Karbon kağıdı

E. Cem SÜRER
13 KASIM 2006

Gecikmiş bir merhaba herkese. Neredeyse iki hafta oldu sezon başlayalı. Daha önce, sıkıcı geçen ekim ayında, NBA geyikleriyle, fantasy NBA idmanlarıyla idare etmeye çalışmıştık. Ama gazı taa 2006 Dünya Şampiyonası'nda aldığımız için bu konuda başarılı olamamış, preseason maçlarına bile ilgi gösterir hale gelmiştik. Arada Efes Pilsen ile skorlara, oyunlara aldırmadan gururlanmış, duygusal anlar yaşamıştık. Hele, bir ilk olan Denver maçından önce marşımız çalındığında, epey bir gaza gelip Garnett gibi kalbimi yumruklarken bulmuştum kendimi. Bu arada, Golden State maçındaki ezilişten dolayı olduğunu düşündüğüm, 'bu maçları çok iplememe' durumu vardı medyada ve çevremde. Sanki önemi tam anlaşılmamış gibiydi.

Ardından, beklenen açılış gecesi gelmişti. Erzağımızla hazırlandığımız Bulls-Heat maçında Tyrus'un abartılı smacıyla “Hoş geldin NBA” dedik... Bayık kış akşamlarının ilacı, hastaya sonunda ulaşmıştı.

Ve Suns… Geçen yıla çok benzer bir kadroyla girdik yeni sezona. Nash'in saçlarını saymazsak, saha içindeki tiplerde pek bir değişiklik olmadı. Yedek PG hâlâ bulunamadı (Banks diyene dayak var) ve maalesef D'Antoni'nin vizyonu yerinde saydı (korkaklıktan Amare'ye risk taşıyan dakikalar veriyor, Jumaine Jones gibi isimler saniye almıyor).

Bunların üstüne Diaw'a verilen kol gibi kontrat eklendi ve bizim sinirler biraz gerildi. Diaw gibi pas yeteneği ve ihtiyaç halinde birden çok pozisyonda oynayabilmesi dışında öyle yıldızlık esprisi olmayan, oyun karakteri açısından düz sayabileceğim bir oyuncuya beş yıl için 45 milyon dolar vermek, Suns gibi akıllıca yönetilen bir takıma pek yakışmadı. Geçen yaz Joe Johnsonsign&trade yaptığımızda “Çok para'' deyip pek kızmamıştık, “Amare'nin kontratı konusunda hiç sıkışmak istemiyoruz'' demiştik, fakat tam bir yaz sonra böyle bir imzayı görünce, bugün takımda Joe Johnson'ın olmayışına tepki göstermeden edemiyorum. Hele ki yılda yedi milyon alan Kurt Thomas'ı da bu hesaba eklediğimizde, tablonun acı yanı iyice baskınlaşıyor. Bu takımda Joe Johnson oynuyor olsaydı, bugün uzak ara 1 numaralı favoriydik.

Gelen-giden

Bilindiği gibi takımımıza eklediğimiz isimler Marcus Banks, Jumaine Jones, Sean Marks, Eric Piatkowski ve son olarak Jalen Rose oldu. Şöyle bir göz attığımızda da görüyoruz ki, bizi gaza getirecek bir hamle olmadı.

Marcus Banks ile beş yıllık ve 21 milyon dolar değerinde bir kontrat imzaladık. Banks PG oynayan ama bu mantığı taşımayan bir isim. Hızlı ve güçlü olduğunu düşündüğümüzde Suns basketboluna uygunmuş gibi görünse de, aslında her türlü saha içi kararının neredeyse tamamında hata yapan, görüşü ve pas yeteneği zayıf, hafiften de egoist bir isim kendisi. Hatta sezon başı maçlarına bakarsak, “Eddie House'un koyusu'' gibi duruyor. Oyun hızlandığında gerçek bir PG olmadığı göze daha da çarpıyor maalesef. İsim olarak kulağa kötü gelmese de, aradığımız backup PG'nin kendisi olduğunu düşünmüyorum. Az para da değil ayrıca. Memnun olmadım, özetle.

