YUROLİG
Erdem DEMİRBAŞ


Özde değil, sözde final

Tüm site ahalisine merhaba. Sitenin Yurolig bölümü yazarı olarak, üzerinden asırlar geçmiş Final Four ile ilgili bir yazıyı utanmadan arlanmadan yazamadığım için, bari TBL Finali'yle ilgili bir şeyler karalayayım dedim. Yazı yazmadığım dönemde çoluk-çocuğun derdi (ödevler), hanımla ayrılmanın eşiğine gelmemiz (okulu uzatma tehlikesi), iş-güç, patronla husumet (sınav, proje, hocalarla gerilim) gibi durumlarla boğuştuğumdan, basketbolu sadece izleyici olarak takip edebildim.

Ülker menajeri Hakan Artış da annemizin liginin finalini "İki Yurolig takımı oynuyor, haberiniz ola" diye pohpohlayınca, ben de kenarından köşesinden tutundum bu lafa.

Ulen gören de bu ikisi Avrupa'da finalde kapışmış, şimdi de onun rövanşına çıkıyor sanır. Biri çeyrekte, diğeri oraya gelemeden elenmiş, birileri de "Yurolig takımı" diye gazı veriyor alttan... Koyunlu-keçili, Abdurrahman Çelebi'li bir atasözü vardı ya... İşte ondan.

Neyse, gevezelik biter, basketbol başlar.

Takım hâli

Bir kere bu seri, basketbolda veya herhangi bir sporda hırsın-isteğin sonucu ne kadar etkilediğine dair çok güzel bir örnek. Sene başından beri takım olamamak ile eleştirdiğim Ülker tam bir takım gibi mücadele ederken, Efes Pilsen de mazluma uymayan bir tavırla ezileni oynamaya çalıştı..

Farklı biten maçlardan ya da böyle 4-0 biten serilerden sonra söylenen klasik bir cümle vardır, "Bu takımlar arasındaki fark bu kadar değil, sonuç yanıltıcı olmasın" diye.

Burada tam tersi geçerli bence. Özellikle ilk iki maçın yakın skorlarla bitmesine aldanmasın kimse. Bu iki takım bu kafayla on maç daha oynasa, hepsini Ülker kazanırdı. Çünkü basketbol oynamak isteyen ve sadece oyunu düşünen taraf onlardı ve haklarıyla kazandılar. Mirsad bile hakemle uğraşmak yerine basketbol oynamayı düşündü, gerisini siz hesaplayın artık.

Bu durumun, Efes'in son dört sezonun şampiyonu olmasıyla ve/veya başarıya doymuşluğuyla filan bir ilgisi yok bence. Nitekim Ülker'de de Ömer, Cüneyt ve Mirsad, Efes'teki birçok oyuncudan daha fazla şampiyonluk gördü. Bence en büyük fark iki koç arasındaydı.

Teknik ve taktik farklılık

Ne tesadüftür(!) ki son yazımda da Oktay Mahmuti'yi eleştirmiştim, aradan kaç ay geçti, bakın hâlâ devam ediyorum.

Serinin başından sonuna hakemlerle kavga etmekten ve onlara itiraz etmekten, basketbolu düşünmedi. Karşı tarafta Murat Özyer her haliyle basketbola, oynanmakta olan maça konsantre olmuşken, banklarında her daim bağırıp çağıran bir koç görüyor olmak, Efesli oyuncuları pek motive etmemiş olsa gerek.

En basitinden, ilk maçta Efes farkı 19'dan üçe indirmişken (Cenk ve Barış'ın sürpriz katkılarıyla), Mahmuti'nin bir pozisyonda hakemlerin Efes lehine çalmadığı bir faule itiraz edip teknik faul almasının gelen maçı nasıl geri gönderdiğini gördük. İmamlı-cemaatli bir atasözümüz daha vardır. Aha şimdi de ondan!

İkinci olarak; Efes'in bu serideki rotasyonu, ancak ligin ilk üç maçında görülebilecek türden... Bir önceki maçta bir saniye oynamayan Cenk'in bir sonraki maçta 25 dakika sahada olması, oyun kurucu pozisyonunda sanki deneme-yanılma misali değişiklikler yapıp durmak... Bunlar bir final serisi için çok garip strateji(!)ler.

Diğer yandan, karşıda tüm sezon boyunca rotasyonda ve oyunda bir düzen tutturamayan Ülker'in nihayet sene sonunda bir düzen bulmasının -geç olsa da- daha normal olduğu kesin. Umarım önümüzdeki yıl bir yığın gereksiz oyuncu transfer edip takım haline gelmiş bu kadroyu fazla değiştirmezler de, Yurolig'te bir şeyler yaparlar.

