FAKE

 

tolgadrms@hotmail.com
24 Kasım 2009, Salı

Merhaba arkadaşlar. Uzun zaman oldu yazmayalı. Bu kadar ara verince klavye başında insanın eli kilitlenip kalıyormuş, anladım ki bu kadar ara vermek mübah değilmiş. Geçen sezon, uzun zaman sonra ilk kez, playoff‘a kalan Blazers, Rockets karşısında ilk maç dışında beklentileri karşılamış fakat tecrübe eksikliği ile turu kaybetmişti. Yaz dönemini dedikodu olarak oldukça yoğun fakat transfer hamlesi olarak oldukça sakin geçirdikten sonra yeni sezona başladık. Şimdi hem yaz sezonunu hem de yeni sezonun başlangıcını değerlendirmeye alalım becerebildiğimiz kadarıyla.

ATTAN İNİĞ EŞEĞE BİNMEK

Yaza cap rahatlığıyla girmiş olmanın getirdiği çekim, hepimizin transfer beklentilerini yükseltmişti. Takımın eksik olduğu bölgeye en uygun adamı alabilecek maddi durumumuz vardı. Neydi peki takımın eksik bölgeleri? Önem sırasına göre sıralamamız gerekirse;

- Takımın en büyük eksiği olan tecrübeli, takımdaki gençlerin potansiyellerini sahaya yansıtmada yardımcı olabilecek, gerektiğinde skor atıp gerektiğinde savunma konusunda öncü olabilecek, lider vasfına sahip çok yönlü bir kısa forvet.

- Pota altında dinamizm getirecek, ekmeğini taştan çıkartacak, mızmızlanmadan görevini yapacak, hücum ribaundu konusunda meziyetli ve tercihen iki yabancı dil bilen bir yedek uzun.

- Top kaybını azaltıp topun kıymetini bilecek, genç oyuncuların potansiyelini ortaya koymakta başrol oynayacak, ön alan savunmasına direnç getirecek, tek meziyeti boş şut sokmak olmayan, gerektiğinde insiyatif alıp Roy’un sırtındaki yükü azaltabilecek tecrübeli fakat pili bitmemiş bir oyun kurucu.

Bu üç profil takımın geçen sezon sonundaki analizler sonucu en önemli eksikleri olarak görülüyordu. Serbest oyuncu piyasasında bu arayışlara uygun ve aile bütçemizi sarsmayacak oyuncular da vardı. Şimdi bu maddelere uygun oyuncuları değerlendirecek olursak;

- Saydığımız ilk madde için bildiğiniz üzere en baştaki isim Hidayet Türkoğlu idi. Yaşanan gelişmeler ardından Hedo’nun Blazers’a imza atması kesin gözüyle bakılırken ülkemizdeki Blazers taraftarları ve Oregon etrafındaki halk kutlamalara başlamıştı. Yapılan değerlendirmeler Hedo’nun Blazers için tam isabet bir transfer olacağı yönündeydi. Hedo’nun Portland’a gelip şehri ve tesisleri gezdikten sonra, McMillan ve KP ile görüşmesi, imzanın an meselesi olduğu konusunda ikna etmişti; fakat Hedo son anda cayıp Toronto’ya imza atınca, sağgörüp sol yiyen Blazers camiasını eşekten düşmüşe çevirdi. Bu hareket, birkaç gün önceye kadar büyük sevgi gösterilen Hedo’ya karşı Blazers tarafarları arasında kocaman bir nefret oluşması için yetti de arttı bile.

- Hedo’yu elinden kaçıran Blazers ikinci maddede anlatılan profile uygun bir oyuncu için etrafına bakınmaya başladı. David Lee ismi biraz tuzlu gelince yönenilen isim Paul Millsap oldu. Millsap ile anlaşıldı ve imza atıldı. Bu imza da taraftarları çok mutlu etmişti. Fakat verilen sürede Jazz yapılan teklifi karşıladı ve Millsap için Blazers macerası başlamadan bitmiş oldu.

