SIZE LAZIM

 

tuncaboylu@hotmail.com
14 Şubat 2009, Cumartesi

Epeyce uzun bir ayrılıktan sonra tekrar merhaba diyorum size sevgili okurlar. Son yazının tarihine bakıyorum da, 14 Ağustos 2006 görünüyor sitede. 2.5 sene öncesi yani, ne kadar çok olmuş gerçekten. Şimdi bakıyorum da bu süreye, (sırasıyla) biten bir askerlik, yeni bir iş, kazanılan bir şampiyonluk, bir batı finali ve bir evlilik sıkışmış. Kendimi retirement’tan sonra parkelere dönmüş David Robinson gibi hissetmem normal o zaman.

Bu uzun başlangıçtan sonra, yazının başlığını açıklayayım hemen. Başlıktaki “Size”ı İngilizce olarak kullandım, Spurs’un eksikliği olarak gördüğüm fiziksel dezavantajı belirtmek açısından. Yoksa yazı size lazım değil tabi ki, okuyup okumamak size kalmış.

Takım Ne Alemde

Sezonun ilk 10 maçında önce Ginobili’nin, sonra da Parker’ın sakatlanmasıyla facia bir başlangıç yapan takımımız ilk 6 maçın 4’ünü kaybedince bu sezon elden gidiyor düşüncesine kapıldık. Hatta ortalıkta sakatlar dönse bile Spurs’un play-off’a kalamayacağını teorik olarak ispatlayan yazılar bile görmeye başladık. Ufak ufak “2009 NBA Draft’ıyla ilgilensek mi” derken, Popovich’in bilinmedik oyunculardan kazanan (ya da kazanmasa bile mücadele eden) bir takım inşa etmesi özelliği devreye girdi. Geçen sene pek matah bir şey oynamayan Matt Bonner’dan pivot yaratıp, üçlük tehdidini avantaja çevirdi, Washington’da fazla kendini parlatamadan takıma katılan Roger Mason’dan çakma bir Ginobili yarattı ve çaylak oyun kurucu George Hill’e Parker’in yokluğunda takımın dümenini verdi. Başka bir koçun elinde belki de lotarya takımı olabilecek kadroyla Houston ve Utah gibi dişli takımlara karşı alınan galibiyetler bu oyuncuların özgüvenini de yerine getirdi ve Spurs da toparlanma sürecine girdi.

Şu anki duruma baktığımızda All-Star arasına 35 galibiyet 16 mağlubiyetle giriyoruz ki, sene başındaki facia başlangıca göre çok iyi derece.(Geçen sene 34-17 idi) Ayrıca takımın form durumu da yukarıya doğru yükselen bir çizgi şeklinde, tamamen yedeklerle oynadığımız Denver maçını bir kenara koyarsak, son 12 maçın 10’unu kazandık ve bu 12 maçın 9 tanesi deplasmandaydı.(Arada Lakers ve Celtics deplasmanları da vardı)

Roger That!

Bu sene Spurs açısından en büyük sürpriz, takıma sudan ucuza (Senelik 3.5 milyondan 2 senelik sözleşmesi var) katılan Roger Mason’ın gösterdiği çok faydalı performans. İstatistiklerine baktığınızda 12 sayı 3.2 ribaund, %45 üçlük gibi, 4. hücum opsiyonu için hiç fena olmayan sayılar göreceksiniz. Ama daha önemlisi, bu adamın kritik anlarda topun elinde olmasını isteyeceğiniz türden bir adam olması. Clippers, Suns, Lakers ve Celtics karşısında en önemli hücumları kullanan Roger, bunların hepsinde de takıma 3 sayı kazandırmayı başardı.(Lakers maçında basket-faul, Suns maçındaki de buzzer-beater üç sayılık atıştı) Üstelik bu basketlerin 3 tanesini deplasmanda atarak, ne kadar cool bir eleman olduğunu belli etti. Takımda bu özelliğe sahip tek adamın Manu olduğu düşünülürse, Mason’ın kritik anlarda sorumluluk alma özelliğinin Spurs için ne kadar önemli olduğu da ortaya çıkacaktır. Şu anda Spurs forumlarını gezerseniz, olası Roger Mason – Vince Carter takasına Spurs taraftarının tepkisini göreceksiniz; bu da size Spurs taraftarının ne kadar benimsediğini kanıtlayacaktır Mason’ı.

