hoops
blues
Ozan AYDIN
Playofflara hoşgeldiniz

Heat - Nets serisi

Bu seri hakkında kafamda hep bir sürpriz senaryosu vardı. Sezonun sonundaki uzun galibiyet serisi sırasında kafamı kurcalamaya başlayan, kuvvetle muhtemel Heat-Nets serisinde Nets zaferi, veya en azından oynanacak yedinci maç fikri, ilk tur serilerinin bitiminde tarafımdan sağlam kazığa bağlanmıştı. Pek fazla afişe etmesem de, sezon içindeki müsabakalarda Heat'in takım kimyasındaki problemlerin sahaya yansımalarının Nets tarafından iyi çözüldüğünü ve bunu değerlendirecek malzemenin de ellerinde bulunduğunu yakın çevremdeki arkadaşlarıma anlatmıştım. Hatta ve hatta daha ileri gidip Pistons'ın Nets tarafından köşeye sıkıştırılma ihtimalinin de varolduğunu falan söylemiştim.

Ancak yedi maçlık serilerde, özellikle de takımların koçları arasında bariz bir tecrübe farkı varsa, ibrenin hızla tecrübe tarafına doğru kapandığını veya açıldığını görmeniz doğal. Heat ilk turda Bulls'a karşı kâbus gibi dört maç oynayıp serinin beşinci maçına eşit galibiyet sayısıyla girilmesini engelleyemezken, bunun sebebi de gayet açık şekilde Shaq'ın etkili kullanıl(a)mamasıydı. Riley bunu görmüş de olsa, Chicago'yu elemek için çok keskin değişiklikler yapmaya ihtiyaç duymamış olsa gerek, Shaq'a alan açmak için uzun süre bekledi.

Bulls savunmayı Shaq'ın genelde topla oynadığı sol tarafa yıkıp ona rahat hareket edecek alan bırakmadı. Riley de Walker'ı ilk beşe çıkarıp Posey ve Payton'a çok az süre verince, takımda neredeyse hiç dış şut tehdidi kalmadı; ve içeri gömülen Bulls savunması, hem dışarıdan gelen penetreleri, hem de Shaq'ın zorlamalarını top kayıplarıyla neticelendirmeyi başardı. Bir diğer eksik de, Wade'in savunma konsantrasyonunun neredeyse yerlerde gezinmesi ve bu sayede Hinrich'in topu her aldığında yanından kıvrılıp içeri penetre ederek Chicago'nun hoşlandığı bol paslı ve hızlı set oyunlarının oturtmasını sağlamasıydı.

Serinin son iki maçında Riley yanlışından döndü, Posey ve Payton daha çok süre aldı, bu iki oyuncu Shaq'in kendisine gelen sıkıştırmalar sonucu dışarı çıkardığı topları saçma penetrelerle harcamak yerine; hem şut tehdidi yarattılar, hem de topu hızla savunmanın daha az dikkat ettiği sağ tarafa aktarıp hücumun genişlemesini sağladılar, Chicago'nun planlarını bozdular tabiri caizse. Olan benim süpürge tahminime oldu.

Nets'in aşağı yukarı benzer bir oyun oynayacağını bilmeme rağmen sürpriz beklentisi içinde olmam, arka alandaki bariz farklılık nedeniyleydi. Sonuç olarak Heat'e uygulayacağınız savunma aşağı yukarı her takım için benzer de olsa; arka alanda Kidd'in, Jefferson 'ın hatta ve hatta istediğinde Carter'ın kaliteli savunmacılar olması, savunmanın zayıf tarafının aslında o kadar zayıf olmayacağını düşündürmüştü bana. Hücum alanında ise ikisi de iyi pasör ve kalbur üstü şutör olan Jefferson ve Carter'ın eline topu verip bişeyler yaratmasını beklemek, akabinde onları savunmak için sahada üç kısayla bulunacak Heat'e karşı oluşacak ribaunt avantajı ile koşma imkanı bulmak gibi opsiyonlar olacaktı.

