NBA TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ

NBA WALLPAPERS


COURTSIDE
Bizi seyredenler, alkışlayanlar, yuh çekenler vs.
Tebrikler, artık reşit oldunuz

batug.com's NBA
KAAN
KURAL

7 TEMMUZ 2005, PRŞ
Size de şaşırtıcı gelmiyor mu? Daha Türkiye'deki takımları Ülker ve Efes Pilsen'de bile doğru düzgün oynama fırsatı bulamayan 18 yaşındaki iki Türk oyuncu, NBA tarafından seçilen 60 isim arasına giriyor. Çok şaşırmayın. Ersan İlyasova ve Cenk Akyol gerçekten çok yüksek potansiyele sahip genç yetenekler. Ve NBA artık Kuzey Amerika'ya pek sığmayan, tüm dünyayı tarayan oyuncu izleme komiteleri ile, daha siz adını duymadan özel yetenekleri kapan bir lig. En klasik örnektir ama en çarpıcısı olduğu için tekrarlamakta zarar görmüyorum: Dirk Nowitzki seçildiğinde 19 yaşında bir Almanya 2. Ligi oyuncusuydu! O yüzden şaşırmayın. Hatta Türkiye'den 15 bin km. uzaktaki herhangi bir NBA ofisinde, Türkiye'nin Yıldız Milli Takımı hakkında Türkiye'deki pek çok kulüpten daha detaylı ve sağlıklı bilgi olduğuna emin olabilirsiniz.

Andrei Kirilenko'nun daha şutörü

Ersan İlyasova için çok fazla şey söylemeye gerek yok aslında. Özetle Andrei Kirilenko'nun dripling yapıp daha iyi şut atan hali. İnanılmaz bir parmak hassasiyeti var. Dokunduğu topu istediği tarafa yönlendirebiliyor. Bu nedenle hücum ribaundlarında çok etkili. Topu bir Kaya Peker tarzı sıçrayıp büyük bir kuvvetle çekip almıyor ama daha çok bir Dennis Rodman gibi, parmaklarıyla istediği yöne doğru çeliyor. Oldukça ince ama çok büyük bir atlet olduğu için trafiğe daldığı zaman beklenmedik şekilde bir anda potada bitebiliyor. Ortalamanın üstünde bir şutör olmasının yanına, 2.06'lık fiziğine oranla uzun kollarıyla çok iyi bir savunmacı olduğunu da eklemek gerekli. Daha 17 yaşındayken Ülker Genç Takımı'nın Ersan için özel bir alley-oop seti vardı.

Kısacası Ersan, Türkiye Cumhuriyeti'nin tarihindeki en büyük yetenek. Hayır, abartmıyorum. Özbekistan'dan ilk geldiğinde topu elinde tutmakta zorlanan, organize basketbolun ne olduğunu bile tam olarak bilmeyen bu gencin ilk 2 yıl içindeki gelişimini görseydiniz, bu sözün o kadar da abartılı olmadığını bilirdiniz. "Yetenek paçalarından akıyor" diyordu gören herkes. Hakikaten de öyleydi. O kadar ki, aslında 1984 doğumlu olduğu ortaya çıkmasına rağmen buna takılmaya pek gerek görmedi kimse. Basketbola bu kadar geç başlayan ve bu kadar hızlı ilerleyen bir oyuncunun 3 yaş küçültme olması, yeteneği düşünülünce, bir anda ikinci plandaki bir detay haline geldi. Çalışmayı o kadar seviyordu ki, Genç Milli Takım Koçu Nihat İziç onun için "Adeta bir robot asker gibi. Günde 15 saat çalışmasını söyleyin, 15 saat hem de en üst düzeyde çalışır" diyordu. Asla yılmayan, kendini geliştirmek için sonuna kadar uğraşan, yetenekli bazı gençleri kıskacına alan en büyük tehlike olarak öne çıkan "ben artık oldum" havasına girip tembelleşmek gibi, kendini beğenmişlik gibi karakter zaaflarından çok uzak bir oyuncu Ersan.

