YUROLİG
Erdem DEMİRBAŞ
NBA TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ

NBA WALLPAPERS

COURTSIDE


Düşe Kalka...

ecoerdem@yahoo.com
14 MART 2006, SALI


Selamlar batug.com eşrafı.

“Ulen bu sitedeki yazarlar da amma tembel, ayda yılda bir kere yazıyorlar, sonra da 'Biz yazarız' diyorlar ya, anlamıyorum” diyenlerdenseniz; bu lafları bir yerlerden hatırlarım ama yazmaya başladıktan sonra kazın ayağının öyle olmadığını söylemeliyim.

İki-üç hafta önce yazmaya yeltendim, o zaman da Batuğ Abi dükkanı kapamıştı. Sonrasında araya dünyevi ve uhrevi meseleler girdi vs. Bende mazeret bitmez zaten, en iyisi mevzuya gireyim.

Efenim bilindiği üzere Yurolig'te ikinci gruplar başladı ve üç haftada işin yarısı bitti. Acaba neden? Çünkü bu gruplar sadece altı maçtan ibaret. Bilenleri tebrik ediyoruz.

Hal böyle olunca, çeyrek finalistler de hafiften şekillenmeye başladı. Bizimkiler de bu hengamede düşe (Ülker) kalka (Efes) ilerliyorlar. Teker teker bakalım takımlarımıza (böyle deyince de sanki 14 takımımız var gibi oluyor!);

EFES PİLSEN

Kuralar çekildiğinde, çok da iyi bir gruba düştüklerini düşünmüyordum. İlk grubun en iyi takımlarından Panathinaikos, her sene savunmasıyla adını duyuran ama bu sezon Yurolig'in en çok sayı atan takımlarından Benetton ve ilk grupta iki maçı da verdiğimiz Sconnie Penn.. pardon Cibona çok hoş rakipler değildi. Hatta bu kura yüzünden liderliğin kaybedildiği son Cibona maçını hatırlayıp bir daha sövdüm. Bir de kuranın üstüne Popovic'in sakatlığı eklenince, tablo pek hoş olmadı.

Önce Popovic'in sakatlığından başlayalım.

Hırvat oyun kurucunun sakatlığı aslında klasik bir oyun kurucunun sakatlığından farklı etkiledi Efes'i. Popovic, Efes'in "oynatan değil, oynayan oyun kurucu" geleneğinin son halkası. Zaten Efes pasa dayalı bir oyun oynamadığı ve Popovic de iyi bir pasör olmadığı için onun yokluğu başka zaafiyetler ortaya çıkardı. Bu adam takımın en önemli skoreriydi ilk grupta. Özellikle Kaya'nın Aralık ayıyla beraber düşüşe geçmesiyle Efes'in eline baktığı oyuncu olmuştu. İyi bir dış atıcı olduğu için oyunun sıkıştığı anlarda kilidi açan isim oluyordu. Nitekim çok üst düzey attığı iki haftada En Değerli Oyuncu seçilmişti. Bu yüzden onun yokluğu, ne Ender'in, ne de Barış'ın üzerine büyük bir yük bindirdi. Bence asıl sorumluluğu artanlar Domercant ve Granger oldu. Nitekim Granger son üç maçta %57 saha içi isabetle ve 20 sayı ortalamayla oynayarak bu sorumluluğun altından kalktı.

Buna mukabil Popovic'in kısmi oyun kuruculuk rolünü başka bir Hırvat, Prkacin de kapatıyor. Özellikle Benetton maçında pasör özelliğini çok iyi kullandı. Kısacası Efes'te şimdilik bir Popovic sorunu yok ve umarım olmaz dönene kadar.

Gelelim maçlara. Tahminim 3'te 2 ile başlamalarıydı ve öyle oldu ama önemli bir farkla. Cibona'ya "yine" yenilip Pana'yı deplasmanda yenmeleri toplamdaki tahminimi değiştirmedi ama grubun dengelerini alt üst etti. Herkes başta Pana'yı grup liderliğine banko yazmışken, 3'te 0 ile son sırada kaldı Yunan ekibi ve çeyrek final potasından ciddi şekilde uzaklaştı. Zaten Efes'in Atina'daki galibiyetinin asıl önemli tarafı, rakibini grubun daha da dibine yollamasıydı. Cibona ise çok önemli bir sürpriz yaparak, 16'ncı sıradan ikinci gruba kalan bir takım olarak grup liderliğine yükseldi.

Efes'in bu üç maçta dikkatimi çeken en önemli özelliği, önceki sezonlarda hiç olmadığı kadar dış atışların üstüne yatması. Kazanılan Benetton ve Pana maçlarında %50 isabet ile 10'ar üçlük attılar ama Cibona maçında işler iyi gitmedi ve %30 ile dört üçlükte kaldılar. Sonunda maç kaybedildi.

