ARŞİV
21 Kasım 2008

9>10

 

fatihyildiz310@gmail.com
03 Aralık 2008, Çarşamba

“9>10” ifadesi matematikte “9 büyüktür 10” anlamına gelmektedir, tabi ki bu ifade çoğumuza göre yanlış bir ifade olarak gözükse de Sacramento için yanlış değil.

Neden mi?

Çünkü ilk dokuz maçta alınan dört galibiyet ile son 10 maçtan alınan bir galibiyeti karşılaştırırsak 9’un 10’dan büyük olduğunu anlayabiliriz. Her ne kadar ilk dokuz maçta alınan dört galibiyet çok abartılı olmasa da, son 10 maçta alınan dokuz mağlubiyet bir o kadar abartılı oldu. Mağlup olduğumuz bu dokuz maçta dikkatimizi çeken en önemli ayrıntı kaybedilen dört maçın son topta (üçü iki sayı farkla, biri de bir sayı farkla), kalan beş maçın ise ortalama 19 sayı farkla kaybedilmesi oldu. Bu ayrıntıyı verdikten sonra isterseniz son 10 maçtan kısaca bahsedelim.

İlk maçı Arco Arena’da Phoenix’le oynadık. Bu maçı ilginç kılan durum Suns’ın bir önceki Houston maçında yaşanan kavganın sonucunda maça Matt Barnes’tan ve Steve Nash’ten yoksun çıkmasıydı. Bizim çok önemli bir avantajdı ama ne var ki bu avantajı kullanamadık ve maçı uzatma sonunda iki sayı farkla kaybettik. Maçın son dört saniyesinde tam bir Amare Stoudemire şovuyla karşılaştık, ilk önce dört saniye kala skoru Suns lehine 97-95’e getirmesi yetmiyormuş gibi son hücumumuzda sırasıyla John Salmons’ı ve Spencer Hawes’ı blokladı. Amare’nin bu bloklarıyla olan Brad Miller’ın 20 sayı, 11 ribaunt ve 7 asistlik performansına oldu.

Bir sonraki maçı yine Arco Arena’da oynadık. Bu sefer rakip Tim Duncan’lı Spurs’tü. Bu maçta da yine karşıdaki takımda çok önemli iki eksik vardı ve bu maçı da iki sayı farkla kaybettik. İşin ilginci bu maçta da yine her şey son dört saniyede belli oldu, ilk önce Brad Miller’ın şutu girmedi Duncan’ın kendisine yapılan taktik faulleri kaçırmasıyla “Belki bir umut” dedik ama Quincy Douby’nin üçlüğü girmeyince salondaki 12000’e yakın seyirci iki gün önceki gibi yine salonu üzgün terk etti. Bizim açımızdan maçın dikkat çeken istatistiği Salmons’ın 31 sayısı oldu.

Yeter artık bu kadar evimizde oynadığımız dedik ve sonraki maçı Tennessee’de Memphis’e karşı oynadık. Bu maç diğer iki maça göre biraz farklı gelişti. Öncelikle bu maçı iki sayı farkla kaybetmedik, son dört saniyede yeni bir drama da yaşamadık ve diğer iki maçın yıldızı (?) Mikki Moore da sakatlığı nedeniyle aramızda yoktu. Hal böyle olunca bizi Mikki Moore’suz yakalayan Memphis gözümüzün yaşına bakmadan maçı ilk yarıda oluşan 17 sayı farkı koruyarak kazanmasını bildi. Maçı Memphis’e kazandıran en önemli ayrıntı iki takımın üçlük yüzdesi arasındaki fark oldu. Biz 19’da 3 isabetle %15,8 ile oynarken Memphis 16’da 10 isabetle %62,5’le oynadı. Hal böyle olunca maçı kazanmak mucizelere kaldı ve o mucize de gerçekleşmeyince maçı 15 sayı farkla kaybettik. Bu maçın dikkat çeken ayrıntılarından biri de Reggie Theus’un Mikki Moore’un sakatlığında ilk beşe Donte Greene ya da Bobby Brown varken Bobby Jackson’ı monte etmesiydi. (Bobby Jackson coach’unun yüzünü 7’de 1 attığı üçlükle kara çıkarmadı.)

