TUTUNAMAYANLAR

 

ozanaydin21@yahoo.com
18 Ocak 2010, Pazartesi

Encore, batug.com’un en baba arşivlerinden biridir. Takımların, oyuncuların içinde bulundukları durumları, onların potansiyel hamlelerinin iyi/kötü sonuçlarını biz sayfalarca yazıyla irdeleyeduralım, bu işin içindekilerin tek cümlesi kadar iyi özetleyemeyiz, zaman zaman. Onca alıntıdan, siteye girecek değerde görülmüş olanlar, pek tabii ki bizlerin ya da bizimkileri takip eden basının etrafında dolanıp durduğu klişelerden farklıdır, çoğunun bir alt metini vardır ve bir kısmının değeri de ancak o laf anlam kazandığında görülür.

Batuğ bu lafları üşenmeyip saf-gaf-laf (ama, harbi laf) olarak ayırmış, her hafta en okumaya değer olanları siteye taşımış ve onları daha tok, daha hazmı kolay birer yazıyla taçlandırıp leziz bir konsept hazırlamıştı. O köşenin tadını hepimiz hatırlıyoruz. Hem nostaljiye selam olsun, hem de o 10 yıllık dönemi kısaca hatırlayalım, gülelim, düşünelim dedim ve son 10 yılın safını, gafını, bittabi lafını üstünkörü toparladım. Üstünkörü olduğu için, detaylı tarih ya da durum bilgisi vermeyeceğim, okuyalım, eğlenelim.

SAFLAR

Bu lig o kadar çok saf gördü ki… Bu safların safbazını bulmak oldukça zor, saflığın lafa ne kadar saf yansıdığını ele aldım kriter olarak. Adayları masaya koyduğumda, Ricky Davis’in pek rakibi olmadığını gördüm. Sıkı takipçiler, Cleveland Cavaliers’ın James’i almadan önceki tatsız, tuzsuz, sabunsuz sezonunu hatırlayacaktır. Ricky, belki de o takımın, her ne kadar Ilgauskas ve Boozer gibi halen adı anılan parçalara sahip olsa da, ilk akla gelen ismidir. Seçilmiş kişi geldikten 20 maç sonra da paketlenip Boston’a geldi (biz de geçtik o yollardan). Arkasında, bu unutulmaz lafı bıraktı:

“I thought LeBron James was just going to be another addition to help me score.”

Matt Harpring’i sevgili Oytun’un ‘kaptan’ yakıştırmalarıyla hatırlıyoruz, sahada pek de ne yaptığını bilmez, aklı başında ve bir hayli sert bir adamdır, şu laftan sonra takım arkadaşı Mark Jackson’ın 10000. asistine yaklaştığından haberdar olmamasına çok şaşırdım:

"When I hit it I heard the crowd going crazy and I was like, 'Wow, that was a sweet jumper, they must have liked that one.' I had no clue."

Jerome James’in kariyerinde, iyi oynadığı 2-3 aylık tek ve kısa bir dönem var. Bu dönemin Sonics (RIP) ile geçirdiği son sezonuna, yani kontrat sezonuna denk geldiğini biliyor muydunuz? Peki sizce James’e hemen arkasından 30 milyon dolar garanti kontrat veren Isiah Thomas mı daha saf, yoksa Sonics günlerinde oyuncuların bazılarını bencil olmakla suçlayan koç McMillan’a aşağıdaki cevabı veren kendisi mi? Ah be Jerome, hepsi içindeki çocuk yüzünden:

“I don’t have the first clue who he is talking about, because all I worry about is Jerome.”

Kısa süre önce kaybettiğimiz Vedat Okyar, futbolun tahmin edilemez oluşundaki güzelliği “bu maçı ya Beşiktaş kazanır, ya rakip, ya da berabere biter” cümlesiyle ifade etmiş ve kült haline gelmişti. TNT’nin ham yayınını izlediğimiz Boston – Chicago maçının molalarında Kevin Harlan’a düzenli olarak “mıy, mıy, mıy” diyerek dert yanan çaresiz bedevi Doug Collins’in sayısız saflıklarından son 10 yıla yansıyan en güzel cümle bu idi belki de (okuduktan sonra hep beraber “yapma be?” diyoruz):

“Any time Detroit scores more than 100 points and holds the other team below 100 points, they almost always win.”

