hoops
blues

Ozan AYDIN

Celtics

Basketbol yazısı yazmayalı uzun zaman oldu. Her ne kadar bu iş zevkimiz, hobimiz olsa da, uzunca bir süre alıcı gözüyle maç izlemeyince insanın elleri de paslanıyor, yazı yazılmayan süre uzadıkça uzuyor. Pistons-Celtics maçı biteli fazla olmadı ve o maçın verdiği ilham da yadsınamaz ("Yazıyı yazmaya başladığım günlerde" diye not düşmek gerekiyor sanırım bundan sonra). Salonda Celtics'in artık team to beat haline geldiğinin alameti bir atmosfer vardı. Normal sezon içerisinde bu tip bir maç seyretmeyeli uzun zaman olmuştu. İyi geldi.

Team to beat ? Celtics? Hatırı sayılır bir süredir Celtics taraftarıyım. Bu takıma olan aşkım, günümüz basketbolünde görmeye alışık olmadığımız, daha doğrusu bir daha yetişmesi olası olmayan bir oyuncunun, Larry Bird'ün basketbol dehası ve onun basketbol topuna oyun hamuruyla haşır neşir ufak kardeşim gibi şekil vermesi (benim ufak kardeşim yok ama site sakinleri arasında elbet evinde Playdoh ile oynayan bir kardeşe sahip insan vardır), istediği zaman istediğini yapması ve bunu yaparken etrafındaki adamlarla kült bir basketbol takımı oluşturması, eşsiz bir şut estetiğine ve basketbol temeline vakıf olması gibi saymakla bitiremeyeceğim hayranlık abidesi özellikleriyle yeşerdi. Sonra yine o adamın kendi çapımda oyunuma ilham vermesi ile devam etti. Hatta şöyle diyebilirim ki, sadece etrafındaki adamları diil, kendisini eski maçlarının videolarından özümsemiş beni bile daha iyi yapacak kadar anlatmaya doyulmaz bir basketbolcu.

Geride bıraktığımız yaz ayına kadar, Celtics taraftarı olmanın iticiliği bir kenarda dursun; o taraftarın ligi ne amaçla takip ettiğinin, takım galibiyet aldığında sevinip sevinmediğinin ya da takımın geleceği hakkında ne düşündüğünün bile umursanmadığı bir durum oluşmuştu. NBA'in samanyolu olduğunu düşünürsek, Celtics galakside Jüpiter'in 63 uydusundan herhangi biri kadar önem arzediyordu. Evet yıllar boyu hep Celtics'in ligdeki en büyük franchise olduğunu, bu tip takımların başarısız da olsa baştacı olduğunu, günün birinde Lakers ile final oynarsa ratingleri tavana vurduracağını anlatıp durdum, biraz dinleyeni biraz kendimi kandırdım. Gelgelelim başarı olmayınca, daha doğrusu takımın başarıya gitmesini sağlayacak yol yılan hikayesi olmuşsa işin pek zevki kalmıyor. Sevgili takım muhabirimiz Ümit Can yazısında gördüğümüz üzere takımın geçen sene yediği mağlubiyet serisinin haberini üşenmemiş saklamış, işte ben de böyle hırs yapmıştım Ryan Gomes'li, Yogi Stewart'lı, Waltah McCarthy'li, Ricky Davis'li yıllar boyunca. Şimdi takımı yazmanın zamanı geldi.

Ne demiştik, bu takıma olan ilgi ve alakanın kaynağı Larry Bird'dür. Bugün, doğal olarak, 80'li yıllarda Bird'ün de dahil olduğu Original Big Three , şimdilerin Big Three' si ile karşılaştırılıyor. Eskiler şu andaki üçlünün yetersiz olduğunda hemfikir. Bana sorarsanız, 80'lerin takımının Big Three' den ziyade, Larry Bird and Four More Good Guys olarak adlandırılması daha doğru olurdu. DJ, McHale, Parish, Ainge hepsi iyi oyunculardı ama Bird o takımdaki tek kilit adamdır bence. Şimdiki üçlü, özetle daha dengeli, daha birbirini tamamlayan bir üçlü. Yazının geri kalanında bunları irdeleyeceğiz zaten.

Sonics maçı

Takımın sezon başında pek çok maçını izledim ve sezon başındaki o ateş ile şimdiki daha kendini bilen takımın taşıdığı ateş arasında farklılıklar var. Bunu ilk kez Sonics maçında farkettim. Şu an öyle geliyor ki herşey toz ve gaz bulutuymuş Ray Allen'ın orada olduğu günlerde. Delonte uzun süren bir sakatlığın ardından ilk kez adam gibi süre aldı maçta, KG'nin geleceğini bilmediğimiz, en azından duyup da gerçekleşeceğine ihtimal vermediğimiz günlerde Delonte'nin gidişine çok üzülmüştük. Hâlen de üzülüyorum şahsen, Rondo yerine onu tutabilseydik iki takım için de daha hayırlı olurdu gibime geliyor. Delonte yarı saha basketbolunda daha faydalı, biraz daha iyi birebir savunmacı, ayakları daha sağlam yere basıyor ve herşeyden önemlisi daha iyi bir şutör. Elbet Rondo'yu da çok özel yapan bazı özellikleri var ki bahsedeceğim, yine de Delonte'nin şutu çok cezbedici. İlk yarının sonunda zor bit şut sokuyor ve 13 sayı 6 asistle devreyi noktalıyor. Onun ve Luke'un yokluğunda rotasyona çöreklenen Earl Watson'a göre o kadar kapasiteli ve yönlü bir oyuncu ki... Yine eski Celtic Wally çok asıldı maça. Uygun pozisyonların hepsini soktu, skoru Delonte ile birlikte sürükledi.

Durant maça pek asılmadan takımın en skoreri olmayı başarıyor. Alp'in bahsettiği gibi adam müthiş bir skorer olacak potansiyele sahip; ancak henüz çok fazla sorumluluk yüklenmekten kaçınıyor gibi. Ayrıca takımın diğer çaylak-yıldız-adayı Jeff Green sahadayken sanki daha rahat oynuyor. Evet bu takımın dokunulmazı ve yıldızı olduğunun farkında ama Wally sahadayken fazla şut kullanmıyor gibi.

