Hatalı Yürüme
Özgür Can ÖZBEK
  "Ben sizin babanızım, ben ne dersem o olur!"
--David J. STERN

Sezon başladı ve takımlar şu ana kadar 15 ilâ 20 civarında maç yaptılar. Bu kadar maçla değerlendirme yapılabilir mi? Eğer takımlar sezon öncesinde yapılan tahminlere uygun performans gösterselerdi bu daha mümkün olabilirdi. Kimi takımların beklenenin çok üstünde, kimilerinin de çok altında performans göstermesi bunu zorlaştırdı. Yavaş yavaş ligin dengelerinin oturduğu şu dönemde artık daha sağlıklı bir değerlendirme yapabiliriz.

Genel konularla başlayabiliriz. Öncelikle, bu sene oyunun 'oynanmasını' etkileyen iki büyük değişiklik oldu. Birincisi mâlumunuz, top değişikliği. Konuyla ilgili konuşan oyuncuların neredeyse hiçbirinin beğenmediği yeni top, artık oyunun bir parçası. Oyunculardan çıkan sesler sezon başındakine göre azalmış görünüyor gerçi, fakat yerlerde sürünen dış şut isabet oranları ne olacak? (Tabii bir de konunun yargı alanına girmiş olması da var.) Kaldı ki, Shaq'ın "Ucuz toplara benziyor" yorumunun yanında, deri yerine kullanılan mikrofiber bileşimin topu kuruyken eskisinden daya yapışkan ve ıslakken de eskisinden daha kaygan hale getirdiğine dair ayağı yere basan eleştiriler de geldi birçok oyuncudan, bir kısmı 'yıldız' denilenlerden hattâ... Rahatsızlık halen bu seviyede olunca, mevzu da kapanmadı, haliyle...

Yeni top, Stern

Ekimde konuyla ilgili şikâyet ve itirazlar üzerine, "İşi kurcalayıp durmayın, boşa nefes de tüketmeyin, yeni top kalacak!" diye anlaşılabilecek bir üslup ve ifadeyle tartışmaya nokta koymuş gibi görünen NBA Başkanı David Stern, Oyuncular Birliği'nin (PA) organizasyonu dava etmesi üzerine, 5 Aralık Salı günü NY Times'ın Spor bölümünde yer alan açıklamasında¹ ise neredeyse özür diledi. Stern, yeni topla ilgili olarak oyuncularla gerekli işbirliği ve görüş alışverişini gerçekleştirmediklerini, sunumda hata yaptıklarını, şimdiyse topu üreten Spalding firması ile şikayetleri görüşmekte olduklarını söyledi.¹ Stern "hata" derken yeni topun kendisini (tabii bu halini) mi kastetti, yoksa topun oyun kendileri tarafından yerleştirilme (sokuşturulma!) biçimini mi, orası tam açık değil. Açık olan, basketbolun metazoriye gelmeyeceği, bir de yeni topun şu anki haliyle fazla uzun bir süre daha ligde sekip durmayacağı...
(¹: NBA to Take Up Complaints With Ball Manufacturer - Michael S. SCHMIDT, NY Times)

Gelinen noktada ise, nasıl ki oyuncuların yeni topa alışacak olmaları bir 'dış' görüş; ve oyunculara ait olan bir diğer görüş de eski topu geri istediklerine dair; artık bir üçüncü senaryodan da bahsedebiliriz... Topa alışmak istemeyen oyuncuların alışacaklarını savunan tezi devre dışı bırakan bu senaryo da, Spalding'in oyuncuların görüşleri doğrultusunda yeni topun malzemesi/boyutlarında değişikliğe gitme olasılığı... Tabii bu kez, yönetimin "player input", "feedback", "introduction" diye tanımladığı gerekli aşamalara da daha fazla dikkat ve ihtimam gösterilecektir. Stern'in açıklamasının ardından, 'yeni top'un son vaziyeti² aşağı yukarı böyle.
(²: A Whole New Game Ball? N.B.A. Admits Its Mistake - Liz ROBBINS, NY Times)

Yan bakmak yasak!

Oyun üzerinde önemli etki yaratan diğer değişiklik, resmi olarak “Sıfır Tolerans” ve gayriresmi olarak da “Rasheed Kuralı” diye bilinen, teknik faul kriterlerindeki düzenleme oldu. (Şu noktada, ABD spor basınında yer alan ve bu iki hadiseyi birleştiren "NBA players have Zero Tolerance for new ball" esprisini de çabucak hatırlayıp yeni kurala dönelim.) Buna göre, hakem kararlarından sonra, vır vır konuşmak bir yana, yüzünü ekşitmek bile yasak. Hatta bunları hakem kararlarıyla ilgisiz biçimde (mesela topu elinden kaçırdığına kızmak/üzülmek) yapan oyunculara dahi teknik faul çalındığı oluyor!

