NBA TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ


NBA WALLPAPERS

COURTSIDE

Onur TUNCABOYLU
23 MAYIS 2006, SALI

Üç kere tura gelmedi

Sevgili Spurs'lüler, iyi günler. Yazarınız, takımı Spurs'ün elenmesinden sonra, Şezlongçular bölgesindeki yerine geçmek üzere diğer 26 takımın yazarlarının yanına yol alıyor bu yazısıyla. NBA finallerine yükselemeyeceğimiz için üzülen yandaşlarımıza, 2006 Dünya Kupası'nı meşgale edinebileceklerini söyleyerek (Viva İspanya! :) ve züğürt tesellisi vermiş olarak yazıya gireyim diyorum.

Ne seriydi ama!

Dallas-San Antonio Serisi, bence son yılların en muhteşem ve heyecanlı serilerinden biriydi. NBA ile ilgilenmeye başladığımdan beri pek çok yedinci maça şahit olmama rağmen, bu kadar çekişmeli bir seri görmedim. Bu çekişmeyi sağlamak ve seriyi uzatmak için hakemlerin katkısı da yadsınamaz tabii. Üçüncü maçı Dallas'a, beşinci maçı bize kazandırmak için terazinin kefesine ufaktan bastırdıklarını söylememek olmaz, seriyi tarif etmeden önce.

Yine de, hakemlerden, Stern'den falan bahsedilerek heba edilecek bir heyecandan ve dramdan çok daha fazlası mevcuttu burada. Aşağıdaki maddelerin hepsini başına “Öyle bir seri düşünün ki...” ifadesini koyarak okuyun lütfen.

Evet, öyle bir seri düşünün ki...

•  iki takımın temsil ettiği kentler komşu oldukları için aralarında evrensel "derbi" tanımına uygun bir rekabet olsun.

•  bir tanesinin koçu (Avery Johnson), ötekinin tarihindeki ilk şampiyonluğunda takımın oyun kurucusu ve taraftarının sevgilisi olsun.

•  birinin tarihindeki en başarılı döneminin franchise player'larından biri (Michael Finley) parasal nedenlerle gönderilsin ve diğer takımın yolunu tutsun.

•  bu sezon, son maça kadar, aralarında oynadıkları 10 maçta 5-5'lik bir eşitlik bulunsun.

•  serinin yedi maçının altısı NBA TV'nin Greatest Game kuşağına malzeme olacak kadar çekişmeli geçsin.

•  iki takımın karşılaştığı yedi maçın altısının normal süreleri sonundaki toplam fark dokuz olsun.

•  bir takım 3-1 öne geçsin, diğeri geri dönüş yapıp 3-3'e getirsin.

•  3-1 öne geçen ve liderliğini koruyamayan takım son maçta da 20 sayı öne fırlasın, diğeri şampiyon yüreğini kanıtlayıp 32 saniye kala üç sayı öne geçsin.

•  yakalanan takım, rakibinin öne geçmesine ramak kalmasına rağmen, müthiş bir dirayet gösterip rakip sahada son şampiyonu devirmeyi başarsın ve turu atlasın.

İşte kelimelerle anlatılacak kısmı böyle özetlenebilir bu serinin. “Ne seriydi ama!” denmez mi şimdi bu durumda?

Üst üste üç kere tura gelmedi

Dallas'taki ilk iki maçı pisi pisine kaybedip seride 3-1 geriye düştüğümüzde umudumu yitirmiştim dürüst olmak gerekirse. "Beşinci maçı alıp 3-2 yaparız, sonra 4-2 kaybederiz" diye düşünüyordum, büyük çoğunluk gibi. Umutsuzdum, çünkü bu iki takımdan hangisinin kazanacağını belirlemek, yazı-tura atmakla aynı şeydi. Üç kere bizim kazanmamız da, neredeyse üst üste üç kere tura gelmesi ile eşdeğer bir durumdu, en iyimser bakış açısıyla. ('Tesadüf' ve 'fırsat' kavramlarını kendi bakış açıma göre harmanlayıp ortaya koyduğum bu görüşün ciddi anlamda bilimsel bir dayanağı yok tabii, Spurs'ün seriyi 1-3'ten almasına bu kadar ihtimal dahi vermeyenlerin çoğunluğu göz önüne alınırsa. Sonuçta bana ait bir bakış açısıdır, bu şekilde değerlendiriniz ve istatistiksel olarak spekülasyona açık bir cümle muamelesi yapıp da fazla üzerinde durmayınız lütfen).