- Milsap konusunda da hevesi kursak bölgesinde kalan Blazers son madde için arayışlara başladı. Kirk Hinrich ismi ön plana çıksa da, bu ismin savunmasının üst seviyede ve yeterli tercrübeye sahip olmaması onun isminin uzun süre ön planda kalmasını engelledi. Ardından hedef alınan isim Andre Miller oldu. 33 yaşında yani yeterli tecrübeye sahip, ortalamanın üzerinde bir savunmacı, asist ve takımı oynatma konusunda ligin önde gelen isimlerinden olan Miller Blazers için transfer döneminin mutlu sonu oldu.

Anlaşıldığı üzere Blazers için yaz dönemi o kadar da parlak geçmedi. Ancak üçüncü madde eksiğine transfer yapabilen takım diğer eksikler için yaşı geçkin Juwan Howard’ı kadrosuna kattı. Aynı zamanda takımın iki büyük genç yıldızı Roy ve Aldridge ile sözleşme yenilendi. Webster geri döndü. Bu kadro geçen sezona göre daha iyi görünüyordu. Kaybedilen oyuncular, Frye ve Sergio; ayrıca Batum sezona uzun süreli bir sakatlıkla girdi.

BAŞLANGIÇ ALDATICI

Sezona 12 maçın 8’ini kazanarak başladık. Bu galibiyet yüzdesi çok hoş görünüyor. Fakat bu 12 maçın altısı ligin zayıf veya kötü başlayan takımlarıyla yapıldı. Geri kalan zorluk seviyesi yüksek altı maçın sadece ikisini kazanabildi Blazers, bu maçlar da içeride oynanan Spurs ve Rockets maçları. Bunların dışında Denver, Houston ve Atlanta’ya iki kez yenildik. Bu tablo benim için ortalama bir başlangıçtır, galibiyet yüzdesinin aksine.

Buna karşılık, oynanan basketbol çok eleştiriliyor. McMillan’ın Blake sevdası en büyük sıkıntılardan birisi. Bu aşk yüzünden, yaz döneminin önemli hamlesi olan Miller bench oyuncusu olarak sezona başladı. Nate, baktı ki olmayacak, Miller’ı ilk beşe alırken, kenara çektiği isim Blake değil Webster oldu. Blake ve Webster sezona form olarak hemen hemen aynı düzeyde başladılar. Form düzeyleri olarak onu değil de niye diğerini kenara çekti şeklinde bir eleştiri yapmak mantıksız olur. Fakat pozisyon bilgisi olarak eleştiriler yapılabilir. Çift oyun kurucuyla oynamak oyunun temposunu yükseltip koşan uzunları ve atlet bir takımı olan Blazers için mantık çerçevesi içinde görüyor. Fakat bununla beraber Roy’un daha uzun süre üç numara savunmaya mahkûm olacak olması, fiziksel olarak daha fazla yıpranmaya başlaması bu tercihin negatif yönü olarak açıklanabilir. Zaten rakamsal olarak Roy diğer sezonlarına nazaran daha kötü bir başlangıç yaptı.

Miller’in gelişi top kaybı konusunda avantaj sağlayacağımızı düşündürüyordu bizlere. İlk 12 maç sonunda top kaybı geçen senenin ortalaması olan 12.9 dan 14.4 e en az top kaybeden takımlar sıralamasında sekizincilikten 12.liğe düştük. Bu transferin faydası değil zararı oldu gibi körü körüne eleştirilere neden olmasa da, Miller’in bu konuda faydası olmadığı konusunda eleştiriler olmakta; fakat tıpkı galibiyet yüzdesinin, sezona yeterince iyi başladığımızı göstermesi konusunda aldatıcı olabileceği gibi, bu rakamlar da aldatıcı bence. Miller adaptasyon sürecini hem kendi açısından hem de takım açısından aştıktan sonra bu konuda takıma ihtiyacı olan katkıyı verecektir. Ayrıca bu sürenin sonunda takımın da istenen seviyeye geleceğini düşünüyorum.

Şimdilik bu kadar, bir dahaki yazımıza bu kadar ara vermemek ümidiyle. Hoşçakalın.