Ozan AYDIN yazdı
NBA TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ

NBA WALLPAPERS


COURTSIDE
Bizi seyredenler, alkışlayanlar, yuh çekenler vs.

Büyük kavga

Cuma gecesinin Cumartesi sabahına bağlandığı dakikalarda, havanın ışımasına dakikalar kala Michigan'daki Pistons-Pacers maçını takip ediyoruz yazar arkadaşlardan bazılarıyla. Mevzu, Utah'lı Oytun'un maç için oynadığı under bahsi; maçta atılan toplam sayıların 183'ü bulmaması gerekiyor, ve Oytun da büyük bir iddia koymuş ortaya "Tutarsa burdaki herkes bi akşam benden" diye. Kanaldaki dört isimden üçü, yani Alp, Anıl ve Oytun maçı NBA TV'den takip ediyorlar, bendeniz ise kablo tv fakiri kerbela bir mahallede ikamet ettiğim için olayı internet sayfalarından çözmeye çalışıyorum.

Sürenin dolmasına 1 dakikadan fazla kalmış. Indiana hatırı sayılır bir farkla önde, bu sırada sayfayı refresh ediyorum ve karşıma "(1:15) [IND 95-82] Artest Dunk Shot: Made (24 PTS) Assist: Jackson (3 AST)" şeklinde bir cümle geliveriyor. İddianın tutması için en fazla 5 sayı atılması lazım, şansımız biraz yaver giderse olacak gibi, ne de olsa artık garbage time diye tabir ettiğimiz amaçsız dakikalara girilmiş, maçın sonucu belli, "bitse de gitsek" havası olmalı sahada.

Olay var!

Chat kanalına dönüp göz gezdiriyorum ve Anıl'ın "Haydaa kavga çıktı" sözleriyle karşılaşıyorum. Ama olmaması lazım, maç bitmiş, sonuç belli. Livescore sayfasını tekrar refresh ettiğimde "(0:45) [IND] Artest Foul: Shooting (3 PF)" ibaresiyle karşılaşıyorum, o an; "tamam Artest bi faul yapmış ve itişmişlerdir, birazdan mola olur, yedekler girer, kimse de maça asılmaz, bu bahis tutar" diye düşünüyorum.

Ama arkasından tekrar chat kanalına döndüğümde, Anıl'ın arka arkaya gelen "oha" nidaları olayın ciddi bir boyut aldığını gösteriyor. Heyecanla "n'oluyo oğlum, anlatın biraz" diyorum, Anıl "Artest tribüne girdi" diyor. Sonrası malum, olayın devamı hakkında birkaç şey daha anlatılıyor, maç tatil oluyor... Ve bizim bahis de tutuyor nihayetinde.

Ancak biraz sonra karşılıklı olayı muhakeme etmeye başladığımızda, ortada çok daha vahim bir hadisenin olduğu şekilleniyor kafamda. Vahim derken, daha önce hiç karşılaşılmamış büyüklükte bir kavga, basbayağı hengame var işte salonda, aklıma resimler getirip senaryolar yazıyorum kendi kendime, bir yandan da seviniyorum, çünkü NBA'in son zamanlarda yüklendiği misyonu, oyuncuların kontratı kapıp parasını alan, bunun karşılığında da istatistik veren adamlar haline gelmelerinden hazzeden bir basketbolsever değilim.

Biraz forum'da, biraz da kendi aramızda bu hadiseyi irdeliyoruz ama kafamda henüz net birşey oluşmuş değil çünkü görüntüleri izlememişim, ne desem boş. O yüzden bir süre konu hakkında sağda solda bilgi arayıp, istediğime ulaşamayınca yatıyorum, sabah daha sağlam bilgi ve görüntülerle olayı idrak etme amacıyla.

Bu maç bitmez

Hadise, bir bakıma NBA tarihinde bir ilk. Belki bundan çok daha büyük arbedeler çıkmıştı basketbol sahalarında, belki seyirciler de, bu kadar ön planda olmasa bile müdahil olmuştu saha içindeki bir olaya, ancak daha önce ABD sınırları içinde seyircinin başrolde olduğu bir karmaşa olmamıştı, en azından ben böyle birşeyi bilmiyorum veya hatırlamıyorum.