Tamam, Domercant ve Granger iyi dış atıcılar olabilir ve dış atışlar değer itibarıyla basketbolda önemli olabilir; ama pota altını daha fazla zorlayıp yakın atışla skor üretmenin avantajlı olduğu gerçeği, sadece bir basketbol kuralı değil, aynı zamanda bir fizik kuralıdır. Umarım Ermal döndüğünde daha etkili bir pota altı izleriz de, dış şutlar girmediğinde bir kazanma alternatifi olur Efes'in. Zira her maç 30-35 dakika oynayan Kaya-Prkacin ikilisinin verimliliği sezon ilerledikçe daha da riske girecektir.

Efes'le ilgili son söylemek istediğim şey, Koç Oktay Mahmudi ile ilgili. Yıllardır Efes'te görev yaparak tecrübesi ve basketbol bilgisiyle kendini ispatlamış bir koç olduğu gerçek Oktay Hoca'nın. Benim gibi anadan doğma muhalifler bile kabul eder bu gerçeği. Hatta kır saçlarının ve karizmatik sesinin de hastasıysanız, "Avrupa'nın en iyilerinden biri" mertebesine bile koyabilirsiniz onu. Lakin bu sezon Cibona'ya kaybedilen üç maç ve Popovic'in sakatlığıyla ortaya çıkan Barış Ermiş gerçeği, Oktay Hoca'nın iki önemli hatasıdır.

Eğer siz Top 16'ya En İyi Altıncı Takım klasmanından girmiş bir takıma oynadığınız üç maçta da hemen hemen aynı senaryoyla yenilirseniz, burada takımın koçunun önemli bir hatası var demektir. Üç maçta da Sconnie Penn denilen yerden bitme, Efes'in işini bitirdi. Adam ilk grupta Efes'le oynanan iki maçın haftasında da En Değerli Oyuncu seçildi. Ayrıca Cibona'nın hem ilk gruptan çıkmasında, hem de çeyrek finale çıkmasında (eğer olursa) Efes'in payı yadsınamaz. Burada en önemli mesele, mağlubiyetlerin o maça özgü sebeplerle değil, aynı senaryoyla gelmesidir. Bir hatayı iki kez yapmayan akıllı mıdır, yoksa iki kez yapan aptal mıdır, bilemem; ama Oktay Hoca'nın bu alışıldık senaryonun değişmemesinde büyük payı vardır ve eleştiriyi hak eder.

Barış Ermiş mevzusunda ise sezon başından beri dilimde tüy bitiren “kadro darlığı"ndan çok da farklı şeyler söylemeceğim aslında.

Popovic sakatlandığında Efes'ten “Çok istemiyoruz ama bir oyuncu alacağız galiba” sesleri çıkmıştı. Sonrasında vazgeçildi ve idare Ender-Barış ikilisine teslim edildi. Nitekim bu sistem Benetton maçında iyi işledi ve hatta boş şutları kaçırıp saç baş yolduran Ender'in yerine oynayan Barış, kritik basketleriyle oyunu Efes'in elinde tuttu. Fakat daha önce Yurolig'te toplam dokuz dakika oynayıp Benetton maçında 20 dakikada çok iyi işler yapan Barış sonraki iki maçta ne kadar oynadı dersiniz? Toplam 10 dakika, 0 sayı, 2 şut, 3 asist. Ne oldu şimdi? Oktay Hoca Barış'tan 20 dakikada triple-double mı bekliyordu da, hayal kırıklığına uğradı?

Ayrıca Kaan Kural'ın Benetton maçında “Barış'ı hazır tutan Oktay Mahmudi'yi de takdir etmek lazım” sözüne hiç katılmıyorum. Türkiye Ligi'nde bile yeterli süre alamayan Barış'ın o maçtaki başarısı daha çok kişisel bir başarıdır ve Efes takımında antrenman yapmasının sonucudur bence. Yoksa Oktay Hoca'nın oyuncusunu psikolojik olarak maça hazırlayıp “Hadi aslanım, sen yaparsın bu işi” dediğini hiç sanmıyorum. Eğer böyle bir durum söz konusuysa neden sonraki iki maçta eski hikayeye geri dönüldü?

Oktay Mahmudi, kişiliğiyle de çok saygı duyduğum bir koçtur. Ama Efes gibi her kulvarda sonuna kadar mücadele eden takımlarda kadronun tümünden verim almak koçların en önemli sorumluluklarından biridir. Her maçı altı-yedi oyuncuyla tamamlayan ve ancak başka bir çare kalmadığında banka bakan bir koçun, daha düzelteceği önemli yanları var demektir.

