hoops
blues

Ozan AYDIN

Yeni bir hikâye

NBA bünyesinde son yıllarda gerçekleşen en önemli takasın üzerinden bir ay geçti. Muhtemelen spor dışı haber servislerinde, almanaklarda ve hatta haber kanallarının altyazılarında özel bir yere sahip olmuş-olacak bu karar ve uygulama her ne kadar zaman aşımına uğrayıp üzerimizdeki etkisini kaybetmiş olsa da, geçen hatırı sayılı süreden sonra bir kez daha irdelemenin faydası olur, zararı olmaz.

Takasın kahramanı

Allen Iverson, Philadelphia 76ers bünyesinde 10 yıldan fazla süren kariyerinin ve sayısız takas söylentisinin ardından, 19 Aralık itibariyle Denver Nuggets oyuncusu olarak yoluna devam ediyor. Bir Sezon MVP'si ödülü, bir Yılın Çaylağı ödülü, iki All-Star MVP ödülü, bir NBA Finali, dört Sayı Kralı ünvanı bir kenarda dursun. Iverson, "yüzük kazanmamış efsane oyuncular" arasında kendisine ayrıcalıklı bir yer edindiği, kariyerini aynı takımda tamamlamış sembol yıldızlar arasında ilk sıralarda anılacak kadar özdeşleştiği, muhtemelen sahip olduğu basketbol klübünün "gelmiş geçmiş en önemli oyuncusu" olabileceği -ki bir 76ers oyuncusu için bu ünvanın ne kadar önemli olabileceği ortada- şehirden ayrılmış oldu, bu takasla birlikte.

Iverson'ın yolculuğu

Önce biraz Iverson'dan bahsedelim. Bu yazıdan çok daha uzun ve derinlemesine bir incelemeyi hakeden, kariyerine işlediği 28 sayı - altı asistlik ortalamaların tarifte yetersiz kaldığı bir oyuncu o. Klişeleri arkasında bırakmış; süperstar olmanın ötesinde, NBA tarihinde şimdiden kült bir karakter olmuş, yıllar boyunca attığı her adımla ses getirmiş ve sayısı tahmin edilemeyecek çokluktaki hayran kitlesine kendisini izlemek için bir sebepler silsilesi vermişti. Oynadığı basketbolun eşsizliği ile sadece kendisini değil, 76ers takımını da, basketbolu onun gibi sevenlerin uğrak yeri haline getirmişti. Sayısız takas söylentilerinin tamamını şehre olan sevgisini dile getirerek yalanlamış, her seferinde ne olursa olsun 76ers oyuncusu olarak basketbola nokta koymak istediğini anlatmıştı. Olmadı.

Iverson NBA tarihi için niye çok önemlidir? Niye Vince'in, T-Mac'in, Hill'in, hatta Kobe'nin sahip olamadığı kadar büyük bir isme sahip olmuş, nasıl Jordan gibilerinin klasmanına Jordan'dan farklı bir yol takip ederek yükselmeyi başarmıştır? Nasıl olur da, bu kadar aykırı bir karakter olmasına rağmen ligdeki bütün ezeli rakiplerinin saygısını kazanmış, hatta bildiğimiz tabirle “abi” seviyesine gelmiştir? Sebebi çok basit, aynı zamanda Iverson'ın basketbol kariyerinin tamamını takip etme şansını yakalamış basketbolseverler için de keyif verici.

Lige geldiği zaman Michael Jordan'ın son krallık dönemiydi ve ligin sonraki dönemine hükmetmek isteyen basketbolculara da ona karşı iyi performanslar sergilemek için bir fırsattı. Bununla birlikte, ligin nba.com ve uluslararası yayınlar ile birlikte dünyaya gerçek anlamda açıldığı bir geçiş süreci yaşanıyordu. NBA yönetimi de Jordan'ın yerini doldurabilecek süperstar adaylarını dört gözle bekliyordu. Grant Hill'in tüm iyi özellikleri ve üstün basketbol yetenekleriyle ön plana çıktığı anda Iverson peydah oldu. Gettodan gelmesi, sokak ağzıyla konuşması, dövmeleri ve sokak basketbolcularını andıran oyun tarzıyla, NBA'in yeni Jordan rolünü biçtiği sporcu profiline tamamen tersti.

