Hatalı Yürüme
Özgür Can ÖZBEK
  LeBron for MVP

'Dünyanın en büyük basketbol organizasyonundaki en önemli bireysel ödül'ün kime gideceği çok kısa süre içinde belli olacak, hatta Phoenix'in yerel basını olarak algıladığımız Arizona Republic, güçlü aday Steve Nash'in layık görüleceğini bugünden ilan etti bile. Her yıl merakla beklenen ödül için bu sene daha da büyük bir çekişme sahnelendi ve adayların çokluğu, kimsenin çok üst düzey bir sezon geçirmemesinden değil, birkaç süper yıldızın -üstelik oyunun farklı yanlarını domine ederek- öne çıkmalarından dolayı olduğu için, farklı isimler, farklı ve makul sebeplerle öne atılıyorlar. Ama bence bütün bu isimlerin arasında ödülü alması gereken, bu adayların en genci; King James.

LeBron lige gelmeden önce kolejde oynamadığı ve bizde lise maçları yayınlanmadığı için, ismi bir şehir efsanesi gibi yayılıyordu. Herkes lige yeni bir süper yıldız adayının geleceğinden ama bu seferkinin bir “başka” olduğundan bahsediyordu. Genellikle yapılan tanım, bu liselinin Magic Johnson ile Michael Jordan'ın kırması olduğu şeklindeydi. Ve genellikle akıldan geçen cevap da “Hadi lan!” biçimindeydi. Son 20 yılda ligin elçiliğini yapan bu iki efsanenin oyun tarzları birbirinden çok farklıydı ve söz konusu olan bir lise oyuncusuydu.

James, lige geldikten sonra iki yılda pek çok “en genç” diye başlayan unvana sahip oldu ve onu daha önceden izleyenlerin beklentilerinin çok da boş olmadığını gösterdi. Ama bu iki sezonda da takımını playoffa sokamadı. Bu sene ise takımını 50 galibiyetle Doğu dördüncüsü yaparak playoffa taşıdı, sezon arasında da şık olmayan bir şekilde All-Star MVP'si oldu.

Bu noktadan sonra şiarımız ‘istatistikler yalan söylemez (ama yalancılar istatistik konuşur)' olsun ve LeBron nasıl bir sezon geçirmiş, ona bakalım.

Temel kategorilerde kıyaslama

En temel istatistiklerle başlayalım; James'in ortalamaları şöyle: 31.4 ppg, 7 rpg, 6.6 apg. Tek başlarına da etkileyici rakamlar ama lige gelmeden kıyaslandığı iki efsanenin kariyerleriyle kıyaslamak ilginç olabilir.

31.4 sayılık bir ortalama Magic Johnson'un 13 sezonluk kariyerinde yakaladığı en yüksek ortalamanın 7.5 sayı üzerinde (Magic'inki 23.9). Elbette bu kategoride asıl referansımız Majesteleri olmalı. Jordan 15 sezonluk kariyerinde altı kez daha yüksek bir sayı ortalaması yakalamış (ortalamaları 37.1, 35, 32.5, 33.6, 31.5 ve 32.6). Sanırım fena değil.

7 ribaunda gelince... Jordan'ın bu ortalamayı yakaladığı bir sezon yok, iki kez 6.9 ribaunt ortalamasıyla oynamış. Magic ise altı kez bu ortalamanın gerisinde kalmış, bir kez ise o da tam 7 ribaunt ortalamasıyla sezonu bitirmiş. Hemen bu noktada boylara da referans verelim, LeBron 6-8, Jordan 6-6, Magic ise 6-9.

Evet, LeBron'un ribaunt açısından da kötü bir sezon geçirdiği söylenemez, sırada Magic'in uzmanlık alanı, yani asist var. Jordan'ın kariyerinde 8 asistlik bir sezon var (1988-89). Ancak bunun dışındaki bütün sezonlarda ortalaması 6.6'dan aşağıda. Buna karşılık, tahmin edilebileceği gibi Magic, en az asist yaptığı sezonda da bundan fazla asist yapmış (çaylak sezonu, 7.3 apg). Yine de kimse kötü olduğunu söyleyemez herhalde.

Tabii bu kategorilerde bugünkü rakipleriyle de kıyas yapabiliriz. Makul adayları, Kobe, Nowitzki ve Nash olarak belirleyelim (Wade ve Billups, 'Shaq' ve 'Pistons' faktörleri sebebiyle bizi affetsinler). Bunlardan Kobe sayıda, Dirk ribaundda, Nash ise asistte LeBron'dan daha iyi ortalamalarla ligi bitirdiler. Ama hiç biri iki kategoride James'ten iyi değil.

Savunması gerçekten zayıf mı?

Gelelim diğer kategorilere... Sayabileceğimiz iki önemli istatistik, LeBron'un o kadar da iyi olmadığı söylenen savunmasına yönelik; top çalma ve blok. Peşinen kabul edeyim, evet bu iki kategorinin oyuncunun savunma kapasitesini tamamen yansıttığı söylenemez. Lakin kanımca bu iki kategori bire bir savunmanın önemli göstergeleridir ve özellikleri gereği takımın fast break yapmasına imkan tanıdıklarından, ayrıca kayda değerdirler.

