MAVS'İN DOĞRUSU,
SPURS'ÜN YANLIŞI


 

ozanaydin21@yahoo.com
21 Aralık 2009, Pazartesi

Batı yakasında bilinmezlerle dolu bir dönemi geride bırakıyoruz. Sezon başında garanti play-off oyuncusu olarak yazdığımız ve yazılan Blazers, ilk beş pivotu ve büyük umudu Oden’ı sezon sonuna kadar kaybetti. Clippers’ın o kadroya rağmen 82 maçtan fazlasını görmesinin pek mümkün olmadığını biliyorduk, onlar da yıldız çaylaklarını daha oynatamadan en az 2,5 ay kaybettiler. Hornets’in Batı’da ikinci olduğu sezonun hatırına, bu sezon bir çıkış yaparlar, en azından çürük pivotlarını sağlam kalmayı başarabilen biriyle değiştirdikleri için play-off’a makul bir sıradan girerler, renk katarlar diye düşünüyordum; şimdilik uzak duruyorlar. Jazz’ın derecesi ne oynadıklarını göstermiyor, bir hafta önce hem Lakers’ı, hem Magic’i hem de Spurs’ü yendiler, hatta Spurs’ü daha evvelinde deplasmanda da yenip laneti bitirmişlerdi, ama onlarda da kimsenin kimyaya falan takıldığı yok, herkes kendi derdinde. Beş galibiyetli Minnesota’ya iki kere kaybettiler, biri kendi evlerinde -ki Energy Solutions Arena’yı Jazz’ın kalesi bilirdik, o da yıkılıyor.

Thunder ve Mavs tahmin edilebilir çıkışlar yaptılar, özellikle Thunder’ın potansiyeli çerçevesinde böyle bir atılım yapmasını, en azından dış sahada kazanmaya başlamasını bekliyorduk (geçtiğimiz sezonun tamamında sekiz dış saha galibiyetleri vardı, şu anda derece 6-6). Suns ve Grizzlies’in durumları daha garip, Barbosa’nın sakatlığı ve Shaq’ın hiç karşılığında gönderilmesi sonrası Suns’ın düşüş yaşaması bekleniyordu ama Steve Nash’in üç sezon öncesine dönüp kısıtlı kadrodan olabildiğince verim almasıyla, ligin en başarılı takımlarından biri oldular (içeride hiç mağlubiyetleri yok, 27 maçın 17’sini de dışarıda yaptılar). Grizzlies bir Iverson tribini savuşturdu, temiz de sıyrıldılar o işten, Zach birden canavar gibi oynamaya başladı (Nuggets galibiyetinde 32 sayı 24 ribaund yaptı, maçın sonuna performansını taçlandıran bir üçlükle nokta koydu), Marc Gasol’ün istikrarı ve Rudy Gay’in toparlanmasıyla beklenmedik galibiyetler almaya başladılar.

Spurs kötü, nasıl düzelecek?

Benim asıl değinmek istediğim, Mavs’ın çıkışı ile Spurs’ün düşüşü, bu iki takımın derin kadrolarını kullanma tercihleri ve sonuçları. Spurs ile başlayalım, bakınız forumda ne yazmışım bundan yaklaşık 20 gün önceki Celtics mağlubiyeti sonrası:

RJ kadar McDyess'ın durumu da kritik Spurs adına. İmzalar atıldığında herkes çok iyi birer ekleme olduğunu düşündü bu ikisinin. Ben, sorunun oyun temposundan ziyade, hücum planlarıyla çakışmaları olduğunu düşünüyorum. McDyess'ın en etkili hücum silahı orta mesafe şut, Jefferson da açık alanda iyidir, bir diğer silahı da sol dipten oynadığı sırtı dönük oyunlardır. Spurs ise topun dönmesine ve picknroll'a dayalı hücum eden, beş oyuncunun da görevinin kalın çizgilerle belirlendiği bir takım. Maç içinde Manu'nun bir röportajını gösterdiler, "bu sezonun şampiyonluk için son şans olduğunu biliyoruz ve tek hedefimiz play-off'lara hazır girmek" gibi klişe bir cümle kullandı; ancak Spurs'ün bu klişeye bu kadar ihtiyaç duyduğu bir sezon da olmadı. Bir şekilde McDyess ve RJ'in silahlarını hücuma dâhil etmeleri gerekiyor, bunu yaparken Parker'ın deliciliğini de kullanmak lazım.