Tüm bunların üzerine, Jordan olamayacağına dair görüşlere ve laflara cevabını 12 Mart 1997'de sahanın içinde ve bizzat Jordan'ın karşısında vermeyi tercih etmesi, Iverson'ı bir anda ligin sevilmeyen oyuncusu haline getirdi. Ama gerçek şu ki, Iverson ne Jordan, ne de ondan önceki herhangi bir efsane oyuncuyla kıyaslanmadan kendi ismini oluşturmak istediğini daha o günden anlattı ve dediğini yaptı. Ligin yıldız oyuncu profiline taban tabana zıt düşmesine rağmen, bireysel anlamda ulaşılabilecek en üst noktaya, yani Sezon MVP'si ödülüne ulaşmayı başardı, hem de lige girerken seçtiği yoldan sapmayarak.

Bugün Iverson, kendi özel markasına sahip olan, All-Star maçlarının garantili ilk beş isminden ve lig tarihinin en önemli oyuncularından biri. Shaquille O'Neal'a göre lig tarihinin en iyi beş oyuncusundan biri. Benim şahsen canlı (televizyondan yani) izlediğim en özel beş oyuncudan biri (Shaq, Nash, Nowitzki, Bodiroga da diğerleri). "Özel" derken kastım yetenek değil, izlerken bir daha benzer özelliklere sahip bir oyuncu izleyemeyeceğinizi hissettiren biri Iverson. Bir daha onun gibi kusursuz bir atlet geleceğini düşünen varsa, buyursun tartışalım. Kariyerini Amerikan Futbolu'nda yönlendirse muhtemelen yine efsane olacak bir insandan bahsediyoruz.

76ers'ın kararı

Bu tip oyuncuları takas ederken çok düşünmek, çok ince eleyip sık dokumak gerekir. 76ers yönetimi Iverson ile birlikte başarıya ulaşmak için her yolu denediğini düşünmüş olsa gerek. Onun yanına ikinci, hatta üçüncü skorer koymak bunlardan biri. All-Star bir uzunla takım haline getirmek bir diğeri. Başka bir takımın franchise oyuncusunu getirmek bir diğeri. İplerin tamamını ona teslim edip etrafını ağır işçilerle donatmak ya da genç ve potansiyelli oyuncuları serpiştirip ligin en tecrübeli koçlarından birinin yönetimine bırakmak vb. bütün akla gelen mantıklı hamleleri yaptılar. Ulaştıkları, kazanmalarının imkansız olduğu bir NBA Finali oldu.

Tüm bu verileri Iverson'ın basketbol mentalitesiyle birleştirmek gerekir. O, ne olursa olsun sahada herşeyini ortaya koyan, sakatlık gibi bahanelere sığınmayıp her maçında verebileceği katkıyı veren, kötü şut attığı akşamlarda bile mücadele etmemek gibi bir ithamla asla eleştirilemeyecek bir oyuncu. Ligin en önemli skoreri aynı zamanda bu adam, asist rakamları da son iki sezonda ortada... O zaman bir yanlışlık olmalı bu işte.

Benim düşüncem, 76ers'ın Iverson'a sunduğu şartların daima durumun gerektirdiğinden daha alt sınıfta seçenekler olduğu yönünde. Teker teker incelersek;

-- Yanına başka bir süper yıldız koymak için seçtikleri Webber bir sene evvel dizinden çok ciddi bir sakatlık geçirmişti ve performasında ciddi bir düşüklük yaşıyordu.

-- Etrafına genç ve potansiyelli oyuncular serpiştirdikleri dönemlerde bu oyuncuların gelişimini sağlayacak doğru koçu seçemediler.