Beşinci maçı, Duncan'ın müthiş performansına karşın (12'/12 FG ile başladı), son anlarda Nowitzki'nin topu potanın içine bırakamaması sayesinde kazanınca, ilk tura gelmiş oldu.

Altıncı maçta Terry'nin oynamaması ile ikinci turayı atma ihtimalimiz görece olarak yükselmişti ve onu da başardık.

Sıra son maça geldiğinde, son bir kez daha fırlatacaktık parayı havaya. Son iki seferde tura attığımız için, biraz daha umutluydum esasında, öncekilere göre. Tura gelme olasılığını %50'nin biraz üstünde gibi hissetmiştim, ne yazık ki öyle olmadı.

Canınız sağolsun

'Şampiyon' ünvanımızı korumaya çalıştığımız bir sezonu daha, NBA finalerine ulaşamadan noktalıyoruz. Üst üste üçüncü kez oluyor bu. Önemli bir burukluk yaratıyor içimde tabii, bunu itiraf etmem lazım. Ama her şeye rağmen ben bizim çocuklarla gurur duyuyorum... Çünkü:

•  Yaş ortalamamızın rakibimizden neredeyse altı-yedi yaş fazla olması, bize tecrübe avantajını sağlamasına rağmen, uzayan seride bizim çocukları bir hayli hırpaladı.

•  Bunun yanında, biz Sacramento gibi çok sert bir takımla altı kere oynarken, Dallas ise Memphis direnişini üçüncü maçta kırıp bizden iki maç eksik oynadı.

•  Seride 3-1 yenik duruma düşmemize karşın 3-3'lük beraberliğe ulaştık.

•  'Hedef takım' olarak Detroit'i belirleyip kadroyu bu rakibe göre şekillendirmemiz Dallas'ı unutmamıza yol açtı, fakat oyuncular da yeterince üzerine hesap yapılmamış bu rakibe ellerinden geleni ortaya koydu. Nowitzki'nin karşısına koyacak adam bulmakta seri boyunca sıkıntı yaşadık.

•  Biz 'hedef takım' olarak Detroit'i belirlerken, Dallas'ın ise bizi hedef belirlediğine ve bütün planlarını bizi elemek üzerine yapmış olduğuna şahit oldum seri boyunca.

Serinin beş maçında iyi performans gösteren Parker ve Manu'ya, her maçında süper oynayan Duncan'a, kimi zaman taktik hatalarla saç baş yoldursa da bence 3-1'ken ürettiği çözümlerle seriyi son maça taşıyan Gregg'e ve diğer tüm oyunculara üzülmeyin demekten başka bir şey gelmiyor içimden.

Gelecek sezon için ne yapmalı

Yapılması gerekenler, yaz döneminde yazacağım yazıların konusu olacak elbette. Ancak ufak çaplı olarak bazı şeyleri özetlersem iyi olur bence.

Artık Batı'da team-to-beat biz değiliz, bu takım Dallas Mavericks olacak. Önümüzdeki sezona yönelik hamleleri de, onları yenmeyi hedefleyecek şekilde yapmamız lazım ve sanırım öyle de yapacağız.

Takımın omurgasını oluşturan Parker, Manu, Bowen, Finley, Duncan beşinin sözleşmeleri sürüyor, bu iyi bir haber. Zaten son üç Dallas maçına bu beşle çıkmıştık.

Takıma takviye için ne gerektiğine gelirsek;

Öncelikle Nowitzki'yle eşleşebilecek özelliklere sahip bir 3 numara bulmamız gerekecek. Sadece Dirk'i tutabilmek için değil, Detroit gibi takımlara karşı ribaunt sıkıntısı yaşamamamız için de uzun bir SF'ye ihtiyacımız var. (Bowen yine ilk beşte başlar bence, yaşı ilerlese bile hâlâ fizik kondisyon olarak yabana atılmayacak düzeyde. Ama artık süresini 25 dakikalara indirmek, maçların başlarında ve sonlarında kullanmak, daha makul bir çözüm gibi geliyor bana. Bu bölge için ideal adaylardan biri Hidayet'ti ama bizde beklenen katkıyı verememişti.) Benim aklımdan geçen isim Tyson Chandler. Pivot ihtiyacı had safhada olan Chicago'ya verebileceğimiz Rasho ve Nazr (sign&trade yoluyla) gibi oyuncular da mevcut. Bu yaz böyle bir girişim bekliyorum.

