piston'r
Onur TİRKEŞ
 

Kazanma Kültürü - 2

Çok tembel bir herifim ben. Bunu biliyorum evet, ama insanın kendini bilmesi yetmiyor, bakmayın Yunus'un dizelerine, birşeyler de yapmak lâzım. Fakat işte tam da o birşeyler yapmak lâzım olan anda birinci madde devreye giriyor: “Çok tembel bir herifim ben.”

Kendimle ilgili niye böyle bir özfırçalamayla başladığımı merak ediyorsanız şöyle diyebilirim: En son, Avrupa şampiyonası sonrası bir yazı yazma fikri oluşmuştu kafamda. Başlık bile hazırdı; “Kazanma Kültürü”. Fark ettiğiniz gibi bu fikir de beynimdeki sayısız fikirler gibi tembellik hastalığının bir yan ürünü olarak beyin çöplüğüme doğru yol aldı.

Oysa o dönemde Rusya'da olmanın ve sadece Rusya'nın maçlarını seyredebilmenin getirdiği avantaj(!) ile, o sıradan takımın nasıl olup da Avrupa şampiyonu olduğunu anlatacaktım uzun uzun... Kaderin garip bir cilvesiyle, aynı tarihlerde yapılan Avrupa voleybol şampiyonasında da yine bu iki ülkenin final oynadığını... İki finalde de favorinin değil şans verilmeyenin zaferini... Aynı gün akşamüzeri hayal kırıklığı yaşayan bir ülkenin gece geç saatlerde nasıl coşkuyla kutlama yaptığını yazacaktım.¹

Başlığı da “Kazanma Kültürü” olacaktı, evet. Çünkü ancak böyle bir kültüre sahip bir takım tüm imkansızlıklardan ve yokluklardan bir şampiyonluk yaratabilirdi. Bu yazıya da o asla yazamadığım yazımın anısına “Kazanma Kültürü - 2” başlığını lâyık görüyorum izninizle. Tabii bitirmeyi başarabilirsem.²

* * *

NBA'de sezon bitmese de 2007 sona erdi ve takımların durumları az çok ortaya çıktı. Her ne kadar bazı takımlar bu 30-35 maçlık dönemde inişli-çıkışlı süreçler yaşadılar ve kafaları karıştırdılarsa da en azından ligin tepesiyle ilgili fikirler kabaca oluştu.

DOĞU, üzerinde yorum yapması daha kolay olan konferans bu sezon da. Grup birincileri neredeyse kesin. Gerçi bu üç takımın bu vaziyetleri pek kimseyi şaşırtmadı ama Boston ve Detroit'in bu kadar iyi olacaklarını kendi taraftarları dahil kimse beklemiyordu (evet, ben de). Bu iki takım birçok power ranking'de ilk iki sırada yer alıyor. Her ne kadar denk güçlere sahip görünseler de aralarında büyük fark var.

Boston, üç süperstarın etrafında çok sınırlı bir bench kakısıyla oynuyor. Bu üç oyuncunun aldığı süreler maç başına 35-40 dakika arasında. Meselâ Ray Allen birkaç maçta 48 dakika oyunda kaldı. Ancak şimdiye kadar yorulma belirtisi göstermediler ve herkesin merakla beklediği ilk Batı turundan da dört dörtlük bir dereceyle (dörtte dört yaparak) döndüler. Hatta son maçta ezeli rakipleri Lakers alay konusu bile oldu (gerçi bunun sebebi Lakers oyuncularının maçın bir kısmında 'retro hesabı' giydikleri kısa şortlardı).

Detroit ise yine süperyıldızı olmadan yoluna devam ediyor. Öyle ki, takımın beyni Billups, All-Star oylamasında, sakatlığı yüzünden bu sezon nerdeyse hiç oynamayan Arenas'ın ancak yarısı kadar oy alabiliyor. Oysa takım power ranking'lerde zirvede.

