YENİ BİR SAYFADA SANA BAKMAK…

 

tolgadrms@hotmail.com
01 Aralık 2008, Pazartesi

Bir pazartesi sabahı. İnsanların büyük bir kısmına sevimsiz gelen bir zaman dilimi. Yeni hafta, yeni bir iş günü. Bir önceki gün öğleye kadar yatan gövdeler, sabahın erken saatlerinde kalkmış. Can sıkıcı yani. Bizim için o kadar da sıkıcı bir sabah değil ama. Dün akşam ligin son yıllardaki dominant ekiplerinden Pistons’ı, oyunun bazı kısımları hariç gayet iyi oynayarak yendik ve beş maçlık doğu turuna harika bir başlangıç yaptık. Gerçi “Bu Pistons’u Timberwolves da yendi arkadaşım burada, hem de yirmi küsür sayıyla, ne var bunda büyütecek?” diyenler de olacaktır. Sinyor kusura bakma genelde böyle söyleniyor ya o galibiyetten sonra, o nedenle böyle bir tabir kullandım. Neyse, sonuna değinerek başladık ama başına dönelim öyle buraya alalım.

Beklenen derece

Türk Blazer tayfasıyla konuşurken, ilk 15 maçın zorlu olduğunu ve buradan dokuz galibiyet çıkarmanın gayet iyi bir sonuç olacağını söylemiştik. Dediğimiz oldu, ilk 15 maç geride kalırken bunların dokuzunu kazandık. Bu seriden sonra da 3’te 3 yaptık ve şu anda 12–6’lık derecemizle Kuzeybatı grubunda lider durumdayız. Altı mağlubiyetin ikisini Suns deplasmanında aldık. Bu biraz düşündürücü olsa da, ne de olsa hala medya tarafından bizden önde görülen bir batı takımına dışarıda maç kaybetmek, çok büyük eksi olmasa gerek. Lakers maçıyla başladık sezona. Beklediğimizden kötü ve şanssız bir geceydi, Oden yine sakatlandı ve beklediğimiz oyunu oynayamadık. Bunun sonucu olarak farklı kaybettik. Diğer beş mağlubiyet bunun kadar ağır olmadı zaten. Ama bu da büyük bir eksi değildi. Lakers bu sabah itibariyle 14–1 ve onlara kendi sahalarında yenilmek olağan bir sonuç.

Kendi sahamızda çok iyi oynuyoruz. Yanılmıyorsam evde kaybetmeyen 3 takımdan biriyiz. Heat ve Bulls‘u ezdik geçtik. Hornets’e 15 fark attık. Spurs ve Rockets’i yendik. Özellikle Houston maçı inanılmazdı. Roy masal kitaplarındaki yerini aldı. O ne muazzam şuttu arkadaş. Kendi bozdu, sonra kendi düzeltti. İki küsür saniyede sekiz sayı oldu maçta. O maçı kazanmak da, büyük moral oldu takıma. Lafın özeti, beklediğimizden iyi gidiyoruz diyebiliriz. “genç takım”, “onların zamanına daha var”, “tecrübe kazanıyorlar” ve benzeri yorumlar eşliğinde kazanmaya ve zirveye tutunma çabasını devam ettirmeye çalışıyoruz.

Rakamlarla Blazers

Takım rakamlarıyla alakalı birkaç bilgi vermek gerekirse;

- En az sayı yiyen yedinci takımız. Kötü savunma yapıyoruz diyorduk ama bu rakam olumlu görünüyor.

- Hawks’tan sonra en yüksek yüzdeyle üç sayı atan takımız. Martell sakatken bile bu yüzdeyi yakalamış olmamız önemli. Oden’a gelen ikili sıkıştırmalar, dış atıcıların görevlerini arttıracak diye düşünüyorduk ama bu yüzdenin tahmin ettiğimiz gerekçeyle alakası yok, onu belirtelim.

- En az top kaybeden dördüncü takımız. Topun kıymetini biliyoruz ve olgun hücum ediyoruz, genelde.

