Türkiye'nin Başarısı

 

ozanaydin21@yahoo.com
18 Eylül 2009, Cuma

İzledikçe yazarız dedik, yine çeyrek finallerin ikinci gününe geldik. Eurobasket’in böyle uyuşturucu bir etkisi var; her gün, her dakika maç olduğu için, bir süre sonra televizyonun başına ne zaman otursanız maç izlemeye başlıyorsunuz. Sürekli maç izleyen normal bir erkek de zaman çizelgesini kaybeder, bir süre sonra ikinci turmuş, çeyrek finalmiş dikkat etmez, aynı yarı-ciddiyet ve tavırla izler önündekini.

Yine de, bu Eurobasket’in benim beklediğimden çok daha iyi geçtiğini söylemem gerek. Neredeyse her takımın en önemli oyuncusundan yoksun olduğu, Polonya’nın bozukluklarla dolu organizasyonu eşliğinde geçen turnuvada, madalyaların renklerinin çok daha önceden belli olmasını ve çok daha fazla farklı biten maç izlemeyi umut ediyordum. Mesela bugün karşılaşacağımız Yunanistan’ın gelmeyen oyuncuları bir kadro kursa, mevcut Yunanistan ile birlikte şampiyonluğa oynar. Aynı zamanda belki de en az kayıpla gelen İspanya ilk turun hayal kırıklarından biriydi.

Çok uzun yazamayacağım bu sebeple gözüme en çok batan takımlara ve bu akşamki maçlara kısaca değinip geçmek isterim.

Hırvatistan

Hırvatistan’ın kadrosunu gözünüzün önüne getirin. Vujcic, çok değil 2-3 sene önce Avrupa’nın en baba uzunu olarak anılıyordu. Prkacin belki de Avrupa uzun tarihinin en yönlü isimlerinden biri. Kasun NBA dahil kalburüstü takımlarda oynadı. Planinic de öyle, diğer guard Ukic Milwaukee’de belki ilk beş başlayacak. Kus, Nicevic, Banic gayet faydalı adamlar. Koç Repesa üstelik…

Bu takım, turnuva boyunca gram basketbol oynamadı. Kampı nasıl geçirdiklerini merak ediyorum, çünkü sahadaki birbirlerinden alâkasız ve dağınık görüntüleri bir yana, fizik olarak da hazır olmaktan o kadar uzaklar ki… Vujcic pota altında aldığı topu bitiremiyor, bir sürü blok yedi vasat uzunlarla dolu gruplarında. Prkacin arada bir kendini gösteriyor ama saçma sapan fauller ve top kayıpları ile dolu onun dakikaları da. Mozgov, Kasun’la birlikte bu üçünü resmen bir havanda çevirdi. Planinic her aldığı topta penetre ediyor ve bir tane de faydalı hareketini hatırlamakta zorlanıyorum. Kesinlikle turnuvanın hayal kırıklığı bu takımdır, açıkçası Hırvatistan’ı izlerken bile rahatsızlık duyuyorum ve şu anki konumunun takımı olmadığını düşündüğüm Slovenya karşlarında da bu görüntüleri ile şansları bir hayli az.

Ekol yaratma sanatı

Diğeri Yunanistan. Takımı yıllarca sürükleyen Diamantidis – Papaloukas tandemi komple yok, o müthiş baskılar, kapılan toplar sonrası hızlı hücumlar, baş döndürücü derecede iyi uygulanan picknrolllerden de (Pascal Roller geliyor akıllara, turnuvanın eksiklerinden biri) mahrum kalıyoruz. Ancak hâlâ turnuvanın en iyi guard rotasyonuna sahip olduklarını söylemek de pek uçuk olmaz.

Spanoulis, vasat dört oyuncuyu da oynatacak kadar iyi bir oyun kurucu, hem de Tony Parker gibi atarak değil, attırarak oynatacak bir yetenek. Zissis’in gösterişsiz oyununun nasıl kritik galibiyetlere önayak olduğuna 2005 ve 2006’da şahit olduk. Calathes, Spanoulis’in izinden giden bir yetenek, henüz onun veriminin yanına yaklaşamasa da en azından onun dinlendiği dakikalarda takımın oyunu değişmiyor. Bourousis’i de çok beğendim, ilk kez adamakıllık bir rolde ve dakikada izleme şansım oldu ama komple ve oyunu bilen bir oyuncu izlenimi verdi. Koufos’la beraber sahada oldukları dakikalarda bir hayli etkili oluyorlar. Schortsanitis’i kullanmak konusunda da Kazlauskas’ın ısrarını takdir etmek lâzım, Tanjevic’i takdir ettiğim tek noktada olduğu gibi kayıp gözüken bir oyuncuyu doğru dakikalarda sahada tutarak ve top indirerek geri döndürdü, Koufos’un dinlendiği Fransa maçında çok iyi gözüktü.