İlk maç dışında planlar tutmadı. Burada Jefferson'ın bileğinin zorlanması ve Shaq'ın arkasında durması planlanan dört oyuncudan biri olan (ki bunlardan biri John Thomas) Cliff Robinson'ın aldığı cezanın da payı var. Ancak serinin kaderini değiştiren en önemli etken, bence Wade'in hücum alanında ipleri Shaq'a teslim edip, asıl görevine konsantre olup Carter'ın üçüncü maç dışında coşmasını engellemesi oldu. Böyle olunca Kristic'in istikrarlı orta mesafe şutlarına ve ekstra ribaund performansına rağmen Nets sadece ilk maçı alabildi ve evinde sıfır çekti.

Pistons - Cavs serisi

Pistons ilk maçı henüz ilk yarıda bitirirken, eminim pek çok izleyicinin aklından mastar hali "süpürmek" fiili olan laflar geçmiştir. Emin gibiyim söylediğimden, bu insanlar arasında ben de vardım zaten. Bir devre boyunca süper şut atan, seyircisiyle senkronize hareket etmeyi başaran, istediği zaman tempoyu yükseltip düşüren, farkı azaltıp yükselten, maçı tamamen kontrol eden takım Pistons idi. Bir de şu devre bitiminde gelen üçlükler, arkasından Cavs'ın molaya sirenler eşliğinde girmesi, içimden “Ben LeBron olsam pılımı pırtımı toplar salondan kaçarım” diye mırıldanmamı sağlamıştı.

İkinci maçın son çeyreği ile bazı şeyleri çözmeye başladılar. Cavaliers'ın Pistons'ı zorlamak için onlardan daha yavaş oynaması gerektiğini ben bile düşünemezdim heralde. Ama bunu başardılar. İlk maçı fazla dikkate almasam da, ikinci maçta Cavs rakipten tamı tamına 11 şut fazla kullanmış ancak faul atışlarındaki 20 fark maçın rahat bir tempoda Pistons'a gitmesini sağlamıştı. Cavs üçüncü maçla birlikte oyunu inanılmaz yavaşlattı, sete set oyunlarda sürenin tamamını kullandı, ve herşeyden ilginci çok çirkin bir basketbola döndüler. Hücum alanında top %90 oranında LeBron'un elinde kalıyor ve takım onun içeri dalıp birşeyler üretmesini veya çaresizce gönderilen sıkıştırmalar üstünden gönderdiği paslarla köşedeki dış şutörü yahut tepe perdesinden devrilen Anderson'u bulmasını bekliyordu.

Pistons'ın bu plana hazırlıksız yakalanması onlara üçüncü maçı getirdi. Dördüncü maçta Pistons da oyunu yavaşlattı ve rezil bir basketbol maçı izledik. Pistons maçı %33 şut yüzdesi ve bir grup rezil kritik hücumdan sonra kaybetti ve seri berabere oldu. Bu noktada kafama takılan iki önemli noktaya değinmek istiyorum:

Birincisi, neredeyse her yerde karşıma çıkan “Detroit kasmadı” muhabbeti. Şöyle bir kanı var: Pistons çok iyi bir takım, o kadar iyi bir takım ki yedi maçlık serilerde ipleri biraz gevşeterek üç maç üstüste kaybedip, arkasından biraz kasıp seriyi tekrar lehine çevirecek durumda. Eğer Pistons bir seride geriye düşüyorsa bu rakibin daha iyi hazırlanmış olması değil Pistons'ın rakibi küçümsemesi ile alakalı olabilir.

İlk tur serilerinden önce, hatta ve hatta sene başından beri Pistons için konuşurken ısrarla altını çizdiğim bir faktör var. Larry Brown bu takımda iyi iş çıkardı ve zaten çok iyi durumdaki oyuncu grubunu kusursuz basketbol oynayan bir takım haline getirdi. Çok iyi oldukları savunma alanında onları mükemmele yaklaştırdı ve maçları bu vasıfla kazanmayı öğretti. Pistons iki senedir NBA finali oynarken ve hakettiği saygıyı sonunda kazanırken bunda her seride doğru basketbolu oynayan taraf olmalarının da kesinlikle büyük payı vardı.