Rashard Lewis'in gidişi, Ray Allen'ın yollanışı çok umurunda değil gibi insanların. Durat tek başına bu havayı değiştirdi mi? Bunu yapabilir mi? Düşündüm ve Seattle halkının artık sınırı belli o takımdan sıkıldığını ve yenilikten memnun olduğunu, bu yenilenmenin baş aktörü de son yıllarda lige girmiş en büyük yıldız adaylarından biri olduğu için daha fazla pozitif tepki verdiğini anladım. Belki Durant, Ray Allen ayarında bir şutör olamayacak, belki Rashard Lewis ayarında da olmaz -zira pek çok eksiği var benim izlediğim kadarıyla- ancak Sonics takımı onun üzerine kurmaya karar verdiği anda Allen ve Lewis'den vazgeçmeliydi, doğrusunu yaptılar. İki takım arasındaki alışverişi de bu açıdan değerlendirmek gerek. Delonte bu takıma oturacak, gelişmeye açık bir guard. Celtics'den gelen pick ile alınan Jeff Green, Durant'ı tamamlayacak özelliklere sahip, iyi bir savunmacı, savunma yapmaya hevesli, kazanmanın bu yoldan geçtiğini bilen bir oyuncu. Gelgelelim, şu anda Durant iki numara oynadığı için sırıtmasa da, ne onun ne de Green'in iki numara oynayamayacağını ve pozisyonlarının çakışacağını düşünüyorum. Wally zaten bu takıma takas gerçekleşsin diye geldi ama fena oynamıyor. İyi çocuktur zaten Wally, zararı yoktur, kontratı verende kabahat.

Maçın ikinci yarısında Sonics ne kadar asıldıysa da, Pierce'ın zamanında müdahelesi ve biraz da rakibin hevesini kıran 4 sayılık hücumundan sonra maçı Celtics kazandı. İlk yarıdaki beklenmedik patlamasından sonra Delonte üzerindeki önlemler arttı ve devre arasındaki ağır eleştirileri -Barkley tarafından yapıldı bunlar- Rondo bir nebze olsun karşıladı. Sonics'in yakaladığı hava etkileyici ama Petro-Swift-Sene üçgeninin ne olacağı, Ridnour'un ne yapılacağı gibi kısa vadede halletmeleri gereken problemleri var. Celtics'ten gelenler açısından bir sorun yaşamadıkları kesin.

Minnesota tarafı

Sonics ile bir süre öncesine kadar son sırayı paylaşıyordu Wolves. Şimdi açık ara ligin en kötü derecesine sahipler. Yeniden yapılanmayı böyle kısa ve acısız yapmak isteyen takımlar her zaman tepetaklak düşmüşlerdir, anormal bir şey yok. Ancak Wolves şu anda resmen çocuk bahçesi gibi. Kadroda yaşı 25'ten ufak 9 oyuncu var, veteranlar Walker (veteran olmayı hiç becerememiştir kendisi), Ratliff (çok uzun bir süredir sakat ve kontratı da bitiyor), Jaric (buna da veteran dememiz pek doğru olmaz, beş senedir bu ligde olduğunu ve pek bir şey yapmadığını düşünürsek, kontratı bitince Avrupa'ya dönmesi hayırlı olur) ve Mark Madsen (böyle bir takım için çok gereksiz). Genç oyunculardan Brewer, Jefferson, Foye ve Green veteranlarla birlikte oynamaya ihtiyaç duyan adamlar, oyunlarına pek bir şey katmadan seneyi geçirecekler. Gomes ve Smith görev adamları, onlar için ne kadar oynarsalar o kadar iyi. Telfair'den artık birşey olmaz, Celtics tarafından kakalanmış oldu. McCants iyidir, biraz daha sorumluluk verilse fena olmaz.

Peki Garnett takasında Wolves kazık mı yedi? Bence hayır. Daha iyi teklif geldi mi, geldiyse neden kabul etmediler? Bence daha iyi teklif de gelmedi. İkinci sorunun üzerinden gidelim. Bill Simmons Golden State tarafından yapılan bir teklifin çok daha cazip olduğundan bahsetmişti. Onların önerisi Al Harrington, Monta Ellis, Biedrins ve 18. pick, teker teker bakarsak, yeniden yapılanan hiç bir takım Al Harrington istemez ki Celtics'in teklifinde böyle bir oyuncu yok; Monta Ellis için en verimli olabileceği sistem zaten Warriors ve Baron Davis ile Don Nelson'un yanı; Biedrins ise ileride bu ligin en çok aranan uzun oyuncularından biri olabilir ama bence gelebileceği en iyi durum şu anda Tyson Chandler'ın bulunduğu (Burada şu soruyu da sormak gerekiyor: Hornets Chandler, Pargo, Wr i ght ve pick önerse Wolves kabul etmeli mi?). Kötü mü, elbette değil ama Wolves'un hedeflerinden çok Warriors'un hedeflerine yönelik bir takas. Yine Suns'dan Amare ve Marcus Banks'in alınabileceği söyleniyor ki ben Suns'ın Amare'yi önerdiğini hiç düşünmüyorum bu nedenle değerlendirmek gereksiz. Clippers'dan Elton Brand ve Chris Kaman'ın alınabileceği de tamamen gerçek dışı. Geriye değerlendirilebilecek iki teklif kalıyor.

Bulls'un Deng ve Wallace ile birlikte Noah'ın alındığı 9. picki verdiğini varsayalım. Wallace'ın 3 yıl sürecek maksimum kontratını Wolves kadrosunda işe yaramayacak defansif özellikleri çekici kılmıyor. Yanında alınan Deng çok beğendiğim bir oyuncu ve ligin en iyi 20 oyuncusundan biri olarak anıldığı dönemler yakındır; ancak takımı üzerine kuracağınız oyuncunun bir noktada Deng'den daha yönlü olmasını beklemez misiniz? Deng müthiş bir savunmacı ve pozisyonuna göre iyi bir ribaundçu, asla iyi bir pasör değil ve maçı domine eden bir skorer olması zor gözüküyor. Bu Kevin McHale'in onu üzerine takım kurulacak bir oyuncu olarak seçmesini engellemiş olabilir. Ki bence de doğrusunu yapmış.

Son konuşulan teklif Lakers'ın yaptığı söylenilen Odom, Bynum, Kwame ve 19. pick teklifi. Bu teklifin kabul edilmemesinin iki tane açıklaması olabilir. Birincisi Wolves'un hiç bir şekilde uzun kontrat almak istememesi. İkincisi de Garnett'in Lakers'ta oynamak istememesi olabilir ki nispeten kolay bir konferansa geldiğini ve Lakers'ın bu takastan sonra kadrosunun çok boşaldığını düşünürsek mantıklı bir tercih. Eğer sebep bu ikisinden biri değilse, McHale'in takım başında tutulması için bir neden yok.

Celtics'in verdiklerine bakarsak, Telfair hakkında düşündüklerimi söyledim. Gomes ve Green upside sahibi oyuncular, Gomes şüphesiz ligin aranılan bench oyuncularından biri olacak her işten biraz olsun yapma kapasitesiyle, Green ise yeterli hırsa ve antreman yapacak saate sahipse Wolves takasın kârlı tarafı olur. Açmak gerekirse, Kobe ve T-Mac örneklerine bir göz atalım. Kobe'nin 98 ve 2000 yazında oyununa eklediği şut ve post-up özelliklerini gittikçe daha iyi kullanması ve bu ölümcül skorer haline gelmesi beş yıllık bir süreç. Aynı şey bir zamanlar tek başına Pistons'ın başına bela olan T-Mac için de geçerli. T-Mac pek sağlıklı bir örnek olmasa da, greatest game takip eden ya da fil hafızasına sahip olanlar Kobe'nin 2001'de Spurs serisinde oynadığı oyunun şimdiki olgun ve direkt skora giden hücum tarzından çok farklı olduğunu görebilir. Bu tarz skorerlerin oyununun oturması süre alır ve Wolves'un istemediği kadar süresi var. Green'in gelişme için harcayacağı bu sürede onlar da şu andaki genç çekirdek arasından seçim yapma şansına sahip olacaklar.