Yunanistan’ı benim gözümde bu kadar değerli yapan bir unsur var. Belli bir oyun tarzları var, bunu koç da, kadrodaki oyuncular da çok fazla değiştirmiyorlar. İspanya da bu şekilde basketbol ekolünü yaratarak ve onu itinayla mükemmelleştirmeye çalışarak yıllardır başarılı oldu ama onlar aynı jenerasyonla bu işi yaptılar ve oyuncu kaliteleri de Yunanistan’dan bir hayli yüksek. Eurobasket 2005’in sitesinde Greece Shocks Europe and Win 2005 EuroBasket Gold diyor, halbuki kadro yıldız dolu: Papadopoulos, Tsartsaris, Chatzivrettas ve Ntikoudis, Papaloukas ile Diamantidis’e eşlik ediyorlar. Şu anda o takımdan sadece dört oyuncu, Spanoulis, Zissis, Fotsis ve Bourousis oynuyorlar ama sert savunma, ikili oyunlara dayalı hücum aynı. Turnuva devam ettikçe değil, maçların gerekli bölümlerinde vitesini büyütüp, sıkıştığı zaman sayı yemeyebilecek kadar organize bir ekip.

Elmalar ve Armutlar

Çarşamba akşamı Slovenya ile oynadık. Inter-Barça maçıyla çakıştığı için son bölümlerini izleyebildik. Bu nedenle o maç üzerine fazla ahkâm kesmek istemiyorum. Ancak İspanya ve Sırbistan karşısındaki benzer hatalar biraz canımı sıkmadı değil. Oynadığımız oyun kalitesi ve takım içi havanın hazırlık maçlarıyla alakası yok, çok daha organizeyiz, Kerem Tunçeri ve Ersan’ın hücumdaki rolleri çok iyi, Ersan’ın dört numara oynamasını nasıl kabul etti acaba Tanjevic? İyi noktaları saymaya devam edersek, oyun içi konsantrasyon, kalburüstü savunma, ribaundlardaki başarımızdan bahsedebiliriz. Zaten oynadığı altı maçın beşini kazanmış bir takıma da pek eleştiri olmaz.

Yine de ben aklıma gelenleri yazayım. Bir kere Semih’i kazanacağım diye, İspanya ve Sırbistan karşısında Ömer’i müthiş başlamasına rağmen kenarda unuttu, neredeyse bütün son çeyreklerde. Açıkçası bunun Semih’i kazanmak mı, yoksa iyi oyuncuyu kenarda unutma takıntısı mı olduğunu da çok kestiremiyorum, zira Sırbistan maçına mükemmel başlayan ve neredeyse hatasız devam eden, hatta geri girdikten sonra uzatmada maçı çözen Kerem Tunçeri, bütün son çeyreği kenarda geçirdi ve neredeyse maçı kaybedecektik. Slovenya maçında da problemler benzer idi, kenarda unutulan oyuncular, bu üç maçın ortak özelliği Hido’nun verimsizliği…

Sonuncusu biraz hasıraltında kalıyor zira maçları kazanıyoruz. Hidayet’in sakatlığı olduğu söylendi son iki maçta ama 5/27 şut isabeti, 5 top kaybı nedir yahu? Hidayet’in ölüsü bu istatistikleri yapmaz. Eğer ortada 48 saat süren bir parti falan yoksa, Hidayet’ten bu istatistikleri çıkartan koça ben sorma ihtiyacı hissederim: Nerede yanlış yapıyorsun? İhsan Bayülken bir yerde hücum süresinin bitmesine 12-13 saniye kala topu alıp zorlama bir dipçizgi atışı kullanan Hido’yu görünce, “Onun verimli olması için 6-7 saniye kala topu alması lazım” dedi. Nasıl yahu? Bir önceki yazımda bu konuya değindiğim için şimdi tekrarlayıp kafa ütülemek istemiyorum ama durum ortada.

Benim için Slovenya maçının önemi, en az bugünkü Yunanistan maçı kadardı, çünkü karşıdan gelecek takımlar arasında eleyemeyeceğimiz tek takımın onlar olduğunu düşünüyordum. Zira elesek bile, yarı finaldeki rakip de Fransa-İspanya galibi olacaktı, keza İspanya olacak bu akşam kazanabilirsek, yani Yunanistan-İspanya yerine Hırvatistan-Sırbistan yoluna sapabilirdik ve bu fırsatı kaçırdık.

Bu sebeple Tanjevic’in takımı hazırlık maçlarından çok daha iyi bir görüntüye sokmasını, bir nevi kendi düştüğü çukurdan kendi çıkmasını henüz bir övgü unsuru olarak göremiyorum. 11 resmi maç üst üste kazanmamızdan, iyi savunma yapıp 40 dakika mücadele ettiğimizden dem vurulup duruyor, başta sevgili batug.com forum üyeleri tarafından. Şükrettiğimiz şeylere bak, mücadele ve disiplin! Nedense 2007 ve 2005 Eurobasket’te rezil olan, Almanya’dan 30 fark yiyip 50 sayı bile atamayan, iki turnuvada da kendisinden güçlü bütün takımlardan en az 15 sayı fark yiyen ekibin de aynı ekip olduğunu unutuveriyoruz birkaç iyi skordan sonra. Turnuvanın ne kadar zayıf bir turnuva olduğunu ve oynadığımız takımlara karşı İspanya galibiyeti dışında ciddi bir başarı elde edemediğimizi, o İspanya’nın da çeyrek finalle birlikte normale döndüğünü görmezden geliyoruz gibi. Takım övgüyü hak ederse, zaten alır, medya da bu övgüyü vermek zorunda kalır. Acele etmemek lazım.