Sesini duyuramıyorsan
daha yüksek sesle bağır!

Reha ŞAHİN

Bu yazı belki de basketbolla benim hayatımın kesişme noktasından başlayarak Türkiye'deki NBA TV yayınına değiniyor, ama eminim Türkiye'de benim gibi hayatında basketbolun ve NBA'in önemli yer tuttuğu bir çok insan için, NBA TV yayınının şifrelenmesi, onlara yapılabilecek en büyük işkence ve haksızlıklardan birisi.

Eskilerden...

Hayatımla ilgili hatırladığım ilk anılarımdan biridir aslında, bu anlatacağım olay.

Manisa'daki evimizde, "oturma odası" diye tabir edilen, içinde sobanın yandığı ve televizyonun da bulunduğu odada yatardık kış mevsiminde, iki abimle birlikte. O zamanlar çok küçük olduğumdan, ben en geç 10'a kadar uyanık kalabilir, daha sonra da uyurdum. Bazı geceler uyanır ve en büyük abimi televizyonda basketbol maçlarını izlerken bulurdum.

TRT 3'te Chicago Bulls'un maçını seyrettiğini hatırlıyorum bir gece... Daha o zamandan, küçük kardeşlerine bir sporsever olmanın nasıl bir şey olduğunu anlatıyordu belki de. Kafamı kaldırıp abime dedim ki:
-Abi ne oldu, uykun mu kaçtı?
-Yok oğlum, Michael Jordan'ın maçı var, onu izliyorum.


O zamanlar birkaç kez "Jordan” ismini duymuş olan ben de hemen maçı izlemeye başladım tabii, gözler şişmiş bir halde (Çocuk işte... İn alâkasız yerlerde en alâkasız tepkiyi verir ya).
-Abi çok mu iyi oynuyor bu Jordan?
-Tabii oğlum, gelmiş geçmiş en iyi diyorlar onun için. Bak şu çizgi var ya (eliyle serbest atış çizgisini göstererek), ordan potaya smaç basıyor.
(Abimin heyecanına bir anlam veremesem de..) -E bayâ iyiymiş abi o zaman!

Jordan'ın kaçırdığı boş bir üçlük sonrasında da, abimin şöyle dediğini hatırlıyorum:
-Ama çok düz atıyor şutları, biraz daha bombe vermesi lazım (Jordan ha?!? Vay be...)
-???????

Ve bu anıdan hatırladığım son diyalog, o zamanların en dominant takımı veya gelmiş geçmiş en büyük oyuncuyla ilgili değildi... O maçı anlatırkenki telâffuzunun yanı sıra, daha sonraki maç anlatımlarıyla, yorumlarıyla ve NBA oyuncularının isimlerinin orijinal okunuşlarını bana öğretmesiyle, bu oyunu sevmemde o zamanlardan başlayan bir etkisi olan maç anlatıcısı ile ilgiliydi:
-Abi bu adam neden böyle konuşuyor? Türk değil mi bu? Çok ilginç konuşuyor ama, değil mi?
-Ya Reha, yat uyu gecenin bi' yarısı, salak salak sorular sorma ya...
-......


Küsmüş bir şekilde yorganın altına girdim. Fakat içimde basketbol alevi tutuşmuştu bir kere.

Nereden nereye...

Aradan yıllar geçti ve büyümemle birlikte içimdeki basketbol sevgisi ve Türkiye'nin basketbola alâkası arttı. Efes Pilsen'in Koraç Kupası'nı almasıyla tüylerimin nasıl diken diken olduğunu ve gurur duyduğumu hatırlıyorum. Daha sonra Mirsad'ın NBA'e gidişini ve maçların Kanal D'de yayınlanmaya başlanmasını; alınan bir mola sırasında spikerin bağırarak “İşte sayın seyirciler ekranın sol alt köşesinde gururumuz Mirsad Türkcan!” deyişini ve bunun karşısında kendi kendime “İyi de, hiç oyuna girmedi ki! Niye bu kadar bağırıyorsun?” dediğimi hatırlıyorum.

12 Dev Adam'ın Avrupa İkinciliği, Hido ve Memo'nun NBA'a gidip başarılı olmaları üzerine nasıl gururlandığımı, ikisi de altışar sıfırlı uzun süreli kontratlar yaptığında “Helal olsun, yakışır koçlarıma” diye düşündüğümü hatırlıyorum.

NTV ve hizmetleri

Son yıllarda ise Efes Pilsen'in Avrupa'da bize yaşattığı sevinçlerin, milli takımın yüzümüzü güldüren (bazen de düşündüren) performanslarının, oyuncularımızın Avrupa ve NBA'deki bireysel başarılarının yanı sıra, halkın basketbola ilgisinin artmasında önemli rol oynayan bir yayın kurumu ve bu kuruma bağlı kişiler de ön plana çıktı: NTV... Özellikle Murat Kosova - Kaan Kural ikilisinin hem canlı maç yayınlarındaki, hem de programlardaki uyumu ve tadına doyulmaz sohbetleri, Türk sporseverinin (hayatında basketbol topuna değmişliği iki kereyi geçmeyen -hadi üç olsun- babam dahil) bu güzel oyuna olan ilgisinin ve sevgisinin artmasını, renklenmesini sağladı.