Bu takımın pivotları olan Rasho ve Nazr'dan bu en önemli seride hiç fayda alamadığımızı görerek diyebilirim ki, pivotsuz da NBA finaline yükselebilirdik kanımca. Zaten Shaq'ın Doğu'ya gitmesi ve artık eski gücünü yitirmesiyle, big man ihtiyacı pek kalmadı, bu noktaya ulaşmamız için. Batı finali oynayacak olan iki takımın pivotlarının Diop ve Diaw olması da bunun göstergesi değil mi? Bu durumda pivotlara (Rasho, Nazr, Oberto) senede toplam 15 milyon dolar vermek gerçekten lüzumsuz gelmeye başladı bana. Bu arkadaşların normal sezonda yaptıkları katkıyı (Duncan'ın PF oynamasını sağlamak), geçen sene draft ettiğimiz Ian Mahinmi de yapardı bence.

Bunlardan dolayı, Rasho herhangi bir şey karşılığı elden çıkarılsa, Nazr ise iyi bir sign&trade fırsatı olmazsa (üstteki Tyson örneğindeki gibi) kendi haline bırakılsa, bence fena olmayacak. Bunların yerine Mahinmi'yi seneye takıma katıp ufak ufak eğitmemiz, takımın geleceği ve bütçesi açısından çok faydalı olacaktır.

Bence takımda gerçekleşmesi lüzumlu olan üçüncü ve son hamle de, Barry'nin, kenardan katkı yapabilecek genç bir swingman karşılığı takas edilmesi olacak. Hatırlayacak olursanız, bu sene ortasında Hornets ile yapılması üzerinde durulan JR Smith - Barry Takası direkten dönmüştü. Barry kimi zaman “İyi ki bu takası yapmamışız” dedirtecek oyunlar sergilese de, artık takımı yavaş yavaş gençleştirmemiz açısından böyle bir takas şart bence.

Şimdilik eyvallah

Bu sezonluk bu kadar, diyor yazarınız size. Artık (eğer yazmamı gerektirecek bir olay gerçekleşmezse) draft'e ve yaz dönemi takaslarına kadar görüşemeyeceğiz sizinle. O zamana kadar kendinize iyi bakın, sağlıcakla kalın.

tuncaboylu@hotmail.com


Mert UYAR
22 MAYIS 2006, PAZARTESİ
Şampiyon pes etmedi

Selam. Son yazımda serinin üçüncü karşılaşması olan, 104-103 kaybettiğimiz maça değinmiştim. Pazartesi gecesi oynanan dördüncü maçtan sonra, öğrenci olmanın gereklerini yerine getirmem gerektiğinden, yazıyla karşınızda olamadım. İki maç daha oynandı, 3-3 oldu, son maç bu gece (sabaha karşı üçte) ve işte düşüncelerim.

Dördüncü maç yine Dallas'taydı. Fırtına gibi başlayan Tony Parker ile ilk periyodu hep önde götürdük, sonlara doğru farkı açtık, 26-19 önde bitirdik. Nowitzki, Stackhouse ve Terry ile etkili olan Dallas ikinci çeyrekte hep geriden gelmesine rağmen farkı kapattı ve ilk devre 53-53 bitti. İlk periyodda 16 sayı atan Parker, ikinci periyodda faul çizgisinden üç sayı bulabildi. Duncan ve Ginobili skor yükünü üstlendiyse de farkı koruyamadık.

İkinci devrede de başa baş gidiş devam etti. Duncan, Ginobili ve Parker skor yükünü çekerken, Dallas da Nowitzki, Terry ve Stackhouse ile karşılık verdi. Liderlik sürekli el değiştirirken, birçok defa da skor eşitlendi. Periyodun sonunda Dallas 84-80 üstünlüğü yakaladı. Son periyodun hemen başlarında Dallas farkı açtıysa da, yakalayıp öne geçtik. Kalan sürede farkı açamadık ve önde olmanın avantajını kullanamayarak, son hücumda Nowitzki'nin serbest atışlarla skoru dengelemesini engelleyemedik. 48 dakika 111-111 sona erdi. Normal süreyi Parker 33, Duncan 29 ve Manu da 26 sayıyla tamamladı.

Uzatmalarda, ikinci devrede çok iyi oynayan Terry'nin skorer oyunuyla Dallas üstünlüğü ele geçirdi. 32 saniye kala 123-118 gerideyken, Parker'ın iki serbest atışı da kaçırması sonucu farkı indiremedik. Kalan sürede de hücumlardan boş dönerek bu maçı kaybettik.

Maç sonrası röportajlarından birinde Finley'nin dedikleri çok ilginçti. Yeni takımının eski takımına karşı 3-1 yenik duruma düşmesi sonrasında şunları söyledi: “Hançeri sapladılar ama bu hayatımızın sona erdiği anlamına gelmez. Yaralıyız ama henüz yaşam bitmedi. Yaşamak için şansımız devam ediyor.”

