1
111111
 

Şaban IŞIK
05 Şubat 2009, Perşembe

 

 

 

41-9

“Seni öldürmeyen şey, daha da güçlendirir” lafı, Boston için çok uygun. O kadar mağlubiyetten sonra, hızlıca toparlanıp 11 maçlık bir galibiyet serisi yaptılar. Big Three’nin yanında Ocak ayında neredeyse %50 ile üçlük atan Eddie House da çok önemli katkı yaptı bu seri boyunca. 5 Aralık’taki Lakers maçını iple çekiyorlar muhtemelen.

39-9

Bynum yokken 61 atan Kobe, eğer Gasol da sakatlanırsa 81’i zorlanmadan bulacaktır. Şaka bir yana, tam ısınmaya başlamışken Bynum’un tekrar sakatlanması çok kötü oldu. Evet, play-off’lara kadar dönecek belki ama, psikolojik olarak hangi seviyede olacağı Lakers için daha önemli. Bynum yokken, Kobe kadar, Gasol kadar, Odom’un da öne çıkması gerekiyor. Yoksa sene sonunda çok talibi çıkmaz.

39-9

Cleveland bu sene, iyiden iyiye Batman filmlerine benziyor. LeBron, Batman’in her seferinde Gotham’ı kurtardığı gibi, Q Arena’da kimseyi sağ bırakmıyor. Williams, Robin rolünün hakkını fazlasıyla veriyor. Ilgauskas, aynı Alfred gibi, LeBron’un sadık yardımcısı. Anderson Varejao, Lucius Fox’un kıvırcık hali. Arada DeShawn Stevenson gibi kötüler kazansa da, şu ana kadar sistem tıkır tıkır işliyor. Ama önemli olan, filmin sonunda kimin güleceği. Szczerbiak’tan güzel bir şeyler çıkartırlarsa, mutlu sonla bitmesi yakın gözüküyor.

37-11

 Orlando cephesinde de değişen bir şey yok. Hala deli gibi üçlük atıyorlar ve hala sokuyorlar. Jameer Nelson, geçen seneden daha iyi şut attığı için All-Star seçildi. Fakat sadece 5.4 asist ile oynaması ve NBA’in en iyi uzunundan en az verimi almayı başarması, All-Star’lığına gölge düşürüyor. Hidayet’in formunda belirgin bir düşüş olmasına rağmen, bu takımda eline en çok güvenilen oyuncu yine o.

33-15

Duncan-Parker-Ginobili, Metin-Ali-Feyyaz gibi. Birlikte oynadıkları zaman, yenmenin bir yolunu her zaman buluyorlar. Mason, sene başındaki gazı alınmış olsa da, hala büyük katkı yapıyor. Finley, 36 yaşında 10 sayı ortalama yakalayabiliyor. Yılların değişmez havlucusu Matt Bonner, Popovich’in elinde ikinci Robert Horry oluyor. Demek ki Spurs, sene başındaki sakatlıklar olmasa Boston’la başa baş gidebilirmiş. Ama onların asıl parladığı yer play-off. E finallere de bir sene ara verdiklerine göre, ABC hazirandaki reytingleri için kara kara düşünmeye başlayabilir. Belki Grey’s Anatomy’i koyarlar finalden önce.

33-16

Billups’ın gelmesiyle, Denver daha sempatik bir takım oldu bence. Üstelik George Karl’a rağmen. Geçen sene ve bu senenin başındaki o şuursuz takım gitti, yerine nerede ne yapması gerektiğini bilen, rollerin çok güzel paylaşıldığı, izlemesi daha keyifli bir takım geldi. Billups çatır çatır All- Star oldu ama, Carmelo’nun ara ara yaşadığı sakatlıklar onu koçların gözünde ikinci plana attı. Nene, kendisine yapılan yatırımın meyvesini vermeye başladı. Kleiza yavaş yavaş ısınıyor. Chris Andersen, 19 dakikada 2 blok yapıyor ki, 48 dakikaya vurunca 5.1 gibi insanüstü bir sayı ortaya çıkıyor.

30-18

Greg Oden artık iyice toparladı kendisini ve istatistiksel olarak da iyi maçlar çıkartmaya başladı. Brandon Roy, bu sefer kimsede şüphe bırakmadan All-Star seçildi. Jerryd Bayless çok acayip bir oyuncu. Tam bir oyun kurucu değil, Arenas tipinde bir oyuncu. Belki ortalamaları düşük gelebilir ama, onu açık sahada görmeniz lazım. Çok hızlı ve topa hakim bir oyuncu olduğu izlenimini bıraktı. Şutunu da geliştirirse, Portland’ın maksimum kontrat vermek zorunda kalacağı bir diğer isim olabilir.