Bana göre bunun tek bir çözümü var: Manu'yu ilk beşe alıp, Parker-Manu-Bogans ya da Finley-Duncan-Bonner beşiyle sahaya çıkacaklar, sonra Mason-Bogans/Finley-RJ-McDyess-Blair şeklinde bir 2nd unit oluşturacaklar. Bu şekilde Spurs hem 48 dakika boyunca en az iki hücum silahının olduğu iyi bir beşle sahada kalır, hem de maç sonlarında yıllardır beraber oynayan Parker-Manu-Duncan üçlüsü diri bir şekilde oynar. Aksi takdirde RJ'in ve McDyess'ın ana plana dâhil olduğu bir düzenle başarılı olmaları zor. İlk beşteki denge ve o otomatik hücumlar artık yok, sürpriz derecede fazla ve basit top kayıpları yapıyor Spurs.


Mavs doğru başa uzanıyor

Bunu buraya aktarmamın sebebi dün akşamki Cavs-Mavs maçı. Şu an Spurs derinliğinde kadroya sahip olan, daha doğrusu o derinlikten faydalanmadan başarılı olması zor gözüken takım sayısı az. Bunlardan biri Mavs, biri Cavs, biri Magic.

Rick Carlisle çok sevdiğim bir koçtur ancak Dallas’a geldiğinde işi kolay değildi. Final bozgununu üzerinden atamamış bir şehir ve yıldız, yüzüğe Dirk kadar bile yaklaşamamış ve yaşı kemale eren Kidd, onun karşılığında Nets’e gönderilen Harris’in performansı altında ezilen bir GM vardı takımda. İkinci skor opsiyonu Howard niye iyileşmediği anlaşılamayan ve üç maç oynayıp beş maç oynamamasını sağlayan bir bilek rahatsızlığına sahipti. Kontratıyla el-kol bağlayan Dampier de bir şey oynamıyordu. Çözmesi gereken çok sorun vardı.

Deneme yanılma yöntemleriyle bu takımdan en çok nasıl verim alabileceğini bulmaya çalıştı. Bakınız arkadaşlar, Magic maçlarında Kaan Kural’ın üzerinde durduğu bir verimlilik hadisesi var. Bir basketbol maçı 48 dakika oynanıyorsa, bu maçın birinci dakikasında nasıl oynuyorsanız, son dakikasını da öyle oynamalısınız ki, takımınız diğerlerinden daha verimli olsun. Bu noktada bench desteğinin önemi ortaya çıkıyor işte. Orlando şutör bir takımdı, Lewis’e verilen o inanılması güç kontratın açıklaması da şut işinde en iyilerden biri olmasının yanında, uzun boyu ve ribaund özelliği sayesinde dört numarada oynayabilmesi ve sadece üç pozisyondan değil, dört pozisyondan şut katkısı alırken bir yandan da ribaund ve pota altı savunmasında aksamamaktı.

Magic modeli

Geçtiğimiz sezon Hidayet’in varlığında takımın iki iyi hücum opsiyonu vardı ve bunu dönüşümlü olarak kullandılar. Birinci opsiyon, Howard’a inen toplar idi ve Howard iyi bir günündeyse, eşleştiği adam da tırt bir savunmacıysa (örnek: Ilgauskas) pota altını haşat ediyor, hem hücum ribaundlarıyla rahatsızlık yaratıp, hem de 20 sayının üzerinde ciddi bir katkı veriyordu. Onun işlemediği durumlarda (örnek: Celtics serisi) alan paylaşımı önem kazanıyor ve diplerde Pietrus ile Lewis, tepede pası veren Hidayet ya da Alston ile üç sayılık atış ya da şut feyki üstü penetreler ve akabinde yine üç sayının dışında bekleyen adama pas ile ikinci önemli silahları olan şutu kullanıyorlardı.