Tabii bu kural üzerine de olumlu ve olumsuz yorum yapılabilir. Kural bence olumlu, çünkü son yıllarda oyuncuların her hakem kararına itiraz etmesi, artık neredeyse oyunun bir parçası haline gelmişti. Üstelik bu, süperyıldızlara tanınan bir imtiyaz olmaktan da çıkmış, ligdeki her oyuncunun en doğal hakkı haline gelmişti. Gary Payton, Rasheed Wallace gibi isimler de çıtayı yükseltmiş ve her düdükte müsâmere sergiler olmuşlardı. Bu açıdan değişiklik iyi oldu.

Madalyonun diğer yüzüne bakarsak... Hakemlerin teknik faul çalmadaki inisiyatiflerinin sonsuza yakınsaması, smaçtan sonra sevinç gösterilerinin de cezalandırılması gibi tuhaflıklar ortaya çıkardı. Yine de bugün itibariyle orta yol bulunmuş veya en azından bulunacak gibi görünüyor. Yeni kural açıklandıktan sonra durumu üstüne alınan ve ligin ilk dört maçının her birinde teknik faul alarak kuralı tarihe kendi ismiyle yazdırmayı başaran Rasheed daha sonra sabıkasını kabartmadı, hakemler de artık her canları sıkıldığında teknik faul çalmıyorlar.

Bence her iki kuralın kendilerinden daha önemli sonucu, David Stern'ün her sene yeni kural getirmesi, bunun da önce oyunculardan tepki görüp daha sonra el mecbur uygulanması geleneğinin iyice yerleşmesi oldu. Sonu nereye varır bilinmez ama Stern bu sene bir şeyin altını iyice çizdi: Bu çöplükte horoz o! Hele oyuncuların topla ilgili şikayetlerinin ayyuka çıktığı günlerde, kendi hikmetinden saniye şüphe duymayıp “Biz en iyisini biliriz, bu top iyi ve kalacak, çocuklar alışırlar” minvalindeki açıklamaları pek şahaneydi.

İşin özeti şu: Bu ligde adınız Shaq de olsa, Nash de olsa, ne kadar da ağlasanız, size Stern Amca'dan emzik yok. Hatayı herhangi birisi yaparsa başka, o yaparsa başka... Ne zaman ki bazı şeyleri kendisi farkedecek, yanlıştan ancak o zaman dönülecek (beş hafta?!).

Sezon; önce Doğu

Öyle ya da böyle bu ligde maçlar oynanıyor, maçlar oynandıkça manzara netleşiyor. Benim gördüğüm manzarada Doğu "koyunun olmadığı yerde keçilerden birinin Abdurrahman Çelebi ünvanına sahip olacağı bir mera"ya tekabül ederken, Batı ise "asıl büyük güçlerin çarpışıp yumurtalardan kabuğu en kuvvetlisinin sağlam kalacağı mecra" olarak dikkat çekiyor.

Peki Doğu neden bu kadar zayıf kaldı? Birkaç isim sayabiliriz: Isiah Thomas, Billy King, Doc Rivers, Eddie Jordan, Scott Skiles, Terry Stotts, Ron Artest... Her biri, son yıllarda en azından 'sağlam takım' olma potansiyeli taşıyan kulüplerini yaptıkları dahice(!) hamleler ve hareketlerle bozmak suretiyle, "Doğu'dan, sadece üç takımın yüzde 50'nin üstünde maç kazandığı bir konferans yaratma" projesinin yapım ve yönetiminde emeği geçen insanların önde gelenleri. Gelin görün ki, Doğu ve Batı'ya birer finalist çıkarma hakkı tanındığı için, buradan bir takım da haziranda hâlâ maç yapıyor olacak.

Orlando şu an en iyi kazanma yüzdesine sahip olsa da, hepimiz biliyoruz ki bu gençler bir NBA Finali oynayacaklarsa da, bu iş bu sezon olmayacak. Artık buna vesile Grant Hill'in dizleri mi olur, Dwight Howard'ın dünyanın en iyi insanı olmak konusundaki ısrarı mı, bunu yaşayarak göreceğiz. O zaman, bence paramızı Doğu Şampiyonu'nun Merkez Grubu'ndan çıkacağına yatırmak en mantıklısı. Zaten kadrolara bakıldığında da bu görülüyor. Asıl soru şu: Detroit mi, Cleveland mı? (Elbet değişebilir yahut sayıları artabilir, daha çok var, bu benim şu anki görünümden çıkarsamam.) Ben, geçen sene 2-0'dan gelip Detroit'i elemeye çok yaklaşan LeBron'un bu sene affetmeyeceğini düşünüyorum.

Miami de var tabii ama Antoine Walker'ın iki sezon üst üste playoffta takımına zarar vermeden oynaması zaten yeterince düşük bir ihtimalken, aynı takımın 1 numaralı pozisyonunun 38 yaşındaki Payton ve Jason Williams tarafından işgal edilmesi elimi güçlendiriyor.

