YUROLİG
Erdem DEMİRBAŞ
NBA TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ

NBA WALLPAPERS

COURTSIDE


Yurolig Hatırası: Köprüyü Geçmek

ecoerdem@yahoo.com
12 ARALIK 2005, PAZARTESİ


Selam ey batug.com cumhuriyeti vatandaşlığı üst kimliğinde buluşan insanlar.

Sitenin 6'ncı adamları iki hafta yazmayınca “Ne kadar da çok şey birikmiş birader?” deyip nereden başlayacaklarını bilemiyorlar haliyle. Benimse hiç böyle bir sorunum yok. Aha da 2 haftadır yazmadık, 4 maç geçmiş epi topu üstüne yazılacak. Benim de “Ne uydursak da yazsak acaba?” gibi bir sorunum oluyor bu durumda. Şöyle araya, "bu oyuncu şu mankenle beraber", "Ülker oyuncu maaşlarını Hanımeller'le, Efes de birayla ödemiş", "Ülkerli oyuncular annelerinin yanından ayrılmıyormuş, Efesliler de iyiden iyiye kafayı bulmuş" filan gibi magazin haberleri mi serpiştirsem diye düşünüyorum. Ya da "Demet Akalın 'hâlâ' her şarkısında İbo'ya mesajlar yolluyor" tezimi şarkı sözlerini irdeleyerek mi ispatlasam? Neyse ya, buluruz illâ ki bir şeyler.

Efenim malumunuz bizler bu ülkenin takip edilen, geniş bir hayran kitlesi olan (!) yazarlarıyız. Okuyucularımız bizden doğru ve tarafsız yorum beklemekte. Ben de ileride Anadolu Grubu ve Ülker'e yapacağım muhtemel staj ve iş başvurularımda aleyhimde delil olarak kullanılacağını bilsem de, saygın gazetecilik kimliğimi (?) koruyarak cesurca eleştireceğim bu iki takımı. Doğru ve tarafsız yorum için geleceğimi feda ediyorum. İlker Yasin'in dediği gibi; "Ağlamak istiyorum!" Neyse fazla uzattım, sadede geldim.

Efes Pilsen 21 maç sonra evinde kaybetti

Kimi gazetenin “biracılar”, kimininse “Avrupa'nın Efesi” olarak lanse ettiği bu takım, geçen iki haftayı 1 yengi ve 1 yenilgiyle kapatıp (5–1) ile liderlikte oturmaya devam ediyor. 21 maç sonra İstanbul'da Rytas'a mağlup oldular. Basketbolu hâlâ Tamer Oyguç'un Efes'te, İbo'nun da Fener'de oynadığını zannedecek derecede takip edenlerin adını sanını duymadığı Rytas, ilk iki maçını kaybettikten sonra dört maç üst üste kazandı ve Efes'in ardından grupta ikinci. Üstelik Efes'in dışında Barselona ve Maccabi'yi de deplasmanda yendi amcamlar. Öyle koftiden takım değiller yani. Bir de maç başına 33 sayı atan Kaya-Popoviç ikilisinden biri maçın ilk çeyreğinde sakatlanıp diğeri de yarı hasta maça çıkınca, toplamda 9 sayıda kaldı Efes ve sadece 51 atıp maçı farkla kaybetti.

Bu maç Efes'in 1-2 oyuncuya ne kadar bağlı olduğunun da göstergesiydi biraz aslında. Özellikle pota altı, Kaya çıktıktan sonra dökülmeye başladı. Ermal'ın cezası 22 Mart'ta bitecek ve görülen o ki, o dönene kadar durumu idare edilecek. 4–5 aylık bir transfer yapıp düzeni bozmak istemiyorlar anlaşılan. Lakin ikinci gruplar 22 Şubat–30 Mart arasında oynanacak ve oradan ilk 8'e kalmak o kadar da kolay olmayacaktır. Ermal ancak kalınırsa çeyrek finale yetişecek. Ne olur, göreceğiz.

Hadi anladık transfer yapmıyorsunuz, bari şu Kerem Gönlüm'e basketbolun sadece ribaunt almaktan ibaret olmadığını öğretin de biraz sayı atsın. O da sevinsin, Efes de sevinsin, biz de sevinelim. Yumak olalım.

Granger silkindi, sürer mi?

Allah'tan sonraki maçta Prokom'u deplasmanda yendiler de, ilk devreyi lider kapatmayı garantilediler. Bu maçta Kaya ve Popovic dönüp devreye girince Efes asıl seviyesine geldi. Ama maçın adamı 40 dakika sahada kalıp 21 sayı atan Granger'dı. Önceki maçlar göre çok ekstra oynadı. Hep böyle oynarsa eyvallah ama oynamazsa Cenk, Alper, Barış gibi skorda sorumluluk almayan kısalarla ancak ilk grupta lider olursun. Gerisi zor.

Bu galibiyetle Efes deplasmandaki maçlarını kazanmaya devam etti. 6'ncı maçların sonunda Yurolig'te bunu yapabilen tek takım. Ama deplasmandaki bu 3 maçın grubun son 3 sırasındaki takımlarla olduğunu hatırlatalım. Kendisinden sonra gelen ilk 3 takımla da İstanbul'da oynadılar.