Son ve en önemli -ayrıca takası Wolves açısından yapılabilir kılan- parça tabii ki Al Jefferson. Büyük bir skor ve ribaund potansiyeline sahip eski tip bir uzun. Benim şahsi fikrim, Al Jefferson'ın gitmesi Garnett takasını Celtics açısından bir parça daha cazip kılıyor çünkü Jefferson bu yaz maksimum kontrata imza atacak. Ben maksimum kontrat alacak ve takım sürükleyecek mental güce sahip olduğuna inanmıyorum. Benim şahsi fikrimi bir kenara koyarsak, Jefferson istikrarlı olarak 20+ sayı ve 12+ ribaund ortalamaları tutturacak bir oyuncu. etrafına konulacak doğru parçalarla Wolves'u iddialı bir takım yapabilir. Mesela 20 sayı ortalamalı Gerald Green veya şutunu daha efektif kullanan bir McCants, ya da hakkında hep iyi konuşulan Foye mevzubahis gelişimlerini gösterdikleri takdirde bu parçalar olabilirler. Garnett'i bu tip bir takasla yollamak her zaman bir kumardır. Bana kalırsa Wolves'un elinde daha iyi bir şans yoktu.

Celtics tarafı

Celtics ligin en çok konuşulan kadrosunu kurdu ve bu hamle şüphesiz NBA'in en çok hatırlananlarından biri olacaktır. Garnett, Allen ve Pierce hakkında konuşulacak çok şey var ama öncelikle takımın geri kalanının ne halde olduğuna bir bakalım. Takımın playoffa iddialı bir noktadan, muhtemelen saha avantajına sahip olarak gireceği artık kesin gibi. bu üç oyuncunun 40 dakika civarı süre alacağını varsayarsak geriye 120-130 dakikalık bir dilim kalıyor ve bu sürenin doğru adamlara paylaştırılması çok mühim. Takaslar neticesinde Rondo ve Perkins üç oyuncunun dışında kalan pozisyonların öncelikli adamları olarak takımda tutuldular. Perkins iyi bir ribaundçu, iyi bir blokçu, savunmada Garnett'in verdiği rahatlıkla yardım savunmasına gidecek, muhtemelen daha güçlü adamları tutmaya çalışacak, pis işleri yapacak. NBA standartlarında kelepir bir kontratı var. Şu ana kadar Garnett'le çok uyumlu ve takımın bütün yıldızlarından destek alıyor. Bazı maçlarda normal şartlarda kullanmayacağı kadar top kullanıyor ve bu onun özgüveni için önemli. Çok kolay ve fazla faul yapması, henüz Rasheed Wallace ya da Duncan gibi uzunları savunmak için çok toy olması, bazen olmadık yerlerde çok kolay pozisyonları bitirememesi büyük dezavantajlar; ancak Garnett gibi bir iş arkadaşına sahip olması üzerindeki sorumluluğu eritiyor. Arkasındaki oyunculardan Scot Pollard playoff tecrübesine gani gani sahip, vücudu böyle bir tempoyu 15 dakikadan fazla kaldıramayacak gibi dursa da bazı maçlarda beklenenden fazlasını yapması kimseyi şaşırtmamalı. İyi bir ribaundçu ve savunmacı olduğu kesin. Seattle'dan gelen ikinci tur picki ile alınan Glen Davis ise sezonun en tatlı sürprizi oldu. Müthiş kuvveti, cesareti ve hırsıyla bir playoff takımının ihtiyacı olan oyunculardan. Pistons karşısında çok gerilimli bir atmosferde maçı alan oyuncu olması belki bir daha gerçekleşmeyecek bir hadise; ancak es geçilmeyecek bir oyuncu olduğunu göstermesi takımı rahatlattı. Pollard'ın fazla yaşlı, Davis ve Perkins'in de fazla tecrübesiz oluşları kafa kurcalasa da, pota altı rotasyonunun herhangi bir ekleme olmasa dahi idare edebilecek seviyede olduğunu düşünüyorum.

Celtics'in nereye gideceği konusunda daha çok önem arz eden madde Rondo ve onun yapabilecekleri. Az önce Delonte'nin belli açılardan daha bu takıma uygun bir oyuncu olduğunu söylemiştim. Şut tehdidi dikkate alınmayacak derecede az, playoffta muhtemelen karşılaşacağı Billups'ı tutmak için fazlasıyla zayıf ve bu onun maçın büyük bölümünde takımına eşleşme problemi yaşayacağını gösteriyor. Bunun yanında Rondo'nun Delonte'de asla olmayacak özelliklerinden bahsetmeden olmaz. Öncelikle Rondo çok çok hızlı bir oyun kurucu, ligin topla en hızlılarından biri belki de. Delonte'den daha iyi bir pasör ve daha delici bir oyuncu. Celtics genellikle çeyrek sonlarında topları Rondo'ya kullandırtıyor ve kritik anlar için biraz daha tecrübelenmesini ve kendine güvenmesini bekliyor. Çok hızlı ve kıvrak bir adam olduğundan mütevellit adamını geçmekte ve potaya gitmekte bir problem yaşamasa da, Rondo'nun bu takımın başına dert olacak en önemli eksikliğini de bu noktalarda görmek mümkün, tabii ki baskı altında topu taşıyamaması. Ek olarak, Rondo oyun içinde spontane gelişen yardım ve sıkıştırmalarda çok kötü tercihlerde bulunuyor. Bunlar sezon içerisinde halledemeyeceği sorunlar, bir de halledilebilecek olan var. Anladığım kadarıyla Big Three sahadayken sorumluluk almak istemiyor ve o dakikalarda top elinde değilse neredeyse hiç kımıldamıyor. Böyle olunca takım özellikle son çeyreklerde hücum anlamında bir sıkıntı yaşıyor çünkü Rondo pek ortalıkta gözükmüyor. Onun bu sabitliği takımın hücum anlamında en önemli özelliği olan seri pas örgüsünün tıkanmasına yol açıyor. Zira Ray Allen dışında topsuz hareket etmeyi seven oyuncu yok Celtics'te ve Rondo'nun bunu yapması çok mühim. Bu sebeple son çeyreklerde Eddie House'u ve son zamanlarda Tony Allen'ı fazlasıyla sahada görüyoruz, hatta yeri geliyor Rivers Rondo'yu kenarda unutuveriyor.