- En çok asist yapan sekizinci takımız, bu da doğru pası vermekte ısrarcı olduğumuzu gösterebilir.

Takımla ilgili rakamlar verdikten sonra oyunculara da parantez açarak değinmek istiyorum uzun zaman sonra. Bireysel değerlendirmeden bir tümevarım yapabiliriz kanımca.

Rotasyondaki oyunculara bakış

Brandon Roy* (maç başına 21.1 sayı, 4.2 ribaund, 5.4 asist, %46 fg): Ligde üçüncü sezonunu geçiren bir liderimiz var. Fakat sahada o kadar farklı bir görüntü veriyor ki, onu izlemek ayrı bir keyif olmaya başladı basketbolu seven insanlar için. Hücumda olması gereken tüm meziyetler var kendisinde. “Büyük oyuncular basit ve sade oynar” lafını her zaman sevmişimdir. Bu tanımlamayla bütünleşiyor adeta Roy. Orta ve uzun mesafe şutu istikrarlı atıp, aynı zamanda birebirde de çok kolay adam geçip çembere gidebiliyor. Oyunun son bölümlerinde ve sıkışan anlarında, Kobe ve Pierce ile birlikte ligin en güvenilir üç elinden biri ona ait, bence. Uzun yıllar bu ligi domine edebilecek seviyede bir oyuncu. Umarım bu sezon da diğerleri gibi yirmi civarı maç kaçırmaz.

Greg Oden (7.8 sayı, 7.2 ribaund, 1.55 blok, %50.9 fg):
Şanssızlık yakasına ilk maçta yeniden yapıştı, ayağı döndü; fakat beklenenden çabuk iyileşti. Beklentilere an itibariyle ulaştığını söylemek zor. Bireysel hataları ve eksikleri de var elbet. Mesela savunmada yer tutma ve ayaklarının üzerinde durma konusunda sıkıntıları var. O cüsse ve atletik meziyetlerle daha caydırıcı bir oyuncu olmalı boyalı alanda. İkili oyun savunması çok kötü. Nerede show-up yapacak, nerede adam değişecek, algılamakta zorlanıyor. Kısa adamın üzerinde kalmayı tercih ediyor ve yanlış yapıyor. Hücumda ise Nate onu son opsiyon olarak kullanıyor, mutlaka ona özel bir şeyler hazırlamalı.


Lamarcus Aldridge (15.2 sayı, 6.9 ribaund, 1.18 blok, %44.5 fg): Meziyetlerini doğru kullandığı zaman çok faydalı ve önemli bir uzun. Orta ve uzun mesafe şut yeteneği yanında, sırtı dönük çembere gitme avantajı var. Ama henüz bunları nerede, nasıl ve hangi zamanlamayla kullanacağını bilecek kadar olgun değil. Günümüz basketbolunda uzunların orta mesafe tehdit oluşturması gerek bir koşuldur. Ama temel şart değildir. Çoğu uzun gibi Aldridge de bu olguyu karıştırıyor. Temel görevin çember altı evladım, unutma.

Rudy Fernandez (11.6 sayı, 2.9 ribaund, 2 asist, %42.9 3pt fg): Sezona beklediğimiz gibi başlamıştı; fakat şu sıra bir düşüşte. Sanki çaylak duvarına erken çarpmış gibi. Sadece perdeden çıkıp ya da zayıf tarafta pozisyon alıp şut atması, veya dip çizgiden koşup Sergio’dan pası alıp alley-oop yapması, çoğunluğu tatmin ediyor olabilir ama ben daha fazlasını bekleyenlerdenim. Top, Roy kenardayken, mutlaka onun elinde olmalı ve topla meziyetlerini bizlere hatırlatmalı. Statik şütörden daha geniş bir rolü üstlenmesi gerek. Duygusallığını da dizginlemeli.

Travis Outlaw (11.2 sayı, 4.4 ribaund, %49 3pt fg): Beklenen oyun tarzına bürünmek istemiyor bir türlü. Orta ve uzun mesafe şut atmayı çembere gitmeye tercih ediyor. Bu kadar atlet ve ayakları çabuk birinin bu yolu seçmesi ne kadar acı… %49’la 3 sayı atması bu tercihinin doğru olduğunu asla kanıtlamaz. Birisi bu oğlana mental bir hoca tutmalı.