Olayı en başından ele alalım. Maç skor açısından bitmiş gibi gözüküyor, ancak son anlardaki mücadelenin dozajını gözönünde bulundurduğumuzda, çevrilme ihtimali çok düşük bir maçın içinde bulunduğumuzu gözönüne alırsak, Detroit Pistons oyuncularının sonucu kabullenemedikleri, pozisyonlardaki reaksiyonlarından anlaşılabiliyor. Bu maçı kaybetmek istemedikleri, en azından kayıp olacak maçın bu şekilde bitecek olmasını reddetikleri, belki de maçın bu noktaya gelmesini sağlayacak hatalarından hazzetmedikleri apaçık ortada. Indiana'lı oyuncular da bu durumdan fazlasıyla memnunlar, onlar da bir önceki sezonun playofflarında aldıkları mağlubiyeti unutmamış gözüküyorlar. Bu sebeplerden dolayı normalde alışık olmadığımız şekilde maçın bitimine bir dakikadan daha az bir süre kala iki takımın da as oyuncuları sahadalar ve dişediş mücadele ediyorlar, birbirlerinin ataklarına karşılık vermeye devam ediyorlar.

Bu noktada Ben Wallace'ın, takımın kaptanı olmasının da verdiği bir sorumlulukla, gidip pozisyon almasını, aldığı topla da bütün gücünü kullanarak drive etmesini pek yadırgamamak gerek, tıpkı Ron Artest'in bu drive'ı durdurmak için "sert" diyebileceğimiz bir faul yapmasını yadırgamamak gerektiği gibi.

Ben Wallace'ın, hakemlerin ve salondaki seyircilerin bu olaya tepkisi ilginç. Hakemler bir telaşla flagrant foul'u çalıveriyorlar, Ben Wallace hışımla Artest'in üstüne ilerliyor ve rakibini boğazından, yumrukla karışık iki eliyle birden ittiriyor. Artest gibi bu tip olaylarda kolay kolay rol yapmayacak bir adamın birkaç adım geriye gitmesini sağlayacak kadar sert olan bu müdahelenin ardından, anlatılanlara göre zengin seyircilerin salonu terketmesinden sonra -ki bu onların zengin oldukları kadar medeni olduklarını da gösteren bir faktör olabilir- ön sıralara akın eden orta sınıf vatandaşlar da -muhtemelen bir kısmı alkolün de etkisiyle- bütün sinirleriyle Artest'i işaret ederek bağırmaya başlıyorlar. Bu sırada hakem araya girmiş, olay yatışmış gözüküyor, en azından bir nebze de olsa, ancak iki taraf oyuncularının araya karışmasıyla karmaşık bir görüntü oluyor, atmosfer yükseliyor, sinirler geriliyor.

A minute under the sun

Bu noktaya kadar çok absürd bir durum yok. İki takımın yaklaşık bir buçuk sene öncesinden kaynaklanan rekabetini düşünürsek, geçen sene playoff serisinde olan çekişmeyi gözönüne getirirsek, bu tip bir tartışmanın çıkması en son bekleyeceğiniz şey değil elbette. Çünkü elimizdeki veriler çok açık ve net gösteriyor ki, iki takım oyuncuları ve seyircileri, birbirlerinden pek hazzetmiyorlar. Olay Ben Wallace'ın oyundan atılması ve muhtemelen 1-2 maçlık cezasıyla geçiştirilebilir, sonra da bu jingle'lara konur, savaş müzikleriyle teaser'lar hazırlanılır ve sonraki maçta kırılacak rating rekorları zevkle izlenirdi.

Hadisenin devamında Ron Artest karmaşa içinde dibine sıkıştırıldığı hakem masasına uzanıyor. Bu kimilerine göre seyirciyi tahrik etme potansiyeline sahip bir hareket, bana göre uzaktan yakından alakası yok. Bir kere bu hareketin tahrik unsuru olduğunu iddia edebilmek için, salona maçı izlemeye gelen seyircinin misyonunun ne olduğunu irdelemek gerek. Daha da önemlisi, adrenalini zaten yüksek bir seyirci grubu, kendi oyuncusunun rakip oyuncuya sataşmasından mı, yoksa sataşılan rakip oyuncunun hakem masasına uzanmasından mı tahrik olur, bu sorunun cevabını da bulmak gerek. Ayrıca hakem masasına uzanan adam, bu tip vakalarla alakalı içler acısı bir sicile sahip, zaman zaman yaptıkları abartılan, kuyusu kazılmaya çalışılan bir adam ve saniyeler önce NBA şampiyonunun kaptanı tarafından tartaklanmış. Muhtemelen o hakem masasının üstündeyken rakip seyircileri tahrik etmekten çok, bir an önce sakinleşip bu olaydan minimum cezayla sıyrılmak geçiyordur aklının bir köşesinden.