Bir tane de futbol, daha doğrusu Sepp Blatter. Boşuna dememişler “İsviçrelinin halinden, İsviçreli anlar” diye. Adam Valais’in yüksek tepelerle örülü soğuk ortamında yeteri kadar göt, meme görmemiş olacak ki; bayan futbolunun gelişimi söz konusu olunca yaz-kış demeden futbolcuların göze hoş gelmesini istiyor:

“Let women play in more feminine clothes like they do in volleyball. They could, for example, have tighter shorts.”
 


GAFLAR

Son yılın ofsayt cümlelerine bakarken, ilk hakkı genel kültür eksikliklerine, bilmeden konuşmalara, işkembeden sallamalara verelim istedim. NBA, dünyanın en iyi basketbol oyuncularına, en önemli atletlerinden bir kaçına, diğer sporlara tezat şekilde en boş ağızlarına ev sahipliği yapıyor. Böyle renkli bir yelpaze hangi ligde var? Gary Payton açıyor gaf sezonunu, Sırbistan (Serbia) hakkında ne düşündüğünü öğrenmek isteyen muhabire verdiği cevap ile:

“Well, he's a good player for Minnesota."

Son on yıl dedik, Chris Morris bu dönemi belki ucundan yakalar, belki dışında kalır, ama bu gafıyla listeye kesinlikle girmeyi hak etmediğini kim iddia edebilir? Güzel bir bayanla randevusu varmış Chris abimizin, Humphrey Bogart misali ‘cool’ takılmaya çalışmış, parmağını şıklatıp şunu söylemiş piyanist şantöre:

“Play some Picasso.”

Unutanlarınız, hatırlamasa da inanmayanlarınız olabilir. Drew Gooden da bir zamanlar çaylaktı, draft’ta seçilip geldi lige. İlk takımı da Grizzlies idi, Memphis şehri hakkında fazla fikri olmadığına şüphe yok:

“I didn’t even know Elvis was from Memphis, I thought he was from Tennessee.”

Geride bıraktığımız yaz Cavaliers, Yunanistan’ı ziyaret etmişti. Malumunuz, Roma ve İstanbul ile birlikte en derin tarihi altyapıya sahip, en eski şehirlerden biri Atina. Turları bittikten sonra gerçekleştirilen basın toplantısında, bir muhabir Shaq’a Parthenon’a (en az 2500 yıllık tarihe sahip Athena tapınağı) gidip gitmediğini soruyor; cevap ilginç:

“I can’t really remember the names of the clubs that we went to.”

Shaquille O’neal’ı her zaman kendine güveniyle, kendisiyle kıyaslananlara acımasızca soktuğu laflarla biliyoruz. Bu lafları sokarken, bazen oyuncular hakkındaki bilgileri zayıf kalabiliyor, belli ki. Collier ile Nowitzki’yi aynı kefeye koyması bir yana, Nowitzki’nin nasıl bir oyuncu haline geldiğini görünce bu lafından utanmış mıdır, bilemiyorum:

"I think the type of centers you are looking at now are the Colliers and Nowitzki, the guys that can step out and shoot the sh*t out of the ball. They can shoot and you can not take that away from them. I have never been a shooter. I have always been a prolific M.F. scorer. You know what M.F. stands for?”

Anna Kournikova’nın dünya tenis piyasasına bomba gibi düştüğü zamanlar… Fazla maç kazanmaz, ama o türünün tek örneği yüz güzelliği ve kortta verdiği frikiklerle pekiştirdiği ünü sayesinde sayısız sponsorla anlaşma imzalıyor. Bu alıntıya konu olan sportif sütyen reklamındaki sloganı net hatırlıyorum, ‘Only the balls bounce’. Muhtemelen bu sponsorluğun anonsu için geçmiş muhabirlerin karşısına, özel hayatı ile ilgili sorulara kesinlikle tahammülü yok:

“I’m not here to talk about my personal life. I’m here to talk about bras.”