Yalnız Efes'in takdir edilmesi gereken özelliği, bir kimliğinin olması. Maçın içerisinde işler kötü gittiğinde ya da tansiyon yükseldiğinde 'genellikle' tecrübesini kullanıp kontrolü elinde tutmasını biliyor. Prokom maçının son çeyreği buna örnek. Rakibe verdikler hücum ribaundu sayısı neredeyse aldıkları savunma ribaunduna eşit olsa da, yüksek şut yüzdesiyle durumu kurtarmayı başardılar.

Önümüzdeki hafta deplasmandaki tüm maçlarını kaybetmiş olan Cibona'yla İstanbul'da oynayacaklar. Muhtemelen kazanıp ilk yarıyı lider bitireceklerdir. Ama dediğim gibi, Rytas, Maccabi ve Barselona'yla dışarıda oynayacaklar. İkinci yarıda zor bir fikstürleri var, 'olmazsa olmaz' oyuncular fazla sayıda, en az asist yapan 3'üncü takım vs... Velhasılı kelam, sıkıntılar var ama bunlar bu gruptan çıkmaya engel değil. Fakat sonrası için şüphelerim var. Şu kadroya neden 1-2 takviye yapmazlar, anlamıyorum. Ya bildikleri bir şey var, ya da bu Tuncay Özilhan cimri. Vazgeçtim ben bunlara iş başvurusu yapmaktan.

Ülker de sinir etmeye başladı artık!

Bu adamlar bunca basketçiye eşek yükü gibi para harcıyorlarsa, beni kesin işe alırlar. Hatta biraz zorlasak bu takımda oyun kurucu bile olurum. Bu işi Stefanov ve Cüneyt'ten iyi yapacağım kesin de, biraz kondisyon eksikliğim var. Tam hazır olup öyle oynayayım, diyorum.

Şaka bir yana, bu takım nasıl hücum ediyor, antrenmanda ne çalışıyor, ben anlamadım. En az sayı atan 2'nci takım, en az asist yapan takım... Ama istatistiklere bakmadan Ülker'i 5 dakika seyretmek de sorunları görmek için yeterli.

Yahu her hücumda farklı bir adam topu 82 saniye elinde tutup kendi bir şeyler üretmeye uğraşıyor. Çalışılan hücum setleri de hâlâ İbo'yu pota altından çıkarıp şut attırmaya dayalı. Artık bu adamın üstüne takım kurulmaması gerektiğini anlamak için bizim yurt takımının bile kalabileceği Top 16'ya kalamamak mı lazım? Stres sahibi oldum yine!

Kafa kafaya götürdükleri (o bile olmaması lazım ama neyse) Partizan maçının son çeyrek skoru 34–16. Bu Partizan da Yurolig'in en az sayı atan 3'üncü takımı güya. CSKA maçında 21–4 seriyle maçı ilk yarıda kaybettiler. Bunları "tecrübesizlik", "yeni kurulmuş takım" gibi klişelerle açıklamak olmaz. Sene başından beri kaç tane maç oynadılar, aralık ayının ortasına geldik hâlâ hücumda kimin ne yaptığı belli değil! Bu adamlar önceden kamyon şoförü, manav, mühendis değil basketbolcuydu (herhalde). Birbirine alışıp eli-yüzü düzgün bir oyun oynamak için geçen süre yeterli ama basketbolu öğrenmek için yetmiyor haliyle. Peygamber gibi adamımdır, ben bile sinirlendim bak!

Mazeretin de dayanağı olmalı

Tamam, Ülker'in grubunda Pana, Real Madrid, CSKA gibi Final Four adayı takımlar çok. Özellikle CSKA üstü üste 4 maç kazandı ve çok formdayken Ülker ile oynadı. Ama bunlar, adam gibi mücadele edip düzgün oynayıp kaybedersen arkasına sığınılacak durumlar. Böyle oynayanın mazereti olamaz. Üstelik Ülker geçen sene CSKA, Pana ve Tau'nun (üç Final Four takımı) grubundan çıkmıştı. "11 transferle takımı bu hale getirmek ne kadar doğru bir politikadır?" diye hiç sormuyorum çünkü kötü bir politikadır, belli. Geçen sene gruplarda 16'ya kalan son takım (6–8) galibiyet-mağlubiyet durumundaydı. Ülker'in geri kalan 8 maçta en az 5 galibiyete ihtiyacı var ama bu oyunla zor vesselam.

Mirsad, Ülker'in bu durumunda ribaunt krallığını sürdürüyor. Index rating'de Kaya 10'uncu, Mirsad 12'nci. Ha bir de son 4 maçını kazanan ve A grubunda lider olan Tau'dan Serkan Erdoğan sayı ortalamasında birinci. Bunlar da bizden diğer haberler.

Buraya kadar yazdım, gruplarda şunlar oldu, bunlar oldu, diye; kovulmazsam bundan sonra da yazarım. Lakin bu gruplar yalancı biraz. Hani yalancı demeyelim de, köprüyü geçmek gibi. Geçen senenin finalisti Tau, 6–8 ile son anda 16'ya kalmıştı. Efes 12–2 ile başladı ama sonrası gelmedi, ya da CSKA tüm maçlarını kazanarak çıktığı gruptan sonra kendi evindeki dörtlü finalde son sırada kaldı. Kısacası 16'ya kalmak önemli olan, gerisi hikâye. Ama bu köprüyü geçmeden de olmuyor tabii ve bir takımımız bu yakada kalacak galiba. Selametle.