Mikro
Dalga

Gökhan ÖZŞAHİN
  Biz

Hayat, okulunu tamamlar tamamlamaz iş hayatına atılmayı planlayan biri için aslında yeni başlıyor sayılır. O uzun ama eğlenceli tahsil döneminin, aslında gerçek hayatın ana temelini oluşturan, zeminini belirleyen gerçek etmen olduğunu da çok sonra farkedersiniz. Çalışma hayatıyla ilgili sorunları anlatmak, olmayan aklımı paylaşmak, benim yapabileceğim bir şey değil. Görev bilincine sadece çalıştığınız yerde ulaşabileceğinizi düşünmüyorsanız, araştırmanın, öğrenmenin verdiği zevki hiçbir şeyle kıyaslayamazsınız.

* * *

Kaan Kural (32, Medyatik)

"batug.com bir akademi gibi. Buraya hasbelkader uğrayanlar, onlarca kişinin, yüzlerce kaynaktan beslenerek damıttıkları bilgiyi, bakış açısını, düşünceyi en saf ve en yoğun haliyle alabiliyor. Kimileri sadece öğrenci oluyor, kimileri ise kalıp bu kültür nehrinin debisinin artmasına katkıda bulunuyor. Ama bir kere bu nehre girmişseniz asla kuru kalamazsınız. Çünkü derinliği hissetmişsiniz demektir."

* * *

Görev bilincimin doruklarındayken(!) yaptığım internet gezmelerinden birinde karşılaştım bu siteyle. NBA bilgimin, çocukken izlediğim NBA Action'dan ileri gitmediğini bilmeyen, geçen 10 küsur sene sonrası hala aynı adamları aynı şekilde oynadıklarını düşünen biriydim açıkçası. VGM denen belaya bulaşmasam, Batuğ Ağabey ile de tanışma fırsatım olmayabilirdi. Onun bitmek tükenmek bilmeyen sabrını deniyor gibiydim her mail'ımda sorduğum abuk subuk sorularla. Sayılarla aram iyi değildi. Üstelik bu sayılarla, sayıların sahibi adamları eşleştirme, bu adamların rakiplerini de birbiriyle karşılaştırma konusunda usta bir beceriksizliğe sahiptim. Doğal olarak, korkulan oldu ve VGM performansım, ortaokuldaki Fen sınavlarında gösterdiğim performansın yanında bile rezalet gözüküyordu. Bu beni yıldırabilir miydi? Evet, yıldım ama sadece VGM'den. Batuğ Ağabey'in kafasını şişirmeye devam etmekte bir sakınca görmedim. Eh, kendisi de kaşınmıştı aslında. Kiminle uğraştığını bilmiyordu. Dört yaşındayken gittikleri kamp yerinde ortalıktan kaybolup, ailesini "acaba denize mi düştü?" hezeyanlarına iterken, kendinden 15 yaş büyük bir kızın çadırına dalıp, kıza tavla oynama teklifinde bulunan bir manyakla karşı karşıyaydı. Açıkçası çaresiz sayılırdı.

Batuğ Ağabey'in imdadına, Murat Yüce yetişti. Güzel bir site vardı ortada ve her şeyi konuşabileceğimiz ama bunu anında, interaktif yapabileceğimiz bir mekanımız yoktu. Henüz sitede yazar değildim ama bu oluşumun bir parçası olmak için can atıyordum. Siteye ait bir forumun kurulacağı haberi jurnallenirken anasayfada, benim ellerimde ziller eksikti. Murat (Muyu) kendine yardım edebilecek, sitenin yönetimiyle vakit geçirecek birilerini arıyordu. Vakti bol olan biri için güzel bir fırsattı ve soluğu Muyu'nun mail'inde aldım. Verdiği adrese girdiğimde karşımda yeni doğmuş bir bebek vardı, önce bu bebeğe kendimi tanıtmalıydım. "Ben Gökhan, senin amcanım" demedim tabii, kayıt oldum.