-- Özellikle NBA Finali oynadıkları dönemde yakaladıkları doğru kimyayı, o tip takımların bir sonraki sezon yaşayacakları olağan düşüşü hesap etmeden, yanlış hamlelerle bozdular.

Tüm bu beyin jimnastiğine rağmen ortada tek bir gerçek var ki, Iverson ile başarılı olmak için denediler. Şu anda Iverson'dan geriye kalan kadroya bakarsak, seneye biten kontratı ile iyi bir takas malzemesi olacak Webber ve genel olarak herkesin potansiyelini kabul ettiği genç oyuncuları var. Bu senenin draftının derinliğini düşünürsek, Iverson'ı yollamak için doğru bir zaman olduğunu inkâr edemeyiz.

Elimizdeki verilerin ışığında takası değerlendirelim. Önce 76ers.

Limit gökyüzü... Ulaşabilirsen!

Iverson'ın karşılığında Andre Miller, Joe Smith ve iki adet draft pick aldılar. Smith biten kontrat klasmanına giriyor, ki bunun 76ers'ın istediklerinden olduğunu biliyoruz. Onun yaklaşık yedi milyon dolarlık kontratıyla birlikte Sixers seneye Jamal Mashurn, Todd MacCulloch, Alan Henderson ve Greg Buckner'ın kontratlarından kurtuluyor (29 milyon dolarlık bir rahatlama). Önümüzdeki sezon ise ellerinde Webber ve McKie'nin biten kontratları olacak (yine 29 milyon). Webber'ı buy out vasıtasıyla açığa çıkartıp yollamalarının ardından, lüks vergisinden ve ona verecekleri paranın da bir kısmından kurtuldular. Ortada mâli açıdan müthiş bir çekicilik var.

Miller önemli asist potansiyeli bulunan, pasörlük dışında hücum silahı olmasa da etrafındaki genç oyuncuların gelişimine ve saha içindeki performanslarına önemli katkıda bulunabilecek tecrübeli bir oyun kurucu. Özellikle takım hızlı basketbol oynamaya karar verirse (ki eldeki malzeme bunu gösteriyor) önemli bir isim aldıkları gerçek. Iguodala ve Dalembert'in koşma konusunda ne kadar başarılı olduklarını biliyoruz. Bunun yanında, Iguodala'ya 2008 yazında verecekleri kontrat sonrasında bile 10 milyon dolar üzerinde boşluk kalacak ve bu da bir süperyıldız demek.

Alınan iki draft pick'ten biri Nuggets'tan, diğeri Mavs'den. Mavs'inki çok büyük ihtimalle 20'nci sıra sonrasında olacak. Nuggets'ınki ise meçhul... Ben onun da 20'nci sıradan sonra olacağını tahmin ediyorum. 76ers'ın kendi seçim hakkı ise lottery olacak gibi gözüküyor. Ve bu yazın draftının çok kuvvetli olduğu biliniyor. Öyle olmasa bile, üç tane ilk tur draft seçimi + Iguodala + Dalembert + Korver + Carney + Miller gelecek sene yeni bir başlangıç için hiç fena değil.

76ers, Iverson'ın karşılığında halihazırda yıldız olan bir oyuncu almayarak, bence en doğrusunu yaptı. Zaten Iverson varken en büyük sıkıntı eldeki genç oyuncular ile ilgiliydi, yeni bir yıldız alınsaydı oyuncular onunla oynamaya alışmak için bir süre geçirecek ve belki de köreleceklerdi. Ligin önemli oyun kurucularından birini almak çok daha akıllıca.

Hamlenin başarıya ulaşma ihtimali

Bu tip sil-baştan harekâtlarının başarılı olmasındaki en kilit nokta, yıkılan düzenin alışkanlığından kurtulup eldeki malzemeyle başarılı olmaya yatkın bir modele geçiş yapabilmek ve bu konuda acele etmemektir. Sixers ipleri Larry Brown'ın eline bırakmış gibi gözüküyor şu sıralarda, yakında Billy King ve Cheeks'i de takımın başında görmeyebiliriz. Her ne kadar Brown'ın çok iyi bir koç olduğunu düşünsem de, bu tip bir temiz kadronun başında bulunmak için doğru isim olmadığını düşünüyorum, hele ki Iverson ile yaşadıkları onca husumeti düşündükçe.