Tam yenilgilere alışmıştık ki beklemediğimiz bir şey oldu. Bu senenin en büyük şampiyonluk adaylarından New Orleans Hornets’ı kendi evlerinde, New Orleans Arena’da, yendik. Maçı kazandıran en önemli etken maçın bitimine beş dakika kala yakaladığımız 11’e 4’lük seri oldu. İlk beşteki tüm oyuncularımız çift haneli skor ürettiği maçta coach Reggie Theus bir önceki maçtan ders çıkarmış olacak ki B-Jax’i ilk beşten kesip yerine Donte Greene’i oynattı. Donte de attığı 15 sayı ile süre verildiği takdirde gayet başarılı olabileceğini gösterdi.

Bir sonraki maçta NBA’in en iyi genç kadrolarından birine sahip olan Portland Trailblazers’ı konuk ettik. İlk yarısı başa baş geçen maçın üçüncü çeyreğinde Portland 37’ye 18’lik bir seri yakalayarak üzerimizden öyle bir geçti ki bence maçın hakem üçlüsü maçı o anda bitirmeliydi.
Bir sonraki maçımızda rakibimiz Los Angeles şehrinin büyük biraderi Lakers’tı. NBA’in en önemli rekabetlerinden biri olan Kings-Lakers rekabetinde duvara yine çiziği atan Lakers oldu. Maçın en önemli istatistiği Lakers’ta toplam sekiz oyuncunun çift haneli skor üretmesiydi (zaten dokuz kişi oynadılar, sadece Vujacic altı sayıda kaldı.)
Dramalara bir yenisini eklediğimiz maç üç önce 21 sayı fark yediğimiz Portland ile oynadığımız ikinci maç oldu. Neyse ki bir önceki maçtaki gibi maç üçüncü çeyrekte kopmadı, bu sefer sonuna kadar maçı almak için uğraşsak ta olmayınca olmadı ve Salmons’ın kullandığı son topta basketi bulamayınca maçı bir sayı farkla kaybettik. Ardı ardına alınan farklı mağlubiyetlerden sonra bu sonuç coach Theus’u öyle memnun etmiş ki, maç sonu açıklamalarında bunu dile getirmekten kaçınmadı. Maçın önemli ayrıntılarından biri de sezonun açılış maçından sonra Greg Oden’ın ilk kez ilk beşe geri dönmesiydi.

Son topta kaybettiğimiz dördüncü ve son maça geldik. Rakip yazın yaşadığı Stuart Tanner felaketinden iyi dersler çıkarıp bu seneki M.I.P. en önemli adayı Devin Harris’li NJ Nets’ti. Bu maçı da son 25 saniyeye dört sayı farkla önde girmemize rağmen üstünlüğümüzü koruyamayınca uzatma sonunda iki sayı farkla kaybettik. Bizim açımız önemli iki unsuru vardı bu maçın. Biri Mikki Moore’un sakatlığı çıkıp bir maçta yedek başladıktan sonra tekrar akıl mantık almayacak bir şekilde ilk beş çıkmaya başlamasıydı, diğeri ise John Salmons’ın 38 sayısıydı.

Son dört mağlubiyetten sonra bu maçı alabileceğimizi düşünüyordum çünkü rakip NBA’in en kötü iki numara savunucusu Utah’tı. Gel gelelim ki evdeki hesap çarşıya uymadı ve felaket geçen yeni bir üçünü çeyrekten (44–17) sonra maçı 26 sayı farkla kaybettik. Bu maçta da LA Lakers maçında olduğu gibi karşı takımdan sekiz oyuncu çift haneli skor üretti. Dikkatten kaçmayan noktalardan biri de CJ Miles’ın ürettiği 18 sayısının 16’sını üçüncü çeyrekte atmasıydı.
Son maçı Nowitzki’li Dallas’a karşı oynadık ve 23 sayı fark yedik. Neden yemeyelim ki 15’te 0 (sıfır) üçlük atarsan elbette 23 sayı fark yersin. Ne büyük rezillik.

Bu 10 maçta göze çarpanlar şu şekilde oldu:

1- Bu maçların 8’inde en skorer oyuncumuz John Salmons oldu.

2- Maç başına yediğimiz 105,5 sayıyla savunmamızın ne kadar kötü olduğunu bir kez
daha gördük.

3- Son toplarda kaybedilen maçlarda da anladık ki takımda bir winner eksikliği var. (K-Mart dön artık!!!)

4- Theus bir türlü hangi beşle maça çıkacağına karar veremedi ve 10 maça altı farklı ilk beşle başladı.