Ancak bütün bu tablo aslında 15 ay öncesini yansıtıyor. 2004 Nisan'ında gençler düzeyindeki dünyaca ünlü Albert Schweizer Turnuvası'nda Türkiye şampiyon olurken, Ersan İlyasova turnuvanın En Değerli Oyuncusu seçilmiş ve oradaki onlarca NBA gözlemcisi 2005 Drafti için genç oyuncuyu "İlk 10'da seçilecek yetenekte" diye nitelemişti. Ersan'ın zirveye çıktığı noktaydı bu.

Ancak bu turnuvanın hemen ertesinde ayak bileğini kırdı Ersan. Ve 6 ay sahalardan uzak kaldı. Tedavisi ABD'de en iyi doktorlar tarafından yapıldı gerçi ama asıl kötü haber, iyileşmesi 6 ay süren kötü bir sakatlık yaşaması değil, aynı sakatlığı ikinci defa yaşıyor olmasıydı. Bir yıl önce kırılan bileği aynı şekilde yine kırılmıştı. Ayak bileğine platin çiviler takıldı. Çok zorlu bir rehabilitasyon dönemi geçirdi ve elbette bu süreç bir anda kendisini izleyenlerin gözünde büyük endişe yarattı. Bu kadar genç bir oyuncunun bu kadar ağır bir sakatlığı iki defa üst üste yaşaması, kafalarda "Grant Hill sendromu" olarak bilinen korkuyu yarattı. Bu durum "Büyük şanssızlık"tan başlayıp "Bileği artık asla eskisi gibi olamaz"a kadar değişen ölçekte değişen yargılar yarattı basketbol çevrelerinde. Ama en gerçekçi yaklaşım galiba Ersan'ın "kolay sakatlanıp, zor iyileşen" bir oyuncu olduğu. Ancak gençliği burada kendi lehine çalışıyor. Bu sakatlıkları aşabilir. Hoş Grant Hill bile aştıktan sonra durumu da fazla dramatize etmeye gerek yok.

Elbette Ersan'ın yeniden sahalara dönmesi kolay olmadı. Zaten genç düzeyinden A Takım'a çıkmak başlı başına bir zorluk. Her şeyin iki kat hızlandığı, iki kat fazla güç gerektiren, iki kat daha karışık sistemlerin kullanıldığı ve baskının belki 20 kat arttığı bir ortama geçişte nice "süper yetenek" olarak lanse edilen genç tökezlemiştir. Bunun yanına bir de sakatlığının fiziksel ve psikolojik etkisini atamadığını koyarsanız, Ersan'ın nasıl sudan çıkmış balığa döndüğünü anlayabilirsiniz. Türkiye'deki hiyerarşik ortam gereği, 18 yaşındaki bir oyuncu, kim olursa olsun henüz takım arkadaşlarının "kıdem" olarak saygısını kazanamadığı için, Ersan'ı neler beklediğini de tahmin edersiniz. Bu noktada insan düşünmeden edemiyor; LeBron James Türkiye doğumlu olsa acaba takım arkadaşları ona nasıl davranırdı?

Ülker gibi her maçını kazanmak zorunda olan, Avrupa Ligi zorluğuyla boğuşan bir takımda bir anda aslanlarla dolu bir arenaya atıldı Ersan. Sonuçta Avrupa Ligi'nde 6 maçta yer alıp ortalama 5 dakikada %27 isabetle 1.6 sayı, 0.5 ribaunt gibi felaket istatistiklerde kaldı. Türkiye Ligi'nde ise 15 maçta ortalama 12.5 dakika alarak %43 isabetle 3.9 sayı, 3.5 ribaunt ortalamaları tutturdu. Bu rakamlar ribaundları dışında yeterince endişe verici ama daha derinine inerseniz, çok daha büyük bir sorunla karşı karşıya kalıyorsunuz: Ersan'ın Avrupa Ligi'nde kullandığı 15 şutun 9'u, Türkiye'de ise 49 şutun 29'u üçlüktü. Bu, sahada gördüklerinizin rakamlara yansıması sadece. Aslında pota yakınlarında çok daha etkili olan Ersan, sakatlığının etkileri, fiziksel olarak henüz bu düzey için yeterli olmaması, psikolojik olarak temastan halen korkması nedeniyle potadan uzakta, pasif bir role soyundu. Avrupa'da bu halde ise NBA'de işlerin daha kolay olmasını beklemek biraz hayalcilik elbette. Kısacası Ersan hazır değildi. Nitekim draft öncesi pek çok takım arasından son ve en belirleyici prova olarak gösterilen takım yöneticilerinin önündeki özel idmanlarda da, Denver'daki çalışma dışında oldukça başarısız oldu. Ünlü Chicago draft öncesi çalışmasında pek göze giremedi. İlginç olan, onunla ilgili bildirilen görüşlerin hep "İyi bir şutör" şeklinde olmasıydı. Sadece bu görüş bile Ersan'ın ne kadar kendisini özel yapan vasıflarından uzak bir tablo çizdiğini, gerçek Ersan'ı hiç gösteremediğini ortaya koyuyor. Şutu, Ersan'ın önemli bir silahı. Ama ancak ve ancak ikinci vasfı olabilir. Ancak fiziksel ve zihinsel vaziyeti, bunu gösterecek durumda olmadığını ortaya koyuyordu zaten.

