ARŞİV
24 Mart 2009

YENİ ÇAĞIN BAŞLANGICI

ediz.ay@batug.org
yavuz@batug.org

13 Nisan 2009, Pazartesi

 

2009’a oldukça güzel bir giriş yaptık. İlk iki yarış geride kaldı ve ilk iki yarış heyecan, seyir açısından tatmin etmekle birlikte sezonun oldukça renkli geçeceğinin sinyallerini verdi. Geçen sene yağmurun olmadığı yarışlar hem seyir zevki hem de heyecan açısından oldukça kötü geçtiğinden her yarış öncesi yağmur duası yapar hale gelmiştik. Ancak Malezya’da yağmur sınırların ötesine taştı ve ne yazık ki yarışın yarısı yeni geçilmişken, geri kalanı kısmı için yarışılamaz boyuta getirdi. Zaten ilk yarışı da gördükten sonra bu sezon için pek yağmur dileğimiz olamaz. İlk iki yarıştan sona Brawn GP’ler hem şampiyonanın zirvesine oturdu hem de gündemin.

Ediz A – İlk iki yarış gerçekten damaklarda çok güzel tat bıraktı. Her ne kadar yağmur Malezya’nın tamamının bitirilmesine izin vermese de o kadarı bile harika bir yarış oldu bizler için. Ancak ondan önce ilk yarışa dönelim. Brawn GP’ler, sıralamalarda ilk ikiyi almakla kalmayıp yarışı da forse ettiler. Gerçekten müthiş bir emek, başarı öyküsü. Sezona bu kadar flaş bir şekilde başlayacaklarını açıkçası ben tahmin etmiyordum. Sezonun renkli takımı olurlar diye düşünüyordum ancak şu an görünen diğer takımların onları yakalayamadığı sürece alıp başlarını gideceği yönünde. Burada Brawn GP’nin başarısı, diğer takımların özellikle Ferrari, McLaren, Renault gibi başa savaşan takımların yeni sisteme ayak uyduramamış olmasının da etkisi büyük sanırsam. Tabi ki Brawn takımının elde ettiği başarıya bir kılıf uydurma düşüncesinde değilim ama favori takımların kendini gösterememiş olmaları onları da bu şekilde ileri itti. Button Avustralya’da baştan sona birinci olarak gitti. Barricello son turlarda gelişen kazadan karlı çıkan isim oldu. İlk yarış ardından senin düşüncelerin neler?

Yavuz A – Ferrari, McLaren, Renault gibi takımların kötü başlamaları aslında bize göre sürpriz ama bunun sebebi basit aslında. Ferrari ve McLaren her ne kadar yüksek bütçelere ve kaliteli ekiplere sahip olsalar da; şampiyonluk mücadelesi çok yakın geçtiğinden son yarışa kadar 2008 yılındaki araçlarını geliştirmeye çalıştılar ve kaynaklarının önemli bir kısmını buraya ayırdılar. Önceki sezonlarda da böyle oluyordu ama yaptıkları bu geliştirmeler daha sonra kendi işlerine yarıyordu. Bu yıl değişen kurallarla sezon boyunca yapılan bu tür geliştirmeler, son yarışla birlikte çöpe gitmiş oldu. McLaren ve Ferrari’nin böyle yapması normal ama Renault’un yaptığı yatırımın ne kadar gereksiz olduğu ilk yarışla birlikte iyice ortaya çıktı. Belki sezonun 2.yarısındaki yatırımlar sayesinde belki Alonso’yu takımda tuttular ama bu sefer de bu yıla çok kötü başladılar. Diğer takımların böyle bir sorunu olmadığından 2008 yılının başlarından itibaren çalışmalarını 2009’a göre yaptılar. Bunun da faydasını fazlasıyla görüyorlar.

