YUROLİG
Erdem DEMİRBAŞ
NBA TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ

NBA WALLPAPERS

COURTSIDE


Abrev Vencer Espanol Gran?

ecoerdem@yahoo.com
9 OCAK 2006, PAZARTESİ


Hola millet! Eğer İspanyolca-Türkçe sözlük bana bir yamuk yapmadıysa, yukarıdaki cümleyi simül-tane tane çevirdiğimizde “Nasıl koydu İspanyollar kocaman?” mealinde bir cümle ortaya çıkıyor. Bunu da basketbol diline çevirirsek, Ülker'in Malaga'ya, Efes'in de Barca'ya yenildiği bir haftada son derece mâkul bir başlık oluyor.

Şöyle finallerim bitmiş yorgunluğumu atıyorum, arkama yaslanıp basketbol seyrediyorum, başımın perşembe akşamları belâsı Curtlar Vadisi de Sharon the Taş ablamızın öpücüğüyle bitti derken, bu sezon ikinci kez iki Türk takım aynı hafta kaybetti. Ülker zaten her hafta kaybediyor neredeyse, Efes de ona denk geldi bu hafta.

Sömestr tatilimin başladığı ve evime gitmeye hazırlandığım şu günde tüm gün yatıp tembelliğin dibine vurmadan önce, nasıl kaybettik şu iki maçı, bir bakalım. Alfabetik sırayla devam...

EFES PİLSEN

Barca
için ölüm-kalım maçıydı bu maç. Önümüzdeki haftalarda Rytas, Cibona ve Maccabi gibi kendisinden üstte bulunan takımlarla deplasmanda oynayacakları için, bu maçı kazanmaları şarttı.

Maç öncesinde Efes'inse tuzunun kuru olması “maç kafa kafaya gider, son periyodda Barca asılıp alır” gibi bir hava veriyordu... demek isterdim ama yalan olur. Hiç öyle bir şey demedim ama öyle oldu. Son çeyrekte 12-0'lık bir seri yakaladılar ve elimizdeki maç gitti. Kaybetmek dünyanın sonu değil Efes için ama böyle kaybetmek sonun çok uzakta olmadığının işaretlerinden.

Şöyle ki; bir kere son Milano maçında atılan 17 üçlük bir taraflarını kaldırmış bizimkilerin. Bu maça da fena başlamadılar aslında. İlk çeyrekte 21 sayının 15'i, 6'da 5 gibi bir isabetle üçlüklerden geldi, ama sonrası…13'te 1 ile oynanan üç periyot ve güvenilen ama o kadar da güvenilmemesi gereken dağlara yağan kar. Hadi ilk yarıda yine girmeyen topları topladık ama ikinci yarıda her hücumu 28 kere kullanan Barca oldu. Ayıp oldu, kötü oldu, elimizde patladı, kaybettik.

Lâkin ben size iki şey söyleyeceğim ilgimi çeken: Birinin cılkı çıktı farkındayım ama haklı olduğumu görmek gururumu okşuyor, ikincisiyse son maçta ayyuka çıktı.

Biz mi yardımcı olsak skora?!

İlk mevzu; ben dedim ya “bu takımın yarısı potaya bakmadan oynuyor, skoru hep belli adamlar sırtlıyor, onlar atamayınca batırıyoruz” diye, aha da bu maçı yayınlayan kanal, tokat gibi yapıştırdı bu acı gerçeği ekranda. 35 ve 7 yan yana konmuş iki alâkasız sayı olabilir ama bu maçta bench'ten gelen skor katkılarını gösteriyordu. Maalesef sağdaki Efes'e ait.

Bu takım en azından bir tane daha potaya top yollayabilen bir adam bulmadıkça ben bunu söylemekten bıkmayacağım. Ne yapabileceklerini sanıyorlar, ben çözemedim. Finiks Sans mısınız yavrucum siz? Onlar bile tosladılar belli bir yerde. Bu kadar çok havlu sallayıcı bir takıma fazla. Azcık şut sallamasını öğretin bunlara.

Kaya Pekmez!

İkincisi de önemli bir mevzu. Bu takımda Kaya Peker diye bir adam var. Ben kendisine bir zamanlar kıldım. Sahada habire kavga eden, potanın 1 metre uzağından sayı yapamayan bir adamdı. Ama Allah için kendisini çok geliştirdi sonradan ve Efes'in 4'te 4 yaptığı kasım ayında Yurolig'in En Değerli Oyuncusu oldu. Hem Efes'in konumu, hem de Kaya'nın istatistikleri, hakkıyla bu ödülü almasını sağladı. Nitekim bu 4 maçta; 29 dakikada 16.7 sayı, 7.2 ribaunt, 1.2 blok ve 1.2 top çalmayla oynuyordu. Üstelik bunu %61 saha içi isabetle ve rakiplerine maç başına 9 faul yaptırarak başarıyordu. Ama 5'inci maçta MVP ödülünü aldıktan 10 dakika sonra sakatlanıp o maçı yarıda bıraktı ve sonrasında tüm istatistikler düştü. Yarım bıraktığı Rytas maçından sonraki 4 maçta 21 dakikada 10 sayı, 5 ribaunt ve 0.7 blokla oynuyor. Saha içi isabet %48 ve artık rakipleri onu durdurmak için maç başına 4 faul yapıyor.