Jumaine Jones'un takıma dahil edildiğini duyduğumda çok sevinmiştim. Her izlediğimde “bize çok yakışır'' dediğim bir oyuncuydu, gelin görün ki sanki takım sahibinin oğlu filan da kendisi, sevinsin diye orada oturtulmuş gibi duruyor. D'Antoni daha kendisine hazırlık maçları dahil 15 dakika bile vermedi. Rotasyonun en önemli adamlarından biri olabilecek iken, tüm sene kenara mahkum edilmesinden korkuyorum. Bir yıl için minimuma imzaladı, kendisini de göstermek isteyecektir doğal olarak. ''D'Antoni şaşırma, sabrımızı taşırma!'' diyerekten devam ediyoruz.

Sean Marks bilindiği gibi Spurs'te pek süre alamayan, potansiyeli düşük ama çalışkan sayılan, hantal olmayan bir uzun olarak, Suns sistemine uygun olabilecek bir isim. Yine de rotasyona pek giremeyecektir tahminen. Pat Burke'e 10 dakika bile vermeyen D'Antoni, ona da süre vermeyecektir (siz bilmiyorsunuz, ilk beş oyuncularımız robot bizim, sezon demeden, playoff demeden 45 dakika oynayabiliyorlar). O da bir yıllık minimum alanlardan. Hiç birşey yapmasa bile, idmanların verimliliği açısından faydalı olacaktır.

İlk NBA Live'larda Polonya tüfeği Eric Piatkowski'yi her zaman bench'ime alırdım. Üçlüğe muhtaç olduğum anlarda oyuna sokardım. Benim underrated şutörümdü kendisi. O yüzden bir sempatim olmuştur kendisine her zaman. Fakat gerçeklere dönersek, eski tüfek şu anda 36 yaşında ve geçen sene sadece 228 dakika oynadı. Bizde de neredeyse hiç süre alamıyor. İki yıllık minimum bir kontrat imzaladı. Yaşlı da olsa sonuçta keskin şutör, kim bilir, belki playoff zamanında Damon Jones'unkine benzer bir üçlüğe imza atar. Kadroda bulunsun işte, bir zararı yok.

Ve Jalen Rose… Bu tarz isimleri bu biçimd kadromuza katmamız, alışkanlık gibi birşey oldu, neredeyse takım karakterine yerleşti. Kol gibi kontratları buyout edilenleri küçük miktarlara alıyoruz. Bu gidişle sonumuz Kemp, Houston ya da Mutombo bile olabilir! Geyik bir yana, büyük bir ihtimalle Tim Thomas'ın playoff patlaması Rose'dan da gelebilir. Tahminen 20-25 dakika süre alacaktır. Mantıklı bir bakışla, Jalen Rose gibi bir ismi 1,5 milyon dolara oynatmak, şahane gibi gözüküyor. Fakat şahsen ben almazdım. Suns'ın yeni oyunculara (bu isim Rose bile olsa) değil, sadece elindekileri tam kapasiteyle istihdam edebilmeye ihtiyacı var. Bir yıldan fazladır kadro yan yana ama hâlâ ilk beşte ve rotasyonda devamlı değişiklikler oluyor. Bu da D'Antoni'nin sanıldığı kadar üstün bir antrenör olmadığını gösteriyor (Kanıt mı?: With Nash, without Nash). Neyse, biz umalım ki Jalen Rose, isminin hakkını versin, kontratının değil!

Gidenlere de bakarsak, paragöz Tim Thomas (loyalty 1, dayak isteying 20), basketbolu 'topa hakim olduğun anda şut atmak' sanan Eddie House, bize hiç bir yararı olmayan veteran milyoner Brian Grant (Boston da istemeyince emekliye ayrıldı) ve bench'e yapışan kalçasını oradan nasıl kurtardığını bilmediğim Tskitishvili'yi görüyoruz. Thomas hakikaten faydalıydı ama yine de çok arayacağımızı sanmıyorum. Zaten Amare sağlıklı olursa tüm bu isimler sadece geyik olarak kalacak.