Yarış beklenildiği gibi Brawn GP’lerin üstünlüğüyle geçti, ilk sırada Button bitirdi ama yarışın birden fazla kazananı vardı diyebiliriz. Öndeki takımların difüzör avantajını kullandıkları çok açık ama sıralamalarda ağır yakıt yüküne rağmen Brawn GP’nin ilk 2’yi çok rahat alması tüm takımları kara kara düşünmeye itmiştir. Toyota’lar da sezona çok iyi başladı. Sıralamalarda ceza almalarına rağmen yarışta çok iyilerdi. Dediğin gibi rakipler de gerideyken bu sezon kesinlikle bir yarış kazanacaklarını düşünüyorum. Testlerde çok iyi gözüken Williams’lar yarış temposunda yavaş kaldılar. Buemi çaylak olarak neredeyse hatasız bir hafta sonu geçirdi. Ferrari’ler benim için ne kadar büyük bir hayal kırıklığı yarattıysa Red Bull da tam tersi bir etki yaptı. Bu sezona iyi hazırlandıkları belli. Vettel’le podyuma çıkacaklardı ama son turlarda Kubica-Vettel kazası yaşanınca hem yarış sonucu değişti, hem de güvenlik aracı periyodunda yaşanlar yüzünden tüm kamuoyu yine McLaren’in skandalını konuşmaya başladı. Bu skandalı konuşmadan önce kazadan bahsetmek lazım.

Ben olayı normal bir yarış kazası olarak değerlendiriyorum, açıkçası kimseye de ceza çıkmasını beklemiyordum ama Vettel bu olaydan sonra Malezya’da 10 sıra geriden başlama cezası aldı. Hatasının “aptalca” olduğunu söyledi. Kubica da sert lastiklerle çok bariz şekilde hızlı olduğunu, rakipleri yumuşak lastiklerle sorun yaşarken yarışı kazanabilecek bir tempoda olduğunu söyledi. Kubica-Vettel kazasını sen nasıl değerlendiriyorsun?

Ediz A – Bu kaza konusunda sana katılıyorum. Normal bir yarış kazası ve bundan dolayı her iki tarafa da bir ceza çıkmasını beklemiyordum. O yüzden Vettel’e verilen 10 sıra geriden başlama cezası biraz ağır kaçtı. İşin teknik yönünden bazılara avantajlı bazıları da dezavantajlı olacaktır. Ama orada Vettel’in yaptığı “aptalca” bir hata ya da Kubica’nın lastiklerden dolayı hızlı olması bu kazada Vettel’in suçlu olduğunu göstermez, göstermemeliydi. Formula1’de buna benzer bir sürü kaza olmuştur ve olacaktır. Böyle bir ceza çıkmasına gerçekten şaşırdım. Belki her ikisine birden ceza verilseydi bir nebze kabul edilebilirdi. Sadece Vettel’e üç lastik ile devam etme inadından dolayı Red Bull’a verilen 50.000$ cezayı makul görüyorum.

McLaren’e gelecek olursak, aslında hiç gelmek istemiyorum çünkü ağzımı açıp, gözümü yummam lazım. Nasıl bir organizasyondur bu telsiz konuşmalarının dinlendiğini bile bile böylesi bir duruma düşmek, dinlenmese bile nasıl bir düşüncedir böyle yakışıksız, sportif duygudan uzak olabilmek. McLaren son yıllarda yaptıklarıyla dibe vurmuş durumda ve yaptıklarıyla da kötü imaj damgası yemiş durumdalar. Yalancı çoban hikayesi gibi artık inandırıcılıklarının da kalmadığını düşünüyorum. Yarın bir gün başka bir konuda itiraz ederken hangi yüzle edebilecekler, haklı bile olsalar ne kadar dikkate alınacaklar. Şampiyon pilotlar çıkarmış, her zaman başa yarışan bir takım olmuş McLaren’in bu noktaya gelmesi gerçekten çok yazık. Ne yalan söyleyim puanlarının silindiği sene ne Alonso’nun ne de Hamilton’ın şampiyon olmamasını istedim. Henüz bu durumla ilgili bir ceza verilmedi Hamilton’ın diskalifiye edilmesi dışında. Umarım en ağır cezaya çarptırılırlar.