29-19

Her şeye rağmen yarıştan kopmadılar. Ocak’ın ikinci yarısından itibaren yavaş yavaş toparlandıklarını da görüyorum. Gerçi Milwaukee mağlubiyeti, bu senenin en kara lekesi olacak gibi duruyor ama kazanılan maçlardaki oyun da tatmin ediciydi. Howard eski Howard değil, ama sene başında yaşadığı problemler de onu psikolojik olarak çok etkiledi. Dallas taraftarının da Howard’ın bu takıma verdiklerini bir çırpıda göz ardı edip, takas edilmesini istemeleri de ilginç bir durum. Terry, en iyi altıncı adam ödülünü çoktan garantilemiş durumda.

26-22

Miami’nin şu anki başarısının öneminin yanında, bu başarının Spoelstra soyadlı bir koçla gelmesi daha önemli bir nokta. Öyle zannediyorum ki, Spoelstra tahtaya ilk beşi yazıyor, sonra Wade’e dönüp “Hadi aslanım” diyor. Bu bakımdan Dwayne Wade’in Miami için değeri, Florida valisi Jeb Bush ile eşdeğer, belki daha fazla. Michael Beasley, ikinci beşte çok daha etkili oynuyor. Shawn Marion karşılığında Jermaine O’Neal’ı almayı becerirlerse, play-off’ta korkulu rüya yaşatabilirler.

28-18

Ocak ayı, dert ayı oldu Hornets için. İstikrarsız sonuçlar, içeride alınan garip mağlubiyetler, takımın tamamındaki form düşmesi… Hepsi bir aya sığdı. Chandler’ın All-Star’a kadar aldığı yatak istiharatinden sonra, Chris Paul de sakatlanarak tüm taraftarları kederle, ızdırapla arkadaş etti. Neticede Chris Paul olmayınca, bu takımın hem hücumda, hem de savunmada ne kadar saçmaladığı bilinen bir gerçek. Bu da Byron Scott’un takım içinde yavaş yavaş sorgulanmasına sebep oluyor. Ayrıca benchi güçlendirme adına hiçbir çalışmada bulunulmaması da eksi bir nokta. Her şeye rağmen, Paul’ün iki kere quadruple-double’ın kıyısından dönmesi taraftarlar için mutluluk kaynağı oldu.

30-20

Houston’un burada olmasının iki sebebi var. Birincisi, takımdaki herkesin sırayla sakatlanması. İlk beş açısından gayet istikrarsız bir sezon geçiriyor Houston. Kimi zaman Yao sakat, kimi zaman Artest sakat, McGrady sürekli sakat. Bu da aynı kadronun istikrarlı biçimde bir arada oynamasını engelliyor. Bu yüzden Boston’u dışarıda yenebilirken, içeride Washington’a kaybedebiliyorlar. Yao’nun olmadığı zamanlarda Scola, aldığı topların artmasıyla birlikte daha etkili oynamaya başladı. Nüfus kağıdına göre 43, kemik yaşına göre 51 yaşında olan Mutombo’yla tekrar anlaşmaları da gayet ilginç oldu. Houston’un burada olmasının ikinci sebebi ise, Von Wafer. Evet, sadece Von Wafer.

28-20

Mike Bibby, bir maçta oynadığı iyi basketbolu ertesi maça taşımayı becerse, belki Atlanta daha yükseklerde olacak. Ama o istikrarsızlık yüzünden, Ocak ayında çok parlak bir performans sergileyemedi Hawks. Bunda Al Horford’un sakatlığının da büyük etkisi var. Zaza yedek olarak önemli biri isim, ama ilk beşte aynı verimi veremiyor. Joe Johnson, şut yüzdesinin düşüklüğüne rağmen, eline güvenilen bir isim olduğundan ve takım arkadaşlarına servis yapabildiğinden ötürü, bu takımın bu noktada olmasının en temel sebebi.

26-21

Çok iyi niyetliyim, biliyorum. Yoksa Ocak ayını 5-9’la geçirmiş; “Kısa beş mi, uzun beş mi?” derken boyunun ölçüsünü almış; Iverson’u küstürmeyeyim derken, Hamilton ile Prince’i küstürmüş; kendisi oksijensiz durumdayken Kwame Brown gibi adamlara oksijen takviyesi yapmaya çalışan bir takımın burada yeri yok. Ayrıca biri takas edilecekse, bu Iverson olmamalı. Yoksa sorarlar adama, “Madem takas edecektin, neden aldın?” diye.