Jason Kidd ve Stephon Marbury, Phoenix ve New Jersey takımları tarafından 2001 yılında birebir takas edilmişlerdi. Marbury All-star olmuş, en iyi üçüncü beşe seçilmiş, bireysel olarak daha başarılı ancak play-off yapamamış. Kendisini takas edildiği Jason Kidd ile kıyaslanması isteniyor. Arkadaşlar, bu kaf 2001 yazında söylendi, iki oyuncunun o anki durumları, şu anki durumları (Kidd 35 yaşında ve hala yüzük kovalıyor, Marbury ise…) gözünüzün önünde olsun, dikkatli okuyun:

"Don’t get me wrong — I love Jason Kidd. He’s a great point guard… (But) how am I comparing myself to him when I think I’m the best point guard to play basketball? That doesn’t make any sense. I mean, how can I sit here and compare myself to somebody if I already think I’m the best?...I’m telling you what it is: I know I’m the best point guard in the NBA. I don’t need anybody else to tell me that. When I go on the basketball court, if I think about what you’re all saying, I’ll lose my mind."

2003-2004 sezonu, Buss Malone ve Payton’ı getirmiş, off-season olmuş “oh season”. Karl Malone’un son sezonu olduğunu henüz bilmiyoruz, kariyerinde o sezona kadar sadece bir sezon 80 maçın altında oynamış ama dizi nedeniyle sıkıntılı bir dönem geçiriyor. Tribünden izlediği bir maçta, ayağındaki kovboy çizmelerini gören Vanessa yenge, laf atıyor, hatta iki kere tekrarlıyor cümlesini, duyulmadığı için. Malone’un cevabı çok olay yaratmıştı. Lakers’lı arkadaşlar alınmasın diye gafa koydum, ‘laflar’ kısmında bir kez daha döneceğiz 2004’e:

“Hey, cowboy, what are you hunting?”
"I'm hunting for little Mexican girls."

 


LAFLAR

2001 sezonu, Grizzlies’in Vancouver’dan ayrılacağı, Memphis’e taşınacağı kesinleşmiş. Kurulalı henüz altı sezon olmuş bir takımdan bahsediyoruz, daha Vancouver halkı tadına doyamamış bile. Karı-koca olduğunu tahmin ettiğimiz çift, şu unutulmaz pankartı tutuyorlar Vancouver’daki son maçta:

“We’ve been to 215 games. We’ve seen 41 wins. We’ve spent $80,000. Sorry if we’ve disappointed you. Ric and June.”

2004 yılına gidiyoruz. Bobcats’in kurulduğu ilk günler, lotarya henüz gerçekleşmeden takıma 4. Pick veriliyor, bir şanssızlıkla iyice aşağıya inmesinler diye. Okafor hayalleri kuran (hahaha, Okafor hayalleri) sahip Bob Johnson (aynı zamanda ilk siyah takım sahibi idi kendisi), takım kurmak için verdiği paranın karşılığını almadığına inanıyor:

“For $300 million, we should have been given the first pick -- twice.”

Yine 2004’teyiz, az yukarıda Karl-Vanessa atışmasından bahsetmiştik. Bu olayın üzerine Bryant çok içerliyor, lafı hazmedemediğini söylüyor. “Bu lafa kim olsa alınır” diyor, ağlıyor da ağlıyor medyaya. Karl Malone ise cevabını, çok sakince, USA Today’e veriyor sadece:

“Misery loves company. This is a Hollywood soap opera, and I'm not going to be a star in another Bryant soap opera.”

