SINAVDA İKİNCİ KAĞIDI İSTEYEN KIZLAR GİBİSİN OTİSCİĞİM, SAKİN OL

 

Orkun ÇOLAKOĞLU
22 Aralık 2010, Çarşamba

 

Otis Smith 2009 NBA Finali’nin birkaç gün sonrasında, o seride takımının en fazla sayı atmış, en yüksek şut ve üçlük yüzdeleriyle oynamış oyuncusunu takımda tutmak konusunda pek ısrarcı ve istekli davranmayıp bir bakıma onun gitmesine göz yumar ve Vince Carter’ın kontratını üstlenirken kafasındaki düşünceler nelerdi? Bugün geriye dönüp bu hareketi eleştirmek zor değil ama o günkü motivasyonunu anlamaya çalışalım. Belki de final serisini 4-1 kaybettikleri için takımın Lakers’ı geçmek için ufak değişikliklerden fazlasına ihtiyaç duyduğu fikrindeydi (Serinin ikinci ve dördüncü maçlarını uzatmada kaybettiler ama sonuca bakınca böyle bir düşünceye kapılmış olabilir). Belki Kevin Garnett’siz bir Celtics’i ancak yedinci maçta geçebildiklerini, Garnett sağlıklıyken onlara karşı ellerindeki kadroyla şansları olmayacağını düşünmüştü. Bunların üzerine belki de Hidayet Türkoğlu’nun o sezonki iyi play-off performansı öncesinde sezonu %41 şut, %35 üçlük isabetleri ve çokça istikrarsız performansla geçirdiğini unutmamıştı. Aynı sezon play-off’a kalamayan, iddiasız bir Nets’te %44’le 20.8 atan Vince Carter’ın iddialı bir takımda –bir zamanlar Toronto’dan New Jersey’ye geçince yaptığı gibi- daha da yürekten oynayacağını düşündü muhtemelen. Bir yandan da maç başına ancak 10 dakika kadar süre bulabilen Marcin Gortat’ı 35 milyon dolara takımda tutuyordu çünkü eline koluna hakim olmayı öğrenemeyen Dwight Howard’ın her an faul problemine girme ihtimaline karşı onun arkasında yedek parça bulundurmak zorundaydı.

Evet, Carter Orlando’da başarılı olamadı, olamadı ki bugün gönderilenler arasında, ve evet, Orlando bir önceki sezon ulaştığı basamağın bir altında. Peki Smith bir yaz önce takımı bozmasa daha iyisini yapabilirler miydi? Sanmıyorum.

Magic’in en büyük problemi, takımın en önemli oyuncusunun o ölçekteki bir oyuncuya göre pek güvenilir ve toparlayıcı olmaması. Howard kuşkusuz büyük bir pota altı gücü. NBA’in en iyi pivotu olduğunu da iddia edebilirsiniz. Ama Orlando kötü oynarken takımı ayakta tutabilen birisi değil Howard. Ayrıca her an faul problemine girebilir, iyi oynuyor derken birden ortadan kaybolabilir, bunların hiçbirine şaşıramazsınız. (En azından şaşırmayın yani bu saatten sonra.) Dolayısıyla yanındaki oyuncuların düzenli bir çizgi göstermeleri ve içlerinden birinin gerektiğinde kontrolü alabilmesi gerekiyor. Şutunun girmediği bir günde oyuna olumlu etki etmesi çok zorlaşmış Carter artık bu iki ihtiyacı da karşılamıyordu. Nelson’ın takımın kontrolünü fazlaca üstlenmesi genellikle hayırlı sonuçlar doğurmuyor; bir Deron Williams-Chris Paul-Steve Nash-Rajon Rondo, hatta oralara gitmeye gerek yok, bir Chauncey Billups değil oyun kumandanı olarak. Lewis 15 sayıyı bulabildiğinde iyi oynadı diye şükrediliyordu. Bunlar takımın All-Star sıfatlı adamları(ydı). Çok da değil, daha iki yıl öncesinin All-Star’ları, toplu halde.

Yazın Chris Paul ve Carmelo Anthony ihtimallerini yoklayan Smith bunlardan bir şey çıkaramayınca sezona sadece ufak rötuşlar yapılmış ve büyük ölçüde korunmuş kadroyla başladı. Baktı ki takım yine ışık vermiyor, kumarı oynadı. Takaslardan ilki, sevgili Selçuk Ormancı’nın güzel tabiriyle bir nevi ‘undo’ hamlesi. Carter’ı yollayıp Hidayet’i geri alarak ve Gortat sigortasından vazgeçerek 2009 yazının hamlelerini iptal etmiş oldu Smith. Sadece Hido’yu takıma tekrar monte etmek için değil, bununla birlikte, hatta daha çok Jason Richardson’ı almak için. Öyle ki, Matt Barnes’ın gidişi sonrası kadrodaki en önemli dış savunmacı konumuna gelen Mickael Pietrus’ü de feda etmek durumunda kaldı bu yolda. J-Rich bu takıma Carter’dan daha faydalı olması muhtemel bir parça çünkü topla daha az ten teması yaşayarak iş yapıyor ve Hidayet’in varlığında bu özellik iyice önem kazanıyor. Nelson ve Hidayet varken “yaratıcı” etiketli, kafaları karıştıracak üçüncü bir oyuncuya ihtiyaç yok.

Daha doğrusu, yoktu...