Yavuz A – Geçtiğimiz yıllarda Stepney-gate skandalıyla şampiyonadan ihraç cezası alması gündemde olan bir takım, fazladan 1 puan için niye böyle bir uyanıklık yapmaya çalışır aklım almıyor benim de. Telsiz konuşmalarında bu bilgiler yer almasına rağmen yarıştan sonra FIA görevlisinin ısrarla sorduğu “telsizden Trulli’ye yol vermen gerektiği söylendi mi?” sorusuna yalan cevap vererek diskalifiye cezasını fazlasıyla hak ettiler. Bence Hamilton’ın yarıştan sonraki özrü ve McLaren’in David Ryan’ı görevden alması samimi davranışlar değil, cezanın artmasını engellemek için yapılan iyi niyet hareketleri olarak görüyorum bunları. Gelen raporlardan sonra bu olay 29 Nisan’da Dünya Motorsporları Konseyi’nde tekrar görüşülecek ve muhtemelen McLaren’e daha ağır bir ceza gelecek. Hamilton, söylediği gibi “takım oyunucusu rolünü oynayıp sadece takımın istediklerini söylemiş” olabilir ama bu savunma kendisinin ceza almasını engellememeli. Takıma; yarışlardan ihraç, şampiyonadan ihraç ve para cezası gibi yaptırımlar gelebileceği söyleniyor . Ben de ısrarla yalan söyleyip, rakibinin haksız yere ceza almasını sağlayan, FIA’yı yanıltmaya çalışıp 2 toplantıda da geri adım atmayan takıma kesinlikle 1 veya 2 yarıştan ihraç ve para cezası verilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Malezya Grand Prix’ine gelecek olursak yağmur şiddetini arttırana kadar oldukça zevkli bir yarış izledik diyebiliriz. Nasıl buldun yarışı?

Ediz A – Geçen sezonun monotonluğunda en zevkli yarışların yağmur olan yarışlar olduğu konusunda hemfikiriz. O kadar ki her yarış öncesi yağmurlu bir yarış olması için dileklerimiz de oldu. Ancak tabi Malezya’daki yağmur hem sınırı aştı hem de aynı dilekleri bu sene pek isteyeceğimizi sanmıyorum. Yağmura kadar oldukça zevkli bir mücadele izliyorduk. Yağmur tahminlerinin yanıldığını düşünürken Ferrari’den yoğun yağmur lastiği hamlesini görünce şaşırdım ve birazdan gök delinecek diye düşündüm. Ferrari’nin tahmini aslında doğruydu ama net bir şekilde zamanlama hatası vardı. Sıralama turlarında da aynı taktik yanlışlığı Massa ile yaşayan Ferrari takımının bu tarz hatalarına alışık değiliz.
Yarışın yapılan kısmına gelecek olursak, Button çok kötü bir start almasına ve yerini kaybetmesine rağmen pit stoplarda yerini tekrar kazandı yerini tekrar kazanma hadisesi gerçekten süperdi. Button öndekiler pite girdiğinde 4.3 sn farkla 3.ydü. Onlar pite girdiğinde hızlı zamanlar yaparak aradaki farkı eritip kendi pit-stop’undan sonra önlerinde çıktı.

Yağmurun yarışı imkansız kılacak seviyeye gelmesi daha yarısı yeni geçilmişken daha güzel heyecanlardan bizi mahrum bıraktı ne yazık ki. Hal böyle olunca Button sezonun ikinci yarışını da kazanmış oldu. Kurallar gereği yarışın %75’i geçilmediğinden normal puanlamanın yarısı verildi. Bu noktada aklıma hemen “en çok yarış kazananın şampiyon olacağı sistem” kabul edilmiş olsaydı, Malezya için nasıl bir uygulama yapacaklardı çok merak ettim. Eminim ki Bernie böyle bir ihtimali göz önünde bulundurmamıştı. Çünkü 1991 Avustralya’dan beri %75’i geçilmeden biten yarış olmamıştı.

Yavuz A – Yağmurun başlamasından sonra yarış sonucunu şans faktörü ve takımların stratejisi belirledi. Kubica’yı motor sorunu nedeniyle erken kaybeden BMW, fazla yakıt almanın avantajını kullanıp Heidfeld’i yağmur başlayana kadar pistte tutarak tek pit-stop’la podyuma çıkmasını sağladı. Yağmur lastiklerini (Wet) takan Heidfeld, akıllı bir taktikle hafif yağmurda lastiklerini de koruyarak bir daha pit’e girmedi ve haklı bir 2. lik aldı. İlk 2 sıralama turunda KERS kullanmasına rağmen Kubica’nın gerisinde kalarak eleştirmeye hazırlandığım Alman pilot böylece şimdilik beni susturmuş oldu. Timo Glock da ilk yağmurla birlikte geçiş lastiği (Intermediate) takarak herkesten en az 6 sn hızlı turlar atarak kısa sürede ön sıraya yükseldi. Yarıştan sonraki açıklamasından öğrendiğimize göre bu strateji Timo’nun kendi fikriymiş. Umarım Ferrari mühendisleri ve yöneticileri bundan gereken dersi çıkarmışlardır. Yarıştaki lastik seçimi ve sıralama turlarında Massa’nın Q2’ye kalamamasını sağlayan takım bu yarıştan puan alsaydı diğer takımlara haksızlık olurdu. Ferrari böylece 1992’den beri ilk kez ilk 2 yarışı puansız tamamlamış oldu. Jean Todt, Ross Brawn ve Rory Byrne teknik ekibinin hazırladığı araçlarla yarışan Michael Schumacher’i izlemeye alışkın Tifosi’ler, Michael Jordan sonrası Chicago Bulls taraftarlarını artık daha iyi anlıyorlardır.