Bu iki opsiyonun da işlemediği maçlarla elbet karşılaşırsınız, özellikle play-off’larda. Bunun örneklerini Sixers serisinde, Celtics serisinin ilk iki maçında (ilk maçın ilk yarısı hariç) ve beşinci maçının son çeyreğinde gördük. Bu noktada takımın en baba skoreri devreye giriyor ve bireysel yetenekleriyle kilidi açmaya çalışıyordu. Bu isim, Lewis’in sık sık kuluçkaya yatması sebebiyle Hidayet oluyordu. Onun bu işi çok iyi başardığına defalarca şahit olduk; ancak onun da yetersiz kaldığı maçlar oluyordu, özellikle de savunmadaki yetersizliği ile birleşince play-off kaybettirecek dezavantajlar çıkıyordu ortaya. Stan van Gundy’nin bu dâhiyane kurgusu ile Magic NBA finaline kadar çıktı ve dördüncü maçta Howard bir faul sokabilse yahut Fisher’ı adam gibi tutsalar sonuç çok daha farklı olabilirdi. Bu kalibrede bir takım olmalarına rağmen pota altı rotasyonu Davis, Scalabrine ve Perkins olan Celtics’e az daha eleniyorlardı.

Doğal olarak bu riski aşmak istediler ve bunun yolu da kadroyu daha fazla şutörle genişletmek, Hidayet’ten daha clutch ve savunmada daha az sırıtacak bir oyuncu almak idi. Carter, şu ana kadar en zor maçları olan Celtics’e karşı son çeyreği iyi oynadı ve kazandılar, savunmada da Hidayet’ten daha iyi olduğunu söyleyebiliriz. Ancak bu sefer oyunlarındaki akıcılığı kaybettiler, Howard’ın hücum planlarındaki rolü azaldı ve daha da önemlisi, son çeyreklerde Carter’ın birebirleri dışında top kullanmadılar neredeyse.

Adım adım şimdiki Mavs

Başlığa Spurs-Mavs yazıp Magic’e daldık, konuya dönelim. Mavs bu sezon yapılan eklemelerden önce skor gücünün büyük kısmını birebirlerden alan, savunmada iyi alan paylaşıp ribaundlarda etkili olan bir takımdı. Kidd geldikten sonra bu düzenin bozulması gerekiyordu, çünkü -Harris’in aksine- Kidd birebirde alçak post oyunları dışında neredeyse hiç silahı olmayan bir oyuncuydu, takımı hızlı hücumda ve yarı sahada iyi yönlendirmesi ve oyunu iyi okuması sayesinde ligin en iyi oyun kurucularından biri oldu. Bu takımın, şutu olan ancak savunma ve ribaundlarda da katkı yapabilecek oyunculara ihtiyacı vardı. Marion, Thomas ve Gooden tam olarak bu profile uyan oyuncular ve bence kelepir denecek fiyatlara (bu sezonluk 12.5 milyon $) imza attılar. Gortat, Mavs’in yeni Magic olma hamlesinde son kilit parçaydı, kalıbına rağmen ayakları çok çabuktu ve kuvvetliydi, ribaund alabiliyor, blok yapabiliyordu. Magic’in onu tutma konusunda bu kadar ısrarlı olmasının bir sebebi onun kadar sisteme uyan bir yedek uzun olmamasıysa, bir sebebi de Mavs’in bu ışığı görmesiydi.

