ARŞİV
5 Kasım 2008

AYNI ADAM

 

alp.akbulut@gmail.com
21 Ocak 2010, Perşembe

Böylesine iyi giden, geçen seneki galibiyet sayısına Ocak ortasında ulaşmış bir takım varken ortada, yazı yazmama uykunun tutmadığı bir gecenin sebep olması pek adil değil aslında. Hem benim için değil (önemli sıkıntılarım olmamasına karşın uyku problemi yaşıyorum), hem de Thunder için. İyimser bakarsak olaya, en azından bu güzel yazıya vesile oluyor deriz (ki daha yazıya başlamadığımı düşünürsek, yazının güzelliği yalnızca bir varsayım), belki Türkiye’de henüz rastlamadığım Thunder taraftarlarının yüzünü güldürürüz. (Forumda varsa eğer aklı başında taraftarlar, beni bir görsünler, konuşalım biraz. Sonics günlerinden kalma da olabilir, döneklik sayılmaz keza.)

Son parantez için bir paragraf açmak istiyorum. Daha önce de değinmiştim bu konuya aslında ama vicdanımı tam rahatlatamamışım sanırım. Şüphesiz ki Sonics’liyiz. Oklahoma City’nin bu takımı nasıl zimmetine geçirdiğini unutmadık, unutturmayacağız. Gerekirse mum yakarız. Ama oyuncuların, koçun, GM’in bu olayda payı yok. Yeni taraftarların da herhangi bir yamuğu yok, aksine fena olmayan bir destek veriyorlar. Tabi maça gelmesinler diye bilet fiyatlarını yükseltenler olmadığı için kıyaslayamıyorum hangi şehrin taraftarlarının takımı daha çok ittiğini.

Oklahoma’nın nasıl bir yer olduğunu az çok biliyorum okuduklarımdan. Büyük paralar kazanan ve kazandığı paralarla eğlenmek isteyen şöhretli oyuncuların yaşamak isteyeceği tipte bir yer olmadığı kesin. Oysa Kevin Durant geçen gün twitter’dan rastgele sorular cevaplarken Oklahoma’da mutlu olduğunu ve ayrılmayı kesinlikle düşünmediğini söylüyordu. Buna sebep olarak da takım kimyasını gösteriyor ve bu sezonki başarının anahtarının da bu olduğunu savunuyordu. Şerefsiz takım sahibimiz umarım ne kadar şanslı olduğunun farkındadır. Kevin Durant denen adam, az biraz diğer süper yıldızlara benzeseydi, çoktan hakkında Los Angeles’a mı gidiyor, Miami’ye mi gidiyor makaleleri dizilmeye başlamıştı. Daha NBA’de bir dakika bile oynamadan “ben oraya gitmem, beni şuraya gönderin” diyen adamları da gördü bu gözler. Değişmez diye umuyorum. Değişmek zordur, ama aynı adam olmak daha zordur yeğen.

Durant 21 yaşında ve sayı ortalaması 29’un üstünde. Henüz yeteri kadar kuvvetli olmadığını, kendini savunan birçok oyuncuya karşı boy avantajı olmasına karşın alçak post oyununun henüz bir hücum silahı olmaktan çok uzak olduğunu, lige girdiğinden bu yana neredeyse her ay sayı ortalamasını arttırdığını düşünürsek Durant’in skor potansiyelinin ne seviyelerde olduğu hakkında daha iyi bir fikrimiz olur. Neyse konu değil, zaten her türlü NBA sitesinde onun gelişimini anlatan methiyelere rastlıyorsunuzdur. Benim değinmek istediğim ve beni hayrete düşüren durum bu adamın karakterinin kusursuzluğu. Kusursuzluk demeyelim buna da, kendimize yakınlık diyelim. Harden ve Green’le yaptıkları videoları görünce, ya da playstation muhabbetlerini twitter aracılığıyla takip edince, böylesine yetenekli bir insanın aynı zamanda böylesine normal olması beni çok etkiledi. 21 yaşında ve yaşının gerektirdiği şekilde davranıyor. ESPY Awards sunmuyor, talk show’lara katılıp önceden yazılmış esprilerle bizi kırıp geçirmiyor. Pahalı arabalarla, lüks club’lara gidip koluna kızları takmak yerine takipçilerine “yakın arkadaşınızın eski kız arkadaşıyla çıkar mıydınız?” gibi şöhretlerin dünyasına ait olmayan sorular soruyor.