Yani ne demiş oluyorum; bu sene Doğu'yu Cleveland kazanır. Cleveland? LeBron dışındaki oyuncuları arasında, uyku problemini atlatsa da sanki atlatamamış görünen Z, her an basketbolu bırakıp MTV'de program yapabilme ihtimali olan Damon Jones, her an hapse girme ihtimali olan Varajeo, sahada dikine katettiği mesafeden fazlasını enine alan, yaşlanmayan ve bu yüzden beni korkutan Eric Snow, köşeleri tutarsanız oyundan çıkmak (ve hatta belki de basketbolu bırakmak?) isteyeceğini tahmin ettiğim Donyell Marshall, 1.9 sayı ortalamasıyla oynayan skorer gard David Wesley olan Cleveland Cavaliers, benim Doğu'dan şampiyonluk adayım. Nasıl? Benim bulabildiğim Abdurrahman Çelebi budur. (Dikkat edersiniz Larry Hughes'a değinmedim, ona çok inanıyorum.)

Batı

Herşeyden önce, 2002'den beri uygulanan "Şampiyon bir San Antonio, bir de Doğu'dan kim gelirse..." kuralı gereği, bu sene Spurs'ün şampiyon olması kuvvetle muhtemel. Duncan'ın iyileşmiş olması da ayrıca bir avantaj. Peki ben neden San Antonio'yu izlemekten hiç zevk almıyorum?

Oynadıkları oyundaki istikrarlarının beni yorması yanı sıra Tim Duncan'ın ifadesizliği bunda en büyük etken. Stern'den ricam, Duncan'a özel bir "Mimik Kuralı" getirmesi! Bir tarafta Garnett yıllardır didinecek, yüzünü şekilden şekle sokacak ve yine olmayacak, diğer tarafta Duncan efendi iki senede bir şampiyon olup MVP ödülünü kaldıracak, bize de iki heyecan ifadesini çok görecek. Yok abicim, madem nazın Shaq'a da geçiyor, çekeceksin kulağını, diyeceksin "Senin bu iplemez tavırların global piyasalarda bize para kaybettiriyor", Tim de yapacak numarasını. Ondan sonra kaç kere şampiyon olurlarsa olsunlar, benim San Antonio'nun ortasından geçen nehirle bir sorunum yok, Mark Cuban'ın var.

Hazretten bahsetmişken Dallas'a da bir bakalım. Şu açık, takım kağıt üzerinde çok iyi, ama geçen seneki finallerden sonra şüpheliyim. Bir de içimden bir his, Nowitzki'nin bu takımının da Almanya gibi olacağını söylüyor; hep yukarılarda yer alan ama en üste hiç çıkamayan.

Phoenix'in şampiyon olmasını çok isterim ama onların iyi takım olmalarıyla şampiyon olmaları arasındaki farkı sağlayacak adam olan Amare uhrevî mevzulara fazla dalmış göründü bana, röportajlarında. Ne diyelim, Allah kolaylık versin, o dizle eskisi gibi olabilmesi için herşeyden çok buna ihtiyacı var muhtemelen.

Bir de Houston var bahsetmek istediğim. Süper yıldız kısa-uzun kombinasyonuna sahipler, Battier mütevazı ve çok yönlü oyunuyla iyi bir tercih, Bonzi Wells play oflarda x-factor olmaya son derece müsait ve kesinlikle onları izlemeyi Spurs'e tercih ederim. Ama T-Mac'in sırtı Bird'in sırtının son yıllardaki durumundan hallice olduğu için onlara güvenmek zor. Yine de sadece lig Van Gundy'i olur olmaz yere cezalandırdığı için bile Houston'ı desteklerim (ne işe yarayacaksa).

O zaman Batı'daki adayımız da San Antonio gibi görünüyor, zaten Popovich, Duncan, Parker, Ginobili karesi bir arada olduğu sürece bunda bir sakınca olmayacak gibi duruyor. David Robinson'ın canı sıkılıyor mudur acaba? Utah'ın şu anda ligin en iyi yüzdeli takımı olduğunu da unutmuyor tabii, ama bir takımın sezon boyunca 20 sayı geriden gelip maçları kazanamayacağını da biliyorum.

Bir de, görünüşe göre bu sezon, ilgi çekecek ve ses getirecek takaslara gebe olabilir. Garnett (yılan hikayesine döndü ve McHale hariç herkes gitmesi gerektiğine inanıyor artık), C-Webb (o kontratla bu iş de yılan hikayesine benzer), Corey Magette (farklı takımlarla çıkan takas dedikoduları açısından, o artık bir journeyman!) gibi oyuncular takım değiştirebilir. Tabii artık gün sayılan koç kovulmalarının başlaması ve kadro ihtiyaçlarını gören takımların harekete geçmeleriyle beraber, ligdeki dengeler tekrar tekrar değişebilir. Zaten ligin dengesiz olanı makbuldur!

7 ARALIK 2006