İşte bu nedenle draftta 2. turun 6. sırasına kadar düştü. İlk 10'da seçilmesi beklenen bir yıl önceki Ersan, 36. sıraya kadar gerilemişti. Draft öncesi tek iyi çalışmasını yaptığı Denver'ın onu 22. sırada seçeceği konuşuluyordu. Ancak seçilmeyince bir anda 2. tura kalıverdi. Nitekim 36. sırada Milwaukee Bucks kaptı onu. Draft sonrası Ersan için "Bu kadar büyük bir yeteneğin ikinci tura kalması bizi şaşırtı" diyorlardı. Evet, bu kadar büyük bir yeteneğin ikinci tura kalması gerçekten şans. Ancak bu yeteneğin performansa dönüşemeyeceği korkusu pek çok takıma geri adım attırdı. Zaten pek büyük bir yıldızı olmasa da çok derin bir draft olan 2005'de (bu drafti en iyi tanımlayan kişi Yahoo Sports'dan Dan Wetzel olmuştu: "1 metre derinliğinde ve 10 km. uzunluğunda bir göl") bir kere tahmin edilen noktadan geriye düştünüz mü, K-120 kayakla atlama platformundan aşağı kayar gibi gidebiliyorsunuz. Herkesin daha önceden almayı planladığı, yakından takip ettiği, konuştuğu, taahhüt verdiği, takımına uydurduğu isimler olduğu için yukarıda bir sürpriz olup bir isim es geçildi mi, 1-2 değil, yaklaşık 10 basamak aşağı düşebiliyor. 3. seçilme ihtimalinden bahsedilen Gerald Green (18. sırada Boston Celtics seçti) veya 9. olacağı konuşulan Danny Granger'a (17. sıradan Indiana Pacers seçti) baksanıza. Nitekim 22'den düşen Ersan'ı da ancak 36'da Milwaukee tutabildi.

Cenk'in ekmeği aslanın ağzında

Cenk Akyol'un durumu ise Ersan'ınkindan bir hayli farklı. Her şeyden önce Cenk, NBA'de bir Avrupalının barınması en zor pozisyonda, yani 2-3 numarada oynuyor. NBA basketbolu genelde kanattaki oyuncularına pozisyon hazırlamaktan çok bu oyuncuların kendi pozisyonunu hazırlamasını beklediği için, buradaki oyuncuların son derece süratli ve kuvvetli olması en önemli fiziksel özellik olarak öne çıkıyor. Ve bu noktada siyah ırkın fiziksel üstünlükleri çok ağır basıyor. Giricek ve Ginobili NBA'de belli bir başarıya ulaşmış 2 metrenin altındaki yegane yabancı kanat oyuncuları. Kaldı ki Ginobili'nin ten renginin beyaz, oyununun koyu siyah olduğu düşünülünce, Hırvat Giricek koskoca NBA'de tek kalıyor. Yani Cenk'in işi, fırsat arayacağı takım Atlanta Hawks bile olsa, daha en baştan zor.