26-21

“Hücum maç kazandırır, savunma ise şampiyonluk”.Steve Kerr ve Robert Sarver takımın başına Terry Porter’ı getirirken büyük ihtimalle böyle düşünüyorlardı. Ama sezon ilerledikçe gördük ki, Terry Porter’in ”savunması” kimi zaman maç kazanmaya bile yetmiyor. Amare gibi, Nash gibi adamlar, Porter’ın koçluğu altında, resmen basketboldan soğudu. Diaw ve Bell gibi, başka koçlar altında yeteneklerini rahat rahat gösterebilecek iki oyuncu, Jason Richardson gibi 11 milyon dolarlık atletik bir şutöre değişilebiliyor. Tüm bunlara rağmen, Shaquille O’Neal takır takır oynayıp All-Star seçilebiliyor.

23-24

Philadelphia da garip bir takım. Sene başında, “Yaparsa bu adam bizi şampiyon yapar” deyip Elton Brand’e eşek yüküyle para verdikten sonra, “Brand’i oynatamıyor” diyerek Maurice Cheeks’i kovdular. Yerine pornocuların sahte isimlerine benzeyen bir ismi olan Tony DiLeo getirildi. Gelir gelmez Brand sakatlandı. DiLeo, geçen seneki sistemle galibiyet serisi yakaladı. Brand geri dönünce, bu takım bozulmaz deyip, Brand’i benchte tutmaya başladı. Fakat kimse Brand’i oynatmıyor diyerek, DiLeo’ya tepki göstermiyor. Bunu anlayamadım işte. Bu garip durum içinde Andre Iguodala da etkili performans vermeye başladı.

27-22

Carlos Boozer’ın ne kadar satış bir eleman olduğunu, Cleveland’lılardan sonra, Utah’lılar da idrak etmiş oldu. Eğer hala alıcısı varsa, Millsap da böyle oynuyorken,üç kuruşa verin gitsin. İşin garibi Deron Williams da maçlara kafasını vermiyor. Son birkaç maç önemli katkı yaptı ama sezon geneline baktığımızda, kapasitesinin çok çok altında oynadığını görüyoruz. Ayrıca Kirilenko da uzun bir süredir sakat, Williams’ın aksine onun sezon başlangıcı daha iyiydi. Mehmet, sakatlar yokken etkili performanslar sergiledi ama onun da bir maçı diğer maçını tutmuyor. Bu ortamda Ronnie Brewer sorumluluk almaya başladı ki, alkışlarımız ona gidiyor.

24-28

Michael Redd, ölümüy…tövbe destur, sakatlığıyla tüm camiayı yasa boğdu. Milwaukee’nin play-off yolundaki en büyük katalizörünün birden devre dışı kalması, Milwaukee’yi ilk 8 dışında bıraktı herkesin kafasında. Ama yılların satıcısı Charlie Villanueva, Redd’in sakatlığı sonrası çok acayip oynamaya başladı. Lise döneminde “Ben LeBron’dan iyiyim” diyerek küstahlaşan bu tüysüz adam, NBA kariyerindeki en önemli dönemeçte. Eğer bu sorumluluğu üzerine alıp Milwaukee’yi play-off’a taşırsa, yeni keşfedilen bir gök cismine adı verilebilir. Zaten Villanueva, aynı gezegen ismi gibi.

21-27

Kobe’nin 61’ini geçiyorum. Böyle bir olay her takımın başına gelebilir. Mike D’Antoni bu takıma bir umut ışığı yakmış. Ama, elindeki malzeme kısıtlı. Yani, ne Chris Duhon bir Steve Nash; ne de David Lee bir Amare. Bu saatten sonra, iki oyuncu da, süperstar seviyesine ulaşamayacaklarından dolayı, New York’un ithal bir süperstara ihtiyacı var. Ben LeBron’un geleceğine inanmıyorum ama mesela Amare oyuncu opsiyonunu kullanmazsa, kimbilir belki Steve Nash ile beraber gelirler New York’a.

17-31

Fuat’ın “Gel yanıma köpek, ver patini köpek, çal kalbimi köpek” nakaratlarıyla bezeli “Köpek” isimli bir şarkısı vardır. Minnesota’nın Ocak ayındaki performansını fark edince, köpek veya kurt temalı başka şarkı bilmediğimden dolayı, bu şarkıyı söylemek geldi içimden. Al Jefferson’un All-Star’a alınmayışı skandaldır, öncelikle belirtelim. David West’ten daha sönük bir performans sergilemedi Jefferson. Tabii ki istemeyiz ama herhangi bir sakatlık durumunda, Batı’da ilk düşünülmesi gereken isim Jefferson’dur. Ayrıca Foye da, iki numarada daha etkili olduğunu gösterdi, ama istediği kadar göstersin John Hollinger’ı haklı çıkaramayacak.