Bonner What?

Matt Bonner bu senenin çıkış yapan diğer isimlerinden Spurs adına. %49 üçlük isabetiyle oynayan ve ilk 5’te pivot olarak başlayan Bonner, pivot özelliklerinden çok dış atışları sebebiyle tercih ediliyor. Son zamanlarda hücum repertuarına drive ederek hook atma stilini de eklemiş durumda ve zaman zaman çok faydalı maçlar çıkartabiliyor. Örneğin Boston Celtics’e 23, akabinde New Jersey’e 22 sayı atabiliyor, Fakat zaman zaman kısmını haklı çıkartırcasına, Toronto’ya karşı 0 da çekebiliyor. Bonner’in azmi, elinden gelenin en iyisini yapma çabası ve dış şutu var. Şutu girmediği zamanlarda bile tekrar denemekten çekinmemesini sağlayan bir özgüveni de var. Fakat Bonner’da olmayan 3 şey var ki, bunlar Spurs için çok önemli: Uzunları pek iyi savunamıyor, pivot oynamasına rağmen 23 dakikada 4.8 ribaund’dan fazla ortalama tutturamıyor ve istikrarı yok. Bu yüzden Bonner’in et mi balık mı olduğu belli değil; ancak bence aşikar olan şu ki, eğer şampiyonluk istiyorsak ilk 5 pivotumuz Bonner olmamalı. Bu arada belirtmek istediğim bir nokta var. Eğer Spurs Bonner’ı bir takasta kullanırsa, buna çok karşı çıkarım; çünkü kendisi takımda üçlük dış şut tehdidi olan tek uzunumuz ve son derece faydalı bir role-player. Ama ilk 5 için uygun diyemiyorum kendisine.

Esas Oğlanlar

Parker – Manu - Duncan üçlüsü hala bazı makalelerde ligin en iyi üçlüleri arasında en tepede gösteriliyor.

Parker bu sene, her ne kadar çoğunu dış atıcılara yapsa da, asist ortalamasını 6.4’e çekti ki, bu kariyerinin en yüksek rakamı. Ama bu ortalamalara bakıp, takımı çok iyi oynatmaya başladığını sanmayın, o hala shoot-first bir oyun kurucu. Rakip sahaya gelip 10 - 12 saniye top gezdirdikten sonra içeri penetre edip dışarıdaki üçlükçüye pas vererek yapıyor asistlerinin önemli bir kısmını da. Sayı ortalaması da 20.4 ki, bu alanda da kariyerinin en yüksek senesini yaşıyor. Bunun karşılığını da All-Star’a seçilerek aldı zaten kendisi.

Tim Duncan bu takım için hala en önemli oyuncu. Fakat ilginç bir noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum. 4 maç önce uzatmaya giden Warriors maçında 32 sayıya ulaşarak bu sezonun kendi adına 3. kez season-high yaptı Duncan. NBA’de şampiyonluğun en önemli adaylarından birinde oynamasına rağmen sezonun %60’lık kısmında 32 sayıyı geçmemiş bir oyuncunun takımı için bu kadar önemli olması sık rastlanan bir durum değildir sanırım. Duncan mükemmel savunmasıyla, 4 asist ortalamasıyla ve 10.5 ribaund ortalamasıyla takımın temel direği olmaya devam ediyor.

Manu bu seneki olimpiyatlarda sakatlandığı için sezona geç başlamakla kalmadı, Spurs’un önereceği olası bir extension’ı da kaçırmış oldu. Kimi maçlarda (özellikle Lakers deplasmanında) hala bu sakatlığın izlerini taşıdığını belli etse de, son 6 maçta eski günlerden bir demet sundu bizlere. Sanırım play-off’a kadar kendini idareli kullanıp, esas barutunu oraya saklayacak Arjantinlimiz. Ortalamları 16 sayı, 4.7 ribaund ve 3.5 asist olan Manu’yu sağlıklı tutmamız, şampiyonluk hedefimiz için elzem durumda.