Ancak Cenk'in seçilmesinin de nedenleri var elbette. Öncelikle genç oyuncu belki de son yıllarda yetişen en rafine kısa. Belki de Harun Erdenay'dan beri bu kadar güçlü fundamentale sahip bir kısa yetiştirmemişti Türkiye. Cenk basketbolu çok bilerek ve müthiş bir verimlilikle oynuyor. Ne yapması gerektiğini ve bunu nasıl yapması gerektiğini bildiği için, kusursuz bir zamanlamayla sahada en az eforu sarfeder gibi görünen isim olmasına rağmen amacına ulaşıyor. Sadece uzunlar için değil, kısalar için de üst düzey bir fundamental oyunu çok daha kolaylaştıran, daha doğrusu kolaymış gibi gösteren bir silah. Nitekim bu açıdan Cenk'in kusursuza yakın fundamentali onun yeteneklerini çok aşarak oynamasını sağlıyor.

Aslında sorun da biraz da tam bu noktada başlıyor zaten. Cenk'in ne kadar iyi olabileceğini, nereye kadar yükseleceğini kestirmek kolay değil. Ayakları çok çabuk değil ama o kadar iyi bir driplingci ki yine de adamını geçebiliyor. Yine kolları çok uzun ve elleri de çok hareketli olduğu için savunmada da ayaklarının yavaşlığını çok iyi zamanlamayla top çalarak kapatıyor.

Çok iyi bir şutör olduğu ve çok akıllı hücum ettiği için savunmacısına kendini unutturup doğru şut pozisyonunu alabiliyor vs... Ancak bunların hepsini bir üst düzeyde A Takım'da, daha da önemlisi iki üst düzeyde, sert, dış oyunculara karşı acımasız NBA basketbolunda yapabilir mi? Bu soruya yanıt vermek kolay değil. Nitekim Cenk basketbolu çok iyi bildiği için kazanamayacağı savaşlara asla girmiyor. Fizik mücadele düzeyi arttığı zaman potadan uzaklaşarak şut gibi diğer silahlarını kullanmayı tercih ediyor. İçerde işler sertleşirse savunma ribaunduna girmek yerine hızlı hücuma giden ilk isim olmayı yeğliyor. Basketbol zekasını yetersizliklerini maskelemek için kullanıyor ama bunlar bir sonraki düzeyde çok daha göze batacaktır. Ve bu yetersizliklerini maskelemek yerine bunların üzerine giderek geliştirmesi şart.

Cenk için de aslında geçen yıl aynı Ersan gibi oldukça zor geçti. Genç takımdan A Takım'a geçiş zaten zorlu bir süreç ancak Cenk sezonun hemen başında ayak bileğinden sakatlanıp yaklaşık 2.5 ay sahalardan uzak kalınca, bu geçiş daha da sancılı bir hal aldı. Takıma geri döndüğünde daha verimli olduğu 2 numara pozisyonunda Domercant ve zaman zaman da buraya kayan Solomon olduğu için, 1.96'lık boyu ve 18 yaşındaki yetersiz fiziğiyle 3 numara oynamak zorunda kaldı Cenk ve elbette zorlandı. Nitekim geçtiğimiz sezon Avrupa Ligi'nde 5 maçta 7 dakika ortalama alarak 1.6 sayı, 0.8 top çalma, TBL'de ise 18 maçta 13 dakika ortalama ile 4.4 sayı 1.6 ribaunt, 1.1 asist ve 0.7 top çalma yaptı. Bu rakamlar 35 dakikaya vursanız bile "NBA potansiyeli" gösteren bir oyuncu için yeterli değil; ancak aynı Ersan gibi takım hiyerarşisi ve oyuncuların takım içi rolünü göz önüne alınca, çok da açıklayıcı olmadığı kesin. Ancak bir rakam var ki, Cenk'in en önemli özelliklerinden birini kesin ortaya koyuyor. O da kısıtlı sürede yaptığı top çalmalar. Bu zamanlaması, ellerinin aktifliği ve oyun bilgisinin önemli bir kanıtı.