An itibariyle Iguodala dışında, kafaya oynayacak bir takım içinde önemli rol üstlenebilecek bir oyuncu daha olmadığını düşünüyorum 76ers kadrosunda. Iguodala da şu anki oyunu itibariyle takımın süperyıldızı olacak ışığı vermiyor. Önümüzdeki yarım sezon, hatta ondan sonraki sezon süresinde bile, gereksinimler ve bu takıma monte edilecek oyuncular konusunda daha iyi düşünülebilir.

Şu andaki nüveden şampiyonluk çıkarmak çok zor olsa da, sabır ve biraz da şansla o noktanın zorlanabileceği düşüncesindeyim.

Denver'da yeni bir heyecan… mı?

Nuggets tam da çok gereksiz bir kavgadan önemli bir yara alarak çıkmıştı ki, şehrin üzerindeki olumsuz hava bu takas ile bir anda dağıldı, pozitif etkilerden biri bu oldu Denver şehrine ve Nuggets'a.

En önemli skorer ve bu sezon takımın çıkışında önemli pay sahibi olan patlama yapmış ikinci skorer, takımdan uzunca bir süre uzak kaldı. Yine de bu süreçte takım ve taraftar Iverson Etkisi ile playoff yarışına belki daha da sıkı tutundu. Iverson'ın tek başına ihtiva ettiği maç başına 30 sayı ve yedi-sekiz asist potansiyeli, ek olarak kariyeri boyunca yanında olmasını istediği tip oyunculardan olan Camby gibi bir pota altı canavarı sebebiyle, Nuggets bu dönemi ufak hasarlarla geçmeyi başardı.

JR Smith'in biten cezasıyla birlikte yapılan Boykins–Blake Takası takımın oyun planını biraz değiştirdi ve akıllardaki soru işaretlerinin bir kısmını temizledi. Çoğu insan Boykins'in takımda altıncı adam olmasından dolayı, Iverson ile zaman zaman birlikte oynamak zorunda kalacaklarından ve bunun da savunmada büyük problem çıkaracağını düşünüyordu. Blake de Portland'daki son maçlarında fena olmayan savunması ve dış şut tehdidiyle hatırladığımız bir oyuncu. Bucks kadrosuna katıldığı zaman ilk beşte pozisyon kapacağını, takımdaki başıboş skorerleri biraz toparlayacağını düşünmüştük; ama bankta başlamakla kalmadı, tabiri caizse oraya çakıldı ve değeri de düştü.

Boykins'in, boyu sebebiyle, hep olduğundan daha iyi bir hücum silahı olarak gösterdildiğini düşünenlerden biri olarak, bu takası Denver açısından gayet faydalı buldum. Milwaukee ise kötü koç tarafından idare edilmeyen takımların ne kadar acı verici olduğunu hiç bilemeyecekleri Rivers Sendromu'nun yan etkilerini test etmeye devam ediyor (oyuncuların potansiyelini kullanmama, takas ettikten sonra sergiledikleri iyi oyunlara şaşırma, her sakatlık sonrası lottery yoluna sapma gibi).

Başarı ne kadar uzak?

JR da bu takas sonrası "banktan gelen skorer" göreviyle yetinmek durumunda kaldı, şu ana kadar da gayet iyi oldu. Ancak Carmelo döndükten sonra neler olacak?

Miller takımdayken Carmelo ve JR istedikleri kadar şut atabilme özgürlüğüne sahiplerdi. Doğal olarak akıllardaki en büyük soru işareti, topu elinde tutmayı, potaya atmayı, sürekli penetre ederek takımın hücum düzenini sarsmayı oyun tarzı olarak benimsemiş Iverson'ın, kendisi gibi bencil olan bu iki oyuncuyla birlikte sahada uyumlu oynayıp oynayamayacağı.