Daha da güzel olanı, takımın çekirdeğini oluşturan diğer oyuncuların da benzer özellikler taşıması. Mutlaka esas oğlanın böylesine mütevazı olması, diğerlerini de etkiliyordur, ama dışarıdan edindiğim izlenim, bu adamların birlikte hakikaten iyi zaman geçiriyor olduğu. Sam Presti’nin yaptığı Jeff Green, Russel Westbrook ve James Harden seçimleri birçoğumuzu şaşırttı elbette. Hatta geçen gün Ozan’la Thunder’ın Westbrook ve Harden yerine Lopez ve Evans’ı seçebileceğini düşündük. Kağıt üzerinde hakikaten güzel durdu ki kağıda yazmadık bile. Ama Presti takım kimyasını öncelikli hedef olarak belirlemişti. Madem Portland Durant’i bize ikram etti, buradan sonraki tüm hamleler Durant’in karakterine ve oyun stiline uygun olarak yapılmalıydı. Green, Westbrook ve Harden’ın ortak özellikleri eğlenceli tipler olmaları ve ön plana çıkmak gibi bir dertlerinin olmaması. Zaten tatsız bir yerde yaşıyorlar, 20’li yaşların başındaki bu gençlerin sıkılmamaları için birbirleriyle çok iyi anlaşmaları gerekiyor, yoksa çatlak sesler çıkmaya başlayacak.

Harden daha ilk günlerinde iyi ki Oklahoma’ya gelmişim diyebiliyor mesela. Şehre âşık olduğu için değil tabi, ortamı çok sevdiği için. Takım sporlarında başarılı olmanın en basit ve en düz yolu bu değil midir? E takımızda Durant gibi ekstra bir adam olduğu sürece, daha iyi kimya için yetenekten feragat edebilirsiniz. Kaos ortamından da başarı elde edilebilir, ama bu daha karmaşık bir yoldur. Phil Jackson, Pat Riley gibiler anca kontrol altında tutabilir ki tutamadıkları da görülmüştür.

Saha içindeki durum da çok farklı değil uyum açısından. Westbrook klasik bir point guard değil, agresif savunma yapan, kuvvetli, atletik bir arkadaş. Pass-first bir oyun kurucu ile Kevin Durant’ten daha iyi verim alınacağı düşünülebilir, ama Westbrook’un tempoyu sürekli forse etmesi, direk potaya gidebilmesi, ribauntlara ciddi katkı yapması oldukça işimize yarıyor. Ve görüldüğü üzere Kevin Durant’in 30 sayı atmak için Nash ya da Kidd’e ihtiyacı yok. Zaten Thunder hücumları çoğunlukla birebir üzerine kurulu. Buna ilk birebir girişiminde savunmanın dengesini bozduktan sonra ilk pas ya da ikinci pasla boş şutu bulmak da dahil. Durant ve Green’le birlikte iki ince uzun forvetin ikisinin de standart bir 4 numara ayarında ribauntçu olmamaları, şu an elde Collison dışında iyi ribauntçu uzunun da bulunmaması gibi eksiklerimizi de kısmen dengeleme şansı buluyoruz Westbrook’un kendi tarafına gelen topları çoğunlukla alması sayesinde.

Green’e gelelim. Çekirdeğin en önemli parçalarından biri olan bu adam fizik özellikleriyle Durant’e bir hayli benziyor aslında (ikisi de 6-9, ağırlıklar 230 ve 235). Uzun kollu, boyuna göre hareketli, topla fena olmayan bir adam. Yapabileceklerinin sahada gösterdiklerinden daha fazla olduğunu düşünüyorum ama bizim takımdaki görevi çok net aslında ve şu an o yolda ilerliyor olması yeterli. Yapması gerekenler Durant’in yapmadıkları diyebiliriz kısaca. Pota altı itişmelerine girmek, ters taraf yardımlarını kovalamak, penetre eden oyuncuya kendini boşa çıkararak pas opsiyonu sağlamak gibi. Bunların dışında boş şutları sokması, ribauntlara daha iyi konsantre olması ve Durant’in oyunda olmadığı bölümlerde hücumda biraz daha fazla sorumluluk olması beklenebilir ki istikrarlı olmasa da yaptığı şeyler bunlar. Son iki galibiyette müthiş iki clutch hareket yaptığını da not düşelim. (Josh Smith’e verdiği ‘Potaya Giriş 101’ dersi ve Minnesota maçındaki blok)

Çekirdeğin draft’ten alınan dördüncü ve son parçası da James Harden. Presti’nin en kafa karıştıran seçimi de bu olsa gerek. Topla çok haşır neşir, 1 numaradan bozma bir 2 numaranın bu takıma nasıl bir faydası olabilir ki? Şöyle olur anca. Adama iki ayrı rol verirsin. Birinci rolü boş şutları sokmak olur. Çok etliye karışmaz, boşu bulduğunda atar ya da içeri dalar. Ama takımın (Durant hariç) en iyi şutörüdür, ve şutu gelişmeye çok müsaittir stil itibariyle. İkinci rolü ise second unit’in skor yükünü üstlenmek olur. Oyun bilgisi, sakinliği, hücum etmeye elverişli donanımıyla, ilk beş çıkan üç yıldızımızın en az ikisinin oyunda olmadığı sürelerde ona ihtiyaç duyarız. Henüz çaylaktır ve çok fazla sorumluluk yüklenmez üstüne ama rahatlıkla kotarabileceği bir roldür bu aslında. Terry ve Ginobili bunun güzel örneklerini sergilerler diyelim daha açıklayıcı olmak adına. Şu ana kadar bu ikisini de fena götürmedi Harden, ancak ilerleyen günlerde ya da sezonlarda ilk beşe de yerleşebilir. Duruma göre tekrar konuşuruz bu konuyu.

