NO COUNTRY FOR OLD MEN

 

emincems@hotmail.com
23 Ekim 2008, Perşembe

Selam dostlar... Çok uzun zaman sonra klavyenin başındayım yine. Aradan koskoca iki yıl geçmiş. İki yılda neler olmadı ki hayatlarımızda... Bırakmıştım bu hobiyi aslında, bir zamanların güzel anılarının içine koymuştum. Ardından gazeteyi de bıraktım zaten. NBA, iş ile hobi arasındaki o ince çizgideyken (para kazanmadan nasıl oluyorsa o), “Tamam, artık ben arada bir izleyen, Amerikan gazetelerini takip etmeyen, Fantasy NBA için bile her gün ilgilenmeyecek normal bir sporseverim” moduna girmiştim. Ta ki sitenin eski günlerine döneceği haberini alana kadar...

 

Batuğ Patron’un bu başyapıtı tıpkı bizim Anka Kuşu Phoenix gibi küllerinden doğmalı tekrardan. Okuyucusundan, yazarından, editöründen, zaman ayıran herkese iyi gelecek yine bu site. Taşın altına elini sokan fedai ana gruba da teşekkür borçluyuz.

Yazarlığa gelelim yavaştan...Yeni süper geyik “maç eksiğimiz var” çok hoşuma gitti. Ben daha da geliştirip, kendimi Chris Andersen gibi hissettiğimi söylemeliyim. Allah’tan Allen Houston ya da Step-non Marbury değil... Şaka bir tarafa, daha ölmedik ve geçen gün Aceto’da okuduğum gibi, “Hayat varsa umut da vardır” demişler.

 

 

Ve Suns

 

Alfred Hitchcock o kadar gizemli gerilim filminin arasında North by Northwest gibi eğlenceli bir filmi çektikten sonra “Aslında bu bir şakaydı” demişti. Şimdi ben de aynı açıklamayı bizim eski sahip, eski GM, kulübun eski Moratti’si, bir zamanlar herşeyimiz olan büyük Colangelo’dan bekliyorum. “Şakaydı” desin bize. Güzelim franchise’ı Robert Sarver gibi, Steve Kerr gibi beyinsizlere bırakmadığını söylesin. Oğlunun Toronto’ya geziye gittiğini, döneceğini filan söylesin. Shaq-Marion takasının sadece bir eşek şakası olduğunu söylesin. Hatta eşşoğlu eşek de diyebilir. Bu takasa o vurgu yakışırdı.

Nash’in geldiği sezonu çok iyi hatırlıyorum. Kesinlikle ligin en iyi takımıydık. Önümüzdeki yıllarda da öyle olmaya devam edecekti. O sene D’Antoni’nin oyuncu dinlendirmemesi, Marion’ın Spurs serisinde formsuzlaşması, hakem makem derken gitti. Bir sonraki sene kesindi. O zaman da Joe ile anlaşmadık ve izin verdik gitmesine. Burada başladık saçmalamaya. O sene yine beceremedik; Amare’sizlikti sebebi. O arada Diaw’a yüzyılın en büyük yönetim yanlışını yaparak büyük kontrat verdik. Dış şutu olmayan Grant Hill ilk beşe konuldu. Pas alışkanlıkları değişmeye başladı. Güzelim takım hatalara kurban gidiyordu iyice. Bu arada bir Spurs kompleksi de yerleşti. Geçen sene Kör Bey geldi, hem de ne kördü. Faturayı hızlı basketbola kesti. Ardından ilkokul çözümü buldu, Shaq’ı getirdi. Yok artık daha neler dedik, ralliye kamyonla girmiştik. Hem de bu takıma ruhunu veren Shawn Marion’ı göndererek... Kör yoksa Spurs ajanı mıydı, bu soruyu ciddi ciddi sormuştuk. Başarısızlıkla biteceği çok belliydi yılın. Ve tabii öyle oldu. En sonunda da D’Antoni gitti büyük şehre, bizim Kör ise riskli bir seçim yaparak Terry Porter’ı getirdi.Artık normal bir NBA takımıyız; tek bir farkla, biz yaşlısıyız.

Yavaşlamak yerine pota altı için düzgün alternatifler bench’e kazandırılsaydı, Grant Hill’in ilk beş olması yerine Matt Barnes gibi hamleler geçen yıllarda koşacakken yapılsaydı, ‘’stamina 20’’ Barbosa gerekirse 37-38 dakika oynayıp Nash çok zorlanmasaydı ve tabii Marion verilmeseydi en büyük favori her zaman bizdik. Keşkelerle, vahlarla geçmişi düzeltemeyiz ama büyük bir gerçek varsa tüm potansiyelimizi çöpe atıp kendimize yazık ettik.