Ama Smith, gelen haberlere göre Howard’ın isteği doğrultusunda, ayrı bir takasla takıma bir de Gilbert Arenas’ı kattı. Washington’da açık biçimde mutlu olmayan ama iddialı bir takımda farklı bir kafa haline geçebilecek Arenas aslında Orlando için gayet anlaşılabilir bir denemeydi. Ama ilk takası yapmadıkları bir durumda. Gözüken o ki Otis Smith, süperyıldızının ricası olan bu takası yapmamanın onda 2012 yzındaki yeni kontrat döneminde vereceği kararı etkileyecek bir iz bırakmasından korktu ve alelacele Arenas’ı da alıverdi. Oysa Howard istiyor diye ya da takımın ihtiyacı olduğunu düşündüğünden, sebep her ne olursa olsun bu takas için biraz daha bekleyebilir, öncelikle Hidayet ve Richardson’lı takımın gidişatını, Hidayet’le tekrar oynamanın Lewis’in oyununa nasıl etki edeceğini izleyebilirdi. Nasılsa Arenas’ın 2014’te bitecek olan, şu anki oyun değerinin çok üzerinde kontratını almaya niyetli bir başka takım yoktu ligde. Ayrıca yakın geçmiş süperyıldızların gönlünden geçen hamlelerin takımlar için yanlış kararlara dönüştüğüne/dönüşebileceğine, panik durumlarında onlara pek de kulak asmamak gerektiğine dair çarpıcı kanıtlar içeriyor. Mesela Kobe Bryant’ın yapılmadığı için eleştirdiği Jason Kidd-Andrew Bynum takası... Ya da LeBron’un Cleveland’a çok istediği, hatta basına tanıtım töreninde hazır bulunduğu, lakin sezonda takıma faydalı olmak bir yana çoğunlukla ayak bağı olan Shaq... Biraz geriye gidersek, Michael Jordan’ın kankası Charles Oakley gönderildiği için bozuk çaldığı ama Bulls’un ilk üç şampiyonluğunda kilit rol üstlenecek olan Bill Cartwright’ı getiren takas...

Arenas’ın oyun stiliyle Nelson ve Hidayet’in yanına pek de uymaması bir yana, Gortat’dan sonra Lewis’in gönderilmesiyle Orlando kadrosunda ana rotasyonda sırıtmayacak uzun oyuncu sayısı ikiye indi. Malum, Howard ve Bass. Lewis de belki tam bir dört numara değildi ama yine de alışmıştı o görevi yapmaya. Hidayet’in bu sorumlulukla pek rahat olamadığını kısa Suns macerasında gördük. Ayrıca Stan Van Gundy de onu dört numara olarak kullanmayacağını söyledi, sonrasında daha ikinci maçtan aksi yönde hareket etse de. Bunun yüzü dönük oynayan Nowitzki’ye karşı istisnai bir görev olduğunu ve üç numarada devam edeceğini düşünürsek, takımın en az bir güvenilir uzun bulması şart. Aranan kan kadro içerisinden çıkar mı, o isim Daniel Orton, Earl Clark, Ryan Anderson ya da Malik Allen olur mu? Batug.com’da yazıyorum, acı yazıyorum: Olmaz.

Yeni oyuncuların adaptasyon sürecinde en önemli dezavantajlardan biri de Van Gundy’nin sabırsızlığı. Kendisinin bir koç için fazla şüpheci ve güvensiz olduğunu düşünüyorum. Puzzle yapar gibi parçaların yerlerini sürekli değiştirecek yüksek ihtimalle. Ne yazık ki onun işinde doğrular bu yöntemle bulunmuyor. Bu panik hali sezonun devamında görevinden olmasına da yol açabilir. Smith’in yerinde olsam sırf Van Gundy faktörünü düşünerek bile Arenas hamlesini hemen yapmamaya karar verirdim. Koç için çok zor bir durum oluşturdu. Ne yapacaklarını, nereye gidebileceklerini pek kestiremiyorum. Smith’in kendisine ve takıma tanımadığı zamanı biz kendimize verelim, biraz izleyelim ve öyle konuşalım.

Kısaca Phoenix’e de değinmek gerekirse... En skorer oyuncularını göndermiş olsalar da bence iyi bir takas yaptılar. Her şeyden önce ikinci bir pivota ihtiyaçları vardı ve Gortat’dan daha iyisini bulmaları zordu. Gortat atlet ve eli top tutan bir adam, sadece ham bir fizik değil. Şahlanıp büyük bir yıldıza dönüşmez ama en azından Robin Lopez kadar faydalı olacaktır. Onu alabilmek ve Hidayet’in kontratını da gönderebilmek için Richardson’ı kullanmak zorunda kaldılar ama yatmaya gelmemişse Carter bu takımda Orlando’dakinden daha faydalı olur. Hidayet’e de son dönemde ikinci beşin oyun kurucusu gibi bir rol verseler de aslında pek ihtiyaçları yoktu. Goran Dragic’in çıkışı sonrası Leandro Barbosa fazlalık haline gelince, biriken alışveriş puanlarının geçerli olduğu son günde, öyle çok da kullanılmayacak bir şey alır gibi almışlardı zaten aslında. Pietrus Suns’ın gereksinimlerine daha fazla karşılık veren bir oyuncu ve işlerini görecektir.

Washington ise Arenas’tan kurtuldu, kontratı bir yıl erken biten ve son yılı tam garantili olmayan, üstelik problemsiz, takımda iş görecek bir oyuncu aldılar. Daha ne olacaktı ki?