Kabul, bu adam bir LeBron ya da Garnett değil ama en azından Carter veya Gasol kıymetinde Efes için. Rytas maçından önce 4'te 4 yapan Efes, sonraki 4 maçta 2 kez yenildi (bir de arada Rytas mağlubiyeti var tabii). Zaten kısıtlı bir kadrosu olan ve skor opsiyonu iki-üç oyuncudan ibâret bir takımda Kaya'nın bu durumu büyük problem. Adam Barca maçında 12 dakika oynadı ve son çeyrekte oyunda yoktu. Hadi hayırlısı.

Rytas grupta 7'nci kez üst üste kazandı ve liderliğini korudu. Maccabi de kazanıp Efes'in kuyruğuna yapıştı. Efes için test dönemi iyi başlamadı. Olympiakos'la İstanbul'da oynayacakları maç bir nefes aldırabilir ama sorunlar bâki.

ÜLKERSPOR

Bu takım o kadar ilginç ki, 9 maçta 2–7'lik dereceleri olmasına rağmen her maçtan önce insanda “belki kazanırlar” umudu yaratıyor. Malaga bu maç öncesinde çok formdaydı, 5 maçlık galibiyet serisiyle geldiler ve grup lideri Pana'yı yenebilen tek takımdı. Mantıklı düşünen her Türk evlâdı bu maçın favorisinin Malaga olduğunu bilir. Ama işin içinde Ülker varsa mantık pek işe yaramıyor. Nitekim maçı son çeyreğe kadar kopmadan götürdüler ama yetmedi.

Mantıksızlık deyince ilk akla gelen Stefanov zaten. Ben bu yazımda da ona sövmeye devam ediyorum. Yahu kardeşim, bir oyun kurucu 15 tane şut atar mı bir maçta? Azcık sağına soluna bak! Hadi salladın o kadar, azcık da yüzdeli at bâri.

Aslında artık bir şey yazmak istemiyorum bu takım hakkında (“ıkındın, bir şey çıkmadı, değil mi?” diyenler çok haksız değil bu arada). Zaten yakında Yurolig yazıları tek Türk takımı ekseninde gidecek. Ülkerli topçular da fazlasıyla farkında bu durumun herhalde. Değilseler bile bu maçla beraber olmuşlardır. Yazık oldu, ne diyelim? Bu kadar çok para harcayıp böyle kolay bir basamağı geçememek yetenek ister, başardılar da.

Heyecan başka yerde

Aslında bu hafta Ülker'in grubunda çok hoş maçlar vardı. Özellikle CSKA-Pana maçını izleyemediğime yandım. Central Sport Klab of Army, son 6 maçını üstelik ortalama 20 sayı farkla kazanmıştı. Pana da grubun lideri ve bence şu ana kadar (ne bencesi ya, öyle işte) Yurolig'in en iyi takımıydı. Benim bu maçtaki favorim CSKA'ydı ama her zamanki gibi yanıldım. Bu grubun dibi Pau, Ülker, Partizan gibi Yurolig'in en kötü 5 takımından 3'ünden oluşuyor olabilir ama tepede Pana, Malaga, CSKA gibi ciddi Final-Four adayları var. Zaten Ülker'in her sene en büyük hayrı, en az iki-üç Final Four takımını yakından seyretmemizi sağlaması. Allah razı olsun.

Beni asıl rezil eden Real Madrid oldu bu hafta. İlk 4 maçını kazandıktan sonra son 5 maçta 4 kere yenildiler. Bu hafta da daha demin “rezil-i rüsv┠dediğim Pau'ya evlerinde kaybettiler. Basketbolu bırakmayı ciddi ciddi düşünür oldum.

Yurolig tüm hızıyla (sanki çok hızlıymış gibi) devam ededursun, ben et, tatlı, şeker, el öpme ve harçlık ilk 5'inden oluşan takımımla Kurban Bayramı tatilime başlıyorum. Koçumuz da tembellik. Bu takım Final Four oynar mı, bilemem; ama göze hoş gelen bir oyun oynayacakları kesin.

Her yazının sonunda bir iyi dilekte bulunmak da âdet oldu ama denk geliyor. Bu sefer de iyi bayramlar. Aynı ilk 5'i size de öneririm. Sağlıcakla.

NOT: Efes bölümündeki son ara başlık ile temsil ettiği iğrenç ve basit espri bana aittir, Erdem'e kıl olmayınız. -batuğ