IVERSON GÜNLÜĞÜ VE 2010 OLİMPİYATLARI

 

ozanaydin21@yahoo.com
27 Kasım 2008, Perşembe
Sevgili Can Ege’nin yazısını okuduktan sonra, içimde yazma isteği doğdu yine; yazının iyi veya ilham kaynağı olmasından ziyade, neredeyse bir sezondan fazladır geyikleri dönmekte olan 2010 yazı dahilinde olacaklar üzerine herhalde en çok sıkıntı çekenin bizzat kendisi olması diyebilirim, sebep olarak. Öyle ya, NBA’deki takımların neredeyse yarısı hazırlık yapıyor, LeBron kisvesi altında mevzubahis serbest oyuncu kısa parkur havuz olimpiyatlarına.

Biraz da 2010’u beklemeyen takımların önüne geçti sanki bu hadise, mesela bakıyorum, mis gibi bir Lakers var sezonun ilk çeyreğinin ortalarına yaklaştığımız bu günlerde; yine mis gibi bir Celtics var, geçen gün yine alışık olmadığımız şekilde 90+ sayıyı ve rakibe 20+ farkı daha son çeyrek sularına dalmadan atan bir diğer seyredilesi takım. Daha da önemlisi, LeBron’lu Cavs var, kaybettikleri takımlar kağıt üzerinde üstlerine yazılan takımlar olsa ve bu canlarını sıksa da, Lakers ve Celtics ile ligin en dişli üç takımı arasına girmiş ve diğerlerinin bulunduğu yerden biraz sıyrılmış bu grupla birlikte. Televizyonlarda ise adamın şu anda ne yapmakta olduğundan ziyade, 2010 yazında ne yapacağı konuşuluyor.

2010 olayına daha derinlemesine girmeden, evvelindeki takaslara dikiz: Detroit acquires Allen Iverson from Denver in exchange for Chauncey Billups, Antonio McDyess and Cheikh Samb / New York trades Zach Randolph and Mardy Collins to the L.A. Clippers for Tim Thomas and Cuttino Mobley / New York trades Jamal Crawford to Golden State for Al Harrington.

Denver tarafı

Takım geçtiğimiz sezon ve ona mukabil sezonda, elindeki geniş kadroyla sahada neredeyse hiçbir şey üretemeyen, buna rağmen taraftarın sevgilisi -ve olası Lakers eşleşmesinde daha fazla asılması muhtemel- Warriors’ı playoff dışına itmesiyle, hatırı sayılır derecede antipati toplamıştı. Savunma yapmak tabirini defterden silen ve bu motto ile başarı elde eden yegâne koç olmak isteyen Karl’ın soyunma odası feveranları, oyuncuların vurdumduymaz tavırları, efsane diye anılan Iverson’ın seride bir maçı bile çalamaması gibi kötü anılara; takımın en mülayim oyuncusu olan Camby’nin hiç karşılığında gönderilmesi eklendi ve NBA sevenler tabiri caizse takıma bozuldular.

En büyük sorunu imaj olan, saha içindeki sorunlar dışında saha dışında da bir o kadar savsak görüntü çizen Nuggets’tan, bu yıl ne köy ne kasaba olur diye düşünüyorduk. “1” bile matematik işlemlerinin bazılarında kilit rol oynarken, bu sevilmeyen oyuncu topluluğunun playoff yarışında söz sahibi olması beklenemezdi. Şöyle piyasayı bir çalkalayıp, biz yorumculara “aa Denver’ın takasa bak, ne diyeceğimi şaşırdım, ters köşe oldum vallahi” dedirtecek bir hamle yapmaları elzem olmuştu.

“Mâli meseleler” diye dolmayı ağzımıza tıkan, takaslara oyuncu bazında bakmamızı neredeyse yasaklayan bu biten kontrat çılgınlığı ile geçiştiriverdiğimiz Camby peşkeşi, bu takasa tripod olmuş demek mümkün şu anda. Iverson’un 22 milyon dolarlık kontratının bittiğini uzun zamandır biliyorduk elbette, takıma bakışımızdaki pozitif sinyaller de o kontratın sonucuydu biraz. Meğer Denver’ın niyeti onun karşılığında biten başka bi kontrat + yetenekli bir oyuncu almak değilmiş, doğru takasla yeni bir yapı ve tekrar playoff imiş hedef.

