rant 'n' rave - ııı
Mete ACAR
 


NBA GANSTAS

Yukarıdaki başlık yeni bir bilgisayar oyununun adı değil, bu gidişle NBA'in ne hal alacağını -hatta aldığını- belirten naçiz bir uyarı.

Bir gün bu konuda düşünürken ve son aylarda meydana gelen ve NBA oyuncularının karıştığı adli olayları aklımda süzerken, ertesi sabah Rafer Alston'ın New York'ta bir diskotekte karıştığı olayın ayrıntılarını okurken buldum kendimi. Yaz aylarında herhangi bir NBA oyuncusunun adli bir kovuşturmada adının geçmediği gün yok gibi. Eğer onların adı geçmiyorsa eski NBA oyuncularının adı geçiyordur.

Peki, ne oldu da bir anda Alcatraz'a döndü NBA Organizasyonu? Tek-tük olay olması kadar normal bir şey olamaz, zira gittikleri yerde dikkati çeken bu insanlar, olay çıkartıp bundan nemalanmak isteyen kişiler için uygun hedefler oluyorlar.

Aslında Alston'ın adının geçtiği son olay da buna çok uyuyor. Vatandaş New York'ta bir diskoda bir başkasıyla çarpışmış. Çıkan tartışma sonunda adamın anlattığına göre Rafer onu boğazından yaralamış. Diskonun güvenlik elemanları adamın sağlam bir şekilde dışarı çıktığını ve civardaki polislere şikayet etmediği ifadesini vermişler. Zaten Rafer kefaletsiz olarak salıverilmiş durumda, yani adam büyük olasılıkla para sızdırmaya çalışan bir zavallı.

Ancak bu olaydan sadece üç hafta önce Rafer, Houston'da bir otopark görevlisine saldırıda bulunmak ve suratına tükürmekten tutuklanmıştı. Skip to my Lou, yaptığı asistlerden daha çok suç işliyor gibi. Bu Houston'da kalmasını zorlaştıracaktır.

Son aylarda NBA'le ilgili kişilerin adının geçtiği adli olaylara kısaca bir göz atalım: Andray Blatche fahişe kılığındaki polise seks teklif edince tutuklandı ama takım yetkilileri “Delikanlı adam böyle şeyler yapar” diye düşünmüş olacaklar ki, kısa bir süre sonra kontratını yenilediler. Fakat biz diğer NBA oyuncularına kontratlarını uzatmaları için böyle bir yolu izlemelerini tavsiye etmiyoruz.

NBA hakemi Tim Donaghy'nin bahis skandalını sağır sultan bile duydu. Bu konuda yazmaya gerek bile yok. NBA adına kara bir leke olduğu muhakkak.

Orlando'da bir diskotekte tanıştıkları kızları eve davet eden DeShawn Stevenson ve Brandon Hunter eve geldiklerinde, başka bir arabadan inen bir adamla grubun içinden bir kız arasında tartışma yaşanmış, sonra Stevenson'ın evine ateş açılmış. Ateş edenler kaçmışlar ancak saldırıyı yaptığı düşünülen kişilerden biri hastanede yaralı olarak tespit edilmiş. Üstelik arabası delik deşik bir haldeymiş ve olay sırasında tarif edilen, Cadillac Escalade model bir arabaymış.

NBA oyuncuları evden karşı bir ateş açılmadığını söylüyorlar. İyi de bu adam bacağından nasıl yaralandı? Arabası nasıl delik deşik oldu? Neyse, polis soruşturması sürüyor. Yakında olayın üstündeki “derin” sır perdesi açılır. Ya da para alışverişiyle üstü hiç açılmamak üzere örtülür.

Bu arada bu olayla ilgili okuduğum en komik ayrıntı, “çatışma sırasında DeShawn Stevenson'ın odasında uyuduğu” idi. Düşünsenize, silah sesleriyle irkilerek uyanan DeShawn hızla aşağı kata iniyor ve delik deşik olmuş salonu görüyor, haykırıyor: “Neler oldu burada?” Hi ho…

YENİSİ YOKSA ESKİSİ VAR

NBA oyuncularının olaylara karışmadığı zamanlarda ise eski NBA oyuncuları sahne alıyorlar. Bunlar arasında en çok dikkati çekeni ve konuşulanı New York Knicks'in koç ve gm'i olan Isiah Thomas'a bir kadın çalışanı tarafından açılan taciz davası. Bu oldukça ciddi bir suçlama ve yargıç bu davanın görülmesine karar verdi. Bu da Isiah'ın zor günler geçireceğinin bir işareti.

Bence davacıya yüklüce bir miktar önerip anlaşırlar ve her şeyi hızla unuturlar.

Bir olay daha aktarıp, bitireceğim. Önce Stephon Marbury'nin densizliği var sırada. Michael Vick adlı Amerikan futbolu oyuncusunun köpek dövüştürmesinden dolayı tutuklandığını duyan Marbury, “Benim anladığım kadarıyla köpek dövüştürmek bir spor. Nasıl olsa kapalı kapılar ardında yapılıyor” diye veciz sözler yumurtlayıverdi.