* * *

Alp Akbulut (24, Romantik Serseri)

"İçinde bulunduğum bir organizasyonu, bir komüniteyi ya da bir oluşumu, adına ne derseniz deyin, övmeyi pek sevmem, çünkü dolaylı bir kendini beğenmişlik durumu hissedilebilir. Fakat izninizle herkes gibi benim de hayatım süresince sahip olduğumu düşündüğüm bir kaç kendini beğenmişlik hakkımdan birini kullanacağım.

Basketbol gibi dar bir alandan çıkışlı bir site olması itibariyle, bu seviyelere gelmemizi hâlâ tam olarak sebeplendirebilmiş değilim. En çok konuştuğum 10 insanın yedi-sekizinin aynı kaynaktan çıkmasına, tesadüf veya benim anti-sosyalliğim desek bile, sitenin diğer elemanlarının da benzer bir durum içerisinde yer almasını aynı teoriyle açıklayamayız herhalde. Zaten açıklamaya uğraşmak da pek akla yatkın değil.

Bariz olan gerçeklik sınırları içerisinde, 'basketbol sitesi' vasfını çoktan aştığımızı düşünüyorum, 'internet sitesi' vasfını da, aynı şekilde. Daha başka vasıflar da var elimizde ve önümüzde, aşılmak ve ulaşılmak üzere bekleyen.

Olmayana Ergi metoduyla noktalayayım sözlerimi: Şu satıra kadar yazılanlar gerçek olmasaydı, hayatımda bir boşluk oluşmaz mıydı? Şu an saatlerimi ayırdığım bu insanları tanımasam, daha çok porno izleyip toplumdan soyutlanmış bir sapığa dönüşmez miydim?

Olabilirdi sanırım, olmadığını da iddia edemem, ama bu benimle ilgili bir sorun."

* * *

Benimle beraber bir çok kişi de damladı bu ilim, irfan yuvasına. Sitede yazar olanlar da, benim gibi basketboldan pek çakmayan adamlar da. Foruma girişim sancılı olmuştu biraz, bu bebeğe nsıl davranılacağını bilmiyordum ve saçmalama hakkımı kullandım. Belki şimdi kendisi bile hatırlamaz ama Muyu ağzımın payını verdi en sonunda, haketmiştim. Bu işin böyle yürümeyeceğini, insanları değil kendimi değiştirmem gerektiğini farkettim. Burnu kalkmışlık yapmayayım ama, başardım da sanırım. En azından saçmalamayı kesmiştim (ara sıra saçmalarım yine). Adım 'asabi'ye çıkmıştı ama bunu ilk defa burada duymuyordum. Sorun yoktu.

Forum ve batug.com kaynaşmaya devam ederken, forum ailesi olarak geçen uzun sürenin (sekiz ay kadar) ardından bir buluşmanın hiç de fena olmayacağı kanısına vardık. Biz batug.com ekibiydik ve buluştuğumuz zaman basketbol oynamamız da garip olmayacaktı. Ankara'da karar kıldık. Öğrenci olsam pek zor olmayacaktı ama haftada bir gün olan iznimi yolda geçirip, zaten beceriksiz olduğum bir konuda mücadeleye karışmam akıllıca gözükmüyordu, yine de gittim. Amacımız basketbol oynamak, kazanmak ya da kaybetmek değildi. Aylardır kavga ettiğiniz, gülüştüğünüz, sevindiğiniz, üzüldüğünüz insanlarla beraber vakit geçirmekti amaç. Çok da güzel geçti ilk buluşmamız (basketbol kısmını saymazsak, kendi adıma). Bizden önce, internet üzerindeki bir çok topluluk bir araya gelmiştir ama bizimkinin havası bir başkaydı. 14 yaşında, Ankara'dan Antalya'ya taşınırken bile üzülmemiştim, o gün otogarda vedalaşırken. Bu yaz dokuzuncusu yapılacak Basketbol Günleri organizasyonunun hâlâ basketbol oynamaktan öte, bir araya gelip hasret gidermek amacıyla yapılması da, işin keyfîyet kısmını asla kaybetmediğimizin bir göstergesi. Kızarıp bozarmasınlar ama foruma sadece turnuvaya katılıp kendini gösterme amacıyla gelmek isteyenlere şöyle kaş üstünden bakmamızın sebebi de bundandır.