Benchten Eddie House, Tony Allen, James Posey, Brian Scalabrine, Scott Pollard ve Glen Davis geliyor. Davis ve Pollard'dan bahsettik. Scalabrine bu saatten sonra belli başlı maçlar dışında pek süre alamaz gibime geliyor. Tony Allen ve Eddie House dönüşümlü olarak Ray Allen'ın ve Rondo'nun yedeği olarak görev yapıyorlar. İkisinin farklı özellikleri olduğundan haberdarız, Tony daha hareketli ve delici bir kısa, Eddie House pek içerilere girmiyor dışardan attığını vurmaya çalışıyor. Tony Allen'a bu takımda her zaman yer var, zira savunmada da hücumda da elinden geleni veren bir çocuk, savunması averaj seviyede, şutu az da olsa var ve gelişiyor, pek pas verme gibi bir alışkanlığı olmasa da hücumun tıkandığı anlarda yaptırdığı fauller veya attığı turnikeler yeterince karşılıyor kendisinden beklentileri. Eddie House'un bu takıma neden alındığını da biliyoruz ve şu ana kadar güzel katkı veriyor. Ancak onun da bir playoff serisinde kritik anlarda pek süre alacağını zannetmiyorum. Muhtemelen guard bölgesine veteran bir ekleme yapılacak. Böylece playoff aşamasında Rondo'nun süresinin 25, House ve Tony'nin ise toplam 25 dakika civarına ineceğini söyleyebiliriz, belki daha az. Zira takım şampiyonluk gibi bir hedefe sahipse olması gereken de bu.

Ve James Posey. Takımın yüzük sahibi tek adamı olması onun özelliklerinden biri. Takımın savunmacı kimliğine oturan bir oyuncu, üç sayı tehdidi ve tecrübesi sayesinde hücumda sırıtmaması bir kenarda dursun, uzun boylu ve kollu olması sayesinde üç numaraların yanında uzun forvetleri de sinir etme potansiyeline sahip, ki bu olası bir faul problemi ihtimaline karşı önemli bir özellik. Tüm bunların yanında, iç sahadaki maçlarda orta sahada bütün ilk beş oyuncularına sarılıp motive ediyor, soyunma odasında maymunluklar yaptığı gelen duyumlar arasında, kısacası yine playoff takımlarının ihtiyaç duyduğu türden bir locker room guy kendisi. Asıl üçlü dışında takıma yapılan en önemli ekleme şimdilik.

Takas ve ekleme süresi dolana kadar takıma muhakkak bir veteran guard eklemesi yapılacak. Bir takım kuvvetli kaynaklar bu ismin Clippers'lı Cassell olacağını söylüyor. Kedisini pek sevmem, yüzük için elinden geleni yapacağını biliyorum; ancak zaman zaman elinden gelenin fazlasını yapma konusunda kendini kontrol edememesi kafamı kurcalıyor. Yine de gelirse pozitif etkisi olacaktır, baskı sırasında top kayetmek bir şampiyonluk adayının en son isteyeceği şey olmalı. Bütün contender takımların kadrosunda sırf bu tam saha baskıyı yapması için para verilen adamlar var ve Pistons'da bu tip oyuncuların sayısı birden fazla. Celtics'in profiline uyan diğer oyuncular Anthony Carter, Damon Stoudamire, Brevin Knight (bunun gelmesi pek olası değil sanırım), Earl Boykins (?) gibi isimler işte. Favorim Damon ki onun hakkındaki söylentiler de ayyuka çıktı.

Ray Allen

Ray Allen kariyerinin önemli bölümünde playoff oynamış turlar atlamış, kritik maçlarda iyi performanslar sergilemiş, hadisenin tozunu yemiş yutmuş bir şutör ve skorer. Bugüne kadar tur atladığı zamanlarda hep underdog olmuş, kritik maçlarda beklentilerin üzerinde oynamış. 2001 playofflarını hatırlayalım, Hornets serisinin kritik 6. ve 7. maçlarında %50 üzeri şut, rahat Bucks galibiyetleri. Sixers serisinin 6. ve 7. maçlarında takımın en skorer oyuncusu, 6. maçta 41 sayı ve dokuz üçlükle rakibi yere seren oyuncu. 2005 playofflarında şampiyon Spurs karşısında Lewis'in olmadığı son üç maçta takımı Antonio Daniels ile birlikte sürüklemiş, rakibi kendi konferansında en çok zorlayan takım olmuşlar. Ligin belki de en düzgün bileği, en saf şutörü.

Kariyerinde diğer yıldızlar gibi NBA Finali yok. Hiç bir zaman iyi bir savunmacı ya da istikrarlı bir oyuncu olmadı, kariyerinin son zamanlarında çok fazla sakatlık geçirdi, ama ne olursa olsun sahada ne vermesi gerekiyorsa onu veren yüksek iş ahlâklı bir adam olarak bilindi. Bu sezon üç yıldız arasında rakamlarında en ciddi düşüşü yaşayan oyuncu oldu. Ancak bencillikten çok uzak olması, diğer iki oyuncunun biraz daha arka planında kalmayı kabul etmesi sayesinde şu an herkes halinden memnun. Aynı zamanda söz konusu üçlü arasında en az dakikayı da o alıyor ve bunda bileğindeki problemin de etkisi var. Bütün bunlara rağmen Toronto ve Charlotte maçlarında son saniye basketleriyle takıma maçlar kazandırdı, içerdeki Pistons maçında yine çok kritik bir üçlükle maça beraberlik getirdi. Şu ana kadar maçların son topunu kullanması gereken isim o gibi duruyor. Pierce bu sorumluluğu almayı tercih ediyor ya da Doc Rivers onu istiyor, ileride bu durum değişebilir.

Kevin Garnett

Takıma katıldığını daha ilk dakikadan itibaren belli etti. Sahadayken veya kenardayken, top elindeyken ya da değilken farketmez, takıma kattığı havayı televizyon karşısında soluyabiliyorsunuz. Şu anda Boston Celtics bir savunma takımı, hatta ligin en iyi savunma takımı ve bu durumda belki %50 hatta daha fazla payı var. Takımdaki her oyuncu savunma için kariyerinde sarfetmediği eforu sarfediyor, herhangi bir oyuncu bu anlamda iyi bir harekete imza attıysa ilk tebrik eden KG oluyor, düşeni yerden kaldırıyor. Savunma anlamında gösterdiği hırs ve çaba gerçekten göz kamaştırıcı ve ilham verici.