Yağmurun şiddetini arttırmasıyla yarışın durdurulması bence doğru karardı. Hem hava çok kararmıştı hem de tüm pilotların belirttiği gibi pist sürüş yapılamayacak bir hale gelmişti. Yarıştan sonra tüm pilotlar güvenlik aracı pistteyken 2. viteste bile araçların sürekli kaydığını, yarışa devam edilemeyecek koşulların oluştuğunda hemfikirdi.

Genel bir özet yapmak gerekirse ilk 2 yarışta en çok dikkatimi çeken takım Brawn GP’ler oldu. Malezya’da KERS’li araçlar beklenildiği gibi uzun düzlüklerde ve start’ta büyük bir avantaja sahipler ama bunlar Brawn GP’yi geçmeye yetmiyor henüz. Brawn GP BGP 001 dolu depoyla da, boş depoyla da dengeli ve hızlı bir performans gösteriyor. 2 farklı hava koşulu ve yapısı olan pistte Button 2 birincilik kazandı. Üstelik diğer takımların aksine ıslak pistte daha önce hiç test yapmamışlardı. Button hatasız bir yarış çıkardı ve yarıştan sonraki açıklamalarında ‘yağmurda, oversteer (arkadan kayma) sorunu yaşadığını, aracın dengesin çok iyi olmadığını’ söyledi. Bu kadar az test yapıp, bu kadar iyi sonuçlar elde eden bir takım sezon içinde kaynak yetersizliğinden rakipleri tarafından yakalanabilir ama Brawn GP taraftarları bu 2 yarıştan sonra sezon sonu için fazlasıyla ümitlenebilirler. İlk yarışta Rubens Barrichello’nun difüzörü kırılmasına rağmen hızından pek bir şey kaybetmemişti. Bu olay Nick Fry’ın “bu hızın sadece difüzörden kaynaklandığını düşünen varsa daha sonra hayal kırıklığına uğrayacaktır” açıklamasını doğruluyor. Hazırlıklara erken başlayarak bu sezon için çok iyi bir araç yaptıkları bariz. Sezon başı olduğundan henüz araçları tam kapasiteye ulaşmamıştır, bu yarışlardan aldıkları puanlardan sonra sezon sonundaki bir birincilik artık benim için sürpriz olmaz.

Ediz A – İlk iki yarıştan sonra birçok takım Brawn GP’ye yetişmek için ekstra çalışmalar, testler, formüller deneyeceklerdir. Brawn’lar ilk iki yarışta harika performans ortaya koydular. İlk yarıştaki son turlardaki kaza, akabinde McLaren fiyaskosu Brawn GP’lerin yaptığı dublenin bir hayli önüne geçmişti. Haklarını teslim etmekle birlikte uzun zamandır hasretini çektiğimi yarış keyfine ve sezon heyecanına bizi tekrar geri döndürdükleri için teşekkür etmeliyiz. Sanırım aynı teşekkürü her ne kadar çok fazla değişiklikle F1’in tadını kaçırıyor diye düşündüğümüz Bernie’ye gitmeli. Bu yıl yapılan değişiklikler gayet olumlu sonuç vermiş gibi gözüküyor ilk iki yarış sonrası. Bu sistemi uzun süre kalıcı olmasını umuyorum. Az öncede belirttim, puanlama sisteminin belirtilen şekilde neden değişmemesi gerektiği, Malezya yarışı en iyi anlatan yarış oldu.