Ben bu iki oyuncunun beraber başarılı olmaları için topu paylaşmaları gerektiğine inanmıyorum. İkisinin de 30 sayılık skor potansiyeli var ve bunu birileriyle topu paylaşarak edinmediler. İlk beşe Blake monte edildiği için, en azından bu ikilinin yanına arka alan için bir savunmacı, ve önelikle pası düşünen bir şutör monte edilmiş oldu. Camby'nin de şut kullanmayı pek seven bir oyuncu olmadığını düşünürsek, Carmelo ve Iverson için iyi bir ortam oluştuğunu söyleyebiliriz.

Carmelo daha çok orta mesafe şut ve topu fazla oyalamadan içeri yüklenme gibi skor opsiyonlarına sahip. Bunları yaparken sıkıştırma gelse bile pas vermekten hoşlanmıyor. Iverson daha çok yarı sahada istediği gibi savunmanın arasına girip çıkan, yine orta mesafe şutları çok kullanan ve sayılarının büyük bir kısmını buradan bulan bir oyuncu. Nuggets'ta kalifiye pota altı elemanları olduğundan dolayı daha da rahat hareket ediyor. Carmelo sayı kralı olduğu için, o gelince daha rahat hareket edecek.

Burda kilit nokta, Carmelo'nun takımın iplerini Iverson'ın eline bırakıp bırakmayacağı. Siciline bakınca, doğru kararın kesinlikle bırakması olduğunu görüyoruz. Öncelikle, işin başa düştüğü maçlarda ne yapması gerektiğini, kritik maçların nasıl oynanacağını bilmiyor. Daha da kötüsü, kafası pek çalışmayan bir çocuk olduğundan, ipler kendisindeyken saha dışında da yanlış kararlar verebiliyor. Bu noktada, henüz Iverson gibi birini altına alacak hiç birşey başarmadığının farkına varması ve ona güvenmesi gerekiyor. Iverson'ı onun tarzında bir skorerle oynarken görmedik; ancak son yıllarda öğrendikleri ve bugüne kadar takım değiştirmiş her sembol süperstarın yaptığı gibi oyununu kazanmaya adayacağını düşünürsek, bencilliğin takımın başarısını etkileyecek bir faktör olmaktan çıkacağını düşünüyorum.

Eğer Nuggets'ın bu heyecan verici kadrosuna rağmen Batı Konferansı'nda yarı finalden ötesini göremeyeceğini düşünüyorsak bunun iki sebebi var ve ikisi de Iverson ile ilgili değil:

-- Mavericks, Suns ve Spurs, “bir konferansta yer almış en güçlü üçlü” ünvanı için adlarını aklımıza kazımış durumdalar. Bu takımlar dışında bir takım NBA Finali oynamak istiyorsa en azından ikisini elemek zorunda olacak ve bu hiç kolay değil.

-- Denver Nuggets, benim takip ettiğim dönemdeki en büyük kombine yönetim saçmalıklarından birine imza atarak; önce kronik sakat Kenyon Martin'e maksimum kontrat verdi, o sezonu kapadıktan sonra bir başka kronik sakat olan Nene'ye, daha hiç birşey oynamamışken 60 milyon dolar bağladı. Nene arada bir oynuyor ama o kontratın adamı olmadığı ortada. Şimdi "atsan atılmaz" durumuna gelmiş bu adamlar sebebiyle Nuggets oyun kurucu ve uzun forvet konusunda sıkıntılar çekiyor. Mâli sıkıntılara ve bir-iki seneye tıkanacak cap'e hiç girmeyelim.

Bu kadroda sağlıklı bir Martin'in savunmaya ve ribaundlara katacağı etkiyi düşünüyorum da, beynim kamaşıyor. Batı'dan bir takım tutmadığımı düşünürsek, Denver'ın bu kadroyla düzeni oturtması ve yukarıdaki üçlüyü zorlaması beni bir NBAsever olarak mutlu eder, her ne kadar bir süredir ligi izlememize izin verilmese de!

25 OCAK 2007, PERŞEMBE