ASK FOR MORE

 

yusuf54@gmail.com
18 Aralık 2008, Perşembe

Bir taraftar olarak NBA’de desteklediğiniz ve şampiyonluğa oynadığını düşündüğünüz takımdan ne beklersiniz? Kendi adıma ben; tüm maçlarda daha ilk çeyrekten başlayan ve rakiplere “ben buradayım, buyum, şimdi izle ve bu iş nasıl yapılır öğren” diyen caydırıcılık, üç maç iyi bir maç kötü beş maç süper iki maç vasat oynamak yerine, istikrarlı ve uzun galibiyet serileri, futbol tabiriyle “sokaktan çevrilen çocuğun bile gözü kapalı (göz kapalı olunca daha mı zor oluyor bu iş tam emin değilim ama, neyse) sayabildiği bir kadro” ve Berlusconi tadında bir başkan beklerim. Tamam, sonuncusu şakaydı, ama diğerleri kafaya oynayan bir takımdan beklenebilecek özelliklerden bazıları. İşin tuhaf tarafı Orlando’nun bunlardan hemen hiçbirini tam olarak yap(a)mamasına rağmen hala galibiyet oranında ligin en iyi dördüncü takımı olması ve şampiyonluk adaylarından biri olarak hala adının anılıyor olması. Peki nasıl oluyor da Orlando, Boston gibi caydırıcı ve istikrarlı, Lakers gibi derin kadrolu ya da Cavaliers gibi süperstarlı (Howard potansiyel olarak değil ama performans olarak Kral James kadar oyunu domine edemiyor maalesef) olmadan bunu başarıyor? İşte film burada kopuyor.


4-4-2 mi döver, 3-5-2 mi ?

 

Sessizliğin sesi diye bir tabir vardır ya hani, işte bizimki de öyle bir şey; “mecburiyetin sistemsizliği”. Howard dört yıldan sonra ilk maçını kaçıracakmış, sakatlanmış, Jameer dört maç oynamayacakmış, Hidayet ve çaylak Lee oyun kuracakmış veya geçen sene garbage time’ın bile ne anlama geldiğini öğrenecek kadar oynamamış olan Gortat ortayı kapatacakmış; ya da ne bileyim geçen sene üçlükçü diye adı çıkan takım üçlük sokamıyormuş (Utah maçının ikinci yarısını kayıt dışı tutuyorum) falan filan… Şimdiye kadar bize vız geldi tırıs gitti. Takım bir şekilde tüm bu zorluklarla baş ederek oynamayı öğrendi. Bu yüzden artık, “ tabi, len n’olcak olum, sizde Howard içeriye çekiyor tüm savunmayı dışarıdan boş leblebi atar gibi üç atıyo sizin adamlar” şeklindeki haksız ve sığ eleştirileri dinlemek zorunda kalmayacağız.

 

Takım oyun kurucusu kadar konuşur; ama söz gümüşse sükût da altındır.

 

Evet, biliyorum bunu söylemek bana da kolay gelmiyor ama Jameer oyun kurma yetisi olmadan da takıma katkılı olabileceğini gösterdi bizlere bu sezon. Şimdiye kadar en çok eleştirildiği noktalarda kendini geliştirme yolunda hızla ilerliyor. Savunmadaki gayretini anlatmak için küçük bir örnek: Geçen sezon 48 dakika başına rakiplerine %48.4 oranıyla 20.3 sayı izni veren Nelson, bu sene şu ana dek %43.1 oranıyla 19.3 sayıya izin veriyor. Hücumda ise geçen seneyi 11,9 sayı ortalamayla kapatan Jameer bu sene 15,1 ortalama tutturmuş durumda. Sezon başında düşen asist sayısı ise eskisi gibi 5.3 seviyesine yükseldi. Aslına bakarsanız asist sayısının daha da düşük olmasını bekliyordum çünkü Magic şutörleri gerçekten sezona çok kötü başladı ve bu da Nelson’ın her maç yapacağı 3-5 beleş asistin yok olması demek. Yani Orlando’nun bu badireli günleri (Gogol hikayeleri gibi birazcık acıklı oldu bu söylem ama hal verirsiniz ki takım sakatlıklardan belini bir türlü doğrultamadı ki zaten olmayan bench katkımızın sıfıra yaklaştığı bile söylenebilir) atlatabilmesinde Jameer’in -yineliyorum belki ama- saf oyun kurucu olmadan takıma yaptığı katkıyı unutmamak gerekir.


HE-DO = He did / He does

 

Sayıları boş verin, istatistikleri unutun, bu sezon Hidayet Magic’in hücumunun işlemesini sağlayan kişi rolünü iyiden iyiye üstlendi. Belki şut yüzdesi düştü, belki asist sayısı artmadı ve her gece dört blok, dört top çalma, yedi ribaund gibi büyüleyici ve çok yönlü istatistikler yapmıyor ama her Magic hücumunda top mutlaka ilk onun eliyle buluşuyor; artık takım onun yönlendirdiği oyunları oynuyor ve onun istediği hızla hücum ediyor. Yani artık üçlük atan bir Korver ya da Kapono değil de takımın olmazsa olmazı; ya da daha sofistike olan yeni tabirle x-factor’ü gibi oynuyor. Kontrat yılı olduğu için sene başında pek çok spekülasyona maruz kalmasına rağmen -ki hala daha çeşitli forumlarda sezon sonu free-agent olarak gitmemesi için hala bir takas değeri varken takas edilmesi gerektiği konuşuluyor- işini yapmaya devam ediyor. Burada onun için ayrı bir bölüm ayırmasaydık Magic’in konumunu tam anlamıyla anlayamazdık.