Bu takası pekâlâ Camby takasını hiç yapmadan, veya onu yapmadan önce de yapabilirlerdi. Fakat Billups’ın alınmasıyla, elindeki kol gibi kontrat sayısı beşe çıkacak olan Nuggets’ın, oluşan pozitif görüntünün yerini, Camby’i çer-çöp karşılığında göndererek, çatlak seslere bırakması da koltuk durumlarını riske sokardı.

Billups’ın ne, kim olduğunu biliyoruz. Bir takımın çehresini tek başına değiştirebileceğini de biliyoruz. Pistons’ın takasın evveli itibariyle en kilit oyuncusu olduğunu da söyleyebiliriz; gelgelelim kontratı sene sonunda ipi kuşağı yere bırakacak Dumars’ın kalem-kağıdına fazla geldi belli ki; uzun kontratlar konusunda batan balık tavrını korumak durumunda olan –Kenyon ve Nene sayesinde elbette- Nuggets da, yaklaşık iki sene evvel Miller-Iverson takasıyla girdiği yoldan hafif hasarlı, ama daha stabil bir yapıyla çıkmış gibi görünüyor şimdilik.

Cemal adında bir çocuk

En son parmak tuşa gittiğinde, Warriors’un önce Nelson’la anlaşarak itiraz için kalkan bütün elleri indirmesini takdirle karşıladığımı açıklamıştım. Baron gittiği yerde kaybediyor olsa da, mutludur diye tahmin ediyorum; Warriors ve Baron’un haleflerinin de mutlu olmak için bir yol bulması gerekiyordu bu durumda.

İlk işlem de Harrington’ın yollanmasıydı, sene başından beri arıza çıkarıyordu herif, Dallas zaferinde olduğu kadar önemli bir parça olmak istiyordu, Magette takviyesiyle bu imkânsızlaşmıştı tabii. Adam hafiften piyasaya sürülünce, “kim alır lan Al Harrington’ı?” demiştim, kontratının 2010’da bittiğini bilmiyordum tabii.

Bu kontrat hadisesine son bir kez değinmek ve spor müdürü yorumları yapmayı bırakmak istiyorum. GM’lik dediğimiz işin, oyuncu izleme, öngörme, draft ve takım kimyası gibi faktörler kadar, finansal yapıyı dengelemek ve cap sınırını aşmadan iddialı bir takım kurabilmek gibi zevk-ü sefa beklentisiyle televizyon karşısına –ya da olay yerinde olup tribündeki koltuğuna- kurulan seyirciyi ilgilendirmeyen hadiseleri de içerdiğini elbette ki biliyoruz; ancak ve ancak bu işin hangi noktada, hangi gerekçelerle devreye girdiğine de bağlı.

Hedeflenen noktaya ulaşamayacağı öngörülen/görülen bir kadronun yeniden yapılanmasını, kadrodaki bütün kontratların eden çıkarılması ve sil baştan yapının düzeltilmesi ile çözmek, bana biraz kolaya kaçmak gibi geliyor. Tıpkı elini çabuk tutup 2010’a tek kontrat bırakan Walsh’un, Zach-Marbury-Cemal-Q-Curry gibi adamların en azından birinden yahut ikisinde verim alarak bir canlanmayı gerçekleştirmemesi gibi. Petrie, Paxson, Sund, Bower da böyle yaptılar.

Warriors’a olan sevgimi katlayan, zaman zaman hayranlık boyutuna taşıyan da, Don Nelson’dan kaynaklanan, oyuncu koruyan bakış açısı. Stephen Jackson da, Matt Barnes da, Jason Richardson da, Al Harrington da bir baltaya sap olamamış adamlarken; Don Nelson onlara yeterli saygıyı ve baba şefkatini gösterdi, takımını sahiplendi ve şimdi, misal, Kaptan Jack bu sezonu, çoğu yıldız oyuncuyu kıskandıracak rakamlarla geçiriyor (22-4.5-6.5) ve bunu sadece 27 milyon dolarlık bir uzatmaya minnet ederek gerçekleştiriyor. Adı da Kaptan Jack.