Temeli attıktan sonra, gerisi kolay yeğen. 1 numaralı pozisyonun yedeği sıkıntılıydı mesela. Ne amaçla takımda olduğunu tam kestiremediğim ve sahada bulunduğu sürelerde idare etmekten fazlasını yapamayan, yapmaya da uğraşmayan bir Kevin Ollie ile oynadık sezon başını. Kendisi takım kimyası için iyi bir parça olabilir, buna lafım yok, ancak sahaya çıkmasına lüzum yok. Garip bir şekilde aynı anda 3 yedek oyun kurucumuz sakatlanmasaydı, şu an belki hâlâ Ollie’nin üçüncü sınıf oyununa göz yumuyor olacaktık. Ya da yıllardır potansiyelli genç-müzmin sakat aralığında gidip gelen Livingston’dan mucize beklemeye devam edecektik. Neyse ki takım bir süre için gardsız kaldı ve imdadımıza Utah yetişerek lüks vergisinden kaçmak adına Eric Maynor’ı hibe etti. Böylece takım kuruluşunun detaylarından birini halletmiş olduk. Maynor henüz takımı oynatmaktan uzak görünse de, ana grupla çabuk kaynaşması ve twitter’cı olması gibi özellikleriyle kendini kabul ettirdi. Dribbling üstü orta mesafe şutları hiç fena değil.

Rotasyonu tamamlayalım hazır girmişken. 2 numarada şu an ilk beş çıkan Sefolosha, kelepir kontrata oynayan, rakibin skorerini tutan, faydalı bir adam. Bu takım birkaç seneye contender olduğu zaman önemli bir parça olmaya devam edecektir. Bu sezonki çıkışımızın en belirgin sebebi olan sert savunmamızın kilit adamlarından biri. Ama bu alanda da asıl farkı yaratan Durant, aslında. Geçen sezon hücumda yine şahaneydi ancak +/- istatistiğinde beklenmedik bir şekilde eksilerde dolaşıyordu. Onun oyunda olmadığı bölümlerde daha iyi bir istatistik çıkıyordu. İlla bir şey ifade etmek zorunda değil bu sayılar, ama kafaları bulandırıyordu yine de. Oysa bu sezon durum normale döndü ve Durant’in oyunda olduğu dakikalarda rakibin pts per 100 poss. (100 hücum denemesinde atılması beklenen toplam sayı) istatistiği Durant’in oyunda olmadığı dakikalara göre 4 sayı daha düşük. Geçen sezon bu istatistik terse doğru 8 sayıydı. Yani ortada belirgin bir gelişim var. (Evet artık ben de advanced istatistikler kullanıyorum.)

5 numara pozisyonunda ise Jack Sikma’dan beri yüzü gülmeyen takım bu sene de Kristic’le idare ediyor. Durant veya Westbrook’la zaman zaman yaptıkları ikili oyunlarda boş şutu güzel sokuyor ama pota altı savunmamız da ciddi anlamda hasarlı onun sayesinde. Kötü ribauntçu değiliz takım olarak, ama savunmada gösterdiğimiz gayretin tam olarak karşılığını alamıyoruz. Gururlanmamız gereken, müthiş bir savunma istatistiğimiz var mesela. Rakipleri Lakers’tan sonra en düşük yüzdede tutan takım biziz. Ancak rakibe en çok hücum ribaundu veren üçüncü takımız aynı zamanda. Baba bir ribauntçumuz olsa rakiplere ortalama attığımız sayı farkı 2,7’den contender seviyesi olan 5 civarlarına çıkabilir. Yani bir seviye daha atlamak istiyorsak bu konuda bir şeyler yapmamız gerekecek. Bunu yazının ilerleyen bölümlerinde konuşacağız zaten.

Yedek uzun konusunda ise durumumuz çok iyi. Yıllar sonra draft’ten seçtiğimiz bir pota altı oyuncusundan verim alabiliyoruz. Ibaka’nın bazı konularda çok ham olduğu gerçeğini inkar etmiyorum; ancak çok ihtiyacımız olan ribaunt ve blok işlerini yapabilecek bir adam olduğuna dair belirgin işaretler veriyor. Collison ise her zaman faydalı, istikrarlı. Ayrıca takımın Presti öncesi döneminden kalma tek adam. Gelecek sezon sonunda kontratı bitecek, ama tahminimce uygun bir meblağ karşılığı takımda kalacaktır.