Beşinci maçı izlerken Ginobili ile yapılan röportajda da gördüm ki, son şampiyon ümidini kaybetmemişti. Oyuncular üzgün ve takımın morali bozuk da olsa inançlı olmaları beni oldukça sevindirdi ve ümitlenmemi sağladı.

Ya tamam, ya devam

Beşinci maç Çarşamba gecesi AT&T Center'da oynandı. Sonucu itibarıyla "tamam ya da devam" anlamı taşıyan bu maçı kazanmamız gerekiyordu. Serinin canlı olarak verilen ikinci maçını izlemeye başladım, ertesi sabah dersim olmasını umursamadan.

Önceki maçta olduğu gibi Parker'ın skorer oyunuyla başladık. Gerek içeri dalışlarda, gerek şutlarda yakaladığı başarılı isabet oranıyla ilk çeyrekte 15 sayı buldu Parker. Duncan da ilk periyodda yedi sayı kaydetti ve 29-24 önde bitirdik. İkinci çeyrekte Parker hiç sayı bulamazken, skor yükünü Duncan çekti. İlk yarı boyunca 11'de 11, %100 (yüzde yüz!) saha içi isabetiyle oynayan Duncan, 21 sayı atarak takımını maçta tuttu. Dallas da Nowitzki önderliğinde Terry, Howard ve Stackhouse ile skor üretti. Yine de Dallas için eşleşme sorunu yaratacak oyuncu olarak Duncan'ı bu ilk devrede ne Diop, ne de Dampier durduramadı. Duncan'a yardımcı çıkmayınca fark kapandı ve ilk devre 57-57 bitti.

Üçüncüde Ginobili, Parker ve Finley skor yükünü çektiler. Duncan'a zaman zaman ikili, hatta üçlü sıkıştırmalarla savunma yapılması dış oyuncularımızı rahatlattı ve bu şekilde daha kolay şut imkanı bulduk. Periyodun başlarında başa baş giden oyunu lehimize çevirip maçtaki en büyük farkı bulduk (81-71). Sonra gelen Dallas molası, farkı açmamıza engel oldu. Moladan sonra toparlanan Dallas da 7-0'lık seri yakaladı ve çeyrek 81-78 üstünlüğümüzle sona erdi. Duncan periyodun bitimine 2:50 kala ilk şutunu kaçırdı. Yaklaşık 33 dakika boyunca %100 isabetle oynayan Duncan ilk şutunu kaçırdığında 31 sayı üretmişti. Son periyodda da gresif savunma uygulayan Mavericks, Duncan'a kolay sayı şansı tanımasa da, süperyıldızımız takım arkadaşlarını sayıyla buluşturdu. Artık Dallas'ın direncinin kırıldığını zannederken, Stackhouse'ın serbest atışlarından sonra gelen Nowitzki'nin kritik üç sayısı, maça yine eşitliği getirdi. Bitime üç dakika kala maç adeta yeniden başladı. İkinci devrede sadece sekiz sayı üreten Duncan, en kritik noktada soktuğu iki serbest atışla tekrar öne geçirdi Spurs'ü. Nowitzki'nin asistiyle durumu 97-97 yapan Harris'in basketinden sonra, iki takım da hücumlardan sayı bulamazken, Ginobili faul atışından bulduğu sayıyla 98-97 öne taşıdı takımını. Kalan sürede iki taraf da skor bulamadı.

Spurs, serinin bu en kritik maçında, savunma yapan bir takım olduğunu hatırladı. Bu dakikalarda gelen Ginobili'nin akıl almaz iki top çalışı ve Bowen'ın Nowitzki'ye yaptığı blok, Spurs'e maçı kazandıran hareketlerdi. Altı saniye kala yapılan hava atışından sonra iki kere top kullanma fırsatı bulan Dallas'a sayı şansı tanımadık ve seriyi 3-2'ye getirdik. Serinin ilk dört maçında 106 sayı yiyen Spurs bu sefer rakibini 100'ün altında tutmayı başardı..

Maçla ilgili olarak, Parker'ın skor üretmekten ziyâde asistleriyle takım arkadaşlarını sayıyla buluşturmasının ne kadar önemli olduğu ortaya çıkmış oldu. Her ne kadar bu maçta sadece dört asist yapmış da olsa, asist - top kaybı oranını (seride 2.5 / 3.25) iyileştirmesi lehimize önemli bir faktör olacaktır. Bowen ise 33 dakika sahada kalmasına rağmen sayı bulamazken, savunması ve Nowitzki'ye yaptığı blokla maçın gizli kahramanı oldu. Ginobili'nin patlayıcı gücünün ve sorumluluk almasının da ne kadar önemli olduğu bu maçta görüldü.