Bütün bunların yanında, kadrosuna bu oyunun Türkiye'deki üstadlarını da katması ve NBA TV'nin ulusal yayın hakkını da almasıyla, NTV ve ekibi, bu ülkede neredeyse bütün basketbolseverlerin kalbinde ayrıcalıklı bir yer edidni. (Hatta Osman Sakallıoğlu'nun Trevor Ariza'nın bir smacından sonra, “ARIZAAAAAA!” diye bağırması gibi hadiseler bile duruma ilginç ve eğlenceli bir boyut katıyordu.)

Her ne kadar NBA TV yasal olarak sadece Kablo TV'den izlenebilse de, bir şekilde bu yayın tüm Türkiye'ye ulaştırılıyordu, kimilerine birazcık tuzluya mâlolsa da. Bu ülkenin dört bir yanında yaşayan basketbolseverler, gecenin bir yarısı gönül verdikleri takımı ve/veya oyuncuyu, ya da sadece “basketbol olsun çamurdan olsun” mantığıyla verilen herhangi bir karşılaşmaşı izlemeye kalkıyor, maçın yanı sıra eğlenceli ve bilgilendirici içi dolu basketbol sohbetleriyle uykusunu ve hatta bir sonraki günün problemlerini unutuyordu...

Ta ki NBA TV yayınları tekrar şifrelenene ve kod gizli tutulup izlenmez duruma getirilene dek.

İrdeleme

İşin kanuni, hukuki, teknik veya ticari eleştirisini yapmayacağım. Bana düşmez, zaten yeterli bilgim de yok. NTV, bir 'kanal' olarak hâlâ haftada tek maç yayınına ve NBA Stüdyo programına devam ediyor belki, ancak 'kurum' olarak üstlendikleri görevde ACAYİP ÇUVALLAMIŞ durumdalar. Birçoklarına göre dünyanın en başarılı spor organizasyonu olan NBA'i Türkiye'ye taşımak elbette kolay bir görev değil, ancak şu unutulmamalı ki, Türkiye'de NBA maçlarını izleyerek kendilerine yeni vizyonlar edinen ve çoğu da genç olan binlerce kişi var. NBA de bu durumun farkında ki, gençere hitap etmek ve örnek olmak için çok önemli uygulamalarda bulunuyorlar; kitap okumayı ve eğitimi teşvik, sosyal sorumluluk çalışmaları, uyuşturucuya karşı alınan kurumsal ve kararlı tavır vs...

Diyeceğim odur ki, NBA TV'nin Türkiye'nin her yerine ulaşamayacak bir şekilde yayınlanması (ki bu, NTV'nin sadece Kablo TV'yle anlaşması demek oluyor), Türk basketbolseverine vurulmuş çok büyük bir darbedir... Hem de arkadan.

Düzenlenen kampanyaya, ntvmsnbc.com'un ve NBA Stüdyo'nun e-posta ve mesaj yağmuruna tutulmasına rağmen, bu konunun sanki hiç yaşanmıyormuş gibi gündemin dışında tutulması, açıkçası NTV'nin “Basketbola ve basketbolsevere hizmet etmeyi seven basketbolsever” imajlı ekibine hiç yakışmadı. Onlardan beklenen, basketbolseverlerin seslerini duyurmalarına yardımcı olmaları ve üstlendikleri misyonun altında ezilmeden hareket etmeleriydi... Maalesef şu ana dek olmadı.

Ümit ederiz kısa süre içerisinde beni ve benim gibi düşünenleri dikkate alırlar, zedeledikleri imajlarını da tamir edip eski haline getirirler. Çünkü onlar Türkiye'de basketbolun önemli, değerli ve vazgeçilmez parçaları. Tıpkı, top, oyuncu ve potadan sonra bu güzel oyunun en vazgeçilmez parçası olan seyirci ve basketbolsever gibi.

Zaman akıp gidiyor

O gece ben abimle o maçı izleyeli yaklaşık 16-17 sene olmuş.. O gece sesini duyup da yıllardır maçları anlatışını zevkle dinlediğim Murat Murathanoğlu, belki biraz abartılı olacak ama, Türk Basketbolu ve Türkiye'de NBA için efsanevi bir “Chick Hearn” olma yolunda ilerliyor. Açıkçası onun bile bu konuda herhangi bir aksiyona gir(e)memesi beni çok düşündürüyor. Onun anlattığı bir NBA maçını izlemeyi özledim galiba. Yanında yıllandıkça yorumları da tatlanan Yiğiter Uluğ da olunca, o güzel maçların keyfi de bir ayrı oluyor hani.

Kidd veya Nash'ten birkaç güzel asist, Ben Wallace'tan ya da Zo'dan topu tribüne gönderen bir blok, KB24'den ve D-Wade'den sololar izemeyi, maçları canlı, heyecanlanarak ve hissederek anlatan spikerlerden dinlemeyi, bütün basketbolu ve NBA'i sevenler olarak, çok özledik.

Sesimiz şimdiye kadar duyulmadıysa, yapabileceğimiz bu kadar demek değildir. Gücümüzü toplamalı, daha yüksek ve etkili bir sesle bağırmalıyız.

O zaman belki de yapılan ayıbın büyüklüğünü anlar, o ayıba sebep olanlar ve göz yumanlar.

Herşeye rağmen; vi lav diz geym!

24 Ocak 2007