Ülker gardını iyi aldı

Aslında seri öncesi Efes Pilsen favori gibi duruyordu. Ülker seriye 1-0 önde başlıyor olsa da, Efes'in Beşiktaş serisindeki oyunu, bu avantajı dengeliyor gibiydi. Üstelik kâğıt üstünde Ülker'inkinden çok daha etkili görünen pota altı oyuncuları da ibreyi biraz Efes'e çeviriyordu bile. Kim tahmin edebilirdi ki, Ülker'in kısaları Efesli gardları böyle ezip geçsin?  

Serinin ilk maçında Barış ve Cenk'in Ülker'in rehavetinden faydalanıp yaptıkları patlama olmasa, Efes kısalarının seri boyunca esamesi okunmayacaktı. İbrahim, Cüneyt, Ömer, hatta Stefanov, hem savunmada hem hücumda inanılmaz mücadele ettiler. Buna karşılık - Mahmuti sağolsun- Efes'te oyuncular oyuna girip çıkmaktan bir hâl oldular. Özellikle Ermal'in sezonun büyük kısmında oynamaması ve dolayısıyla formsuz dönüşü, Kaya'nın performansında da sezonun ikinci ayından itibaren gözlenen düşüş gibi sebeplerle hücum sistemini daha ağırlıklı olarak kısaların şutlarının akibetine bağlayan Efes'in hüsranı da, bu şartlarda (mevcut gard rotasyonu: Ender, Popovic, Barış) normal karşılanmalı.

Şampiyonluk harmanında tecrübenin payı

Batuğ Abi'nin de yazısında belirttiği gibi, Türkiye'de basketbol denince akla ilk olarak Efes Pilsen geliyor, ama bu seriyle ilgili bir yazıda Ülker'den ve hatta özellikle iki oyuncudan daha çok bahsetmek icap ediyor... Çünkü basketbolu oynayan onlardı.

Ayrı bir paragraf İbrahim ve Mirsad'a ayırmak lazım. İkisi de bu seride kendilerinden beklenen katkıyı hem oynadıkları basketbolla, hem de takıma örnek olmalarıyla gösterdiler. İbo seriyi 18 sayı - beş ribaunt, Mirsad da altı sayı - 10 ribaunt - üç asist ortalamalarıyla tamamladılar. Bu istatistiklerden daha önemlisi, Türkiye'nin en kariyerli oyuncularından ikisi olmalarına rağmen (ilginçtir, Avrupa Şampiyonluğu'na ulaşan olan tek Türk oyuncu olan İbrahim'in ilk TBL şampiyonluğu oldu bu), bu şampiyonluğu en çok isteyen iki oyuncu gibi oynadılar. İnsan böyle durumlarda "Daha önceleri nerelerdeydiniz?" şarkısını hatırlamadan edemiyor.

Şampiyon Ülker'i Türk oyuncuları sırtlarken ve Efes de sırtını yabancılara dayamışken, Milli Takım'a Ülker'den iki, Efes'ten ise beş oyuncu çağırılması da ayrı bir konu. O da başka bir yazıya artık.

Arızalı kural

Bitirmeden, şu "playoff serilerinin sezon serisi sonucuna göre 1-0 önde/geride başlaması" kuralıyla ilgili de iki laf etmek istiyorum.

Bu kural, özellikle üç galibiyette biten erken tur serilerinde heyecanı öldürmekten başka bir işe yaramıyor. 1-0 önde başlayan takım, bir galibiyet daha alıp ilk maç sonunda ikiye ulaşırsa, tek bir galibiyet daha tur atlamaya yettiğinden, zaten psikolojik üstünlüğü kuruyor ve seriyi hemen hemen bitirmiş oluyor. Bu sezon sadece bir yarı final serisinde aksini gördük; Efes Pilsen geriden gelip Beşiktaş'ı geçebildi... Eğer bu kural takımları lige motive etmek için kullanılıyorsa, ayıp yani! Takımları motive etmenin yolu, onlara ancak "Çeyreğe kalırsanız sonraki tur bizden hediye" gibi bir kuralla yardımcı olmaksa, harbiden yazık bizim Tebele'ye! Nedir; "normal sezonda iki maçı da kazanmış olan takıma saha avantajını verelim de, biz de önceden belli seriler izlemek zorunda kalmayalım." Lige asılan takım, zaten üst sıralarda yer almak için asılır.

Velhâsıl bu iki takım önümüzdeki yıl ülkemizi yine Yurolig'te temsil edecekler. Efes Pilsen'in darmadağınık oyununu ve Ülker'in şampiyon olmasına rağmen bazı süreçlerde kontrolü tamamen kaybetmesini (örnek: ilk maçta 19 sayı farkın dört dakikada üç sayıya inmesi) görünce, bu yıl takımlarımızın Avrupa'da çeyrek finalden öteye neden gidemediğini anlamak hiç zor değil.

Şimdi gelecek sezonu bekleyip görelim artık.

Bir de arkamıza yaslanıp keyifle NBA finallerini seyredelim tabii.

14 HAZİRAN 2006, ÇARŞAMBA
ecoerdem@yahoo.com