İki yarış sonunda difüzörler hala tartışma konusu. Bu konuda kurallara aykırı gibi gözüken takımların akibeti 14 Nisan’da belli olacak. Açıkçası buradan bu takımların aleyhine bir karar çıkması sezona biraz balta vuracağı kanaatindeyim. Ayrıca Nick Fry’a katılıyorum. Bu tasarımın öyle aman aman bir hız farkına da sebep olduğunu düşünmüyorum. Elbette bir avantaj sağlıyordur. Ama ben en azından Brawn GP’lerin kurallara uygun difüzörle bile yine de yakalanabileceğini düşünmüyorum. Ancak şu var, eğer olumsuz bir karar çıkarsa bu takımların tasarımında epey değişiklikler olması gerekecek. Bu durumda yeni düzenleme ile birlikte araçlarından aynı performansı alabilirler mi ya da ne kadar alabilirler bunlar belirsiz. Sen bize difüzör konusunu biraz daha açabilir misin?

Yavuz A – İkili difüzörlerin bariz bir fark yarattığı çok açık. Brawn GP ve Toyota bunu sonuçlarına yansıtırken Williams halen istikrarlı bir hız elde edememiş gözüküyor. Flavio Briatore kullanılan bu difüzörlerle bu yılki aerodinamik kurallarla kaybedilen %50’lik downforce’un %14’ünün kazanıldığını söyledi. Kabaca şu an bunu kullanan tüm takımların diğerlerine nazaran 0,5 sn daha hızlı olduğu söyleniyor.

İlk yarıştan hemen sonraki haberlerde; BMW, McLaren, Red Bull ve Ferrari gibi takımların çıkacak sonucu beklemeden yeni difüzör çalışmalarına başladığı yazıyordu. İtalyan gazetelerine göre bu yeni tasarımın Ferrari’ye 20 milyon €’ya mal olması bekleniyormuş. Tasarım sadece aracın arkasında bulunan difüzör’ü değil de aracın tüm aerodinamiğini etkilediği için takımların erken işe başlaması doğru ve riske girmeye değecek bir karar.

Çalışmaların nasıl devam edeceğini 14 Nisan’daki FIA Temyiz Mahkemesi belirleyecek. İlk 2 yarıştan önce takımlar; çıkacak karara göre önceki yarışların sonuçlarını temyize götürebilme şansı elde edebilmek için FIA’ya itirazda bulunmuşlardı. Buna göre bunu kullanan araçların hileli olduğu açıklanırsa takımlar yarış sonuçlarına itiraz edebilecekler ve FIA’dan sonuçların gözden geçirilmesini isteyeceklerdir.

Takımların yarışlarda bu difüzörle yarışmasının bir nedeni de FIA hakemlerinin yarıştan önceki kontrollerde araçları yasal bulması. Bu yüzden mahkeme sonunda geriye dönük bir kararın çıkacağını zannetmiyorum. F1 dünyasında genel görüş, bu difüzörlerin serbest bırakılacağı şeklinde ama bence FIA; bu difüzörlerin kural açıklığından yararlanılarak yapılan bir çalışma olduğu sonucuna varıp, araçları hileli kabul etmeyecek. Takımlara bir yaptırım uygulamadan da bu difüzörleri yasaklayacak.

Ediz A – Yağmur nedeniyle TRT’nin ses bağlantısında da sorun oluştu ve kısa bir süreliğine de olsa hepimizin beklentisi olan Okay’ın yarışı anlatması kısa süreliğine gerçekleşmiş oldu. TRT demişken, TRT’nin artıları ve eksileri üzerinde duralım istiyorum. İlk yarışta ne yazık ki büyük bir fiyasko ile karşılaştım. Yarışın henüz ilk turlarında yayın gitti. Bunca zamandır kablo tv’de şifre girdiğine ilk kez tanık oldum. Yarış anında seninle de konuştuk sen de Digiturk’te de yayın olmadığını belirttin. Normal anten ile karasal yayından yarışı takip ettiğini söyledin. Ben de maalesef yarışı sadece reklamlar girdiğinde geçiş yaptığım RTL’den izlemek zorunda kaldım. Reklam konusu geçen senelerden kalma bir alışkanlık bu sene böyle bir uygulama görmemiş olmak sevindirci bir durum ama önümüzdeki yarışlarda devam edecek mi bilmiyorum.

Her ne kadar ilk yarış sonrası biraz sıkıntı yaşansa da F1 için iyi bir ekip kurulmuş olması beni gelecek yarışlar için umutlu kılmakta. McLaren olayında pit-Lewis konuşmalarının ekrana yansıtılması çok başarılı bir hareketti. Bu yayın politikası ile devam ettikleri sürece ilerleyen haftalarda daha iyi olacaklardır.