Bunlara ek olarak çok övülen bir Mullens var ki kendisini çok az izleme fırsatım oldu. Alçak postta birkaç hareketi olan, yakın mesafelerde yumuşak eliyle sonuca giden bir oyuncu olarak çarptı gözüme. Gelişimini takip edeceğiz tabi ki. Büyük ihtimal Kristic’in kontratı bittiğinde kendisiyle yollar ayrılacak ve bu yeni arkadaşımıza daha çok şans vereceğiz.

Son paragrafları hızlı geçtim, çünkü asıl heyecan verici konuya bir an önce girmek istedim. Sezon sonunda bütün bunları çok daha detaylı yazmaya çalışırım elbet, ama şu an için Thunder taraftarının aklını en çok yapılacak bir sonraki hamle meşgul ediyor. All-star arasından sonra artık playoff’taki şansımız (John Hollinger’ın garip değerlendirmesine göre büyük ihtimal playoff’tayız), neler yapabileceğimiz ve sezon sonlarına doğru yaşanan gelişmeler ile ilgili yazmaya başlayacağım için, gelecek plânlarına giriş bölümünü, zaten haddinden fazla uzayan yazıyı biraz daha uzatsam zarar gelmez mantığıyla buraya iliştiriyorum.

2010 yazı için 15 milyonluk biten kontratımız var. Tutup da bir adama maksimum verecek cap space oluşur mu muamma, ama zaten böyle bir şeye girişeceğimizi sanmıyorum. Wade, Bosh, Lebron vs bize uzak adamlar, gelmelerini başta açıkladığım takım kimyası sebebiyle istemem pek. Bu takım Kevin Durant’in takımı olmak zorunda şu saatten sonra. Yüksek egolu bir süper yıldız riskine girmek çok manasız. İstesem de gelmez zaten bu adamlar. Amare, Boozer ve Joe Johnson’a bakacak olursak Amare dışındakilere “neden olmasın” derim ama emin olamam. Boozer hep sıkıntılarla gündeme gelmiş bir isim ama sahadaki oyunu iyidir hep, tamamlayıcı rolünü de kabullenir. Ama o da riskli işte, Sam Presti’nin tercih edeceği tipte bir oyuncu değil. Joe Johnson’ı severiz, efendi adamdır, gelirse takıma boyut katar, ancak bu pozisyon için zaten 2 tane iyi oyuncu var. Biraz lüks olur, ve pota altı savunması artı ribaunt vaziyeti eski yerinde kalır.

Benim kafamda belirlediğim aday David Lee. Şan şöhret peşinde koşacak bir adam değil. Takımın yapısına, arkadaş ortamına uyum sağlar. Topu domine etmez, işini yapar, sesi soluğu çıkmaz. Kevin Durant twitter’dan Lee’yi öven mesajlar atınca dank etti bende de. Belki KD’nin de istediği adam odur. Ribaunt işini çözeceği kesin. Kötü savunmacığı olduğu söylense de ben çok gerçekçi bulmuyorum bunu. Savunma yapmayan, amaçsız bir takımda oynuyor. Ortadan gelen penetreleri mi kapatacak, adamını mı durduracak, seken topu mu kovalayacak? New York savunmasında Lee’nin tek görevi ribaunt ve bunu da layıkıyla yerine getiriyor. Undersized oluşu sebebiyle tabi ki Howard’ı ya da Bynum’u tutamaz, ama tutmasın problem değil o kadar da.

Şimdi depth chart’ımıza bir bakalım.

Westbrook / Maynor
Sefolosha / Harden
Durant / Childress
Green /Ibaka
Lee / Collison

Kötü olmadı bence. Childress nereden çıktı demeyin, elbet NBA’e dönmek isteyecektir, ikna edilebilir. Haldun Üstünel’den yardım istenebilir. Kristic ve yanında genç oyuncu veya pick vererek Childress ve Lee’yi beraber imzalayacak boşluk yaratılabilir. Bu kadro da her türlü kafaya oynar.

Sedat Koç’la birlikte ürettiğimiz bir takas senaryosuyla neticelendiriyorum yazıyı. Bynum artı Farmar, Mbenga ve Powell’un biten kontratlarına karşılık Westbrook, Kyle Weaver artı Etan Thomas’ın biten kontratı ve 1. tur pickimiz. Lakers Fisher’la oynamaktan kurtuluyor ve yeni neslin en iyi PG’lerinden birini alıyor. Bynum yerine Odom ilk beşe yerleşiyor. Biz ise pota altı sorununu çözüyoruz. Yazın Kyle Lowry ya da Randy Foye’u kovalıyoruz.

http://twitter.com/alpakbulut