2. Tur'dan saygı kazanmak zor

Peki şimdi ne olacak? Kritik soru bu. Öncelikle iki oyuncumuz da 2. Tur'da seçildiği için haklarındaki beklentiler bir hayli düşük. Bu işlerini özellikle zora sokuyor. NBA'de ilk turda seçilen oyuncular otomatik olarak bir avantajla başlar, gerek kamuoyu, gerekse basın oynatılmalarını bekler ve bu da teknik yönetimde bir baskı oluşturur. Kısacası ilk turda seçilmek dakika ve saygı alabilmek adına önemli. 2. Tur'da seçilen oyuncuların büyük bir çoğunluğu ligde tutunmayı başaramıyor. Son 10 yıllık ortalamada 30 ikinci tur seçiminin sadece dört tanesi ilk kontratının (genelde 2 yıllık oluyor) ardından yeni bir uzun vadeli (1 yıldan uzun) kontrat yaparak ligde tutunabiliyor. Her ne kadar bu iki oyuncunun ajanı Tolga Tuğsavul draft öncesinde oyuncularının 2. Tur'da seçilmesinin daha avantajlı olduğunu ve bunu istediğini söylese de, bu pek gerçekçi değil. Elbette Gilbert Arenas veya Mehmet Okur örneklerinde olduğu gibi 2 yıllık bir 2. tur kontratı bittikten sonra oyuncular gerçekten yeni ve çok daha yüksek ücretli bir sözleşmeye imza atabiliyorlar. Oysa ki ilk turda seçilen oyuncular ilk 4 yıl boyunca takımlarına nispeten düşük kontratlarla bağlı kalmak zorundalar. Ancak 2. Tur'da seçilen oyuncular, ilk turdaki isimlere otomatik olarak verilen saygıyı edinmek için o kadar çok fazla çalışmak zorundalar ki, o düzeye çıktıklarında bazen ilk sezonun sonu gelmiş oluyor. 1. Tur seçimlerinin aldığı şansları bulabilmek için dişleriyle tırnaklarıyla tutunmak zorundalar.

Milwaukee Genel Menajeri Larry Harris draft sonrası "Biz Ersan'ın 9 veya 10. oyuncumuz olmasını bekliyoruz" dedi. Ülker büyük bir yönetim gafletiyle Ersan'ın NBA'e gidişini tamamen açık bıraktığı ve hiç tazminat talep etmediği için genç oyuncu elini kolunu sallayarak gidebilir. Eh Milwaukee de istediğine göre, gelecek sezon Ersan'ı Bucks formasıyla görmeye hazırlanalım.

Ancak Ersan'ın Bucks geleceği belirsizliklerle dolu. Çünkü Bucks'ın gelecek sezon nasıl bir takım olacağı belirsiz. En önemli yıldızları Michael Redd'in takımdan ayrılma ihtimali var. Henüz bir koçları yok. Ne oynayacakları, nasıl bir sistem kuracakları belirsiz. Fakat belirsizliğin olduğu yerde fırsat da vardır. Detroit Pistons veya San Antonio Spurs gibi iddialı ve herkesin görevinin, konumunun belli olduğu takımlarda fırsatlar da çok sınırlıdır. Milwaukee'de ise taşlar yeniden yerleşirken Ersan için önemli fırsatlar doğabilir.

Elbette takımın belki de en oturmuş parçası Desmond Mason'ın arkasında kalacak Ersan. Onu yerinden etmesi imkansız gibi. Ancak daha 18 yaşında zaten kimse ondan bunu yapmasını beklemiyor. Eski bir smaç şampiyonu olan Mason'la çok farklı özellikleri olması, pozisyonunda alternatif yaratmasını sağlayacak. Ancak elbette önce Ersan'ın geçen sezonu bitirdiği o çekingen halini atması gerekiyor. Bunun için de Milwaukee onun Yaz Ligi takımında oynamasını istiyor. Bunun anlamı, Ersan'ın Milli Takım'a gelmemesi olabilir. Hatta söylentiler, eğer bu yaz Milli Takım'a gelmezse Ersan'ın bir daha hiç ay-yıldızlı takıma çağrılmayabileceğini söylüyor.