5- Top kayıplarımız can sıkıcı bir hal almaya başladı.

Rotasyondaki oyuncuları çok fazla uzatmadan bir kaç cümle ile değerlendirelim:

John Salmons: Kevin Martin’in sakatlanmasından sonra daha fazla sorumluk almak zorunda kaldı. Gerçekten de çok iyi maçlar çıkardı, kariyer rekorunu NJ Nets maçında attığı 38 sayıyla daha yukarılara taşıdı. M.I.P ödülü için Devin Harris’in en büyük rakibi olarak gözüküyor. Takım toparlanamaz ve John böyle oynamaya devam ederse değeri bu kadar artmışken yakında takas edilmesi sürpriz olmaz.

Beno Udrih: Kötü başladığı sezonda toparlanma sürecine erken girdi. Fazla gösterişe kaçmadan kendinden istendiği gibi oynuyor. O da kariyer rekorunu LA Clippers maçında attığı 30 sayıyla kırdı.

Brad Miller: İstikrarsızlığı istikrarla devam ediyor. Bir maç 20+sayı 10+ribaunt yapıyor diğer maç 16’da 2 atıyor.

Spencer Hawes: Bu senenin ender kazançlarından. Çok yönlülüğü, rakip savunmanın açılmasını sağlayan üçlükleri ve aldığı kısa süreye rağmen yaptığı bloklarıyla (NBA altıncısı) geleceğin önemli uzunlarından biri olacağını kanıtladı.

Jason Thompson: Aldığı sürenin hakkını fazlasıyla veriyor, Spencer’la beraber geleceğimizin pota altını oluşturacak.

Bobby Brown: ULEB Cup’ta beş uzatmaya gitmesiyle uzun süreler unutulmayacak Alba Berlin-KK Bosna maçında attığı 44 sayıyla adını duyuran Bobby Brown bence biraz daha fazla şansı hak edenler arasında.

Mikki Moore: Coach Theus’la arasında ne var bilmiyorum ama sırf bu adamı oynatayım derken Jason Thompson umarım yalan olmaz.

Bobby Jackson- Quincy Douby: Beno’yu yedeklemeye devam.

Donte Greene: Şans verildiği takdirde kendini göstereceğini düşünüyorum.

Francisco Garcia: Sakatlıktan döndü. Umalım ki iyi katkı versin çünkü buna ihtiyacımız var.

Shelden Williams: “Candace, will you marry me?”

Kenny Thomas: Kontratı satın alınsa da rahatlasak.

Saha dışında yaşadığımız en önemli gelişme, eski oyuncu menajeri Jason Levien’in organizasyonumuza genel menajer yardımcısı olarak katılması oldu. Temsil ettiği oyuncular arasında Kevin Martin, Luol Deng ve Udonis Haslem gibi oyuncular bulunan Levien’in en çok dikkat çeken özelliği gözden kaçmış yetenekli oyuncuları keşfetmesi. Levien’in takımdaki başlıca görevleri draft ve salary cap konularında genel menajer Geoff Petrie’ye yardımcı olma ve ün saldığı konu olan yetenekli oyuncuları keşfetme olacak.

Son olarak Reggie Theus konusuna biraz değinmek istiyorum. Rotasyonu bir türlü belirleyememesiyle, üçüncü çeyrekte biten maçlara çözüm bulamamasıyla ve eskiden süre gelen savunma özürlülüğümüze çözüm bulamamasıyla eleştirdiğim coach Theus için tehlike çanlarının çalması yakın gözüküyor. Bir süre önce OKC Thunder’ın PJ Carlesimo’yu ve Washington Wizards’ın Eddie Jordan’ı kovmasıyla başlayan NBA’deki coach kıyımının bir sonraki halkası Reggie Theus olabilir. Umarım sakatlıktan dönen Francisco Garcia ve antrenmanlara başlayan Kevin Martin takıma beklenen katkıyı yapar. Yoksa yeni bir coach yeni bir sistem denemek zorunda kalabiliriz.

Not: Geçenlerde Banvit-KSK maçı dönüşünde neden çıktığı belli olmayan bir tartışma sonucu öldürülen arkadaşımız Özgür’ün ailesine Allah gani gani sabır versin. Ne yaşandı tam olarak bilmiyoruz ama hiç kimsenin 21 yaşındaki bir arkadaşımızı pompalı tüfekle öldürmeye hakkı yok. Yazık gerçekten de çok yazık.