 

 

Gelen – Giden - Değişen

 

Koç Terry Porter ile başlayalım: Bucks macerasından sonra asistandı Motown’da. Oyuncuyken büyük saygı duyduğum adamlardan biriydi. Eski model spor ahlakı olan çok düzgün bir adam. Savunmaya verdiği değerle bilinir ve seçilme nedeni de o zaten. Her ne kadar kendisi “Koşmaya devam, sadece şut tercihlerinde biraz daha dikkat ve tabii savunma direnci” dese de, sistemin toptan değişip yarı saha basketboluna döneceğimiz aşikar. Shaq varken bunu konuşmak bile komik oldu zaten. Porter iyi bir adam, iyi bir koç, ama ben daha play-off tecrübeli bir ismi beklerdim. Riskli bir seçim olduğunu düşünüyorum. Fakat en azından yapılmak istenenle uyuşuyor tarz olarak, çok şükür diyoruz, çünkü o da olmayabilirdi bu yönetimle.

Gelen oyuncular, Golden State’ten Matt Barnes, draft’tan da 15’ten Robin Lopez ve 45’ten aktarmalı Tau kontratını fesheden Dragic.
Matt Barnes tam bizlik bir oyuncu, sisteme çabuk ayak uyduracaktır. (Tabii sistem kaldıysa)Grant Hill’in yerine ilk beş başlama ihtimali var ve umarım öyle olur.Hill bu takıma hızlı sistemde zarar verdi. Porter’ın sisteminde biraz daha toparlayacaktır gerçi ama yine de Barnes’tan yana benim oyum.Yahoo fantezicileri için de tüyo verelim, Barnes yılın sleeper’larından bir tanesi. Ortayla arka arası, en geç yedinci tur gibi kesin alınır.


Robin Lopez çok enteresan bir adam. Değişik şeyler yaptı kampta ve hazırlık maçlarında. Blok yeteneği mükemmel, ribaundlarda da etkin. Çok iş yapacağını düşünüyorum. Banktan yıllardır alamadığımız enerjik sayko uzun Lopez olabilir. Shaq’ın devamlı maç kaçıracağını da düşününce bu çocuğa dikkat diyorum.

Dragic kötü bir imza değil fakat Nash’in yedeği olmak daha da önemli bir görev bu sene. Sonuçta Nash çok fazla dinlenecek. Sırtıydı, diziydi derken yedeği en az 20 dakika alacak her akşam. Dragic preseason’da güzel işler yaptı. Şut konusunda problemli olsa da Suns’ta alışık olmadığımız savunma örnekleri verdi. Takımı da oynatmayı başardı. Çok hızlı ve çalışkan. Ama preseason işte, dandik. Yine de bu savunma direncinin yarısını gösterebilirse bize her akşam o bile yeterli olur. Fantasy’de Nash’i alan Dragic’i yedekte tutmazsa başını da duvarlara vurabilir.

Gidenlerden Brian Skinner’ı Clippers, Das Kapital Marks’ı Hornets, Arizona’da herkesin aslında bir şey beklediği ama süre alamayan Strawberry’yi de Rockets aldı. Bilinen transfere gelince, çok sevdiğim Gordan Giricek’i aşık olduğum kulübüm Fenerbahçe aldı. O formayı almak lazım aslında ama padişah Aziz Yıldırım’ı protesto ettiğim için almayacağım. Neyse, buralara girmeden bitiriş pragrafına geçelim.

 

 

Ne yaparız, ne bekleyelim ?

 

Meşhur yaşlılık konusuna da değinelim. Ben eskisi gibi small ball oynamayacaksak sorun olacak kadar yorulacağımızı düşünmüyorum (Shaq hariç elbette). Sakatlıklar konusunda da hep çok şanssızdık bugüne kadar, bence bizim esas ihtiyacımız olan biraz şans, o kadar.

 

Kadronun yeni sisteme ne tepki vereceği meçhul. Hazırlık maçlarında çok kötüydük ama bu bir gösterge değil. Şu an birçok kişi bu takımdan hiçbir şey beklemiyor. “Suns bitti” yorumları çok fazla. “İhtiyarlara yer yok” diye düşünüyorlar. Fakat ben o kadar kötümser değilim, yani çok bir beklentim yok tabii bu sefer ama yine de Batı’da dördüncü ya da beşinci olup play-off için hazırlanan bu takımı bir de o zaman görelim derim. Şahsen bu takımın az da olsa hala şampiyonluk şansının olduğuna inanıyorum. Eğer sezonda ilk üçe kalabilirsek de Amare MVP’yi alır herhalde.

Sezon başlasın, bir hafta sonra yeni yazıyla gelirim yine. Herkese eğlenceli bir sezon dileyip, sitenin geri dönüşünü tekrardan kutluyorum. Viva la vida dostlar!

 

…and the buzzer!