* * *

Alim Karasu (24, Deli)

"Bundan altı-yedi yıl önce birileri çıkıp da bir web sayfasında köşe yazarlığı yapacağımı, dergilerde yazı yazacağımı söylese mabedimle (Yazarın Notu: Alim'in mâbadı orta halli bir mabet büyüklüğünde olduğundan bu terimi kullanmıştır.) gülerdim. Hadi bunları geçtim, bu halimle -bilen bilir, teklerim arada- televizyonda bir sezon boyunca canlı yayında maç anlatacağımı söylese, tekme tokat girişirdim heralde. Fakat batug.com tüm bunlara ön ayak oldu. Tüm hayatımı ve yaşam tarzımı kökünden değiştirdi desem, pek de yalan olmaz. Orkun ile Süleyman Seba Spor Salonu'nda tanışmamızın beni böyle bir şeyin içine sürükleyeceğini hiç düşünmemiştim. Ha, memnun değil miyim? Amennâ. Batuğ abi gibi mükemmel bir insanı tanımaktan, onun oluşturduğu böyle bir organizasyonda aktif yer almaktan ve bu site sayesinde tanıdığım onlarca kişi -Gökhan dallaması hariç- ile bu denli samimi olmaktan dolayı çok mesudum."

* * *

Sizi kendi tarihimle sıktığımın farkındayım ama siteye balıklama dalışımı anlatmayı uzun zamandır istiyordum. Bunu belki milyonlarca kez anlatmışımdır, NBA'e ilgi duymayan, basketbolu sevmeyen arkadaşlarıma bile. Yine de hepsini sitenin içinde bir yerde, bundan iki-üç, belki 20-30 sene sonra, internet denen nimet ortadan kalkmadığı takdirde dönüp tekrar tekrar okumak için saklamak bana faydalı bir iş gibi geldi.

Forum, genişledikçe ve popülaritesi arttıkça, üstünde daha çok çalışmamız gereken bir platform oldu. 2003 Drafti öncesinde siteden bir çok katılım oldu. (benim Pistons yazmaya yeni başladığım dönemler) Sitedeki 6. adamların birçoğu foruma katılınca şüphesiz ortadaki amatör gelişim, daha profesyonel bir hal almaya başladı. Şöyle özetleyeyim; katılımcı sayısı ve katılımcıların bilgi birikimi genişledikçe, yazdığımız yazıları daha çok insan okuyacak, daha fazla ilgi görecek ve tabii ki mantık çerçevesinden taşmadığımız takdirde daha çok beğenilecektik. Her sosyal yapılaşmada olduğu gibi sıkıntılar yaşadık. Örneğin forumun bağlı bulunduğu serverlar çok kez bizi yüzüstü bıraktı. Bir kaç kez değişikliğe gittik. Kendi içimizde de sorunlar yaşadık, olmadık kavgalar ettik, incir çekirdeğini doldurmayacak sebeplerden ötürü tartıştık, birbirimizin kalbini kırdık. Hâlâ da kırıyoruz, hala kavga ediyoruz ve hala incir çekirdeğini doldurmayan, ottan boktan sebeplerle tartışıyoruz ama geçirdiğimiz bu değişim, bir nevi 'evrim' bizi, daha doğrusu birlikteliğimizi güçlendirdi. Birbirimize ettiğimiz en kırıcı sözlerden alınmıyorsak, bu yüzsüz olduğumuzdan, kaypak olduğumuzdan değil, içimizi bilmemizden kaynaklanıyor. Fenerbahçe-Beşiktaş maçında kafamın üstünde car-car bağıran Alim'e kalkıp sıkı bir yumruk patlatmıyorsam ibiş bir insan olduğum için değil, Alim'i kardeşim gibi sevdiğimdendir. (Bu kardeşlik durumu Alim'i ibişlikten kurtarmıyor tabii.)