LeBron, maç başı 1.56 top çalma ve 0.84 blokla oynadı. Nash Baba savunmaya pek takılmadığından kendisini pas geçiyorum. İstediği zaman ligin en iyi savunmacılarından olduğu söylenen Kobe, 1.84 top çalma ve 0.38 blok ortalamalarıyla sezonu kapattı. Nowitzki ise 0.72 top çalma ve (2.13lük boyuyla) 1.02 blok ortalamalarıyla oynadı.

Çok ilkel bir mantıkla rakamları toplayalım; LeBron 2.4, Kobe 2.22 ve Dirk 1.74'lük toplamlara sahipler.

Yine referans olarak, bu alanın en iyisi kabul edilen isimlere bir bakalım: Artest, 2.63 top çalma ve 0.69 blokla, sonuçta 3.32'lik bir toplamla farkını belli ediyor. Ben Wallace isimli canavar 3,99'luk (2,21 blok +1.78 top çalma) bir toplama sahip. Bir de kontra örnek verelim; ligin en iyi savunmacılarından biri olarak kabul edilen Bruce Bowen 1,33 gibi (0,96 top çalma+0,37 blok) sefil bir toplama sahip.

Oyunun her iki tarafını da oynama açısından LeBron'un rakiplerinden aşağı kalır bir tarafı olduğunu zannetmiyorum. İstatistiksel olarak bir de NBA uzmanlarının çok sevdiği “efficiency” kategorisi var. Bu alan, formülasyonu icabı uzun oyuncuları öne çıkaran bir mekanizma. LeBron bu kategoride NBA ikincisi (birinci Kevin Garnett). Kobe ise anormal sayı ortalamasına rağmen beşinci sırada. Nowitzki altıncı, Nash 13'üncü sırada kendilerine yer buluyorlar.

Manevi(!) faktörler

Bir de bütün bu rakamsal değerlerin yanı sıra, “kabul görmüş jüri değerleri” diyebileceğimiz mevzular var. Nedir bunlar; yanındaki oyuncuları daha iyi yapmak, kazanan bir takımda yer almak (50 sezonun 45'inde MVP birinci ya da ikinci takımdan çıkmış), bir de yaştan kaynaklanan anlamsız nazariyeler (çok genç daha uzun yıllar var, kariyerinin son demlerinde ödülü hak etti)...

Bu açılardan bakıldığında, Nash yanındaki oyuncuların en çok hayır duasını alan kişi, muhtemelen. Ama Lamar'ın Los Angeles'a geldiği günü en mutlu günü saydığını saymıyorum. Nowitzki'nin de, etrafındakileri daha iyi yapmaktan ziyade, oynayabileceklerini oynamalarına müsaade eden bir süper yıldız hali var bence. LeBron'un da etrafındakilere kademe atlattığını söylemek zor ama uzun süredir playoffa giremeyen bir takıma kattığı hava, onu Doğu'nun göz ardı edilemeyecek takımlarından biri haline getirmesi yine de önemli artılar.

"Kazanan takım" meselesi, bu sene kim seçilirse seçilsin, bir miktar aşınacak. Çünkü ligin en iyi takımı bu sene All-Star'a dört oyuncu verdi ve böyle bir takımda diğerlerinden ve ligin geri kalanından bariz bir şekilde iyi bir oyuncunun çıkması, All-Star tercihlerinde bir problem olduğunu gösterir (ki bence var zaten, dolayısıyla ispatlar da diyebilirim). Ligin ikinci en iyi takımının olağan En Değerli Oyuncu şüphelisiyse bu seneyi düşük viteste geçirdi.

Dolayısıyla, her hal ve karda MVP nispeten az kazanan bir takımdan olacak ve eğer bu bir kıstassa, Kobe de en zor durumdaki aday olacak.

LeBron'un en büyük şanssızlığı bence yaşı. Henüz 21 yaşında olduğu için, oy verenlerin bir kısmı onu pas geçecektir. Bu düşünce şekli Nash'in de sırasını savdığı noktasına varabilir ki, bu durumda Kobe ve Nowitzki bu parsayı toplarlar.

Bir de, naçizane Jason Kidd'in MVP sahibi olmadığı bir alemde (saygımız büyük olsa da) Nash'in iki MVP'den oluşacak koleksiyonu biraz ayıp olur gibi geliyor bana.

Özetle, elimizde bir sayı makinası, bir takım abisi, bir sistem yıldızı, bir de çok acayip bir genç irisi var. Bu elemanın henüz Magic ya da Jordan seviyesinde olduğu iddiasında da değilim, yanlış anlaşılmasın. Bu iki efsane şöhretlerini playoffta kazanmıştır ve James NBA'deki ilk playoff maçını iki gece önce oynadı (o maçta triple-double yapması da ayrı bir mevzu tabii).

Bir Amerikalı yazar geçen sene “Aranızda gelmiş geçmiş en iyi basketbolcunun kariyerinin başına tanıklık ettiğimizi düşünmeyen var mı?” diye sormuştu; ben öyle düşünüyorum ve bu sene bu arkadaşın bu ligdeki en iyi -ve en komple- bireysel performansı ortaya koyduğuna inanıyorum.

26 NİSAN 2006, ÇARŞAMBA
ocozbek@maliye.gov.tr