Hatalı Yürüme
Özgür Can ÖZBEK
  Efes Pilsen: Bir Şükran Yazısı

Bir Euroleague macerası daha sona erdi ve turnuvadan son elenen Türk takımı yine Efes Pilsen oldu. Son senelerde olduğu gibi sonucu belirleyen yine ayrıntılar idi ve bizden daha iyi olduğuna ikna olmadığımız bir takıma elendik. Bu iki maçın teknik detayları üzerine pek çok şey söylenebilir ama benim değinmek istediğim, kaybetmesine rağmen Efes Pilsen'in uyandırdığı “Helal olsun!” hissi... Zaten bu hissi oluşturan faktörler, Efes'i Efes yapan ve bir müessese takımı olmasına rağmen maçlarını kalpten destekleyen taraftarları olmasını sağlayan özellikler.

Bence bu özelliklerin başında ciddiyet geliyor. Takımın maçı kaybetmesi neredeyse kesin olmasına ve bunun yarattığı moral çöküntüye rağmen şansını zorlamayı sürdürmek ve bunu da, sadece rakip takımın biraz daha acı çekmesini sağlamak için pisliklere baş vurmadan yapmak... Bunu bütün bir sezon boyunca sürdürebilmek ve televizyon başında izleyenlerin ümidi kesip kanal değiştirdikleri zamanlarda ne yapıp edip maça ortak olmayı başarmak... Bu özellikleriyle Efes Pilsen, basketbolda dakikaların gerçekten uzun sürdüğünün ve "gitti" denilen maçlarda bile umut olduğunun canlı kanıtı olmuştur. Sadece bu bile ülke basketboluna büyük bir katkıdır.

Özgün bir sistem ve başarıda istikrar

Efes Pilsen'in bir başka özelliği, kendi alamet-i farikası mevcut bir sisteme sahip olmasıdır. Bizimki gibi sporda başarının şahsi kahramanlıklara veya 'altın jenerasyonlar'a bağlı olduğu (yahut bağlandığı) bir ülkede ısrarla bir sisteme bağlı kalmakta; ve bu sistem dahilinde, hemen her sene 'en önemli' gibi görünen oyuncularını kaybetmesine rağmen başarı çıtasını aynı düzeyde tutabilmektedir. Aydın Örs zamanından itibaren oyunun merkezine konan savunma bugün de Efes Pilsen basketbolunun en ayırt edici özelliğidir ve son yıllarda azalan transfer bütçesine rağmen takımın Avrupa'da da en üst düzeyde basketbol oynamasını sağlamaktadır. Bir sisteme bağlı kalınmasının sağladığı başarılar açısından, Efes Pilsen sadece basketbol takımlarına değil, kalıcı olmak isteyen her türlü kuruma örnek olacak bir performansı yıllardır sergilemektedir.

Efes Pilsen sisteminin çok önemli bir başka özelliği, parçalarının en iyi yanlarını parlatarak, zayıf oldukları yönleri el birliğiyle giderme hususiyetidir. Bu sayede sistem Volkan Aydın gibi savunma uzmanlarını, Ufuk Sarıca gibi dış atıcıları, Tamer Oyguç ya da Kaya Peker gibi ortayı mükemmel kapatan uzunları çıkarır ve bu oyuncuların da yaptıkları işlerin basketbol ve takım oyunu içinde ne kadar önemli olduğunu gösterir. Bu durum, ikinci CSKA maçında 30'uncu dakika civarlarında takımın en iyisi olan ve o ara Efes'in öne geçmesini sağlayan Kerem Gönlüm'ün, sadece 2 sayı atmasına rağmen, herkes tarafından ayakta alkışlamasına imkan tanır. Basketbolla yeni tanışanlara 'oyunun ne olduğunu' göstermek açısından Efes Pilsen maçları birer ders niteliğindedir.

Öğretmenler ve öğrenciler

Efes Pilsen'den bahsederken kullanılması gereken bir diğer kavram süreklilik'tir. Bu da en güzel, takımın koçlarıyla anlatılabilir. Son 10 yılda Efes Pilsen koçları, kendi oyun anlayışları olsa bile, bir ekolün temsilcisidirler ve Aydın Örs'ün rahle-i tedrisinden geçmişlerdir. Ancak burada Aydın Örs'ün hakkını verirken, Ergin Ataman ve Oktay Mahmuti'yi de hak ettikleri yerlere koymak gerekir.

Ergin Ataman, ustasından aldığı bayrağı, takımı Final Four'a sokarak daha ileriye taşımış ve Mahmuti'ye bırakmıştır.

Oktay Mahmuti de bana göre, iki ustasına nazaran daha kısıtlı kadrolarla çalışmasına rağmen, aldığı mirasa halel getirmemiş ve takımın itibarını korumuştur.

Üstelik bu insanların daha önce takımın altyapı kademelerinde çalışmış olmaları da alışkanlıkları arttırmakta ve oyuncular ve koçlar arasında kuvvetli bir bağın oluşmasına imkan tanımaktadır.

Bu koçların bir başka ortak özelliği, takımlarının hakkına sonuna kadar sahip çıkmalarına ve maç esnasında hakemlerle gerekli şekilde diyaloga girmelerine rağmen, bunu Obradovic ya da Pini Gershon gibi, her pozisyona ağlayarak yapmamaları, maçın sonunda da rakiplerini tebrik etmeyi bilmelidir.

Oyuncuları ve teknik kadrosuyla, spor adamlığı yani sportmenlik bakımından da Efes Pilsen örnek bir tablo çizmektedir.

Bir sezon daha Final Four görmeden bitmesine rağmen, saydığım bu özellikleri (ve unuttuklarım için) ve benim gibi hiç bir maçta Efes Pilsen tribününde oturmamış insanları bile yıllardır mutlu edip gururlandırdıkları için, basketbol adına Efes Pilsen basketbol kulübüne şükranlarımızı sunmak bir borçtur.

7 NİSAN 2006, CUMA
ocozbek@maliye.gov.tr