19-30

Eski günlerini özlemle andığımız bir diğer takım da Indiana. Sene başında büyük takımlar için kabus haline gelen Indiana deplasmanı, artık sıradan bir maç haline geldi. Bunda takımların Indiana’yı çözmesi de önemli nokta. Fakat bir Danny Granger var ki, tüm farkı yaratan o. 3 numara oynuyor, 4 numara oynuyor; içeriden atıyor, dışarıdan atıyor. All-Star olacağı daha sene başından belli olan isimlerden biriydi Granger, bu konuda da kimseyi hayal kırıklığına uğratmadı. Ama takımın geri kalanı hep aynı, tek tarafı oynamayı beceren, uzun ve ağır kontratlı oyuncular.

19-29

Her ne kadar başlarında Larry Brown olsa da, izlemesi en ilginç takımlardan biri de Bobcats. Özellikle Bell’i ve Diaw’ı aldıklarından sonra, silahlarını biraz daha çeşitlendirdiler. Özellikle Bell, skor konusunda önemli katkılar yaptı. Augustin çok iyi oynarken, gözden çıkarılan Felton, kıymete binmiş durumda. Üzücü nokta, kazanılan Lakers maçında, Gerald Wallace’ı çok ciddi bir sakatlıkla kaybettiler. Akciğer zedelenmesi ve kaburga kırılması, bu sporda sıkça yaşanan olaylardan değil.

22-28

Thomas-Noah-Gray-Gooden gibi bir pota altıyla kimse başarı beklemesin kardeşim. Göz var nizam var, Thomas’ın veya Noah’ın, geride bıraktıkları senelerde, oyunlarına bir şey kattığını gördünüz mü? Bir de Tyrus Thomas’ın takas edildiği LaMarcus Aldridge’e bakın. Ne demek istediğimi anlayabildiniz mi? Del Negro, Deng’i dörde çekip hızlı basketbol mu oynatır, yoksa Paxson Hinrich’i, bir uzun karşılığında takas mı eder, bilmiyorum ama bu pota altıyla oynamaya devam ettikleri sürece, Alen çıksa, United Center’a üçlü çektirse gene fark etmez.

23-27

Devin Haris de, Granger gibi, Kasım sonundan beri All-Star olacağı kesin olan bir oyuncuydu. Tabii o zamanki istatistikleri daha etkileyiciydi ama bugün baktığımızda, Harris’in o performansları olmasa, New Jersey bugün burada olamayacakmış. Brook Lopez, New Jersey için büyük şans. Eğer gelişimini bu hızla devam ettirirse, seneye Doğu’nun en önemli iki-üç pivotundan biri olabilir. Ama Sean Williams’ı harcamaları da gözümden kaçmadı. Ryan Anderson isimli, kazmadan hallice bir adam, hem de Jianlian’ın yerine ilk beş çıkarken, bu adam NBDL’lerde sürünüyor. Yazık.

19-32

Toronto için bu seneki en büyük eğlence, Calderon’un serbest atış serisini izlemekti. O seri de bittiğine göre, Kanada halkı için gerçeklerle yüzleşme vakti geldi demektir. Chris Bosh’un eskisi kadar istekli oynadığını düşünmüyorum. Hatta teorim odur ki, 2010’da takım değiştirmeye en yakın isim de Bosh’tur. Çünkü içi gitmiş, sadece kabuğu kalmış Jermaine O’Neal’la, içeriden oynamayı sevmeyen, ribaund özürlü Bargnani ile bu iş yürümez. Toronto’nun, O’Neal’ın biten kontratıyla Bosh’un yanına gerçek bir süperstar veya onu çok iyi tamamlayacak bir isim alması ya da Bosh’a yol verip, rebulidinge gitmesi gerekiyor.

Sırada Kanadalı bir taraftarın Bargnani’ye serzenişi var: Are you player? Are you player? Are you big player?
 

16-34

Don Nelson için hayat çok keyifli olmalı. “O piti piti” yaparak takımı seç, maç içinde gençlerin psikolojisiyle oyna, takım yenilince herkese iki salla, kendine toz kondurma, ay sonunda bankadan paranı tıkır tıkır al. Hayır Mullin’de de sorun var, deli gibi para harcıyor. Misal, bu paraların sahiplerinden biri olan Monta Ellis geri döndü dönmesine, ama hangi Warriors taraftarının içinde bir ateş yandı play-off için? Crawford, Jackson, Maggette kötü isimler mi? Değil, ama bir dikiş tutturulamıyor. En çok da Biedrins için üzülüyorum, resmen harcanıyor burada.