Bir insanın hak, hukuk ve adalet duygusu ancak bu kadar yamulmuş olabilir. Büyük tepki çeken Marbury, hemen çark edip “Dediklerim medya tarafından çarpıtıldı. Michael Vick suç işlediğini itiraf etmiştir ve cezalandırılmalıdır” diye başlayan bir beyanat verdi. Ne diyelim, sahada bile böyle çabuk reverse çektiğini görmemiştim.

MİLLİ TAKIMIN AVRUPA MACERASI KÖTÜ BAŞLADI

Öncelikle, dışarıda olduğum için milli takımımızın Litvanya ile yaptığı maçı izlemediğimi belirteyim. Ancak sonucun çok kötü olduğu açık. Zaten milli takım onca hazırlık maçında sadece Sırbistan önünde iyi oynadı, ki Sırbistan'ın ciddi sorunları olduğu belli.

Tabii hemen hepimizin takıldığı konu o değil. Yenersin, yenilirsin; bu turnuvada 5., 6. olabilirsin veya başarılı olup madalya alabilirsin. Tartışılan konu Koç Tanjevic'in hedef/mazeret olarak ülkemizde oynanacak olan 2010 Dünya Basketbol Şampiyonası'nı göstermesi. Peki aradaki önemli turnuvalar neci, hazırlık turnuvaları mı? Bu adamın ağzından çıkanlar gerçekten akıl alacak gibi değil! Tam bir akıl tutulmasına uğramış olmalı.

Sen böyle dedikten sonra bu takım nasıl başarılı olur? Aslında oturup takımın iki önemli NBA oyuncusu olmasına rağmen bunları nasıl oynatamadığından ve bu yüzden Memo ile Hido'nun bu takımda olmalarına gerek görmediğimden bahsedecektim ama gerek yok. Zaten her şey televizyonlarda açık olarak görülüyor.

İşe başka tarafından bakacak olursak, Tanjevic'in çok iyi bir altyapı antrenörü olduğuna inanıyorum. Oyuncuları farklı pozisyonlarda oynatıp onlardan birçok şey istemesi bunu gösteriyor ama A milli takımda bunu yapamazsınız. Kerem Gönlüm 3 numara oynayamaz!

Anlayamadığım bir şey daha var; bu oyuncular ülkemizin en iyi oyuncuları. Yıllarını basketbola adamışlar ve iyi takımlarda oynuyorlar. Hal böyleyken ve zaafımız olduğu bilinirken, hâlâ nasıl pick and roll'a savunma yapamıyoruz? Yahu insan gece gündüz buna çalışır!

KAPARKEN

Bu konularda çok fazla yazmayacağım ve çok sinirlenmeyeceğim. Zaten tatile çıkıyorum; Ege'ye, Akdeniz'e... Güzel bir tatil yapıp bünyeyi nadasa bırakacağım. Geldikten sonra turnuvanın üstünden geçeriz şöyle bir. Yine de kısa kısa tahmin ve görüşlerimi aktarmak istiyorum izninizle:

-- En etkilendiğim, Çek Cumhuriyeti ve Polonya'nın basketbola yaptıkları yatırımın karşılığını almaları. Taş gibi, mücadeleci ve hırslı takımlar yaratmışlar. Yıllardan beri buz hokeyi, hentbol ve voleybol gibi kapalı salon ve kış sporlarının revaçta olduğu bu iki ülke, nihayet basketbola da kucak açmış oldu. Basketbolun yayılması adına çok güzel iki örnek teşkil ediyorlar.

-- İspanya çok iyi gözüküyor. Yunanistan da kupanın bir ucundan tutar. Ben Fransa'nın çok başarılı olacağını düşünmüyorum. Birbirlerine benzeyen ve uzun olmayan oyunculara sahipler. Etkili uzun oyuncuları yok ve bu büyük handikap olacaktır.

-- Hırvatistan ve Slovenya'nın rakiplerine çok baş ağrısı olacaklarını sanıyorum. İnatçılıklarını çok seviyorum. Bu inatçılığın yarısı bizde olsa çok şey değişir.

-- Almanya'dan birşey olmaz. Tek süper yıldız ve yardımcı oyuncularla ancak bu grupları geçerler. En iyi 5. veya 6. olurlar.

-- Kulağa şaşırtıcı ve berbat geliyor ama hiç sanmamama rağmen gruplardan çıkamayabiliriz. Umarım çocuklar silkinip kendilerine gelirler ama gruplardan çıksalar dahi benim bu takımdan umudum yok. O ışığı, hani geçen seneki Dünya Kupası'nda çok bahsedilen o ışığı, şimdilerde göremiyorum ne yazık ki.

Hepsi bu kadardı. Tatilden sonra bol malzemeyle karşınızdayım.

AĞUSTOS 2007