Cemal’le devam edelim. Bütün kariyerini patlayıcı ve yetenekli, ama sinir bozucu derecede fazla top kullanan skorer olarak geçirdikten sonra, harbiden patlamak için bundan iyi bir takıma gidemezdi heralde. Şimdi, eskisi kadar şut atsa, hatta daha fazla atsa bile, oyunu yönlendirme ve pas özelliklerini yansıtması için yeterince fırsat kalacak. Daha da güzeli, bu takas sonucunda Nelson’ın kafasında da kadro konusunda netlikler oluşacaktır, Monta gelince Monta-Cemal-Jack-Maggs-Andris beşini kullanacakları az-çok tahmin edilebilir. Monta gelene kadar Morrow-Watson-Williams ikilisinden düzgün katkı çıkarırsa, bence playoff’a kalacaklar ve 2007 kadrosundan daha potansiyelli ve daha derin bir kadro kurmuş olacaklar.

Olaya mâli baktıkları için New York’u yargılayamasam da, Marbury konusunda sergiledikleri tutum nedeniyle benim gözümde sabıkalılar. Bu takas, oyuncu bazında tek taraflı bir takastır, ek olarak da Warriors’u hatırı sayılır derecede güçlendirmiştir.

Clippers babandır

Clippers’ın playoff hedefiyle yola çıkma fikri, Brand’in Sixers ile anlaşmasından sonra rafa kaldırılmalıydı; en nihayetinde yaptıklarına zaten anlam veremiyorduk, bu sebeple şu anki takasın üzerinde düşünmek de yorucu oluyor.

Öncelikle, takasla, cap’le falan çok alakalı olduğunu düşünmüyorum durumun. Başarıya alışkın olmayan yapılar, başarıyı görünce paniklerler ve doğrulardan uzaklaşırlar, bunun örneklerini gördük. Mike Dunleavy’nin bu ligde hâlen nasıl koçluk yaptığını anlamakta güçlük çekiyorum, potansiyeli çok daha yüksek olan Portland kadrosunu (Stoudamire-Steve Smith-Pippen-Sheed-Sabonis / Bonzi-Schrempf-Grant vs) Lakers karşısında bir çeyrek daha idare edemeyen; arkasında, neredeyse anca toparlanan bir takım bırakan Dunleavy, Clippers’taki senelerinde de yüksek potansiyelleri eriterek geçiriyor.

Baron-Mobley-Thornton-Camby-Kaman beşi, 2-11 gider mi yahu? Ya da playoff amacı güden bir takım, Ricky Davis’e kontrat verip, bir de ilk beş çıkarır mı? Chris Kaman’ın aradaki 11 sayı – 7 ribaundluk mistik sezonuna açıklama getirilemiyor, şimdi onu da takas edecekler herhalde. Camby’nin onu pek fazla etkileyeceği yok, olumlu ya da olumsuz yönde. Zaten garibim, bozuk organizasyonlarda yıllarca kapasitesinden fazlasını yapmaya zorlandı, hakkını da verdi ama iyi bir takımda oynamadan basketbolu bırakması içimi acıtır. Zach, gerçek anlamda dört numara olmadığı için mi alındı, Gordon’un önünü açmak için yorganı mı yıktılar, bu daha büyük bir takasın işareti mi, bunlar soru işareti. Zaten Dunleavy gitmeden hepsi yalan.

Cap space güzel de, Iverson’a hoş geldin deseydin?

Takasların en dikkat çekici olanı zirveyi ilgilendireni, Iverson’ın Pistons’a gelmesi. Daha önce bir takasını yazmış, olumlu beklentileri arka arkaya dizmiştim. Mâlumunuz, Denver kariyeri pek parlak geçmedi Allen’ın, Pistons elbette ki daha derli toplu bir takım, nasıl maç kazanılacağını biliyorlar, genel anlamda daha iyi bir dönem geçirmesi muhtemel.