Yıllar önce KG'nin oyununda bir sunilik olduğunu düşünürdüm. MVP olduğu dönemde her maç aşağı yukarı aynı istatistiği yapması, önemli ve önemsiz maçlarda aynı eforu sarfetmesi bana hep garip gelirdi. KG'deki en önemli değişiklik bu gibi gözüküyor Celtics kariyerinde. Wolves zamanlarında defalarca playoffa kalmış ama sadece bir kez tur geçebilmişti. Üst üste tam yedi sene ilk turda elenmek bir süper yıldız için kabul edilemez bir şey olsa gerek. Tek batı finalinde de artık son demlerini yaşayan Kings'i geçebilmişlerdi. Döneminin onunla birlikte en güçlü oyuncuları Duncan, Shaq gibi adamları bir kez bile eleyememiş ve defalarca onlara elenmiş olmasına rağmen lig tarihinin en iyi oyuncularından biri olarak gösterilmek normal bir şey değil. Bu sebeple playoffsuz geçen yıllarda bir şeyler öğrendiğini oyununa yansıtması gerektiğinin bilincindeydi ve Celtics'e gelince yepyeni bir sayfa açtı.

Celtics şu anda bir savunma takımı ve uzun yıllardır ligde bulunan belki de en iyi savunma takımı. Bu konuda KG'nin payı çok fazla ve bu sadece oyun anlamında değil. KG müthiş bir blokçu, müthiş bir ribaundçu, müthiş birebir savunmacı ve kendi dışında vasatın altı olarak bile tanımlanamayacak bir uzun rotasyonunu iyi gösterebiliyor. Ancak onun bu takıma asıl katkısı kimya anlamında. Takıma en son katılan süperstar oldu, fakat bu üçlünün ve geri kalan rol oyuncularının bir arada hiç sorunsuz oynamasında en büyük pay onun varlığında. Tek başına röportaj da vermiyormuş duyduğum kadarıyla, ancak diğer ikisi de gelirse konuşurum mikrofonlara diyormuş. Sahada olsun ya da olmasın, KG gibi bir adamın takımda olduğunu bilmek bütün oyuncuları rahatlatıyor.

Öncelikle bu kimyanın oturması için kendi istatistiklerinden ve rolünden feragat etti. Kendi toplarından birkaçının Perkins tarafından kullanılmasına, dakikalarının kısılmasına, ribaund ve sayı ortalamalarının ciddi anlamda düşmesine oluru verdi. Kendisi de daha az ve daha dikkatli şut kullanmaya başladı. Takımın savunma kimliği kazanmasına ön ayak olmak için en hırslı savunmayı kendisi yapmaya başladı. Özellikle iki maçta Rasheed Wallace'a, içerde Yao Ming'e, dışarda Carlos Boozer'a, iki maçta Chris Bosh'a ve içerde kendisinden fizik olarak hayli üstün Dwight Howard'a top kullandırtmayan savunması ders niteliğindeydi.

Herşeyden önemlisi, onun bu eforu yüzük için olan açlığının ve motivasyonunun göstergesi olarak diğer oyuncular ve seyirciler için normal sezonda müthiş bir itici güç oluyor. Şu andaki derecenin de payesinden biçtiğimiz düşünülürse, Garnett'in ligde istatistiksel açıdan orta sıralarda olmasına rağmen ligin en önemli MVP adayı olmasını da açıklayabiliriz.

Paul Pierce

Üç yıldızın katıldığı sezon öncesindeki basın toplantısında takım sahibi Grousbeck ve GM Ainge hala en önemli oyuncunun Pierce olduğundan bahsettiler, takımın onun takımı olduğunu söylediler. Şu ana kadar Pierce kadrodaki en yaratıcı oyuncu olmasından dolayı hücumun çekirdeği görevi görüyor. Takımda üç yıldız içinde en fazla tek başına sahada kalan isim. Takımın en iyi skoreri, en iyi pasörü, en iyi 2. ribaundçusu ve hücum anlamında lideri. Bunca yıldır hep vasat kadrolarla oynadı, bu sebeple kötü oyuncularla nasıl oynanması gerektiğini çok iyi biliyor ve bu da rotasyon konusunda koç Rivers'a çok büyük rahatlık sağlıyor. Pistons maçında gördük, özellikle savunmanın sertleştiği anlarda bütün yaratıcılık Pierce'ın elinde oluyor ve o da Glen Davis gibi sürpriz adamlar üzerine kurulmuş antika Rivers setlerini kusursuza yakın uyguluyor.

Üç oyuncu arasında en çok playoff hatırasını hafızalarımıza yerleştirmiş oyuncu da Pierce. 2002 Doğu Finali'nde Nets'e karşı yapılan comeback bugün tarihi zaferlerle dolu Celtics'in en önemli anılarından biri. O son çeyrekte Pierce'ın potaya deli gibi saldırması, bir swingmande görmeye alışık olmadığımız kuvveti sayesinde yaptırdığı basket fauller -ki kuvvet konusunda LeBron'un arkasından geldiği söylenebilir- ve takıma verdiği havayla galibiyetin mimarlarından olmuştu. Bir sene sonra Indiana'ya verdiği hasarı da unutmak mümkün değil. Celtics'in favori Indiana'yı paçavra etmesinde ilk maçın payı büyüktü ve bu maçta Pierce son çeyrekte tam 21 sayı atmıştı. Aynı maçta kullandığı 21 faul atışının hepsini sayıya çevirmesi bugünkü halini bilenler için biraz gerçek dışı. Yine üçüncü maçta üçüncü çeyrek başında 16 sayı geri düşen Celtics, o ana kadar çok kötü oynayan Pierce'ın çeyreğin son 11 sayısının da dahil olduğu 21 sayısıyla maçı koparıp alıyor ve seriyi geçiyordu. Gariptir, benzer bir kadroyla bir sezon sonra Celtics tarihinin en kötü playoff iç saha mağlubiyetini alırken sebep Pierce'ın 9 sayıda kalmasıydı.

Pierce, tıpkı diğer iki yıldız gibi tüm eforunu ve iş ahlâkını sahaya yansıtan bir yıldız. Kendi pozisyonunda bir çok yıldız barındıran jenerasyonunun, kötü kadroların içinde yer almasına rağmen en önemli oyuncularından biri oldu. Ondan çok daha fazla üne ve tartışılma-karşılaştırılma potansiyeline sahip T-Mac'in kariyerinde ilk tur geçmişlik yok, keza Carter. Skor potansiyelinin oyun tarzından farkedilmeyecek boyutlarda olduğunu ve skorerliğin bazı boyutlarında ligin en iyilerinden biri olduğunu unutmamak gerek. Bu ve bundan sonraki 2-3 sezon onun Kobe ve onun klasmanındaki diğer oyuncular ayarında olup olmadığını göstermesi için de iyi bir fırsat olacak.

Doc Rivers

Bu takım için şampiyonluk ihtimali üzerine konuşurken iki, hatta üç kez düşünüyorsak bunun en önemli sebebi Doc Rivers'tır. Maça müdahele ve oyun sistemi konusundaki hataları dillere destan, ayrı bir yazı çıkar. Bu seneyi ele alarak başlayalım.