* * *

Oytun Özdemir (24, Kaptan)

"Sadece bir internet sitesinden bahsediyor olsaydık bu kadar zor olmazdı batug.com'u anlatmak. NBA yazılarına evsahipliği yapmak üzere kurulmuş olan bu site yıllar geçtikçe çok sağlam ve kalıcı dostlukların kurulduğu ve spora bakış açısı ve sağlam duruşu ile çok müstesna bir camia haline geldi. Bu camianın bir de ruhu vardır. Klavyeden yazılara oradan da siteye yansır bu ruh. Kimi yazılarda bilgiyi, kimisinde düşünceleri kimisinde ise duyguları görürsünüz. Dediğim gibi, anlatmak çok zor batug.com'u. Çok değişik bir sevginin yurdudur kısaca, pek benzeri bulunmaz."

* * *

Siteyle yeni tanışmış olanlarınız bir zamanların efsanesi VGM-TR'yi de bilmiyordur büyük ihtimalle. Bedri Özgür'ün önderliğinde hazırlanıp Türk gencine VGM'i öğretmeye yemin etmiş bir kadronun üşenmeden oturup kaleme-klavyeye aldığı değerlendirmelerin olduğu güzel site. (Dökümanları duruyorsa, arşivlik gösterilse güzel olur aslında.) Ya da hâlâ üyesi olabileceğiniz ama pek bir hareketi olmayan, tabiri caizse 'ölü' durumdaki mail-list'te yaşanmış olanları bilmeyenleriniz vardır. (Onları görebiliyorsunuz en azından!) Onur Tuncaboylu ve diğerleri, Gökhan Özşahin vs. Alim Karasu, 'Ölü Köpek' tartışmaları, olay çıkaran anketler vesaire. 'Hey gidi günler!' nostaljisine yuvarlamıyorum hikayeyi, dönüp şu yazıyı bir gün tekrar okursam, bu duruma nasıl geldiğimi, nerelerden geçtiğimizi hatırlatacak ufak bilgi kırıntıları bırakıyorum etrafa. Bir çeşit modern zaman Hansel'iyim aslında.

* * *

Sedat Koç (22, Topçu)

"Tesadüfleri sevmem, hatta huylanırım da... Pek iyi tecrübelerim olmadığından sanırım ama batug.com'un bana hatırlattığı ilk kavram da bu...

Yan bağları haşat etmemin ardından verilen yatak istirahati, bu yüzden bayadır takip ettiğim sitenin forumuna sıkıntıdan üye olmam, orada ilk tesadüf; sene içerisinde iki maçta karşılıklı oynadığımız ve hatta birbirimizi tuttuğumuz Övünç'le karşılaşmam, sonra daha önce yüzde 90 sahilde oynadığım veya gördüğüm Fevzi'yle (Duuuuuuuuudddee!) tanışmam, yine kimseyi tanımadan katıldığım turnuvada arada beraber sigara içtiğimiz adamın, şimdi çıkardığımız albümlerle billboard'ları salladığımız Gökhan çıkması vs... Ve kısa zamanda tanıyıp sevdiğim diğer biraderlerim...

Dünya küçük, tesadüflere alışmalıyım."

* * *

Her topluluğun yaptığı gibi, kendi terminolojimizi de oluşturduk. Normal hafızaya sahip bir insanın hayal meyal hatırlayabileceği olaylardan en ufak sözleri, cümleleri, kelimeleri koparıp kendi aramızda yeni bir dil oluşturduk. Bazı yazılarımızda da kullandık hatta. Bizi tanımayan çoğu kişi bunlara bir mana verememiştir büyük ihtimalle, belki de deli muamelesi bile görmüşüzdür. Aslında deli muamelesi görme ihtimalimiz, oluşturduğumuz bu yeni dille de sınırlı değil. Yazılarımızda olayları kendimize göre kurgularken bunların aslında gerçek dışı olaylar olduğunu bilmeyenler, bizi rahatlıkla Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'ne kapatabilir ya da kapatılmamız için yetkili mercilere başvurabilir. Zirâ Alim'in Wisconsin Havaalanı'nda oyuncu karşılaması, Anıl'ın, Orkun'un Staples Center'daki sosyetik ortamdan rahatsız olması (ya da benim oyuncu ve yöneticilerle bir şekilde amca-dayı ilişkisine girmem) gibi olayları yansıtışımız aslında var olmayan ve olmayacak olaylardı. Hayal kırıklığına uğrayanlar varsa kendilerine Allah'tan akıl fikir diliyorum. Kezâ Selçuk, Washington'da, Anıl, Los Angeles'ta, Alim de Wisconsin'de oturmuyorlar.