Steve Blake (11.1 sayı, 3.9 asist, %44 fg, %42.3 3pt fg): Oyun kurucu pozisyonu yetersiz eleştirileri devam ededursun, Blake yetenekleri çerçevesinde katkı vermeye devam ediyor. Topun iyi çevirildiği anlarda ceza şutlarını yüksek yüzdeyle sokuyor. Nate gözündeki en önemli artısı da bu olsa gerek. Yoksa oyunu dikine oynama ve savunmada baskı konusunda yetenekli bir arkadaş olduğunu söylemek zor.

Joel Przybilla (6.4 sayı, 8.2 ribaund, 1.35 blok, %83.3 fg): Özellikle son maçlarda çok formda Joel. Yapabilecekleri doğrultusunda katkı vermeyi amaçladığı zaman, bir oyuncu ne kadar faydalı olabilir, bunu kanıtlıyor. Doğru yerde alıp, içine bırakıyor. Ortayı kapatma konusunda fiziksel becerilerini aklıyla yoğursa, daha ürkütücü olacak ama şimdilik bununla da idare ediyoruz.

Nicolas Batum (6.4 sayı, 2.6 ribaund, %48.3 fg): Webster’in yokluğunda beklenmedik şekilde şans bulan Batum, kendisinden beklenenin üzerinde bir performans sergiliyor. Savunmada tetikleyici, hücumda ise boş şutu sokan önemli bir görev adamı oldu. Umarım Martell geri döndükten sonra da bu katkı devam eder.

Channing Frye (6.3 sayı, 3.1 ribaund, %42.7 fg): Çember altı oynamasına rağmen yüzdesinin Batum’un çok altında olması çok şeyi açıklıyor bence. Lamarcus’da belirttiğim hastalık onda da var. Onun kadar da yetenekli olmayınca görüntü pek hoş olmuyor açıkcası. Orta ve uzun mesafe şut sallayan uzun modelini sevmiyoruz artık, lütfen çember altında it, kak, savunma yap, pozisyon ara, sonra da hücumda boş kalırsan orta mesafe atarsın. Durduk yere sinirimi zıplattı.

Sergio Rodriguez (3.2 sayı, 4.2 asist, %33.9 fg): Şut yüzdesi felaket olan bir diğer genç arkadaş da Sergio. Zaten Blake kadar yüzdeli oynayabilse diğer meziyetlerinden dolayı bu takımın bir numaralı oyun kurucusu olacak ama maalesef şutunda istikrar yok, skor tehdidi de az. Topla açık alanda çok etkili, oyun görüşü yüksek, kabul; ama sayı tehdidi olmayan bir oyuncu olması ona zarar veriyor. Pistons maçında birebirde ne kadar etkili olduğunun, delici özelliklerinden faydalanıldığı zaman neler yapabileceğinin sinyallerini verdi bence. Nate bu konu üzerinde de düşünmeli.

Jarryd Bayless (7 maç, 6.1 dakika, 1.3 sayı, %30 fg): “Bu rakamlara sahip bir adamı niye yazıyor?” diye geçirebilirsiniz içinizden. Bayless draftın en önemli steal’lerinden biri ve yaz liginin çok önemli bir oyuncusu. Patlayıcı bir skor gücüne sahip, çok önemli bir oyuncu. O alındığı zaman Kevin Pritchard ne kadar övüldü, hatırlayanlar vardır. Peki bu adam niye rotasyonda hiç yok? Bu konuyla ilgili ayrıntılı açıklama yapılmadı hiç. Ama ben ondan çok şey bekliyor ve sahada olmasını istiyorum. Nate hoca, taraftar senden demeç bekliyor.

