Mikro
Dalga

Gökhan ÖZŞAHİN
  Those Were The Days

“Şşşt, len!” sesiyle irkildim. Sırlar Dünyası setinden fırlayıp gelmişe benzer bir görüntüsü vardı Ak Sakallı Dede'nin. Bir an “Gökhan; kendi halinde, kimseye karışmayan bir insandı. Taaaa kiiii o Sayısal Loto sonuçları açıklanana kadar... Genç adam, paranın verdiği hırs ile kendini içkiye, kumara, beyaz, siyah ve melez kadına verip Dünyevî işlere sarmıştı... Ancaaaaak ecel onu yakalayıp ahirete göçtüğünde başına geleceklerden de habersizdiiiğğ” diyecek sandım. Görüntü bunu gerektiriyordu çünkü...

Etrafındaki sisler hafiften ortadan kaybolmaya başladığında yeniden konuştu;

- Ulan (ulan?) daha 25 yaşındasın, bu yaşta, bu hâlde (ne var lan hâlimde?) millete hayat hakkında boş konuşmalar yapıp, kafalarını şişiriyorsun! Utanmıyor musun bu yaptığından?

Bir an donakaldım... Donakaldım çünkü hem sesimi çıkartamıyordum, hem de Sayısal, Altılı Ganyan, Spor Toto veya İddaa'da bire yüz verecek kupon sonuçlarını önceden söyleyecek bir Ak Sakallı Dede yerine, rüya aleminin en huysuz, en meymenetsiz moruğuna toslamıştım. Hani bahtsız insanlar olur, her türlü musibet peşlerinden ayrılmaz, evin içinde dolanırken bile gidip yerde duran elektrik fişinin dik duran demir ucuna basan, sehpanın o görünmez ucuna ayak başparmağıyla vurduktan sonra üç saniye içerisinde tanıyıp tanımadığı tüm nesnelere söven insanlar... Hah işte! Biri karşınızda, muhteşem Ak Sakallı Psikopat'ıyla...

- Sen de kimsin beybaba?.. diyebildim. Aslında sesim çıkmıyordu, en azından ben duyamıyordum. Konuşmalarımı altyazı gibi algılıyordum, aslında altyazı falan yoktu ortada ama ben söylediklerimi okuyormuş gibi hissediyordum.

“Bırak benim kim olduğumu da, kendine bi' çeki düzen ver be!” diye öttü. Çeyrek asırlık ömrümün son onbeş senesinde, düzensiz ama ayda en az bir kere olmak üzere uçak kazası kâbusu gören biri olarak, yeni bir durumla karşı karşıya olduğumu, uyandığımda farkedecektim. Sıkıntıdan terlediğimi de hissediyordum. Bir çimdiğe ihtiyacım vardı.

- Ya beyamca bak, saygısızlık etmiyim diyorum, üstüme geliyorsun... Ne diyeceksen de açık açık.

- Oğlum hepimiz senin iyiliğini istiyoruz, kendine düzen kur artık, yattığın kalktığın belli olsun, düzenli yemeğğğ...

Şükür ki uyanabildim. Ak Sakallı Moruk sıkı bir nasihat tiradına girişmeden kalktığıma memnun oldum. Normalde kâbuslarımı hatırlamamaya çalışırım -uçak konulu olanlar süreklilik taşıdığından istesem de unutamıyorum- ama bu seferki gerçekten biraz garipti. Ak Sakallı Bunak ne demek istemişti?

Allah'ın manyağı ne demek isteyecekti ki, her gün onlarcasından kaçtığım, onlarcasını da kaçmama gerek kalmayacak şekilde bloke ettiğim değerli 'nasihat provider'ların kâbus versiyonuydu. (Belki de engellediklerim bu yolla ulaşabildiler!)

Neyse ki uyanmıştım... Yazın ve kâbusun etkisiyle terden sırılsıklama dönmüştüm; ama yatakta izim, ıslak bir chopstick'in bırakacağı iz ne kadar olabiliyorsa o kadardı, dert edilecek türden değildi kısacası. Günüm güzel geçeceğe benziyordu.

Ne yalan söyleyeyim, günüm çok boktan geçti. Fazlasıyla sıradan, bir önceki günün aynısı, “Groundhog Day” tadında (Andie McDowell'sız) bir gün geçirdim hatta. Benim gibi gündüz uyuyup, geceyi türlü miskinlikle geçiren biri için öğleden sonra ile gece yarısına kadar olan bölüm bir çeşit işkencedir. Uğraşacak bir meşgâle bulamazsınız, yaptığınız ve yapacağınız her türlü aktivite çok kısa süre sonra el alışkanlığına, bir çeşit ritüele dönüşür. Zaman geçmek bilmez, en sevdiğiniz şarkılar zihninizde küfür etkisi yaratır, üstelik hava mevsim normallerinin üstündeyse nefes almak bile ızdırap olur. İş hayatındayken izinli olduğum günlerde de böyleydi, şu an işsiz geçirdiğim dönemde de böyle. Fazla sosyal olmadığım için olabilir elbet.

