenti var , ne kadar doğru bilemem) 14'üncü sırada. Ribaundlarda da bizden üç adam; aslan, cengâver ve koç var: Mirsad (aslan) 1'inci, Kerem Gönlüm (cengâver) 7'nci ve Kaya (koç) da 12'nci sırada. Gördüğünüz üzere ortalık, maç başına 52 dakika 28 saniye oynayan Efesli ve istatistik delisi Mirsad kaynıyor. Ama üç tane Maccabili'nin utanmadan arlanmadan, fütursuzca girdiği asist sıralamasında ilk 15'te bir tane Türk yok! Hadi Türk'ü geçtim, bir tane Efesli veya Ülkerli de yok... Benciller! Yıkılın gözümün önünden.

Yazımı son günlerde genç kızların dilinden düşmeyen bir şarkıyla bitirmek istiyorum:
Ateşe baca lazım
Kitaba hoca lazım
Bana bi koca lazım
O da bu gece lazım

Bir başka yazıya kadar sağlam durun, akıllı olun, çeteyi satmayın, polise konuşmayın. Öptüm alınlarınızdan.