Saunders takımın hücum alanında daha rahat hareket etmesine izin verdi ancak burda savunmanın mükemmelliğinden ferâgat ettiler. Bir diğer mühim özellikleri -ki bence tamamen koçla alâkalı bir mevzudur bu- olan kritik anlardaki doğru tercih olayını tamamen Billups'ın üstüne yıktılar ve bütün son topları o kullanmaya başladı. Halbuki Pistons kritik anları takım olarak tercihi yapan bir ekip idi ve yaptıkları şey topu Billups'a verip izlemek değildi. Savunmadaki clutch pozisyonlardaki gerilemeye değinmeyeceğim.

Pistons artık sakatlanan bir takım, son çeyrekleri kusursuz oynamayan bir takım, kıssadan hisse coaching açısından zayıflamış bir takım. Ancak bu onların halen NBA'in en iyi beşine ve en iyi altıncı adamına sahip oldukları gerçeğini değiştirmiyor. Bu yüzden şampiyonluk için en önemli adayım olmaya devam ediyorlar ancak maç kaybettiklerinde taraftarlarının da rakibe saygı göstermesi gerekiyor.

İkinci olarak, LeBron ve onu pohpohlama konusundaki sınırı belirlemekten vazgeçen NBA camiasından bahsetmek istiyorum biraz. Dördüncü maçın ne kadar rezil bir basketbola sahne olduğundan bahsetmiştim -heyecan konusunda çok iyiydi, orası ayrı- ve Cavs kazanınca doğal olarak herkes LeBron'un ne kadar harika oynadığından, Pistons gibi bir takımı nasıl tek başına devirdiğinden falan bahsetmeye başladı. Ancak adam %35 şut isabet oranı ve yedi top kaybıyla oynayıp maç süresince Amerikalıların “ballhog” diye tabir ettiği 'bencil oyuncu' sıfatına yepyeni bir boyut kazandırmıştı. Bu da yetmedi, LeBron maçın sonunda kameralara “Takım olarak oynuyoruz, Pistons'ı ancak böyle yenebiliriz, biz bir takımız” meâlinde şeyler geveledi. Yapma biladerim, gözünü seveyim.

Yedinci maçta benzer bir sahne yaşandı. Maçın ortasında ESPN bir video girdi; Pistons oyuncularının LeBron hakkında övgüleri yer alıyordu. Prince, Billups falan gözümüzün içine baka baka “Takım arkadaşlarını oyuna katmayı çok iyi biliyor, o kesinlikle NBA'in en iyi takım oyuncularından biri” tarzı şeyler söylediler. Nasıl yani?

Gelgelelim, yiğidi öldürüp hakkını vermek gerek. LeBron'un Pistons'ı yenmek için böyle oynaması gerekiyordu ve bu işi çok iyi yaptı. Sürekli sert faullere maruz kalmasına rağmen içeriyi zorlamaktan vazgeçmedi. Kaan Kural abimizin çok iyi aktardığı, Cavs'in Pistons'ı yalamış yutmuş savunmasının da disiplinli uygulanmasıyla birlikte, Palace'tan mucizevi bir galibiyet çıkarmayı başardılar. Bu maçta da Pistons tarafından son şutların nasıl rezil kullanıldığına dikkat, yine bir oyuncunun (Prince) gömülü savunmayı zorlamasından ibaret Saunders'ın seti.

Altıncı maç tam bir dramaydı. Cavaliers, Pistons'a karşı aynı disiplinle, her perdede adam değişerek, her ribaundu zorlayarak bir maç daha oynamalıydı sadece. LeBron bir maç daha içeriyi makine düzeninde zorlayıp az top kaybı yapıp doğru şutları seçecekti. Bütün momentum ve hırs Cavs tarafındaydı, NBA tarihinin canlı tanıklık ettiğim en büyük sürprizlerinden biri gerçekleşecekti; ancak olmadı.

Olayı tek tek pozisyonlara bağlamak istemiyorum ancak Pistons'ın tarafındaki şans biraz Cavs'a dönse -son çeyrekteki çok zor şutlardan bahsediyorum- veya maçın sonundaki hücum ribaundlarından biri verilmese, çok ilginç bir sonuçla karşı karşıya kalacaktık. Bu tip maçlar için fazla teknik analiz yapılmaz bence, tecrübe faktörü belirledi maçın neticesini.