Bu sistemde Kidd, Marion, Nowitzki ve Dampier’ın ilk beşte olacağı kesindi. Dampier kesinlikle bir Howard değil ama bu sistemde pivotunuza o kadar top indirmenin gerekli olmadığını Magic’ten biliyoruz. Burada Nowitzki’nin üstün kabiliyetleri ortaya çıktı, birçok maçta takımın skor yükünü tek başına sürüklediği çeyrekler oldu, Kidd de onu hep doğru yerlerde topla buluşturarak üzerine düşeni yaptı. Ancak Spurs deplasmanı gibi bazı maçlarda, Howard ilk beşte denendi ve yanlış şut tercihleriyle takımın ritmini epey bozdu. Burada Stan van Gundy’nin de asıl yoğunlaştığı konu, yani bench katkısı devreye girdi.

Mavs, Cavs’i nasıl yendi?

Dün Cavs karşısında Nowitzki sakattı, Carl Landry ile hiç hoş olmayan bir çarpışma yaşadılar ve Landry’nin üç dişi kırıldı, bunlardan biri Dirk’ün dirseğine batarcasına yapıştı ve diş kalıntıları ancak maçtan sonra temizlenebildi. Geçmiş olsun diyoruz, benim de dişim kırılmıştı bir defasında, düşmanımın başına gelmesin. Diş kırılırken fazla bir acı çekmiyorsunuz da, onun tedavi süreci yok mu, insanın ömründen ömür görütüyor. Nowitzki’nin yokluğunda Howard ya da Gooden’ı ilk beşe koymak yerine, Thomas’ı tercih etti Carlisle. Hem Cavs’ın ilk beş uzunu Hickson ile iyi eşleşiyordu, hem de şutuyla takımın penetrecilerine epey bir alan açıyordu. Mike Brown’dan bu maçlığına Varejao’yu ilk beşe yerleştirmesini beklerdim de, nerde…

Bu durumda hem Gooden, hem Howard, hem de Terry bench’ten geldiler. Üçünün de harika birer gece geçirmesi bana göre sürpriz değil. Çünkü onların sahada olmadığı dakikalarda Kidd sırtı dönük, Barea yüzü dönük olarak sürekli içeriyi zorladılar ve oyunu oradan kurdular. Yavaş ayaklı Cavs uzunları doğru pozisyon alamayınca pota altında birçok kolay basket geldi, böyle olunca Cavs enerjisinin büyük bölümünü savunmaya harcadı ve Howard-Terry oyuna girdiklerinde pişmaniye gibi bir boyalı alan buldular. Gooden’ın rolü de kritik ancak daha basit: Ilgauskas veya Shaq ile eşleşiyor, orta mesafede topu alıyor, şutu varsa atıyor, savunmacısı çıktıysa aynen topu vurup yanından geçmeye çalışıyor.

“NBA’in iyi bir Spurs’e ihtiyacı var”

Buradan Spurs’e bağlayalım. Aklımdaki planı zaten forumdan aldığım paragrafta açıklamıştım. Spurs’ün başarılı olmak için tek şansı bu, 48 dakika etkili olacak bir rotasyon kurmak ve sezonun geri kalanını bunu mükemmelleştirmek için harcamak. Popovich de, tıpkı Phil Jackson gibi kendi bildiği doğrulardan pek şaşmayan, sahada istediğini yapmayan oyuncuyu aynen kesip vasat adamlara dakika veren, oyuncularını bu şekilde motive ve hazır tutmayı amaçlayan bir koç. Elbette ki Magic’in ya da Mavs’in sistemini uygulayacak malzeme ellerinde yok ama bana göre Popovich kadrosunu kötü değerlendiriyor ve eninde sonunda doğruyu göreceğine inanıyorum. Aklın yolu bir.

Not: “Orkun Çolakoğlu’nun twitter’ı var, senin yok mu?” gibi sorularla karşılaşıyorum. Elbette var. Cüneyt Özdemir ve Helin Avşar ile ortak kullanıyoruz. Takip etmek isteyen beri gelsin: http://twitter.com/bilicin

Not 2: Son on yılın lafı, gafı ve safı üzerine çalışmalar yapıyorum. Yılbaşına yetiştirmek arzusundayım, eğer katkı yapmak isteyen, “şu lafı da unutamıyorum ya!” diyen varsa, mail ya da twitter yoluyla bana aktarsın.