Hatalı Yürüme
Özgür Can ÖZBEK
  Döner miyiz eski günlere?

Cumartesi akşamı SkyTürk kanalında, Efes Pilsen ve Ülkerspor'un neden Final Four'a kalamadıklarına dair bir tartışma vardı. Basketbolun bir maç yayını olmadan en uzun süre konuşulduğu ortamlardan biri olan bu tartışmanın tarafları, Kaan Kural, Ünal Özüak, İsmet Badem, Mehmet Palabıyık ve Mehmet Baturalp'di. Belli bir bütünlük içinde olmasa da önemli noktaların altının çizildiği, tartışmacıların kendi bakış açılarını savunduğu güzel bir program oldu ve bizlerin de bu konular üzerinde fikir üretmemiz için güzel bir platform oluşturdular, sağolsunlar, varolsunlar.

Başlangıç olarak bir tespitte bulunmakta fayda var. Basketbol camiasının içinde, baksetbolu herkesten iyi bildiğine inanan ve bu 'iş'in her bir parçasının nasıl yapılması gerektiğini herkese öğretmek arzusunda olan insanlar var. Bu parçalara, transfer yapmak ve kadro oluşturmak da dahil, federasyonu yönetmek de, maç anlatmak da... Bu 'bilgi birikimi', konuşmalarına da yansıyor, yazılarına da; ve bu hislere bir de, bu birikime rağmen yeteri kadar gündemde olmadıkları düşüncesinden kaynaklanan bir sinir bozukluğu ekleniyor. Kişisel önerim ve ricam, böyle yapmasınlar; bu öfke konuşmalarını da, yazılarını da takip etmeyi çok zorlaştırıyor ve insan onların anlattıklarından ziyade "neye bu kadar kızgınlar?" ve "bu kızgınlık neden geçmiyor?" diye düşünmeye başlıyor.

Artık basketbol konuşmaya başlayabiliriz. Temel konular, Avrupa'da Final Four oynayan takımlarla bizim takımlarımız arasındaki bütçe farkları, yabancı kısıtlaması, oyuncu seçimi, 'marka' koç tercihi başlıkları oldu. Bütçeden başlayarak biz de bu konularda biraz kelam edelim ve umalım ki bu tartışmalar basketbolumuza bir hayır getirsin.

Bütçe konusu diğer başlıklardan prensip olarak farklı ve diğerlerini etkileyen bir mesele. Şöyle ki; konu Efes ve Ülker bütçeleri olduğunda, bu, ilgili kulüplerin bağlı oldukları şirketlerde alınan idari bir karar. Ve bu şirketlerin aldıkları kararlar, doğrudan Türkiye'nin ve içinde oldukları sektörlerin durumlarıyla ilgili. 2001 krizinden sonra bu takımların bütçeleri önceki dönemdeki kadar olmadı.

Basketbol ayağının kendisi tribün gelirleriyle bu farkı kapatamadığı için durum böyle ve bütçe kısıtlamaları ister istemez oyuncu seçimi ya da 'marka' olarak adlandırılan koçların gelmesini etkiliyor. Üstelik Avrupa Basketbolu'nun genelinde bir yıldız oyuncu sıkıntısı var; bu sıkıntı oyuncu yetişmediğinden değil, yetişen oyuncu biraz kendini gösterdiğinde NBA'e gitmesinden kaynaklanıyor. Efes'in Koraç Kupası'nı aldığın dönemde bir çırpıda sayabildiğimiz Rivers, Myers, Naumoski, Griffith, McRae, Djordevic, Danilovic, Pittis, Milic, Turner ve daha bir sürü 'gittikleri takıma seviye atlatabilecek' yıldızın yerine bugün kaç oyuncu sayabiliyoruz ki? Macijauskas ve Jasikevicus da gittikten sonra, Papaloukas, Parker, Vujcic, Lakovic, Andersen... Başka?