Savunmanın göz kamaştırıcı durumu Doc Rivers'ın eseri demek isterdim ama maalesef aslan payı onun değil. Yıllarca Jeff van Gundy'nin asistanlığını yapan Tim Thibodeau, bu sene memleketi Boston'dan teklif gelince kabul etmekte gecikmemiş. Jeff van Gundy'nin bir gün koç pozisyonu için büyük bir aday olarak gösterdiği Thibodeau, savunma uzmanı olarak biliniyor ve bu Jeff van Gundy'nin takımlarına nasıl yansıdı hepimiz haberdarız. Kendisi bir o kadar da alçakgönüllü ve bütün payeyi oyunculara biçiyor. Özellikle KG, Pierce ve Ray'in sezon hazırlıklarına normalden erken ve çok fit bir şekilde başladıklarını belirtiyor, benim de her zaman savunmuş olduğum takım yıldızı kadar savunma yapar mottosunun Boston Celtics'in antreman salonlarının duvarına yazılacak bir cümle olduğunu belirtiyor. Pierce ve Ray'in beklemediği kadar sıkı antreman yapmasının onu da etkilediği aşikâr. Sistematik bir koç olduğu çok açık ve bütün hesaplarının şu ana kadar tuttuğunu söylemek yanlış olmaz. Bu tip şeyler sezon başında belirlenir, kim kaç dakika alacak, benchten nasıl bir katkı beklenir, aşağı yukarı yenmesi beklenen sayı ne? Herneyse, bunlar Doc'un dilinin ucunda olan şeyler. Thibodeau'nun bu takımdaki asıl görevi savunma kurgusunu yönetmek ve savunma setlerinde oyunculara olabildiğince opsiyon sunmak. Takım bir savunma takımı olarak biliniyor, hatta son maçlarda hücumu yerlerde sürünüyor ve savunması sayesinde maç kazanıyor. Thibodeau'nun hakkını teslim edelim.

Takımın hücum açısından çok tıkanıklık yaşadığı ve asıl problemin bu olduğunu söylemiştik. Hücum ritmi her ne kadar zamanla oluşan bir şey olsa da, koçun etkisinin en açık görüldüğü ve seçildiği nokta da hücum setleri olsa gerek. Celtics'in özellikle rakibin savunmayı sertleştirdiği anlarda uzun süre sayı atamadığı dönemler olduğunu maçları takip eden herkes biliyor. Bunun ilk nedeni hücumdaki statik oyun, dolayısıyla Doc Rivers'ın setlerindeki sıkıntı. Üç yıldızın olduğu yerde hücumu da onlar çevirecek elbet ama son maçlarda Celtics hücumu Pierce ve Garnett'in birebirlerine çok dayanmış halde, kalan toplardan Allen bir şeyler çıkartmaya çalışıyor. Rondo'nun skor opsiyonlarının kısıtlı olmasına ve takımın koşamadığı dakikalarda hem top getirirken, hem de yarı sahada hareketsizliğiyle külfet gibi gözüken Rondo'ya da çözümü bulmuş sayın Rivers, House artık son çeyreklerin büyük bölümünü oynuyor ve şut tehdidiyle takımın yıldızlarına birebir için alan açıyor. Aman ne güzel, böylece House'un Celtics'te ekstra katkı için bulunan bir adamdan ziyade, özellikle bahsettiğim gibi son çeyreklerde ana skor opsiyonlarından biri olduğunu farkeden rakipler onun da hareket alanını göz önünde bulunduruyor, en nihayetinde bir ikili sıkıştırma sonucunda House'a çıkan her top adamı kariyerinin her aşamasında olduğu gibi potaya doğru süzülüyor. Yanlış anlaşılmasın, adamın şut kullanmasına karşı değilim; ancak normalde sahada olması gereken 1.-3. çeyrek sonu ve 2.-4. çeyrek başında Celtics'in sezon başından beri oynayageldiği savunmayla ritm kazanan basketbolda bu şutların verimli olduğunu da düşünüyorum, ama temponun yavaşladığı maçlarda House'un öncelikli bir opsiyon olmaması gerekiyor, hatta şut atamadığı için Rondo'yu kesmesi hiç gerekmiyor.

Tabii House hücumun en önemli problemi değil, ancak takımın son maçlardaki genel tıkanıklığının en önemli yansıması. Üç yıldızın bireysel becerilerine dayalı bir hücum alan ister, üç oyuncuya birden alan da yaratılmaz normal şartlarda. Üçünün de tek başlarına sahada olduklarında daha verimli olmalarının da sebebi bu olsa gerek. Rivers rotasyonda Pierce ve Garnett'i zaman zaman tek olarak kullanıyor, Pierce'ın tek olarak sahada buunduğu süre diğer ikisine göre hatırı sayılır derecede fazla. Ray Allen sene başında daha fazla süre alıyordu ve daha fazla tek başına süre alıyordu, sezon ilerledikçe bu değişti. Şu anda Ray Allen üçlü olarak sahada olmadıkları dönemde genelde Garnett ile birlikte sahada yer alıyor. Üç oyuncu da kariyerlerinin hatırı sayılır kısmını lotarya takımlarında geçirdikleri için beraber sahada bulunmadıkları zaman sıkıntı çekmiyorlar, zaten düşündüren bu üçlünün beraber verimlerinin düşmesi ki bu skora normal şartlarda olması gerekenden çok daha fazla yansıyor.

Hep böyle değildi elbette. Garnett sezon başında daha potaya uzak ve tepede top alıyordu, ama o zamanlar hızla akan bir pas örgüsü olduğu için onun bu noktada aldığı toplar ya kat eden Perkins vasıtasıyla tekrar dış oyuncuların birine ulaşıyor ya da Garnett'in elinden direk olarak dış oyunuya ulaşıyor ve Garnett'in perdesi vasıtasıyla oyun üretiliyordu. Şu anda Perkins ve Rondo dahil tamamen birebir hücumlara dayanmış bir oyun oynanıyor ilk beş sahadayken. Hücumdaki problem elbette çözülebilir ancak sorun Rivers'ın uykuda olması, müthiş savunmanın ve alınan galibiyetlerin etkisinde kalıp bu noktadaki gelişimi gerilemeye çevirmesi. Üstüne bir de maç içi müdahele konusunda ligin en kötü koçlarından biri olması eklenince son çeyrekler işkenceye dönüşebiliyor. Bu konuda ayrıntılı istatistikler tutulmuyor, tutulsa bile Boston'un hücum problemini istatistiklerle yansıtmak epey zor ama mesela deplasmanda-içeride kaybedilen Wizards maçlarında neler olduğuna bir bakabiliriz. Deplasmanda Celtics son çeyreğe beş sayılık bir avantajla girdi ve bu ilk hücumda Posey'nin basketiyle yedi sayıya çıktı. Bu andan maçın bitimine 27 saniye kala Garnett'in attığı serbest atışa kadar takım yei sayı daha buldu ve bunların içinde Posey'nin iki üçlüğü var. Wizards'ın dış savunmasını düşününce son çeyrekte atılan sayı miktarı yumuşatılarak açıklanabilir, ancak Posey dışında sadece bir basket olması açıklanamaz. İçerdeki Wizards maçında ise son altı dakikaya kadar pembe bir tablo vardı ve fark 14 sayıydı. Wizards mola almamasına ve savunmayı hatırı sayılır biçimde sertleştirmemesine rağmen Tony'nin çıkıp Ray'in girmesiyle statik hücuma geri dönüldü ve takım tıkandı. Sonraki beş dakikada Celtics sadece iki sayı bulabildi ve 16-2'lik seri ile skore berabere oldu. Bu süre içerisinde Rivers'ın tek molası Wizards'ın molasıyla beraber geldi (zorunlu mola), Rondo kenardaydı ve Allen'lar dışında değişiklik de yapılmadı. O dakikadan maçın sonuna kadar tek basket Garnett'in tipiyle geldi ve toplam 6 sayı atıldı (tamamı KG).

