Hatalı Yürüme
Özgür Can ÖZBEK
  Sonra çok önemli tenimizin uyumu

Yaklaşık bir sene önce, 22 Ağustos 2006'da siteye “Litvanya'yı Yenmek” başlıklı bir yazı yazmıştım. Şu anda bile, o yazıyı yazarken duyduğum coşkuyu hatırlıyorum. Tuttuğunuz takımın çok üstün bir takım olmasının verdiği bir his değildi o... Hani sporu seven herkesin zaman zaman hissettiğini tahmin ettiğim bir duygu, atfettiğiniz özelliklerden mutluluk duyduğunuz bir gruba ait olmanın verdiği gurur, sadece o. Mesela sonradan olma Chelsea taraftarlarının bildiklerini düşünmediğim bir his, çünkü sadece büyüklükten, zenginlikten ya da üstünlükten kaynaklanmayan, çoğu zaman rağmenlere rağmen mücadele etmenin verdiği mutluluktu yaşadığım. Ve tam da bunların karşıtı duygular, aradan bir sene geçtikten sonra yine Milli Takım hakkında yazdırmaya zorluyor insanı, ne acı.

Sitem etmeye koçtan, yöneticilerden ya da oyunculardan başlamak arasında fark olacağını sanmıyorum; hepsine söylenebilecek pek çok şey olmasına rağmen. Uzatmadan söyleyelim; bu takımı oluşturan insanlar birbirini sevmiyor. Yine artık başka mazeret aramayalım, NBA'de oynayan oyuncularımız takımın işini zorlaştırıyor. Bir türlü bu iki farklı dünyanın insanlarını aynı amaç için çalışmaya motive edemiyoruz, tenleri uyuşmuyor. Batuğ abi yazısında "başka takımda oynayan oyuncular senin takımında oynamıyorsa hata sendedir" demiş. Ben katılmıyorum.

Litvanya maçından sonra NBA Tv'de eski NBA Action'lardan biri vardı. Hidayet'in Sacramento'daki ilk zamanları ve Divac, Peja ve Hido'nun dostluğuyla ilgili bir bölümü tekrar gösterdiler. O bölümdeki Hidayet'in konuşma şekli, vücut dili, hali tavrı buradakinden çok farklı. Ve o iki insanı aynı şekilde oynatmanın mümkün olduğunu sanmıyorum. Ama şuna katılabilirim; (Alman basınının haberi doğruysa) bir oyuncuya takım otobüsünün arkasında özel arabasıyla antrenmana gelme izni veriliyorsa, burada ciddi bir yönetim zaafiyeti söz konusudur.

Mehmet'in yarattığı güçlük ise oyun içi sebeplerden kaynaklanıyor. Utah'ta Mehmet kendi yeteneklerinden azami faydalanılan bir sistemde ve buna uygun takım arkadaşlarıyla oynuyor. Takımın onun oyunu açısından en önemli pozisyonlarında çok iyi oyuncular var. Deron Williams çok iyi bir oyun kurucu... Carlos Boozer da, içeriyi domine ettiğinden, Mehmet'in dış şutuna çok olumlu katkıda bulunan bir oyuncu. Bizim takımın Mehmet dışındaki uzunları bu tipte değil, hücum yeteneklerinden ziyade savaşçı oyun tarzlarıyla katkıda bulunan oyuncular.

Takımımızın gardı ise… Kerem Tunçeri ile Tanjevic arasındaki sıkıntı her ne ise, Türk sporuna Ersun Yanal - Hakan Şükür polemiğinden çok daha fazla zarar verdiği kesin. Ama medyamızın üstün alâkası hasebiyle bu hususta hiçbir fikrimiz yok. Sürekli söylenen 2010 teranesine de diyecek hiçbir söz bulamıyorum. Zaten 2012'de de Marduk çarpacak, hepimiz öleceğiz.

Herkes kendi derdinde mi?

Belki de oyuncularımıza biçtiğimiz değerde bir sıkıntı var ama ben sahada gördüğüm her aksaklığı psikolojik sebeplere bağlıyorum. Bana her oyuncunun kafasında bir bit yeniği, bir alıp verememe, doluya koysa almama - boşa koysa dolmama hadisesi var gibi geliyor, ki bunun kazanan bir takıma ait bir hal olmadığından eminim. Ermal oyuna girdiğinde 'çıkmadan atabildiğim kadar atayım' derdinde (ki kendisi görebildiğim kadarıyla Mirsad Türkcan adamlarından, yani maç bitiminde sorsan, tüm istatistiklerini kağıda bakmadan sayacağına inanıyorum), Ender geçen seneki Litvanya maçındaki basketin bir benzerinin peşinde, Semih -bir nev-i Tuncay Şanlı tadında- tribün sempatisi/yapılan hareket oranını maksimize etme gailesinde, Hakan getirilmeyi beklemediği bir turnuvada üçüncü çeyrekleri neden komple oynadığının merakında... Bir de oyunlarını oynamaya çalışıyorlar. Sadece onlar da değil, Ersan ve Kaya da takımdaki rollerinin ne olduğunu anlamaya çalışıyor gibiler ve de haklılar. Tanjevic büyük bir telaş içinde maçta esen her rüzgarda savruluyor. Yani olmuyor, olmuyor çok istesek de…

Turnuva öncesinde Kaan Kural, milli takımımızın oyun sisteminin 'kaos yaratarak rakibi sistemi dışında oynamaya mecbur etme'ye dayandığını, bunun da, 40 dakika yapabilmemiz halinde alınmaya değer bir risk olduğunu söylemişti. Fakat bu turnuvada Tanjevic oyuncu değişiklikleriyle, tercihleriyle kendi sistemini sistemli bir şekilde imha ediyor. NBA'de maç başına 33.3 dakika oynayan Mehmet burada 26 dakika oynuyor ama orada belli olan rotasyon zamanlamasının aksine, ne zaman Tanjevic'e eserse o zaman oyuna giriyor. Ermal'in 40 saniyede girip çıktığı oldu desem mesele anlaşılır zaten.

Şimdiki rakipler Slovenya, Fransa ve İtalya. Artık oydu-buydu yapmanın alemi yok. Japonya'da yaşadığımız gururu hissedemeyeceğimiz belli oldu. Tek ricamız, ağzımızda kötü bir tat bırakmamaları. Diyojen'in dediği gibi; “Gölge etmeyin, başka ihsan istemez.”

6 Eylül 2007