Pistons hangi boyutta gelişir, hangi boyutta geriler? Öncelikle savunma konusunda geri adım attıkları kesin. Birbirini çok iyi tanıyan ve savunmayı da, hücumu da artık gözü kapalı yapacak duruma gelmiş Pistons’ın, yıllar yılı şanını yürüten savunması, Billups’a göre çok daha kalıpsız ve savunma yapmayı da sevmeyen bir adamla yürümez.

Iverson’ın, hücumda da Billups’ın yükünü sırtlayabileceği konusunda şüpheliyim. Billups çok daha iyi bir şutördü ve birebirde skor üretme işini Rip ve Wallace’a bırakıyordu. Rip kullandığı top sayısındaki azalmadan şikayetçi, zaten takasın en çok arıza çıkaran adamı oldu, haklı da. Çok efektif oynarken, oyununu etkileyecek bir takas yapıldı.

Sheed ise, Rip’in aksine, iyi sahip çıkıyor, aynı yolun yolcusu ikisi de nasıl olsa, tek fark Sheed’in yüzüğü olsa gerek. Boston maçından önce, beraber bir söyleşi yaptılar, meşhur John Thompson ile. Şampiyonluğu ne kadar istediklerinden, fedakârlık yapmaya hazır olduklarından falan dem vurdular. Bir kere Sheed, yalan söyleme kardeşim, şampiyonluğu Iverson kadar isteyemezsin, istesen görürdük zaten, sahaya bakınca. Allen, sen de maval okumayı bırak artık, zaten fedakârlık yapsan da pek bir şeyin değişmeyeceği fiziksel duruma geldin, o yüzden sus, topunu oyna.

Bu arada Dice da geri döneceğini açıkladı, böylece takas Iverson for Billups oldu diyebiliriz. Mâli açıdan, Sheed’in biten kontratının üzerine bir tane daha eklendi, 34 milyon dolar düşecek seneye, yine de 30 milyon küsür ödeyecekler devam edenlere. Ancak, Pistons’ın sil baştan yapacağına, ya da LeBron peşinde koşacağına inanasım gelmiyor, gelecek sezonu tamamen çöpe atmak demek bu, hem de Tayshaun ve Rip hâlâ takımdayken. Gerçi peşinden koşacakları tek isim LeBron da değil, bir sürü baba oyuncu açıkta olacak, ancak bu iki sezonu durup dururken pas geçmek demek, şampiyonluk şansı birkaç eklemeyle mevcutken. Bu takas ancak Iverson ve Sheed gelecek sezon minimum’a imzayı basarlarsa olumlu konuşulacak bir durumda.

New York, New York

İştah açıcılarla başlayalım. Tim Thomas ve Al Harrington Knicks formasıyla ilk maçlarına çıktılar, hem de LeBron’un mahalleye indiği akşam. Seyirciler de doğal olarak LeBron ile ilgilendiler. Cuttino Mobley ortalıkta yoktu, kalbindeki problem nedeniyle oynamasının sakıncalı olduğu açıklandı, bu sene oynamama ihtimali olduğu kulaktan kulağa yayıldı. Bu herif Clippers’ta nasıl oynuyordu yahu? Nate Robinson sakatlandı, bir hafta yok, bu da iyice içler acısı hâle soktu kadroyu.

Fena bir mağlubiyet oldu, ilk yarı 67-36 bitti, LeBron 26 sayı atmak için 30 dakikayı yeterli gördü, TT yeni/eski formasıyla ilk üçlüğünü üçüncü çeyreğin ortalarında göndererek farkı 27 sayıya indirdi, yine de, elini kendi suratının önünden sallayarak “get outta my face” demekten geri kalmadı. O anı izlerken kendimi özel hissettim, tahmin ediyorum tribündeki seyirciler de aynı şekilde hissetmişlerdir, sonuçta tıpkı Kareem’in hook atışı, Jordan’ın fadeaway’i, Drew Gooden’ın dip çizgi şutu gibi, marka hâline gelmiş bir eylemi klasikleştiriyor herif.