Bir diğer sorun Ray Allen'ın verimsizliği ki statik hücumda onun oyunda olmasını da payı olduğunu belirttik. Ray oyun ritmini şut üzerinden bulan bir oyuncu ve onun hareketsiz olması veriminin düşmesiyle doğru orantılı. Biraz da kendisiyle alakalı bir durum bu, Hücumun üçü beraberken de ayrıyken de (ki Ray'in bu üçlünün tek başına sahada olmayanı olarak adletmiştik, sezon yolunu aldıkça) Garnett ve Pierce üzerinden dönmesi belki onun sorumluluk alma isteğini törpülüyor, belki onlardan arta kalan toplar yetmiyor, belki sakatlığı olduğu için zorlamıyor. Biraz Garnett ve Pierce ile alakalı, zira onlar da, misal, Perkins'e elverişli yerlerde top indirmek ve onu oyuna katmak için Ray'e sarfettiklerinden daha fazla çaba sarfediyorlar. Biraz da Rivers ile alakalı tabii ki, Ray'e biçtiği role Ray'in kalıbının sığmaması. Ray'in rolünden ziyade, takımın hücumda çok fazla Pierce'a dayalı oynaması garip geliyor kadroya bakınca. Ray'in olmadığı ve Pierce'ın faul problemine girdiği Bobcats maçında büyük üçlünün sahada olmadığı beş dakikalık bir dilimde House-Tony-Posey-Sca-Pollard beşi 9-4'lük bir seri yakaladı. Rivers yedeklerin yetersizliğine ya da oyuncuların sürelerinin azaltılması gerektiğine dair yorumları bir kenara koyup öncelikle Big Three'nin olabilecek en fazla verimle oynamasına konsantre olmalı.

Oyunculara süre dağıtımı belki de Doc'un en iyi kıvırdığı iş oldu ki bunun için dâhi olmaya gerek yok. Sezon ortalamalarına bakarsak Ray ve Pierce 38, KG 35 dakika süre alıyorlar, makul. Zaten her birinin kariyerinde aşağı yukarı aldıkları süreler bunlar, beraber sahadayken ara ara hücumlarda aktif dinlendiklerini de düşünürsek bir yorgunluk probleminin şimdilik olmadığını söyleyebiliriz. KG çaylak sezonu dışında hiç bu kadar az dakika almamış. Sezon başında Doc yine dengeyi kuramamıştı ve bazı oyuncular bazı maçlarda çok fazla dakika alabiliyorlardı, hatta Ray sezon başındaki rahat kazanılan Nets maçında 48 dakika sahada kaldı. Şimdi üstte söylediğim gibi Ray genelde Garnett ile birlikte, Pierce ise tek başına sahada kalıyor ki hücum dengesi açısından mantıklı bir ayarlama, zaten asıl hücum problemi üçünün sahada olduğu dakikalarda ortaya çıkıyor.

Takım nereye gider?

Celtics şu anda çok iyi bir savunma takımı ve playoffta başarı için buna sahip olmanız şart. Tim Thibodeau işine gerektiğinden fazla önemi veren bir koç, zaten Perkins ve Rondo'nun bile sezon ilerledikçe savunma konsantrasyonlarının artması ve en büyük soru işareti olan yardım savunması dahil bütün ayrıntıları kıvırmaları bunu gösteriyor. Hücum açısından tamir edilebilir gözüken problemlerin Rivers gözönünde bulundurulduğunda iki kere düşünülmesi gerekiyor.

Celtics'in bir şampiyonluk adayı olduğunu düşünürsek, playoffta oynanacak takımlar için Wizards-Cavs-Pistons-Spurs gibi bir sıralamayı rahatlıkla yapabiliriz. Şöyle bir düşünelim, Wizards sezon serisinde 2-1 önde, hem de Celtics'i üstüste iki maçta yenmiş, hem de en önemli oyuncusundan yoksunken. Celtics'i bir çeyrekte 13 sayıda tutmayı başarmış. Cavaliers şu an düşük bir viteste gidiyor ama geçen sezonun playofflarında istikrarlı ve bezdirici savunması ve LeBron'un olağanüstü hücum performansıyla Pistons gibi bir takımı elemeyi başarmış, Celtics'e altı mağlubiyetinden birini tattıran takıma geçen sezonun kahramanlarından Varejao'yu geri getirmiş. Pistons Celtics ile her şartta kafa kafaya oynayacağını göstermiş, evindeki ilk mağlubiyeti tattırmış ve o maçta da Celtics için son çeyreği kabusa çevirmiş. Spurs'ten bahsetmeye gerek yok.

Büyük takımları şampiyon takımlara çeviren unsurlar vardır. Öncelikle çok iyi bir savunma takımı olmak gerekiyor, en azından oynadığınız sisteme göre savunma eforunuzun bazı güvenceleri sağlaması gerekiyor. Bu güvence karşınıza Duncan veya Kobe gibi bir oyuncu çıktığında savunabilmek, birebirde savunmasa bile rahatsız edebilmek, ya da ribaundlarda ligin en iyisi olmak gibi şeyler olabilir. Hücum tarafında yıllardır beraber oynayan sağlam bir çekirdeğe sahip olabilirsiniz (Pistons, Spurs), ya da bir oyuncunuz çıkıp her hal ve şartta kendisi sayı üretebilir ya da takım arkadaşlarına uygun pozisyonlar hazırlayabilir (Lebron, Kobe, Wade). Tüm bunların yanında, kritik maçların kritik dakikalarını yaşamış, tecrübe etmiş, bu tecrübesiyle olasılıkları iyi hesaplayarak çok iyi hazırlanmış, seri içindeki beklenmedik mağlubiyetlerden gereken dersi çıkaracak ve oyuncularına olabilecek her şey konusunda hazırlıklı olmalarını öğretmiş bir koçunuz olabilir (2004 Pistons, 2006 Heat). Bütün bunların yanında, kenarda genel anlamda istikrarlı, bazı maçlarda rakibe göre beklenenin üstünde katkı yapabilecek adamlar olmalı.