Pistons bu sene bencillikten uzak takım oyununa bir de bench katkısı eklemeyi başardı. Yedekler sadece iyi süreler alıp ilk beşi dinlendirmekle kalmıyor, aynı zamanda takımın işleyen dişlilerinin duraksamadan dönmesine yardım ediyorlar. Maxiell, Hayes, Hunter Dede ve hatta çaylaklar Affalo ile sakatlıktan yeni dönen Rodney Stuckey. Buradaki tek hayal kırıklığı dünyanın parasını alan Amir Johnson.

Orlando'da ise bir Dwight Howard firtınası esiyor. Bu çocuk(!), “Uzun oyuncuların gelişimi uzun sürer” diyenlere inat, takımı pota altında nerdeyse tek başına sırtlıyor. Ha sahi, bir Emeka Okafor vardı, ne oldu ona? Tabii Hidayet'in de hakkını yememek lazım. Hidayet, 'Hido' olduğu günden bu yana en iyi ve istikrarlı sezonunu geçiriyor. Bir çok yorumcu haklı olarak onu takımın gizli kahramanı olarak görüyor.

BATI'da ise Dallas ve Phoenix fırtınaları durulmuşa benziyor. San Antonio ise yine zirvede. Hatta sakatlıklarla boğuşmamış olsalar belki şu an Boston'dan daha iyi dereceye sahip olabilirlerdi. Bu sene de Batı'da final hanesine adını yazdırmaya en yakın takım Spurs... Hem Boston gibi üç süperyıldıza hem de Detroit gibi takım oyunu ve iyi savunmaya dayanarak oynuyor. Onlardan korkmak için sebep çok.

Batı'nın geri kalanı hayal kırıklığı yaratıyor bu sene. Hele o Houston'un hali ne öyle! Suns da en azından benim için hayal kırıklığı. Bu sezonun başında artık onlardan şampiyonluk bekliyordum ama görünen o ki fazla iyimser davranmışım sanırım. Yine de daha erken tabii. Şimdi diyebilirsiniz bana, “İyi de Suns o çok övdüğün Spurs'le hemen hemen aynı derecede...” Doğru ama kazandıkları 22 maçta dişe dokunur bir tek Spurs galibiyeti var, o maçta da Parker yoktu. E hadi biraz torpil yapıp iki Orlando galibiyetini de sayalım ama işte hepsi bu. Buna karşın bu sezon Minnesota'ya yenilen dört şanslı takımdan biri olmayı başardılar.

* * *

Lafı çok uzatmayacağım. Zaten tembellik genlerim çoktan limitlerimi aştığımı ve gidip dinlenmem gerektiğini söylüyorlar. Özetle, sezonun sonuna kadar üç takımı izlemeye devam edeceğiz; Boston, Detroit ve San Antonio... Bu üç takımın ortak özelliği -her ne kadar Celtics epeydir unutmuş olsa da- 'kazanma kültürü'ne sahip olmaları.

Önümüzdeki günlerde Pistons, hem Celtics'le (5 Ocak) hem de Spurs'le (10 Ocak) oynayacak. Her biri basketbolseverler için şölen ama biz mahrumuz. Bu sitede bunun isyanı defalarca yapıldı ama sesimizi duyan çıkmadı. En azından kablo teve abonesi mutlu azınlık Boston-Detroit maçını seyredebilecek. Kendilerinden nefret ediyorum.

Sanırım yazı burada bitti. Ben de en az Alp kadar iddialıyım. Şimdiye kadarki en iyi yazım oldu. Gerçi zaten sadece bir tane yazmıştım ama ondan kesinlikle daha iyi oldu bu, evet.

E hadi gidin de ben de biraz uzanayım. Yoruldum.

2 Ocak 2008
yazara mesaj

¹ Avrupa Voleybol Şampiyonası Rusya'da yapıldı. Finale yükselmesi bile sürpriz olarak karşılanan İspanya, favori Rusya'yı 3-2 yenerek Avrupa Şampiyonu oldu. Bu finalden yaklaşık beş saat sonra İspanya'da oynanan Avrupa Basketbol Şampiyonası finalinde ne olduğunu zaten biliyorsunuz.

² “Amerikalılar Karadeniz'de-2” diye bir film vardı. Adı zekiceydi ama film berbattı. Bu yazı ona benzememiştir umarım.


Önceki yazı: Bunu hak etmedik