11-38

Ocak ayı da Thunder için çok iyi geçti. 10 galibiyete ulaştılar. Kevin Durant ikinci senesinde süperstar olmayı başarmış durumda. Jeff Green, Durant’in yancısı rolünde çok başarılı. Russell Westbrook kendisi hakkında yapılan tüm dedikoduları bertaraf edercesine oynuyor. Ama bu üç oyuncunun ligde bulunduğu yıl sayısını yan yana getirip toplayınca, çıkan sayı 5 olduğu için, bugün bu durumda olmaları doğal karşılanmalı. Tek anlamadığım şey var, Nenad Krstic’i niye getirdiler?

13-35

Chris Wallace, Marc Iavaroni’yi takımın başına getirdiğinde ne düşünüyordu çok merak ediyorum. Mike D’Antoni’nin yardımcısını başa getirince, birden Phoenix gibi mi oynayacaklarını düşündüler? Marc Iavaroni’nin geçen seneki derecesine bakıyorum, 22-60. Bu sene OJ Mayo ve Marc Gasol gibi iki adam eklenmiş takıma, Rudy Gay bir sene daha tecrübe kazanmış, neticede takımdan beklentiler artmış. Marc Iavaroni’nin bu seneki derecesine bakıyorum, 11-30. Bıraksalar, 82 maçta 22-60’ı yakalayacak gene. Iavaroni bu takıma gerçekten bir şey katmadı. Son dönemlerde, başta Gasol ve Gay, “sistemsizlik”ten şikayet etmeye başlayınca, bu gerçek iyice açığa çıkmış oldu. Ama Chris Wallace’ı seviyoruz, “Darius Miles’ı, Portland’ın önünü kapamak için 20 günlüğüne aldı” diyenlere, Miles’la sezon sonuna kadar imzalayarak tokat gibi bir cevap verdi.

10-39

Obama’nın el atmasını beklediğim bir diğer önemli gündem maddesi de Wizards. Neticede bütün Washington’u ilgilendiren bir konu bu. Artık Arenas’ı Oval Ofis’e çeker, “Aklını başına topla” mı der; Jamison ve Butler’ı Camp David’e çağırıp, “Çuvalla para kazanıyorsunuz, nerede ulan karşılığı” mı der bilmiyorum. Ama bildiğim tek bir şey var, Arenas’a verilen o parayla, üç-beş (milyon?) garibanın karnı doyurulsaydı, daha çok sevaba girilirdi.

11-39

Kevin Martin, üzerine takım kurulacak oyuncu mu, bundan tam emin değilim. Yetenekli bir skorer, ama bir takımı tek başına taşımaktan uzak gibi duruyor. John Salmons bu sene en iyi prim yapan oyuncu, üstelik kontrat senesi de değil. Spencer Hawes’in kumaşını iyi buldum, güçlü, yağız bir oyuncu. İçeride etkili olabileceği gibi, dışarıdan da şut tehdidi var. Ama her şey bir yana, Kenny Thomas 8 milyon dolar alıyor bu takımda. Ayıptır!

10-39

Baron – Thornton – Camby – Randolph - Kaman ve hatta Gordon gibi isimlere sahip bir kadrodan böyle dandik bir takım meydana getirmek de, Mike Dunleavy’ye nasip oldu. Tamam, Dunleavy o kadar da kötü bir koç değil ama, bir şey olmuyorsa olmuyordur. Uzatmanın manası ne? Baron ile Dunleavy arasındaki sürtüşmeler, seneye devam etmeyecek mi zannediliyor? Allahtan Eric Gordon diye bir çocuk var, çok iyi skorer. Büyük ümitler bağladığım Thornton, yavaş yavaş saçmalamaya başladı, korkuyorum Gordon’un sonu da aynı olacak diye.

 

Arşiv

19/01/2009 - Selçuk ORMANCI
08/01/2009 - Batuğ EVCİMEN
02/01/2009 - Mert KASAPOĞLU
23/12/2008 - Gökhan ÖZŞAHİN
16/12/2008 - Barış Kutay ÖVÜN
10/12/2008 - Murat Can EGE
01/12/2008 - Ozan AYDIN
24/11/2008 - Sedat KOÇ
17/11/2008 - İsmail ŞENOL
03/11/2008 - Ümit Can İLHAN
29/10/2008 - Orkun ÇOLAKOĞLU