ÜLKER

Hikaye aslında aynen devam ediyor Ülker'de. İlk üç maçını kaybederek, bu sezon da "Top 16'da oynama hakkı elde eden hiç bir takımı yenememe" geleneklerini sürdürdüler. İlk grupta da üstlerinde yer alan dört takımla oynadıkları sekiz maçı kaybetmişlerdi. Üstelik Real Madrid'e üçüncü kez yenilmeleri de cabası.

Ülker'in kurasını, da dördüncü torbadan kuraya giren bir takım için 'idare eder' bulmuştum. Maccabi son iki sezonun şampiyonu olsa da, Jasikevicius'un gidişinden oyunları çok etkilenmişti. Nitekim ilk grupta beş mağlubiyetleri vardı. Dolayısıyla ilk torbadan gelebilecek en uygun takımdı. Climamio aslında en şansız kura olabilir çünkü Top 16'ya son sekiz maçlarının yedisini kazanarak girmişlerdi ve istim üstündeyken oynadılar Ülker'le. Rahat bir galibiyet aldılar haliyle. Real Madrid ise şu anda grupta lider olmasına rağmen, ilk grupta Ülker'in iki maçta da yenmeye yaklaştığı bir takımdı. Dolayısıyla "en azından İstanbul'da kazanır Ülker" diye düşünmüştüm, olmadı.

Ülker'in ilk gruptan gelen büyük maçları kazanamama alışkanlığı devam ediyor. Örneğin Maccabi maçı, 17 sayı öndeyken kaybedildi. Bu, kolay hazmedilecek bir durum değil. Üstelik bu gruplarda sadece altı maç oynanacağından, her maçın her saniyesine çok iyi konsantre olmak lazım. Zira hatanın telafisi çok zor.

Aynı şekilde İstanbul'daki son Madrid maçında son topu acemice kullanıp harcamaları da büyük bir hataydı.

İlginç olan, savunmasıyla ünlü Ülker'in üç maçta ortalama 80 sayı yemesi. Rakipler skorer takımlar olabilir ama skor üretmede zaman zaman çok zorlanan bir takım olarak Ülker'in hatasız yapması gereken bir iş, iyi savunma. O da olmayınca, sonuç 3'te 0 ile grup sonunculuğu oluyor.

Ülker'in ana sorunu, maç içerisinde çok inişli-çıkışlı oynaması. Maccabi maçındaki felakete ek olarak, Madrid maçında son çeyrekteki harika savunmayı da gösterebiliriz. Madrid'i bir çeyrekte dokuz sayıda tutan bir savunma, neden üç çeyrekte 62 yer ki?

Takımın dengesizliği, oyuncuların bireysel dengesizliklerinden de kaynaklanıyor biraz. İbrahim bir maçta sıfır çekip diğer maçta 23 atabiliyor. Ya da Trapagnier bir maçı %50 ile oynayıp diğer maçı %25 ile oynayabiliyor. Hal böyle olunca, Ülker ne takım oyununun istikrarına, ne de oyuncuların bireysel istikrarına güvenebiliyor.

Açık olan şu ki, Ülker'in önümüzdeki üç maçı kazanması bile çeyrek finale çıkmaları için yetmeyebilecekken ve henüz üst düzey takımlar karşı hiç galibiyeti yokken, pek şansı kalmadı. Umarım seneye de 32 tane adam transfer etmezler de, bu seneden dersler çıkarıp daha istikrarlı bir takım olurlar.

Son olarak genel bir bakış atalım Yurolig'e, kısa notlarla:

-- İlk gruplarda en az sayı atan, en az asist yapan, en kötü saha içi isabetle oynayan ve 16'ncı sıradan ikinci gruplara kalan Cibona Zagrep, şu anda grubunda lider.

-- İlk gruplarda en çok sayı atan ve en yiksek saha içi isabetle oynayan Panathinaikos, aynı grupta galibiyetsiz sonuncu.

-- Üçüncü maçlar sonunda hiç bir grupta kurada ilk torbada yer alan bir takım lider değil.

-- Hiç bir tahmini tutmayan Erdem Demirbaş'ın aylar önce “Bir Yurolig Hatırası: Köprüyü Geçmek” yazısında belirttiği “İlk gruplardan bir şey anlamayız, ikinci gruplarda süprizler olur” açıklaması, akıllara zarar bir şeklide tutmuştur.

-- İlk grup maçlarında yeni bölümleriyle başıma bela olan Kurtlar Vadisi, bu sefer de tekrar bölümleriyle basketbol keyfimin içine etti. İnternetten maç takibi (maalesef) in, Kurtlar Vadisi out.

Selâmetle.


ÖNCEKİLER:
Tatil Sonrası
Abrev Vencer Espanol Gran?
Finallerin Ardından
Yurolig Hatırası: Köprüyü Geçmek
Bir Avro Kaç Efes, Kaç Ülker Eder?