Bu noktada Ersan'ın önceliklerini belirlemesi gerekli. Yaz Ligi'nde oynamak onun için çok yararlı olabilir. Ama Milli Takım'da çok daha yoğun ve iyi bir programla hazırlanırsa, bu onun için daha iyi olacaktır. Her ne kadar Yaz Ligi'nde yöneticilerinin çok daha gözü önünde olsa da, NBA'in her yerdeki gözleri onun Milli Takım'la yaptıklarını takip edecektir. Ayrıca Avrupa Şampiyonası çok daha üst düzey bir platform. Burada oynamak Ersan için çok daha iyi olacak. Ancak tersini yapıp Milli Takım'a sırt çevirirse, bu karar onun ay-yıldızlı formayı bir daha hiç giyememesine neden olacak bir olaylar zincirinin ilk halkası olabilir.

Aslında Cenk, Hawks'a uygun değil

Cenk'in konumu ise daha belirgin. Atlanta Hawks, 59. sırada yapacağı seçimi zaten ileriye dönük bir yatırım olarak görüyordu. Billy Knight bu seçim için uluslararası oyuncu izleme görevlisi Mark Crow'a danıştı ve daha önce adını bile duymadığı oyuncumuzun ismini telaffuz edemediği için harf harf söylemeyi tercih etti. Yani Cenk, Atlanta için bir yatırım. Nitekim Cenk'in Efes Pilsen'le olan sözleşmesi bağlayıcı olduğu için gidebilmek için Efes'den izin almak (tercümesi: yüklü bir tazminat ödemek) zorunda. Bu sene Efes'te devam edeceği kesin. Bu sırada Mark Crow ve yardımcılarının gözleri Cenk'i biraz daha dikkatle izleyecekler ve hazır olduğu zaman NBA'e çağıracaklar.

İşin acı tarafı, geçen sezon lig sonuncusu olan ve tamamen dağınık bir görüntü içindeki Atlanta'nın yeniden yapılanma projesi içinde, son iki sezonda takımın temeli olsun diye aldığı üç oyuncu Josh Childress, Josh Smith ve Marvin Williams da Cenk'in önünde olacak. 1 numarası Tyronn Lue, 5 numarası Obinna Ekezie olan bir takımın 2-3 pozisyonunda bu kadar kalabalık olması, Cenk açısından hakikaten büyük talihsizlik. Takımın yeniden yapılanıyor olması gençlere daha çok şans verme ihtimali yaratabilir ama madalyonun bir de öbür yüzü var: Bir şekilde Cenk seneye veya daha sonra oraya gitse bile, bu takım yapısıyla, önünde bu oyuncular varken, daha da önemlisi takım bu kadar şuursuz oynarken orada şansı çok az. Ne demiştik? Cenk'in en büyük özelliği, basketbolu çok bilerek, fundamentale dayalı olarak oynuyor olması. Atlanta nasıl oynuyor, biliyor musunuz? Şöyle söyleyelim; basketbolun ne olduğundan, daha doğrusu bir takım sporu olduğundan tamamen bihaber olduğu, Ülker macerası sırasında ve çoğumuzun gözleri önünde net bir şekilde ortaya çıkan Dion Glover, 2003-2004'te bu takımda 27 dakikada 10.1 sayı ortalaması ile oynamıştı. Yani Atlanta'da düzen veya takım yapısı hak getire... Ve bunlar olmadan Cenk'in iyi özelliklerinin ortaya çıkmasına imkan yok. Bu başına buyruk beş benzemez, beşi de birbirini bilmez sistemde Cenk sadece sırıtır. Bu nedenle Atlanta, yeniden yapılanan bir takım olarak önemli fırsatları bünyesinde barındırıyor gibi görünse de, eğer bu görüntü değişmeyecekse, Cenk'in haklarının başka bir takıma verilmesi belki de onun için en iyisi olur.