Bu maç için, Marbury eşofmanını giymiş ve hazırdı. Onun oynayıp oynamaması garip bir hikâye, sezon başında bu tip hamleleri pozitif olarak görmüştük, tabii LeBron davasına, herifin boş olmasına 585 gün kala gireceklerini tahmin etmiyorduk. Bir de sonuçta beraber çalışmış adamlar zamanında, kısa süreli ama az sancılı, iyi biten bir muhabbetti ikisininki. Ama adamın kontratının bitiyor olması, sorunlu bir oyuncu olması, aldığı parayla takımın sahibine havale geçirtmiş olması, adama bok gibi davranma hakkını vermiyor D’Antoni ve Walsh’a. Bakınız ne demiş Marbury:

"The only thing I'm at liberty to say is that I was told that they were moving forward, and I'm not the person who chooses who plays or doesn't. Refusing to play is when the coach tries to put you in the game and you say you're not going in. If he asked me to go into the game, I was going into the game. That's why I taped my ankles."

Bu açıklama, birkaç gün önce D’Antoni’nin ağzından çıkan şu cümleleri takip etti:

"When the trades went down this afternoon, I said, 'Look Steph, one of the principals are gone, Jamal Crawford. There's 30 to 35 minutes out there, and they're yours if you want them. Are you ready to go?'" According to 'Antoni, Marbury said he "wasn't comfortable with the situation, and he did not want to play. So at that point, I go, 'O.K., that's your decision, and that's fine.' That's it."

Kimse kusura bakmasın, ben Steph’e inanırım, hele ki, takaslardan sonra gelen şu yorumlar üzerine;

D’Antonio şöyle buyurmuş: "I really want to dispel the notion that we did it to clear [cap space], which we did. Obviously, we have a long-term plan and that was the plan the very first day. But we're not throwing this year away or thinking that we're not going to make the playoffs, that we're waiting for three years. We're going to go out and develop this team and really fight hard to make the playoffs."

Bunun üzerine, Walsh diyor ki; "Opening up cap space down the road for us is a big plus on our side, and I hope our fans understand that can give us an opportunity to make the team better according to the plan that I've outlined. And so I'm trying to be true to what I've said from Day 1."

Takımın uzun ve kısa skor liderlerini, aynı anda, cap boşaltmak için takas etmelerini anlıyorum, doğru bulmasam da. Ama bunu yapmak için seçtikleri zamanlama pek mantıklı değil. Bu noktada, Marbury’e yapılan muamele daha da garip bir hâl alıyor. Playoff dolmasını sunması ayrı bir kepazelik. Marbury’nin söylediklerini duyduktan sonra da bunlar çıkmış D’Antoni’nin ağzından:

"He was in a tough situation. I'm not mad at Steph. But that's enough of the talk because it is a distraction and we need to go forward and we have a new team coming in and we're going to get this done."

Hadi canım! LeBron’u böyle mi kandıracaksınız, a dostlar?

2010 Olimpiyatları ışığında James ve diğerleri

Dwyane Wade (O), Chris Bosh (O), Joe Johnson, Tracy McGrady, Ray Allen, Steve Nash, Manu Ginobili, TJ Ford, Marcus Camby, Mike Miller, Brad Miller, Rafer Alston, Luke Ridnour, Darko Milicic, Steve Blake, Travis Outlaw, Larry Hughes, Chris Duhon, Earl Watson, Ben Wallace, Amir Johnson.

Bunlar, 2010’da serbest oyuncu havuzunda olacak isimlerden bazıları, eğer takımlarıyla kontrat uzatmazlarsa. Ben garanti gördüklerimiz yazdım aslında, daha var yani.

LeBron’un içinde bulunduğu durum, fazlasıyla sunî bana göre, daha önceki yazımda Cleveland’da kalacağını söylemiştim, bunun için –unrestricted olan her yıldız oyuncu için de görüşlerim aynıdır- bazı gerekçelerim de var.

Etki-tepki boyutundan bakarsak, Knicks –ya da Nets, Pistons, diğerleri- ve adamımız arasında, diğerine şiddetle ihtiyaç duyan taraf Knicks. LeBron da bu durumdan haz alıyor gibi hissediyorum, herkese bir parmak bal çalmaya devam ediyor. Gelgelelim, LeBron’un iş adamlığı konusunda marka haline gelmesi ve bütün sponsorluk anlaşmalarında parsayı katlaması için New York ya da Los Angeles’ta oynaması gerektiği argümanı da, bana çikolata ile çocuk kandırmak gibi geliyor.

