Hatalı Yürüme
Özgür Can ÖZBEK
  Kobe-Michael: Karşılaştırma

Hiç bir zaman ortadan kalkmamış bir tartışma, geçtiğimiz hafta Kobe'nin Toronto'ya 81 sayı atmasından sonra alevlendi. Sıcaklaşan mevzu Kobe Bryant'ın Michael Jordan'ın veliahtı olup olmadığı olsa da, asıl konu karşılaştırma meselesi galiba.

Bu konuyu hakikaten tartışan fikir sahipleri arasında, Jordan'ın her zaman tahtında kalacağını savunanlar, Kobe'nin böyle bir potansiyeli bulunduğunu ama bahsedilen mertebeye gelmesi için yapması gerekenler olduğunu (ve bunların neler olduğunu da) sıralayanlar oldu.

Bunların hepsine saygım var ve bu yazıları büyük zevkle, bir şeyler öğrenerek okudum.

Ancak bir kategori daha var beni rahatsız eden ve bu tip konular ne zaman gündeme gelse bir temsilcisini okuduğumuz...

Bu fikirde, özetle; karşılaştırmanın yersizliği, kıyaslanan oyuncuların nasıl da birbirinden farklı oldukları anlatılıp bize rahat olmamız, kıyaslanan oyuncuları da rahat bırakmamız tavsiye edilerek nokta konur.

Kıyaslamada Kriterler ve Koşullar

Bir kere şu vurgulanmalıdır; kıyaslamalar aslında iki oyuncu arasında yapılmaz, genellikle aktif bir oyuncu, bir statü ile kıyaslanır; Kobe-MJ örneğinde bu statü ‘en büyüklük' ya da ‘en büyük skorerlik' olarak tanımlanabilir. Bir maçta 81, bir diğer maçta üç çeyrekte 62 sayı atan bir oyuncu için doğru benchmark'lar da bunlardır herhalde. Dolayısıyla Bryant ile Jordan'ı kıyaslayan bir kimse, Kobe'nin Michael'ın başarılarını bire bir elde etmesini beklemez; önemli olan, bir oyuncunun diğerini 'geçmesi'dir.

Bu geçiş tanımlanabilir bir süreç değildir; belki 10 MVP ödülü, belki bir maçta 81 sayı, belki de en nefret ettiğiniz takımı playofflardan elemek tetikleyici olabilir; mesele birilerine bunu (birinin diğerini 'geçtiğini') hissettirebilmektir.

Shaq eğer Chamberlain ile kıyaslanıyorsa, bugün bir pivot olarak onu kıyaslayabileceğimiz bir emsali olmamasındandır ‘en iyi pivot' statüsünde. Statü dediğimiz de illâ 'en iyi' olmak değildir, herhangi bir 'en' yetebilir; en fazla sayıda üst üste maç oynamak, en gösterişli pası vermek, en acayip saç tıraşına sahip olmak… daha milyonlarca kategori olabilir. İçinde yer almadığımız bir oyunu seyretmenin en zevkli yanlarından bir de budur; çok sevdiğimiz bu oyunun şu ya da bu parçasını en iyi yapanları seyretmek, kendi çapımızda en iyi olmak için örnekler görebilmek... Bu yüzden kıyassevmezler ‘rahat' olabilirler, kıyaslama yapmak bizim rahatımızı kaçıran bir şey değildir…

Oyuncuları 'rahat' bırakmaya gelince...

Allen Iverson
"Ben Jordan, Magic ya da Bird olmak istemiyorum" dediğinde, kıyaslamalardan rahatsız olduğunu kastettiğini sanmıyorum. Zaten baktığınız zaman bu üç oyuncunun da gerek oyun, gerekse tarz olarak birbirlerine benzeyen tarafları azdır. Ortak noktalar, oyuna saygı ve kazanmaya duyulan büyük arzudur. Iverson da, onlar gibi olmadığını söyleyerek, kıyaslanmamayı istemek bir yana, tam da o 'en büyüklük' statüsü için kendi adaylığını açıkça ortaya koymaktadır. Hadise aynı olaya izleyici ya da oyuncu rolüyle bakmaktır.

Bizler, yeni görmeye başladığımız bir oyuncuya olan beğenimizi, en kısa yoldan, daha önce idolize ettiğimiz oyunculara olan benzerliğinden dem vurarak --kendimizce-- anlatabiliriz. Oyuncu ise kendi yeteneklerinin farkında olduğundan --kendince-- ve daha iyisini yapabileceğine inandığından, genellikle X oyuncu ile kıyaslanmanın kendisi için bir gurur olduğundan bahsederek ama kendisi olmanın önemini vurgulayarak bakar olaya.

Spor bir rekabet müessesidir ve bu işte en başarılı olanlar, kendi pozisyonlarını diğerlerine göre tanımlayıp en üst mevki konusunda talepkâr olanlardır. Jordan, Magic ya da Dr. J gibi olmaya çalışmak anlamlı değildir, bu amaca ulaştığınızı varsayalım; Jordan gibi olursunuz ama zaten bir tane Jordan vardır ve bu ikisi arasındaki hiyerarşi sanırım bellidir. Mesele Jordan gibi olmak değidir; mesele, NBA Başkanı'nın size "Today, you are simply the standart by which basketball excellence is measured" diyebilmesidir.

Bunun yolunu belirleyecek olan sporcunun kendisidir; farklı zamanlarda Magic bunu etrafındaki oyuncuları daha iyi yaparak, Bird oyun zekâsı ve azminin atletik yeteneklerin önüne geçebileceğini göstererek, Jordan ise her durumda kazanmayı başararak yapabilmiştir. (Eğer olacaksa) Kobe de bunu her maç 40 sayı atarak yapabilir. Belki LeBron bunu saydıklarımızdan birkaçını birleştirerek yapabilecektir.

Oyuncular bundan rahatsız mıdır? Sanmıyorum, hayatınızı kazandığınız işin herhangi bir alanında ‘en iyi' olabilmek, işinizi sevmenin ve çabanızı arttırmanın en iyi yoludur bence. Hele ABD gibi rekabetin her alanda kutsandığı bir ülkenin ligi olan NBA'de bunun aksini düşünmek pek de mümkün gibi gelmiyor bana.

Elbette bundan hoşlanmayan oyuncular da vardır... Ama onlar için de kategoriler vardır; ‘yeteneğine rağmen gelebileceği yere gelmeyen oyuncular' gibi...

4 ŞUBAT 2006, CUMARTESİ
ocozbek@maliye.gov.tr