Zaza ve Memo örneğini takip edin

Ersan ve Cenk NBA tarafından seçildiler seçilmesine ancak aslında onlar için çok da fazla bir şey değişmedi. Draftte isimleri okundu diye bir anda çok daha iyi oyuncular olmadılar. Halen bir ay öncekinden farklı değiller. Ve halen kendilerini ispatlamaları gerekiyor. Ersan Yaz Ligi veya Milli Takım'da kendisini gösteremediği sürece kontrat almakta zorlanabilir. Hatta kontratı alsa bile yeni kurallar gereği kendisini bir anda NBDL'de bulabilir. Cenk'in ise halen takımın GM'ine ismini telaffuz edebilmeyi öğretmesi gerekiyor.

Yani aslında bir ay önce oldukları noktadan çok farklı bir yerde değil Ersan ve Cenk. Bu biraz bu iki oyuncunun bu sezon yaşadığı başka önemli bir dönüm noktasına benziyor. İki oyuncu da bu yıl içinde 18'e girdi. Ama 18'e girdiler diye bir günde daha olgun, daha bilinçli, daha bilgili olmadılar. Sadece sorumlulukları ve bu sorumlulukları yapabilmek için ellerindeki imkanlar arttı. Draft de çok farklı değil. Şu anda sadece ellerindeki fırsat büyüdü. Artık gözler daha fazla onların üzerinde olacak. Kapı aralandı ama açmak onlara kaldı.

Şu ana kadar kendilerini ispatlamak için sayısız idman yaptılar, yaşıtlarının çok çok üzerinde bir güç ve emek harcadılar ama sadece göz ucuyla görülebildiler. Ama görüldüler... Önemli olan da bu. Milyonlarca başka oyuncu görülemiyor bile. Şimdi yeniden kendilerini ispatlamak zorundalar. Sonra da değişmeyecek bu. Sporcuların en büyük laneti ile karşı karşıyalar. Her defasında yeniden ve yeniden kendilerini ispatlamak, her sahaya çıktıklarında oraya ait olduklarını göstermek zorunda olacaklar. Yani draft bir hedef veya bir son değil, aslında yeni bir başlangıç sadece.

Eğer bundan sonra ne yapmaları gerektiği konusunda bir yol haritası arıyorlarsa fazla uzağa gitmelerine de pek gerek yok aslında. Ersan, Ülker'den de tanıdığı Milwaukee'deki takım arkadaşı Zaza Pachulia'ya bakabilir. O da 2. Tur'da seçilmiş, beklentiler düşük olduğu halde NBA'e ait olduğunu ispatlamıştı. Şimdi Bucks ile kontrat yenilemek üzere. Cenk'in ise önünde Detroit Pistons tarafından seçilip bir yıl daha Efes'de kaldıktan sonra NBA'e giden Mehmet Okur örneği var.

kkural@gazetevatan.com


Ersan İlyasova


KAAN KURAL'IN ÖNCEKİ YAZILARI
Amacımız düzeni korumaktır

Detroit-Indiana karşılaşmasında olanlar için bu sitede Ozan Aydın ve Orkun Çolakoğlu gayet güzel yazılarla adaletsizliğe tepkilerini dile getirmişler. Ben bu iki yazıdan önce kendi düşüncemi ntvmsnbc'de 21 Kasım 2004 tarihli "En Büyük Günah" başlıklı yazımda belirtmiştim. David Stern cezaları açıkladığı konuşması sırasında şöyle bir cümle kurdu:
"Yönetimim sırasında 20 binin üstünde maçta hiç böyle bir olaya rastlamadım."
Burası çok kritik işte. Yılda 1230 karşılaşma oynanan NBA'deki her maç için yeni standartlar belirlendi artık. Bundan sonraki sezonlar da bunun içinde elbette. Bu ceza alan oyuncuların çok daha üzerinde bir konu.
Kaan KURAL yazdı ve meseleye noktayı koydu, okumak için TIKLAYIN

Memo'nun farkını farkedeceksiniz
Mehmet Okur, kariyerinde bir sıçrama yapmak için ideal bir ortama kavuşmuş durumda. Her şeyden önce Utah Jazz'de artık farkını farkettirebilecek. Mehmet'i dünya basketbolundaki yüzlerce diğer 2.10'luk oyuncu arasında "farklı" kılan en temel unsur, pota altında olduğu kadar orta mesafeden de etkili olabilmesi, hücumda sahanın her yerinden bir tehdit yaratması. Ancak kariyerinin ilk iki sezonunu geçirdiği Detroit Pistons'daki oyun sisteminin farklılığı nedeniyle bu özelliklerini fazla kullanma şansı bulamamıştı...
Kaan KURAL yazdı ve meseleye noktayı koydu, okumak için TIKLAYIN