Cavs, Pistons’ı elemeden önce, adamın etrafını dengesiz oyuncularla çevirip, başarılı ve mutlu olacağı bir ortamı kendisinden esirgeyen yönetim; akabinde lüks vergisini de ödemeyi göze alarak, takaslar ve draft vasıtasıyla gayet mücadeleci ve sezon sonunda şampiyonluğu kovalayabilecek bir ekip kurdu. Bu sezon da All-Star arasına kadar büyük bir takası daha kovalayacaklarını görmek için de ciddi bir takipçi olmaya gerek yok. LeBron da salak değil, durumu görüyor elbette. Bosh ve Wade ile “2010’da New York’tayız” şeklinde bir pakt imzaladılar mı, bilemiyoruz ama bu son yazdığımla birlikte bütün senaryolar, dedikodular ve demeçler, bana sürüden koyun ayırmaya çalışmak gibi geliyor.

LeBron’un, NBA’den ve sponsorluk anlaşmalarından falan gelirini katlamayı pek de düşündüğünü, bu konuda hırs yaptığını zannetmiyorum. Böyle bir planı olsa bile, bunu gerçekleştirmek için büyük bir şehire kapak atmaktan ziyade, parmağına yüzük takarak gerçekleştirebileceğini, daha önceki örneklerde de gördük.

Nike’nin –ya da başka bir sponsorun- ona özel bir marka oluşturması, daha fazla reklamda oynaması, önümüzdeki 15 sene boyunca “gelmiş geçmiş en iyi oyuncu” rozetini takması için, New York bir gereklilik değil. Zaten hangi New York oyuncusu, böyle bir apolete sahip ki? 90’ların ortasında ve sonunda iki kez final oynayan takımın neferleri John Starks ve Latrell Spreewell çok mu övgü topladılar, kariyerleri iyi yönde şekillendi de bu söylentileri yutuyoruz? Franchise tarihinin en büyük oyucularından Patrick Ewing bu takımdan ne şekilde gönderildi, gittiği takımlarda ne gibi muamelelerle karşılaştı, şimdi New York’un çevresinden geçiyor mu deplasmanlar dışında, hiç düşündük, ya da unuttuk mu?

Aksine, çok zeki bir insan olduğundan şüphe duymadığım LeBron, bu suni piyasayı sürekli alevleyerek, tıpkı Bill Simmons’un da son yazısında değindiği gibi, milletin 2010 sevdasına kapılıp kadrolarını boşaltmasını, pek çok takımın kimyasının sarsılmasını ve Cleveland’ın 60+ galibiyetlik normal sezon derecesi ihtimalindeki artışı, büyük bir keyifle izliyordur diye tahmin ediyorum. Misal:

Delonte West: LJ, duydun mu, Pistons Rip Hamilton’ı Bucks’a yollayıp Luke Ridnour ve Malik Allen’ı almış…
LeBron James: Ya hadi abicim, bıktım senin 2010 esprilerinden.
DW: Valla abi, batug.com’da okudum?
LJ: O zaman ilk taksiye atlayıp geliyosun, tekila bong yapıcaz!


Gibi.

Diğer yandan, yine takımlarından ayrılmayacaklarını düşündüğüm Wade ve Bosh da bu durumdan haz ediyordur heralde, kısmen de olsa faydalandıklarını düşünürsek:

Dwyane Wade: Olm bi’ bomba attık anlaştık diye, nasıl yediler aklım hafsalam almıyo?
Chris Bosh: Sorma ya, geçen bizim kapıcı bay Cingılbört de sordu, taşınıyo musun iki seneye diye, he dedim, gözleri doldu.
DW: Ya ajan, iyi mi yapıyoruz kötü mü yapıyoruz ben işkillenmeye başladım, bu kadar adamın hayaliyle oynuyoruz, yazıktır, günahtır.
CB: Olm ne yazığı, ne günahı, biz yabancıyız, yabancılarda günah olmaz.
DW: Auch auch auch!

falan…

Üstelik kazın ayağı bildiğiniz gibi değil. Yani perdeli!

Görüşmek üzere.

Fotolar: yahoo sports, tnt overtime