Son olarak, Popovich'in Mohammed ve Rasho'ya hiç süre vermemekteki ısrarının, uzun vadede takıma zararı olacağı kanaatindeyim. Umarım bu inadından vazgeçer.

Ya tamam, ya devam (2)

Serinin altıncı maçı, "tamam ya da devam" niteliğindeki ikinci maçtı. Önceki maçta Finley'e mücadele sırasında vuran Terry cezalıydı. Dördüncü maçta 32 sayı atıp takımını sırtlayan Terry'nin olmaması avantaj sayılabilirdi. Yine de seri boyunca çok iyi oynayan Devin Harris'e ve ilk beşte çıkacak olan Stackhouse'a dikkat etmek gerekirdi.

Maça ev sahibi Mavs iyi başladı, Nowitzki, Stackhouse, Howard üçlüsünün sayılarıyla ilk periyodda farkı açtı. Duncan'ın çok erken iki faul alması nedeniyle kenara gelmesinden sonra oyunun kontrolünü kısa süreliğine kaybettik fakat tekrar toparlanarak Ginobili, Horry, Parker, Finley, Van Exel'ın bulduğu sayılarla, periyod sonuna doğru farkı azalttık. İlk çeyrek 25-20 sona erdi.

İkinci çeyrekte tekrar oyuna giren Duncan'ın üçüncü faulü de yapması, bu çeyrekte de az süre almasına sebep oldu. Özellikle pota altı savunmasında zorlandığımız bu çeyrekte, Horry ve Bowen'ın da üçer faul almaları sıkıntı yaşamamıza sebep oldu. Pota altı zaafiyetimizden faydalanan Dallas devreyi 47-41 önde bitirdi. Ginobili 17, Horry altı sayı buldu ilk yarıda.

Üçüncüde oyuna tekrar giren Duncan, ilk yarıya oranla çok iyi bir performans gösterdi. Tek skorer olan Ginobili'ye Duncan ve Finley destek verince skor dengelendi ve periyot sonuna kadar başa baş gitti. Periyodun bitimine 50 saniye kalana kadar faul yapmayan Duncan, bu çeyrekte dokuz sayı buldu. Ona yine dokuz sayıyla Finley ve beş sayıyla Ginobili destek oldu. Dallas'ta ise önceki maçların yıldızı Devin Harris ancak bu çeyreğin sonlarında ilk basketini bulabildi. Nowitzki'ye destek skorer çıkmayınca, Dallas'ın ilk yarıda açtığı farkı kapattık ve üçüncü çeyrek 67-67 bitti.

Son çeyrekte liderlik sık sık el değiştirirken, bir çok defa da skor eşitlendi. Son anlara başabaş girilirken, Terry'nin eksikliğini hisseden Dallas'ın, Spurs'e oranla tecrübe eksikliği de göze çarptı bence. Son dakikaları daha iyi oynayan Spurs, Ginobili, Duncan ve Finley'nin etkili ve skorer oyunlarıyla maçı 91-86 kazandı. Son 15 saniyede, moladan sonra topu kullanan Dallas'ta Nowitzki son hücumdan boş döndü. Devamında kendisine yapılan faulden doğan serbest atışları sayıya çeviren Parker da maçın skorunu belli etti.

Serinin en kritik maçında Dallas oyun kurucusu Terry'nin yokluğunu hissederken, diğer gardlarından (Harris ve Stackhouse) verim alamadı. Banktan gelen Marquis Daniels dahil tüm gardlar toplam sadece 25 sayı üretirken, 36'da 10 gibi felaket bir isabetle şut attılar. Bizim arka alanımızda ise Parker'ın kötü oyununu Ginobili'nin süper performansı kapatırken, Finley de yüksek yüzdeli atışlarıyla etkili oldu ve hatta eski takımına karşı kazanılan bu maçın x-faktörü de oldu. Faul problemine rağmen oyunda kaldığı süre içinde serinin diğer maçlarını aratmayacak şekilde oynayan Tim Duncan da, adına ve şânına yakışan bir performans sergiledi.

Seride son maç San Antonio'da 22 Mayıs gecesi (bu gece, TSİ ile sabaha karşı üçte) oynanacak. Ardından, bir kez daha konferans finaline çıkışımızı kutlamak ve o serisinin analizini yapmak dileğiyle.

mert.uyar.1912@gmail.com