Yavuz A – TRT’nin ilk yarışı organizasyon bozukluğu nedeniyle bence bir fiyaskoydu. TRT karasal yayınla çok geniş bir yayına ulaşmasına rağmen uydu, Digiturk ve Kablo TV üzerinden yayını izleyenler mağdur oldu. Uydu yayınlarına şifre gireceği yarıştan önce söylendi ama şifreyi NTV gibi internet sitesinden yayınlamayarak izleyiciler ilk orada mağdur edildi. Uydu yayınlarına gireceği söylenen şifre Digiturk ve Kablo TV kullanıcılarını da etkiledi, dolayısıyla çoğu kişi ilk yarışı karasal yayınla izlemek zorunda kaldı.

Bunun dışında yarış öncesi yayınlanan F1 programında, röportajlardaki altyazılar ekrana sığmayacak kadar geniş olarak bir şekilde ekrana yansıdığı için İngilizce bilmeyen yayını yarım yamalak izleyebildiler. 2 yarışta da yarışın başında TRT logosu klasik olarak ekranın sol üstünde yer aldığı için, yarışta kimin hangi sırada olduğunu gösteren bilgiler bir süre okunamadı. Neyse ki ilk dakikalarında logonun yerini değiştirerek bu basit sorunun önüne geçtiler.

İlk yarıştan sonra TRT’nin sitesinde açılan ve kısa bir süre sonra kapanan anketten çoğu kullanıcının ilk yayından memnun olmadığı rahatça anlaşılıyor zaten:

http://www.trt.net.tr/Anket/AnketSonuc.aspx?AnketKodu=823710af-bcf2-4564-925c-dc0de1da9668

İlk yarışta böyle sorunlar olmasına rağmen ben bunları çocukluk hastalıkları olarak görüp, TRT’nin F1 severler için yaptıklarına bakıp senin gibi iyimserliğimi koruyorum. Her ne kadar internetteki siteleri, yorumlara bakarak F1’in çok büyük bir izleyici kitlesi var gibi gözükse de motorsporlarına çok uzak bir ülke olduğumuz için F1 Racing dergisi her ekonomik krizde ilk kapanan dergi oluyor. Türkiye GP’si için satılan bilet miktarları, yarışa basının ve ülkenin ilgisi ortada (Türkiye GP’si sonraki yazılarda detaylıca konuşacağımız için detayları sonraki yazılara bırakıyorum). Ülkemizdeki seyircisi ve alıcısı kısıtlı bir spor olan F1’e, TRT’nin verdiği önem kolayca anlaşılıyor. İlk önce Türk F1 severlerin çoğunu memnun edecek bir hamle yapıp Serhan Acar ve Okay Karacan’ı transfer ettiler. NTV zamanından beri yapılmayan bir şekilde yarışları yerinde yayınlama başladılar. Yarış öncesi özel programlar yaparak F1’e yeni başlayanlar için bilgilendirici yayınlar yapıyorlar. 2. yarıştan itibaren de Cine5’teki F1 yayınları sırasında yorumculuk yapıp o zamanlar benim gibi bu sporu izlemeye yeni başlayanlara önemli bilgiler kazandıran Poyraz Savcı’yı kadroya kattılar (yayınlarda hangisi daha önce vardı bulamadım ama bir de Aytaç Kot vardı Cine5 zamanında, benim gibi o zamanın çok genç izleyicileri ondan da çok şey öğrenmiştir vaktinde). Diğer kanalların futbol programlarına yer verdiği saatlerde (Pazar gecesi 00:30) TRT 1, F1 Kulübü isimli programla Okay Karacan ve Poyraz Savcı’nın yer aldığı canlı bir program yayınlamaya başladı. Serhan Acar sitesinde sonraki yarışlarda böyle olmayabilir diye belirtmesine rağmen ilk 2 yarışı reklamsız bir şekilde izledik. TRT’nin sonraki yarışlarda biraz daha tecrübe kazanacağını göz önüne de alırsak kısa sürede F1 severleri memnun edip, yukarıdaki anketi tersine çevireceklerini düşünüyorum.

Ediz A – Üst üste iki yarıştan sonra iki haftalık bir ara ve ardından yine o büyük heyecan. Bu sefer Çin’e uzanacağız. Çin yarışı sıralama turları saat TSİ 9.00’da, yarış ise TSİ 10.00’da koşulacak. Tüm yarışseverlere şimdiden iyi seyirler diliyoruz. Yarışın ardından tekrar birlikte olmak dileğiyle.


foto: formula1.com, GPUpdate.net