Gitmek mi zor, kalmak mı?
Bu yaz, NBA'deki iki temsilcimiz Mehmet Okur ve Hidayet Türkoğlu için son derece önemli. Yapacakları tercihler, NBA kariyerleri açısından belirleyici rol oynayacak. İkisinin de kontratları sona eriyor ve sınırlı olarak serbest kalıyorlar. Peki ne yapabilirler, finansal, stratejik, manevi olanakları neler, önlerinde hangi seçimler var? Ve tabii ki, ikisinden de memnun olan takımlarının onları tutabilmek için imkanları ve niyetleri ne düzeyde?
Kaan KURAL yazdı ve meseleye noktayı koydu, okumak için TIKLAYIN

İki Brian'ın Hikayesi...
Maalesef gerçek hayatta olaylar, filmlerdeki gibi genelde beklenmedik tatlı sürprizlerle sonlanmaz. Her şey olması gerektiği gibidir. Ama nadiren de olsa mucizeler gerçekleşir, insana umut etmenin iyi bir şey olduğunu hatırlatan, hayatın güzel olduğunu gösteren olaylar olur. Brian Scalabrine ve Brian Cardinal bu sezon o hayat boyunca peşinde koştukları büyük fırsatı ele geçirdiler. Ve bunu kesinlikle berbat etmediler. Bunun için hazırlanmışlardı, başardılar.
Kaan KURAL
yazdı, okumak için
TIKLAYIN
Bir UFO gördüm sanki
Normal bir zihnin tanık olduğu gerçeküstü olay sayısı günde "bir"i aşmamalı. Daha fazlası aşırı doz etkisi yaratıp akıl sağlığını tehlikeye atıyor. Lakers-Spurs serisinin beşinci maçını izleyenler için durumun bir hayli tehlikeli olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü iki tane mucize gördüler, üstelik aynı saniye içinde! Kaan KURAL yazdı, okumak için TIKLAYIN
Basketbolun 7'nci Harikası...
Miami-New Orleans maçının başlamasına 1.5 saat var. İçim içime sığmıyor. NBA TV son anda programı değiştirip Wolves-Kings Batı yarı finali yerine bu maçı vermekle ne kadar doğru bir iş yaptı. Basketbol açısından her zaman için bir Kings-Wolves maçını tercih ederim. Ama bu Heat-Hornets maçı sıradan bir maç değil. Bu bir Game 7. Açık söylüyorum; kimin oynadığı umurumda bile değil. Kaan KURAL yazdı, okumak için TIKLAYIN
NBA, cebinizdeki son kuruşun peşinde
Zaman içinde kendisini takip etmeye zorluyor NBA. Kendi hazırladığı programları ulusal kanallardaki yayıncılarına vererek bir haftada oluşan en can alıcı görüntülerle süslüyor, küçük insan hikayelerini mükemmel bir anlatımla süper kahraman maceralarına dönüştürüyor. Daha fazlasını istemenize yol açıyor. Daha fazlasını istediğiniz anda da para talep ediyor.
Kaan KURAL yazdı, okumak için TIKLAYIN
Amerikan ağaçları yaşken eğilmiyor
Çok değil 10 yıl önce ilk kez NBA'in profesyonel oyuncuları 1992 Barcelona Olimpiyatları'nda ABD adına forma giydikleri zaman, kendilerine Rüya Takım ismi uygun görülmüştü. Gerçekten de unvanlarının hakkını verdiler. Ancak günümüze baktığımızda, Rüya Takım'ın yarattığı örneği ABD'den çok Dünya'nın takip ettiği görülüyor. Bu sporun anavatanında basketbolun öğrenim sürecinde önemli değişiklikler var ve bu gidiş de kesinlikle iyiye doğru değil.
Kaan KURAL yazdı, okumak için TIKLAYIN