Kabul ediyorum, 'fazla sosyal olmamak' tâbiri benim için biraz hafif kaçıyor. 'Asosyal' kelimesinin resimli ansiklopedideki karşılığında vesikalık fotoğrafım olduğuna eminim. Bununla da bitmiyor ey vatandaş; üstelik apolitiğim de. Benimkisi bilinçli apolitik olma hâli, herşeyde olduğu gibi burada da 'bir tarafa ait olamama' dürtümün baskın çıkması sonucu oluşmuş bir durum. “Bilinçli apolitik mi olur lan dümbük?” diyebilirsiniz ama bugüne kadar gördüğüm tüm siyasal, politik kavramın laf karmaşasından ibaret olduğunu düşünmeyi, istesem de engellemiyorum. Denemediğimden değil, türlü aktiviteye, siz gençlerin tâbiriyle 'atraksiyon'a giriştim ama olmuyor, nâfile çabalar... İki karşıt görüşlü öğrenci grubu birbirleriyle karşı karşıya gelseler, işi gücü bırakıp evire çevire beni bir güzel dövebilirler.

Bitti mi? Bitmedi... En fenasına geldi sıra; aseksüelim. Bunun utanılacak bir şey mi, yoksa gurur duyulası bir tavır mı olduğuna siz karar verin çünkü buna da karar verebilmiş değilim. Belki de benimkisi zorunlu bir aseksüelliktir. (“Çok yalnızım be” mealine kayıyor yazı, toparlamak lazım) Kıçıma başıma bakmayıp fazladan seçici davrandığım içindir belki. Belki de Adriana Lima Türkçe öğrenmeyip bu satırları okuyamadığı içindir. Belki...

Dönelim boktan geçen güne... Günü devirirken kapı çaldı iki kez. Karşıma abimin bir nevî hayat arkadaşı olan Tunç abi çıktı. Yüzünde o meşhur, gâvurun 'grin' dediği hain gülümsemesiyle daldı içeri. Pis sırıtışın perde arkasında, Uyuyan Güzel abimi rahatsız etme amacı taşıdığını adım gibi biliyordum ama ses etmedim. Eğlenceye dur demem hiçbir zaman. Abim bu pikeleri iyi savundu ama karşı atağa da geçmedi, açık kapı bıraktı. Mutlaka bunun devamı olacaktı, ama ne zaman?

Ara uzun sürmedi. Tunç abinin bir sonraki atağı beklediğimden erken gerçekleşmiş ancak kendisi çok büyük bir gaflete düşmüş, zili tekrar çalmıştı. Böyle durumlarda, ikinci saldırı öncesi telefon açıp “abicim ben geliyorum, kapıyı aç” diyen bir insanın, bir anlık hatası, ödünün patlamasına neden oluyordu. Zilin sesine uyanan öz abim, odaya giren ve usulca yanına sokulan Tunç abiye, çok bilindik bir çocuk oyunu olan 'bööö' karşı atağıyla cevap verdi. Benim ebatlarımı bilen bilir, bilmeyenler için söyleyeyim, 1.75 boyunda, 49 kilo ağırlığındayım. Tunç abinin de benden çok fazlası olmadığını düşünür, öz abimin de bizim toplamamımız kadar ettiğini tahayyül ederseniz, karanlıkta gelişen bu ani karşılığın etkilerini daha çabuk kavrayabilirsiniz. Hayat bazen böyle, abim gibi acımasız olabiliyor. En beklemediğiniz anda sokuveriyor iğnesini, Steve Irwin'e yaptığı gibi. Tunç abi ucuz atlattı diyebiliriz.

Tabii ya, işte Ak Sakallı Muşmula bundan bahsediyordu. “Hayat x'tir, yok ulan hayat aslında böyle y'dir, şöyle z'dir” diye vaaz verecek kapasitede değilsin demeye getiriyordu. Kadayıf haklıydı belki de, belki de Adriana Lima Türkçe öğrenmeye üşenmişti.

Merak edenler için; gecenin devamında bir bok olmadı.

Biterken Mattafix - I to You çalıyordu, Esin Özbek'e saygılarımla...

11 EYLÜL 2006, PAZARTESİ
detroitpistons@usa.com