Celtics iyi bir savunma takımı, hatta sezon ilerledikçe belki de ligin en iyi savunmalarından birine, hatta en iyisine sahip olacak. An itibariyle ribaund açısından sıkıntılar var ancak Ne star savunmasında, ne takım savunmasında problem yok ki rakip yıldızların yüzde ve rakamlarında Celtics maçlarında gerçekleşen düşüşlere bakarsak bunu görebiliriz. Hücum açısından sıkıntılar var ve Celtics bahsettiğim iki klasmana da girmiyor. Ray Allen ve Pierce, hatta sadece Pierce diyelim, bazı maçlarda takımı sırtlarına alabilirler ama LeBron gibi finale çıkacak kadar ekstra oynamalarına ne vücutları, ne de hücum çok yönlülükleri el verecek. Malesef koç da playoffta karşılaşılacak herhangi bir takımın koçunu mat edecek bir vasfa sahip değil. Kenar içgüveysinden hallice ama bu normalin altında oldukları gerçeğini değiştirmiyor.

Ama Celtics'in çok da konuşulmayan bir özelliği var ki bence playoffta takıma ekstra katkı yapacağını düşünüyorum. Boston şehri son NBA şampiyonluğunu 1986 sezonunda yaşadı, portföyünde 16 şampiyonluk bulunuyor. 20 seneyi aşkın bu süreçte seyircinin üzerine serpilen ölü toprağı ve Fleet Center saçmalığı bu sezonun başlamasıyla birlikte rafa kaldırıldı. Normal sezonun ilk maçını izlemek için bilgisayarın başına oturduğumda ateşli bir topluluk beklemem çok doğaldı ancak karşılaştığım şeye inanmakta zorlandım. Hava atışının yapılmasından saniyeler önce salonda bir duman vardı. Top Wizards oyuncularının eline geldiği her an Abdi İpekçiyi kıskandıran bir ıslık hissediliyordu. Yılların hırsı ve tansiyonu bu sezonun kadrosuyla resmen patladı ve bu seyirciden beslenen Garnett için inanılmaz bir motivasyon. Rakipler için de aynı derecede zorlayıcı olacağına şüphe yok. Bu sene Patriots ve Red Sox'un da şampiyonluğa yürüyor olması şehir için bir gurur kaynağı. Toparlamak gerekirse, Celtics seyircisi belki de sahadaki oyuna etki etmesini en iyi bilen seyirci topluluğu (2002 Nets maçı belki de en özel örneklerden), şu anda sezonun gazını almasıyla tempoları düştü, ancak playoffun başlamasıyla beraber Garden mümkünse uzak durulmak istenen bir yer olacak.

Doğu Finali takımı için çok gerçekçi bir hedef ve buna ulaşmaları bence zor gözükmüyor. Cavs geçen sezonki çıkıştan sonra, bir takas olmadığı takdirde, çözülme safhasından kurtulmakta zorlanıcaktır ve LeBron bir mucize daha yaratmazsa Doğu Finali için para yatırılacak bir takım değil. Pistons Hücum ve savunma açısından beklentileri karşılayacak ancak onların da iki sezondur Finale çıkmalarını engelleyen bir koç ve bench problemleri var. Hatta benchleri şu anda Stuckey ve Maxiell'dan ibaret ve bu da onları bu konuda Celtics ile eşdeğer kılıyor. Veriler değerlendirildiğinde Celtics playoffta karşılaştığı hiç bir takımı rahat yenemez, ama hiç bir takıma da seri bitmeden elendiğini hissettirmez diyebiliyorum. Koç ve kenar faktörünü terazinin bir koluna, savunma ve seyirci faktörünü diğer koluna koysak akli bir sonuç verir mi bilemiyorum. Ama benim şu ana kadar gördüklerim Doğu ikinci turunun taban, finalinin gerçekçi, NBA finalinin de ulaşılabilir bir hedef olduğunu gösteriyor. %25-%45-%20-%10 diyeyim hatta. Biraz da benim torpilim olsun.

Original Big Three

Celtics'in üçlüsü sadece kendi taraftarının değil, pek çok diğer takımın sempatizanının da kalbini çalan bir kombo. Çünkü üçü de -Ray, KG ve Pierce- bencil olmayan, kariyerlerinin tamamına yakınını kötü takımlarda geçirmiş, herhangi bir arızaya karışmamış, kimseye ters gitmemiş adamlar. Söyledikleriyle değil yaptıklarıyla ve oynadıklarıyla bugünkü isimlerine ulaşmış adamlar. Günün birinde NBA'in en özel üçlülerinden biri olarak anılacaklar. Peki 80'lerin üçlüsüyle eşdeğer olabilirler mi?

En başta söylediğim gibi, o takımın değerlendirmesinin Larry Bird ekseninde yapılması gerekir. Mchale ve Parish de şüphesiz Boston şehri ve bu ligin tarihi için önemli oyuncular ama Bird? Bird bu spor için özel, bu spora fazla bir adam. Şut, pas, ribaund gibi yetenekleri bazı oyuncularda bulunabilir. Ama topu kritik dakikalarda resmen çeken elleri, unutulmaz top çalmalara imza atan ve çok kötü oynadığı bir maçı bile rakibi faul çizgisinde boğarak çevirmesini sağlayan oyun zekasını? Parish ve McHale'i her zaman doğru yerde topla buluşturan pasları? Şu andaki üçlüde böyle bir adam yok, ama daha da ilginci, bu üçlüyü müthiş savunması ve oyun temposunu her daim kontrol eden tecrübesiyle Dennis Johnson gibi bir oyun kurucu da yok ki bu iki takımı mantıklı bir normda kıyaslamayı imkansız kılıyor. Bu sebeple en sona bıraktığım kıyaslamayı böyle geçiştiriverdim.

Torino'lu

Any Given Sunday'de Tony D'Amato'nun konuşmasını her dinlediğinizde gaza mı geliyorsunuz? Rocky ile Apollo'nun çorap ve ayakkabılarını çıkarmadan denize koşup birbirlerini kucaklamaları size heyecan mı veriyor? Raging Bull'da Jake La Motta donunun içine buzu boca edince içiniz mi ürperiyor? Fever Pitch filmini her arkadaşınıza heyecanla anlatıyor musunuz? Glory Road'u birden fazla mı izlediniz? Chris Wilcox favori basketbolcunuz mu? Torino'lu tam size göre. Ve ben de yazılarımla http://torinolu.blogspot.com'dayım. Torino'lu: Türkiye'nin ilk değişik tatlara hitap eden spor blogu.

22 OCAK 2008