"Hiii, ne yaptııı!"

O sırada, tam da sakinleşmeye çalıştığını düşündüğümüz bir anda, kafasında bir şişe patlayıveriyor, su, bira ya da herneyse. Bu, güneşlenmek için kumsala uzandığımız bir anda (eşek) şakacı bir arkadaşınızın gelip kafanızdan buz gibi su boşaltması gibi, hem konsantrasyon bozucu, hem beklenmedik, hem de çirkince bir tepki. Bence olay da bu noktada kopuveriyor.

Kanımca şahıs o an "masada yatmakta olan 91 numaralı Indiana Pacers'ın kontratlı oyuncusu olmaktan çıkıyor" ve "Ron Artest" haline geliveriyor, bir nevi "me against all" mevzusu. Ve yaptığı da, tribüne çıkıp önüne gelene tekme-tokat girmektense, sinir dozajı yüksek bir biçimde olayın failini bulmaya çalışma çabası olarak ilişiyor gözünüze subjektif baktığınızda. Zaten Artest de yakaladığı adamı infaz etmektense, "Sen mi attın lan o şişeyi gafama?" diye sormayı yeğ görmüş, ve olumsuz cevabı alınca fazla sert davranmamış.

Ancak bu ikili arasında cereyan eden vukuat sırasında, Detroit taraftarları sanki organize olmuşçasına Artest'in yakasına paçasına sarılıp bir şekilde etkisiz hale getiriyorlar. Suratında bir bira/kola bardağı patlıyor seçilebildiği kadarıyla, "arkasından kimbilir ne olacak?" derken Stephen Jackson beliriyor ufukta. Evet, bahsi geçen olayın güçlü yan rollerinden S-Jax bir anda olay mahallinde bitiverip beyaz atlı prens misali Artest'e saldıranlardan yakaladıklarına indiriveriyor yumruğu, çekip almaya çalışıyor adamı. Bu noktada etrafta ne bir güvenlik görevlisi, ne salonun asayişiyle sorumlu bir insan evladı göremiyoruz, anlatılanlara göre olayı ayırmaya gelen insanlar -Jackson takım arkadaşını almaya geldiği için "taraf" varsayıyorum- Pistons broadcaster'ı eski bad boy Rick Mahorn ile Rasheed Wallace'dan ibaret. Akabinde Stephen Jackson'ın peşinden tribüne akanlardan Fred Jones, iri kıyım bir dayı tarafından atılmış üç sağlam yumruğa maruz kalıyor, ki işin acı tarafı bu dayının Ben Wallace'ın kardeşi -ya da ağabeyi, artık ne haltsa- olduğu iddia ediliyor.

Atın şunları dışarı

Olayın tribündeki kısmı çok fazla dallanıp budaklanmadan Artest ve takım arkadaşları bir şekilde oradan çıkıyorlar ve o sırada iki elin parmakları ile sayamayacağımız miktarda alkollü Detroitli tarafından tartaklanan Artest'in karşısına bir başka geri zekalı çıkıyor, adama mimikleriyle "Hit me!" diye haykırıyor. Bu adamın da oraya ne amaçla, daha da önemlisi hangi güvenlik engellerini (!) aşarak geldiğini düşünürken, akşamüstü bir yorum açığa çıkarıyor cevabı: Meğerse Amerikanya'da bu tip şeyler olurmuş, o arkadaş da yiyeceği muhtemel yumrukları mahkemede delil olarak kullanacak, kendi yolunu bulmaya bakacakmış, "aferin" diyoruz kendisine. Tabii bu densizin yaptığını bütün Detroit camiasına maletmek mümkün değil.

Bundan sonrası kopuk... Çıkış kapısına doğru yönelen Indiana'lı oyuncuların kafasına bira, cips, patlamış mısırdan tutun, sandalyeye kadar pek çok şey yağıyor, oyuncular bu mide bulandırıcı hadiseden sıyrılmaya çalışıyorlar. Kafasına isabet eden bir maddeden sonra Jermaine O'Neal dayanamayıp koridordan tribüne geri çıkmaya uğraşıyor, geri çekiliyor, cezası, daha fazla cips ve biraya maruz kalmak.

İşin belki de en kötü, sinir bozucu tarafı, bu takımı iki sene boyunca Doğu'nun tepesinde dolaştırmış, hem de bunu şimdiki kadronun çok daha alt sınıf bir haliyle becermiş, şampiyon takımın temellerine epey katkısı bulunmuş eski koç Rick Carlisle'ın da yabancı madde yağmurundan nasibini almış olması. Detroit seyircisini bu kadar öfkelendiren şey ne, bilmek isterdim.