Savunma elle değil, ayakla yapılır

Bu deyim çok sevdiğim bir antrenör deyimidir. Savunma elle değil, ayakla yapılır. Yanından geçen oyuncunun topuna el sokmak yerine, ayaklarını çekip karşısında durmaya ve doğru zamanda topa doğru hamleyi yapmaya çalışmak savunmanın özellikle bireysel savunmanın temelidir. Şu an ki rotasyonda pozisyonuna göre ayakları ağır diyebileceğimiz bir oyuncumuz yok bence. Hatta bir çoğu pozisyonuna göre atlet ve ayakları çabuk oyuncular. Peki dünkü maçın son çeyreğinde yaptığımız savunmayı, neden takımın karakterine yansıtamıyoruz?

İstatistiklerde çok sayı yiyen bir takım olarak gözükmüyoruz fakat bunun nedeni az top kaybı yapıp yüksek yüzdeyle şut atmamız, bireysel olarak iyi savunmayı genele yaymış olmamız değil. Dün bu sezon takımı ilk kez tüm maç izleme şansım oldu. Yediğimiz basketlerin çoğunda ayaklarını çekmekte zorlanan ve pozisyon hatası yapan oyuncular gördüm. Oyuncuların ayakları çabuk ve atletse neden ayaklarını çekmekte zorlanırlar? Tek bir cevap var; savunma konsantrasyonu ve isteği. Bu oyunculara mutlaka bu aşılanmalı. Tamam hücumda sabırlı ve dengeli oynuyoruz. Doğru şutları bulup yüzdeli sokabiliyoruz. Fakat iyi bir takım olmak tepeye oynamak için adımlar atmak istiyorsak işin savunma kısmına da eğilmek ve elimizde olan meziyetleri bu alanda da kullanmak gerekir. Bu takıma savunma yaptır Nate hoca!

Hücum opsiyonları ve Oden’ın rolü

Hücum anlamında oyuncu paragraflarında değindiğim bir konuya tekrar parmak basmak istiyorum. Oden sahada kaldığı dönemlerde son opsiyon oluyor genelde. Bu konuya mutlaka çözüm getirilmeli. Box score’lara baktığımızda; “bu adam sayı atamıyor, nasıl bir numaralı seçim bu, nasıl dominat bir uzun olacak birader?” diyebilir takipçiler.

Oradan bakınca öyle görmeleri de normaldir. Ama sahada Joel ve Oden’a aynı hücum rolü veriliyorsa, sahada olan uzun hangisi olursa olsun, oynanan basketbol aynıysa ve Oden ekmeğini sadece ikili oyun sonrası aşağı devrildiğinde, alabilme ihtimali düşük olan pastan, ya da hücüm ribaundundan çıkartacaksa ben Oden’ın ‘Oregon’da bir akşam üstü hücum ribaundu alabilme ihtimalini sevdim’ diye geçireceğim içimden. Mutlaka ona özel bir takım setler çizilmeli, ya da perde sonrası devrildiğinde bu adama top verilmeli. Nate hoca Oden’a hücum seti çiz!!

Oyunun son kısımlarında zaten ipi tamamen Roy’a veriyoruz. O da hakkını çoğu zaman veriyor zaten. Bu kısımlarda en doğrusu Rudy ve Blake ‘i hücum alanının iki dip köşesine sabitleyip Lamarcus ve Oden’i tepede pick pozisyonuna yerleştirmek ardından da Roy’un Oden tarafından pick oynamasını sağlamaktır. Roy tercih yeteneği yüksek bir oyuncu. Bu pozisyonları kendi de bitirebilir, Oden’a doğru yerde indirebilir, Lamarcus’a orta mesafe şutu, ya da köşelerde bekleyen Blake ve Rudy’ye üç sayıyı buldurabilir. Nate hoca bunu okumayacak ama olsun, benim içimde kalmasın, belki birileri faydalanır dedim.

Genel olarak gidişat hoş elbet. Umarım üzerine koyarak gitmeye ve sağlam adımlar atmaya devam ederiz. Tekrar görüşene dek, kendinize iyi bakın.

Not : Sayın Kaan Kural; Roy torpille All-Star oldu cümlesi için, Blazers camiası adına, bir düzeltme yada özür bekliyoruz.

fotolar: yahoo sports