 

Dwight Howard

 

Mantalitenin nasıl maddeye hükmettiğinin en güzel örneklerinden birini sergiliyor bu sene Howard, kendisine sürekli olarak telkin edilen “domine etmek” fikrini hayat felsefesi haline getiriyor. Gerek yardımcı koç Pat Ewing ile yaptığı özel çalışmalar, gerekse yazın ulusal takımda kazandığı hücum agresifliği onu gerçek bir winner olma yolunda çok şeyler kattı. Artık sadece ribaund alan ya da yer kaplayan bir uzun olmanın kendisine yetmeyeceğine dair inancı o kadar gelişti ki; her topu bloklamak, her pozisyonda var olmak ve her topu en iyi şekilde kullanmakla, bu oyunda iplerin nasıl ele alınacağının tadını alıyor, sonra her maç daha da agresifleşiyor. Her ne kadar o, saha içi başarılarıyla olduğu kadar saha dışı hareketleriyle de ikinci bir Shaq olma yolunda ilerlese de, bu kostümlerle ortalarda dolaşmanın rakipler üzerinde etkisi ne olur buna pek emin değilim

 

Pollyanna bir gün ormanda kötü kalpli kurtla karşılaşır…

 

Peki, her şey bu kadar güzel mi? Tabi ki hayır, ama yukarda yazdıklarımız da göz ardı edilemeyecek gerçekler. Eğer aksayan taraflarımıza değinmemiz gerekirse;

 

- Brian “Cookie Monster” Cook: Hani üçe üç yarı saha maç yaparken yeterli adam olmaz da koftiden, yaşça büyük basketbolla alakası olmayan tipler alınır ya takıma. Hani her hücumda “ver bakayım topu, şşt bana ver, delikanlı buradayım” şeklinde top isteyip de topu her alışında potaya doğru “savuran” tipler vardır ya, işte o tip bizim Brian Cook. Bu amca top her eline geldiğinde sanki kutsal bir ritüelin çok hassas bir parçasını yerine getiriyormuşçasına salıyor topu potaya, yüzünde ise cennet müjdesi alanlara has bir sükûnet! Yahu bu kadar mı gamsız olur bir adam birader, pes.

 

- Bireysel savunma hataları: En son Phoenix maçının son saniyesinde Grant Hill’in boş atışıyla yüzümüze tokat gibi çarpılan ve hemen her maçta başka bir oyuncumuzun başına bela olan bu bireysel savunma hatalarının ise savunması ile bilinen Van Gundy tarafından fark edilmemiş olmasını, hayal bile edemiyorum. Ama hepimizin bildiği gibi savunma bir alışkanlık işi. Maalesef bu huyu edinene kadar bu hatalara sık sık rastlayacağımızı düşünüyorum.

 

- Takvim avantajı: Her ne kadar avantaj yazsam da şu ana kadar çoğunlukla ligin kalbur üstü olmayan takımlarına karşı aldığımız galibiyetleri kamufle etmemize gerek yok. Galibiyet oranı .500’ün üzerinde takımlarla oynarken sıkıntı yaşamamız ve bu takımlara karşı dişe dokunur bir başarı sağlayamamış olmamız ise düşündürücü noktaların başında geliyor.

 

- Kabak tadı veren oyun kurucu dedikoduları: Oyun kurucunuzun moralini, takımınıza yeni bir guard transfer etmekten daha çok bozan tek şey, oyun kurucunuzun sürekli olarak yeni bir guard aradığınızı duymasıdır sanırım. Hadi Atkins neyse de diğer adaylar çok can sıkıcı yahu. Arroyo geri dönsün, Wahington çabuk davrandı Javaris Crittenton’ı elimizden aldı, hatta ve hatta geçen yıl Galatasaray Cafe Crown’da oynayan Dee Brown süper olur diyenler bile var.

 

- Lewis ve Hidayet’in her gece çok fazla saha da kalmak zorunda olmaları playoff zamanı geldiğinde onların performansını düşürecektir. Van Gundy’nin bir şekilde bu ikiliyi dinlendirmeye başlaması lazım yoksa normal sezon sonunda Hidayet ve Lewis’ten anca geriye kalanlarla idare etmek zorunda kalacağız.

 

Her ne kadar hızla yükselen San Antonio Spurs’ün kısa süre sonra Power Ranking’deki yerimizi alacağını da düşünsem şu ana kadar ki onurlu mücadelemizle beni mutlu etmeyi başardı Orlando. Ama artık azla yetinmemeyi öğrenen Orlando taraftarı daha fazlasını istiyor. Umarım savunmayı huy edinmekte biraz daha çabuk davranırız da şutlarımız girmediğinde de güveneceğimiz bir silahımız olur. Zira şutlar girmediğinde kenara bakıp katkı bekleyeceğimiz isim sadece Reddick.

Not: Hücumu zorlamak yerine hücumun kendisine gelmesine beklese Lee’den mükemmel bir ikinci Ariza elde edebileceğimizi düşünüyorum, malum gittiğinden beri gözlerimiz hala onu arıyor.