Taş yok mu taş?

Şimdi biraz da ayrıntılara inelim. Olayı farklı boyutlarda tartışmayı sağlayacak ufak ayrıntılar.

İlk olarak Artest'in kafasına gelen şu bira şişesi... Artest o olaya tepki vermeseydi -ki ben orada bulunan her insan evladının bir şekilde tepki vereceğini düşünüyorum, hatta bu konuda YahooNBA yorumcusu Steve Kerr'ün iki gün önceki "Crossing the Line" başlıklı yazısını okumanızı tavsiye ederim- nasıl bir ceza çıkacaktı NBA yönetiminden? Sadece o şişeyi atan taraftar ceza alacaktı muhtemelen, Detroit Pistons takımının bundan zararı sadece Wallace'ın muhtemelen iki maç ceza alması olacaktı. Peki orada önce Pistons oyuncusu tarafından aşağılanan, kazanmasına rağmen muhtemelen ön plana çıkacak bu ittirme mevzusu yüzünden küçük düşecek Ron'un iyice iki paralık olacak gururu?

Ya da Artest -yeni furya lakabıyla "adam olmayan" ya da "anti-profesyonel"- tek başına, hiçbir takım arkadaşından destek almadan o tribüne girseydi -ki o tribünde de görüntüleri dikkatli izlediğimizde mağdur olanın kendisi olduğunu görüyoruz, yaptığı tek şey bir taraftara şişe atıp atmadığını sorduktan (taraftarın ifadesine göre) sonra linç girişimine maruz kalmak olmuş- ve Detroit taraftarı da bir güzel pataklasaydı onu orada, yani diğer Indiana oyuncuları "profesyonel" davransaydı, nasıl bir çözüm bulunacaktı bu olaya? Şu an itibariyle izlediklerimizden daha güzel görüntüler mi oluşacaktı? Pistons ihraç mı edilecekti?

Olayı biraz daha dramatize edelim; Artest'in suratına gelen, plastik bir şişe yerine yaralayıcı bir madde olsaydı -ki bu ihtimal de hayli yüksek zira o an o psikolojideki taraftar muhtemelen elinde ne bulduysa onu fırlattı sahaya- ve oyuncu yaralansaydı, profesyonel davranışından dolayı kutlayacak mıydık kendisini?

David koş, Artest tribüne dalmış!

Olayları sadece bir şiddet patlaması olarak görmek, bu şekilde yorumlamak bizi hiç bir yere vardırmaz. Biz bu NBA olayını bir şey kazandığımız için sevmiyoruz, eloğlu bilmemkaç milyon dolarlık kontrat yapmış, şöyle şöyle istatistik tutturmuş, bütün bunlar olayın "laf ola beri gele" kısmı aslında. Televizyon başına oturduğumuzda bizi doyuracak şeyi izliyor muyuz, mevzu bu.

Açıklandığına göre Ron Artest sezonun kalanı için, Stephen Jackson 30, Jermaine O'Neal 25 maç ceza almışlar. Ben Wallace da tüm olayları başlattığı için 6 maçlık "caydırıcı" bir cezaya layık görülmüş. Azılı NBA seyircisi için hakaret gibi bir şey bu! David Stern'ün kendi çalıp kendi oynadığı bir ortamda, atmosferde, bu cezalar az bile.

İşte bu noktada birilerinin elinden birşeyler çalınmış oluyor. Bizim elimizden olayı izleme, takip etme şevki alınıyor, ligde dönen oyuna olan inancımız kırılıyor. Birileri sadece bir anlığına, makine veya para atınca çalışan bir robot gibi değil, insan gibi düşünüp hareket edince günah keçisi oluyor, bacağından asılıyor. Ama maalesef dünya böyle. Paranın olduğu ortamda herşey mübah, herşey doğal. Medyanın, oynayanların, oynatanların çıkarına mı olacak iş? O zaman sorun yok. Varsın basketbol seyircisi eldeki malzemeyle yetinsin, biz onlara istediğimiz maçı satalım, istediğimiz görüntüyü yollayalım, kendi NBA'lerini değil, bizim "David Stern'ün Çiftliği"ni seyretsinler... Yok ya!

Yazık ki, sadece rakip sahada uğradığı saldırıya karşı "takım" olduğu, öyle davrandığı için bir organizasyonun belki de şampiyonluğu çalınıyor.

Neresinden tutsanız elinizde kalacak bir konu.