Ne Lazım?

Batıdaki yarış biraz iki kutuplu bir hal almaya başladı son dönemde. Yaşadığı sakatlıklardan dolayı geriye düşen Utah’ın, yine sakatlık ve ekonomik krizin vurduğu New Orleans’ın, iç karışıklıkların hüküm sürdüğü Phoenix ile Houston’ın, ritim bozukluğu yaşayan Dallas’ın ve tecrübesiz Portland’ın için batıyı kazanma ihtimali pek yüksek görünmüyor bu aralar. Billups takasıyla sınıf atlasa da, Denver de henüz zirve sınıfına katılmış değil benim gözümde. O yüzden Lakers ve Spurs batının ön saflarında yer alıyorlar ve Spurs’ün Lakers’ı esas rakip olarak görüp 19 Şubat’tan önce bir hamle yapması gerekiyor bence.

Pek nasıl bir hamle lazım? Başlığı hatırlayalım. Bynum’un geri döneceğini düşünürsek, Lakers’ın bize karşı en önemli avantajı cüsse(size) farkı. Gasol, Bynum ve Odom’un yanında bizim uzunlardan Oberto, Bonner ve Thomas hem zayıf hem de kısa kalıyorlar. Bu saydığım ilk 3 oyuncunun wingspan’leri de göze alındığında, fark iyice ortaya çıkıyor. Duncan’ın bu üçlüye karşı yardıma ihtiyacı olduğu açık.

Etrafta Spurs’un adının karıştığı takas dedikodularına baktığımızda, Carter, John Salmons, Brad Miller ve Rasheed isimlerini görüyoruz daha çok. Horry ile sözleşme imzalayarak karşı takıma gönderebileceğimiz için, takasın dengesini kurmamız sorun değil ve esas 3’lüyü bozmadan bu hamlelerden birini yapabiliriz. Bu 4 isimden ilk 2’sinin, üstteki paragraftaki nedenlerden dolayı Lakers’a karşı çok yardımları dokunacağını düşünmüyorum.

Diğer 2 isme odaklanırsak... Detroit’in rebuilding gibi bir planı var mı bilmiyorum, ama Horry + bir kaç expiring kontrat karşılığı Rasheed’i vereceklerini düşünümüyorum. Bu yüzden adı geçen isimler içinde en makul seçim zaten hali hazırda rebuilding içinde olan Sacramento’dan Brad Miller gibi görünüyor. İyi bir savunması olmasa da, Brad Miller dış şut tehdidi, oyun zekası ve pas yeteneği yüksek olan bir uzun. Bu açıdan çok faydalı olabilir, ama gerçekleşmesi için bizimkilerin lüks vergisi ödemeyi kabul etmesi ve Sacramento’yu da Roger Mason’ı almadan Brad Miller’i vermeye ikna etmesi gerekiyor.
Diğer yandan benim aklımdan geçen isim Marcus Camby. Clippers’in elinde Kaman ve Randolph varken, Camby’i gözden çıkarması makul bir olasılık. Ayrıca Lakers’ın rakibinin güçlenmesi de işlerine gelebilir. Camby’i Clippers’tan bir kaç draft hakkı, Oberto, Udoka ve Jacque Vaughn karşılığında kopartabilirsek, çok sağlam bir pota altımız olur diye düşünüyorum. Ama ortalıkta buna ilişkin bir dedikodu yok şimdilik.

Son

Bu yazıyı burada bitirirken, bir dahaki yazı için bu kadar ara vermeyi düşünmediğimi belirtmek istiyorum. İnsanın parmakları paslanıyor bunca süreden sonra, biraz ısıtmak lazım motoru. Kendinize iyi bakın, yeni yazıya kadar hoşçakalın.