Oyuncu sayısı az olunca bu yıldız oyuncuların değeri daha da artıyor, istedikleri parayı vermeye hazır başka takımlar var, bu takımlar arasında CSKA gibi, siyasi bir takım gelişmeler olmadığı sürece ayırabileceği parayla yarışılamayacak bir takım; Maccabi adında, 'zengin ve küçük bir ülkenin basketboldaki milli takımı' statüsünde bir organizasyon var. İşte bu yüzden son yıllarda bütçeleri nispeten bizimkilere yakın İtalyan ve İspanyol kulüpleriyle başa baş oynuyoruz ve hatta Efes Pilsen özelinde üstünüz, ama iş CSKA ile Son Sekiz oynamaya geldiğinde durum değişiyor. Yine ezildiğimizden değil ama oyun ortadayken öldürücü hareketi yapacak oyuncu seçeneğimiz fazla olmadığından kaybedebiliyoruz. Kaybediyoruz değil kaybedebiliyoruz ve kazanabiliriz, yeter ki "bu takımlar beklentilerin çok altında sonuçlar elde etmiş ve acilen bir köklü değişiklik yapılması gerekir" havası yaratılmasın. Çünkü bence bizim CSKA ve Maccabi gibi Avrupa'nın diğer takımlarından da ayrılmış takımlara karşı başarımız, yabancılarıyla beraber uzun süre bir arada oynamış ve herkesin ne zaman ne yapacağını bildiği takımlar oluşturmamızdan geçiyor. Özellikle Ülker bu konuda kararlılık göstermeli. Her sene, hatta sene içinde kadroda ciddi değişikliklere giderek bir yere varılamayacağını, ya da varılacak tek yerin TBL Finali olduğunu anlamalılar.

Yabancı sınırlaması, bir bakış açısı meselesi. Benim görüşüm, bu sınırlamanın kalkmasının çok yarar getirmeyeceği şeklinde. Kulüplerimizin "elimizdeki yabancılar mükemmel, bir hakkımız daha olsa da bir süperstarı daha kadromuza katsak" diye düşündüklerini sanmıyorum. Dolayısıyla, bu sınırlama kaldırılırsa gelecek olan oyuncuların bizim takımlarımızda bankta beklettikleri Türk oyunculardan tek farkları, biraz daha tecrübeli ve özgüvenleri daha yüksek oyuncular olmaları olacaktır. Ama ben bunun bizim oyuncularımızın hevesi ve şevkiyle dengelenebileceğine, onlar bir süre şans bulduktan sonra da arada fark kalmayacağına inanıyorum. Burada tüm mesele, teknik kadroların genç oyunculara zaman vermek konusunda irade göstermeleridir.

'Marka' koç önemli, hatta Ülker için hayatî. Çünkü Efes'in sahip olduğu usta-çırak sistemi onlarda yok. Aynı şekilde, Efes'i yönetmek de tren sürmek gibi; yol belli ve makinist kim olursa olsun trenin hızı ve istikameti değişmiyor. Oysa Ülker'i yönetmek Türkiye'de araba kullanmakla eşdeğer; pilotaj önemli.

Yabancı oyuncular açısından da, takımı Avrupa'da başarılarını bildikleri bir koçun çalıştırması kritik. Bu noktada Murat Özyer doğru bir tercih mi? Muhakkak iyi bir basketbol adamı, umarız her şey onun için iyi gider ve bir 'marka'mız olur. Ama şunu söyleyebilirim, genç bir teknik adam için şu anki Ülker koşulları, çalışılabilecek en iyi koşullar değil. Ne var ki bizimki gibi bir ülkede kimse Özyer'i, bir daha karşısına çıkmayabilecek bir fırsatı değerlendirdiği için suçlayamaz.

Ne olup biteceğini hep beraber göreceğiz. Eğer bir aksaklık olursa, Ülker transfer bütçesinin önemli bir kısmını koç için ayırıp uzun vadeli çalışacak bir yıldız antrenör bulmalı.

Son olarak bir de hava meselesini konuşmak lazım bence. Son yıllarda ne yaptıysak 1990ların sonundaki havayı ülkece yakalayamadık. Efes tribünlerinin dolduğu, Ankara'da Telekom maçlarına bilet bulunamadığı zamanlar geride kaldı. Sebep yalnızca başarı düzeyi mi? Emin değilim. Sanki bir zamanlar çok güzel pişirdiğimiz yemeğin bize ait sırrını kaybettik. Kaybettiğimiz Murat Murathanoğlu-İsmet Badem mi, Orhun-Harun mu, Naumoski-Ufuk mu, Ankara'da maçtan önce çalan "Eye of the Tiger" mı? Yoksa NBA her şeyi geride mi bıraktı?

Evet, I love this game ama “Korac Cup Winners '96” tişörtü de çok güzeldi be kardeşim!..

16 MAYIS 2006, SALI
ocozbek@maliye.gov.tr