Ve yedinci maç

Başkan Stern maç arasında mikrofonlara “Yedinci maçları abartmaya gerek yok, sonuçta o da normal bir basketbol müsabakası” beyanatını verirken, ben de şaşırmadan edemedim. Tamamen psikolojik faktörlerin kontrolünde bir maç olduğunu düşünmüşümdür her zaman. Ne kadar iyi bir oyuncu olursanız olun, yeterli olgunluğa sahip değilseniz, bütün maçı aynı disiplinle doğru şekilde oynamanız çok zordur.

LeBron iyi bir çocuk ama bu maçın stresini belli bölümlerde kaldıramadı bana göre. Saunders zaman zaman onun üstüne Hunter'ı salıp koluna falan müdahale etmesini salık verdi, Hunter sonra bir de itiraz etti, bu tip şeyler insanın sinirlerini bozar. Hunter'ın LeBron'un üstüne saldırıp anında üç faul alması akıllıca bir plandı bana göre, hatta Saunders'ın en iyi işlerinden biriydi; çünkü Pistons maça çok agresif başlamış ve kontrolü almışken LeBron bir anda iyi oynamaya başladı ve ikinci çeyreğin ortalarında işler değişti. Üçüncü, dördüncü ve beşinci maçlardaki senaryonun aynısı desek yeridir o süreler için. Orada LeBron biraz dizginlendi, benzer bir şeyi üçüncü çeyrekte de yaptılar ve akabinde Hunter bir de sayı atınca Cavs'ın konsantrasyonu kayboldu. Çeyreğin son iki dakikası içinde Pistons arka arkaya tokatlar vurarak farkı 10 sayıya çıkardı ve Cavs'in fişini çekti.

Spurs - Mavs: Game 7

Bu paragraf aslında, aynı zamanda yine bu gece oynanacak olan Suns - Clippers arasındaki ve genelde bütün yedinci maçlar için geçerli. Vakti zamanında Magic Johnson bu tip maçların ilk çeyrekte belli olduğunu söylemişti, katılmamak elde değil. İlk çeyrekte ne kadar agresif olursanız, rakibe mücadele alanında ne kadar üstünlük sağlarsanız, maçı almaya o kadar yaklaşıyorsunuz. Tecrübe ve saha avantajı faktörleri büyük baskınlıkla devreye giriyor ve bu lig tarihindeki rakamlara da yansımış durumda. Mesela Pistons, son final serisinden evvel dört tane oynadı bu maçlardan ve kaybetmedi. Rockets'ın zamanında bu tip maçlarda büyük başarısı vardı, Drexler ve Olajuwon faktörlerinin yardımlarıyla. Phil Jackson, Jordan'la birlikteyken sadece bir tane yedinci maç kaybetti, o da ilk tecrübesiydi. Tamamen takım karakteri ile alâkalı bir mevzu.

Mavericks altıncı maçı Terry'nin yokluğunda kaybederken, verilen bu cezaya da fazlasıyla sinirlemiş gözüküyordu. Küçük General Avery maç sırasında olaya tepkisini, Evans-Kaman muhabbetinden ceza çıkmamasına gönderme yaparak, “If you grab you can play, but if you punch you're out. Next time I'll tell my players to grab” sözleriyle aktardı. Açıkçası ortada bir yumruk olmasına rağmen ben de ceza gerektiren bir şey göremedim, tolere edilmeliydi. Bu olay muhakkak onları hırslandıracak ve maça çok agresif çıkmalarını sağlayacaktır.

Bu agresifliği oyun alanına pozitif yansıtabilirlerse avantaj onlara geçecektir, çünkü son iki maçın galibiyeti ve giden serinin dönmüş olması, momentumu Spurs tarafına aktardı. Mavericks oyuncuları otokontrol işini kıvırabilirlerse, tecrübe ve saha dezavantajını lehlerine çevirebilirler. Ancak ters tepme ihtimali de mümkün. Serinin geri kalanında olduğu gibi genelde Harris ve Terry potaya saldıracak, Dirk savunmanın dikkatini üstüne çekerek onları rahatlatmayı ve akabinde savunmanın konsatrasyonu onun üzerinden kayarsa devreye daha fazla girmeyi düşünecektir. Terry'nin maç başındaki agresifliği, ona top kaybı ve hücum faul olarak dönebilir, burada takımın liderinin ve koçunun devreye girmesi şart.

ozanaydin21@yahoo.com
22 MAYIS 2006, PAZARTESİ