Amare konusu

Sakatlığı tüm preseason sorun oldu. Bir ara dizi şişti, bir ara “Bombayım, değirmeni bile rahat basıyorum'' dedi. Sonra teknik kadro ile sorunlar çıkmaya başladı. Amare “Bana gerekli desteyi göstermiyorlar'' dedi, D'Antoni “Oynayabilecek durumda ama fazla çekiniyor'' dedi. Konu uzadı gitti bu şekilde. En sonunda altıncı adam olarak normal sezonu geçirmesine karar verildi, ki bu, yapılabilecek en doğru hareketti. Pek de anlamı olmayan normal sezonda zorlamayıp mart ayı civarında form tutturulması çok mantıklıydı. Tam bu esnada, saçma sapan şekillerde maçları verince, D'Antoni'nin klasikleşen kaybetme korkuları tekrardan belirdi ve yedi-sekiz sezon maçını kazanacağız diye, takımın geleceğini riske etmeye başladı.

Amare artık tekrardan ilk beş olmuş durumda. Ama aşırı zorlamayla bu dizler tekrardan sakatlanırsa bu franchise'ın geleceği ne olur, orasını kimse düşünmüyor. Unutulmaması gerekir ki, Nash de şubat ayında tam 33 yaşına basacak.

Özetle, bu kadronun şampiyon olması için önünde sadece iki yıllık bir fırsat varken, biz bir yılı için hâlâ kumar oynuyoruz. Hem de “Rest'' diyerek !

Gidişatımız ve ligin hali

Bildiğiniz gibi lig, genel olarak çok enteresan bir sezon başlangıcı yaptı. Jason Kidd'in asist yapmadığı, Gerald Wallace'ın blok koymadığı, Hedo'nun FT kaçırıp durduğu (Yahoo'da bende diye, sanırım), Al Harrington'ın pivot başladığı bir giriş oldu bu.

Takımlarsa daha da ilginç hareketler yaptı. Portland'ın kazandığı maç sayısının, Denver'ın, Dallas'ın ve bizim kazandığımız maçların toplamına eşit olması gibi saçmalıklar var. Tahminen lig rayına iki hafta içinde gireceğinden, bu 15 günlük girişi pek önemsemiyorum. Fakat yine de 10-15 sayı önde götürdüğümüz maçları anlam veremediğim şekillerde kaybetmek saç derimi biraz zedeledi. Olgun bir bakış açısıyla olaya yaklaşıp, ağır sakatlıklar olmadığı sürece 50-55 civarı maç kazanarak playoff yapacağımızı düşünmeli, bu saçma başlangıcı da kafaya takmamalıyız.

Herkes hızlanma çabasında

Bu sezon ne kadar da çoğaldı small ball oynayan takımlar. Ana sistem olarak benimsemeyenler bile setlerini hızlandırmaya çalışır hale geldi. Popovich bile bundan bahsetti, siz düşünün. Valla artık en son Miami, Shaq'i koşturtmaya çalışacak diye korkuyorum! Bence bu, Mourinho'nun 4-2-3-1'i gibi bir şey oldu... Farklı, yeni ve başarılı gözükünce az biraz başarısız olma lüksüne sahip olan takımlar tarafından hemen kopyalanmaya başladı. Bir nevi, futboldaki iki ön libero, basketbolda small ball oldu. Bu gidişle bu sene karşımızda esaslı bir pivot göremeyeceğiz gibi. Bazı takımların bizi yavaşlatmak yerine bizle koşturmak istemeleri de bence yararlı bir hareket değil. O zaman ne diyelim, hızlı olan kazansın, ya da hızlı oynamaya alışık olan.

Son olarak, herkese seyir zevki yüksek bir sezon diliyorum. Sakatlığı pek olmayan, sağlam mücadeleler izlediğimiz ve son saniye basketleri bol olan. Hoşçakalın.

... and the buzzer!