Patrondan bir köşe isteyip, ilk yazımda “aman ne süperiz biz, acayibiz lan” mealinde bir yazı yazmanın ne kadar ucuz bir fikir olduğunu, şu cümleyi okurken bile farketmiş olabilirsiniz. Açıkçası, “şu özelliğim acayiptir arkadaş” diye kendimi övebilme yetisine sahip olmadığım için, nasıl elimin ayağımın birbirine dolandığını da anlamışsınızdır. Lafı “çok mütevazı bir insanım” demeye getirmiyorum, yanlış anlaşılmasın. Okuduğunuz şu kadar cümlenin eninde nihayetinde, bu sitenin hayat değiştiren bir oluşum olduğunu anlatmaya çalıştığını söylüyorum sadece. Diğerlerini bilemem, benim yaşantım bir hayli değişti.

* * *

Gürkan Menteş (11, Velet)

"batug.com ile ilk kez 2002'nin Nisan ayında aldığım Pivot basketbol dergisi sayesinde tanıştım. Zamanında internet ile çok haşır neşir olmadığımdan, uzun aralarla siteyi takip ediyordum. Ardından mail-list'e üye oldum, daha sonra foruma. Okuduğum her yazı, her makale ayrı bir keyifti benim için, hâlâ da öyle. Sevgili Batuğ Ağabey tarafından amatörce ve kısıtlı imkanlar ile hazırlanmış olan bu sitede her yazarın yazılarında ayrı bir tarz, ayrı bir hava var. Ne demiştim; önce site ile tanıştım ardından mail-list ve forum geldi. Forum sayesinde -doğal olarak- batug.com'u seven, emek veren ve yakından takip eden daha çok kişiyle tanışma fırsatım oldu. Özellikle sitede yazarlığa başladıktan sonra diğer yazarlar ile yapılan buluşmalarda onlarla aynı masada turmaktan ve muhabbetlerine ortak olmaktan büyük keyif aldım. Bu sitenin bana kazandırdıkları çok büyük. Dolaylı yoldan olsa da; site sayesinde Alim Karasu ile tanıştım, Alim Karasu sayesinde batug.com ile ilk karşılaştığım Pivot dergisinde kendime yer edindim. Katkıda bulunmuş-bulunan herkese, böyle bir sitenin oluşumunu ve gelişimini sağladıkları için canı gönülden teşekkür ediyorum."

* * *

Sayfalarca, site, forum, mail-list ve daha bir çok platformda yaptığımız şeyleri, yaşadığımız olayları yazıp kafanızı şişirmeyi isterdim ama hem Batuğ Ağabey'in sayfa sayısı arttıkça artan sinirini daha fazla dürtmemek hem de bu yazıyı ve köşeyi daha fazla geciktirmemek için bu kadarını yeterli buluyorum. Kolayca halledebileceğimi zannettiğim bu yazıyı yazmak benim için zor oldu. (“Ulan ne yazdın ki?” diyebilirsiniz pek tabii.) Eksik gedik bırakmadan tamamlamayı istediğim -ve üşengeç olduğum- için gecikti. Sürç-ü lisan ettiysek affola.

Saygı, sevgi...

1 NİSAN 2006, CUMARTESİ
detroitpistons@usa.com

Öncekiler:
NBA'siz NBA Stüdyo