2004 bitmek bilmedi. Malone- Bryant atışması geride kalmış, Malone’un diz problemleri bitmemiş, Pistons finallerde Lakers’ı –tabiri caiz ise- beş maçta süpürmüş. Pistons, şampiyon olaraktan, Beyaz Saray’ı ziyaret ediyor. Takım Bush’un odasına çıkmadan hemen önce, Sheed’e uzatılıyor mikrofon, Bush’a söyleyeceği cümle soruluyor, cevap ilginç:

"I don’t have [expletive] to say to him. I didn’t vote for him. It’s just something we have to do."

Ne yalan söyleyeyim, bunu hatırlamıyorum, ne zaman söylendiğini de bilmiyorum doğal olarak. Rastladım, hoşuma gitti, koyuyorum. Lamar Odom’a, yeteneği orantısında başarılı olamamış üç NBA oyuncusu saymasını istiyorlar. Cevap, ne yalan söyleyeyim, klasikler arasına girer:

"Myself first. But that will change. Derrick Coleman maybe. And John Starks just because, when you are in Game 7 of the championship and you can't hit from the outside, just take it to the basket, man. Come on."

2000’li yılların başları, Atlanta ligin en kötü deplasman takımlarından biri, Dion Glover o zamanlarda Atlanta forması giyen bir boşboğaz. Bu durumu nasıl çözecekleri üzerine bir soru geliyor. Cevap akıllıca:

"We try to treat the road like it's a home game. We ain't got no fans at home, neither."

Geçtiğimiz sezon Celtics taraftarları olarak çok sıkıntı çektik. Garnett’in sakatlığının ne zaman, nerede biteceğini o kadar çok merak ettik ki… Doc ve Danny sağolsunlar, iyi sakladılar durumu, play-off’ta uyandık. Doc Rivers da, kendisine gelen sayısız KG sorusunu, bu ustaca espriyle savuşturmaya karar vermiş:

“You know Doc’s a nickname, right?”
 


ÖZEL BÖLÜM: SON 1O YILIN MALI
 

Bu güzide ödül, Wizards oyun kurucusu Gilbert Arenas’a gidiyor. 21 Aralık’taki antrenmandan önce salona silah getirmesi, bunları Crittenton’a göstermesi ve devamında gelen hadiseler, Arenas’ın muhtemelen NBA kariyerini bitirecek cezası ile sonuçlanacak. Bu konuda kesin bir kanıt yok ama Arenas’ın açıklamalarının fırıldak gibi dönmesi, soruşturma ilerledikçe tutarsız açıklamalar yapması ve kendini yalanlaması, uygulanan cezanın artmasında etkili olmuştur. 1 Ocak ve takibinde Arenas’ın söylediklerini sırayla okuyalım, kendimiz karar verelim.

24 Aralık
"I wouldn't have brought them to DC had I known the rules. After my daughter was born, I was just like, 'I don't need these anymore.’”

30 Aralık
"They've been [investigating] for the last 2 weeks, you guys just found out about it."

1 Ocak
"i understand this is serious......but if u ever met me you know i dont do serious things im a goof ball this story today dont sound goofy to me,"

2 Ocak
"I deal with that on Monday. ...... I've got to put it in their hands and tell the story and see what they say."

4 Ocak
"I took the unloaded guns out in a misguided effort to play a joke on a teammate, contrary to some press accounts, I never threatened or assaulted anyone with the guns and never pointed them at anyone. Joke or not, I now recognize that what I did was a mistake and was wrong.”

15 Ocak (son nokta)
According to Kavanaugh, when the other player asked something along the lines of, "What is this?," Arenas responded with words to the effect of: "You said you were going to shoot me, so pick one."

Not 1: Herşey önce bir toz ve gaz bulutuydu… Daha sonrası için: http://twitter.com/bilicin

Not 2: Çok değişik kaynaklardan toparladığım bu alıntıların kaynaklarını yazmaya üşendim. Hepsine teşekkürler sunuyorum (thx very much indeed).

Not 3: Bu yazıda yer alan İngilizce alıntıların, yazıda yer aldığı sırayla çevirileri aşağıdaki gibi oluyor:
- “Lebron James’in, benim skor üretmeme yardımcı olacak eklemelerden biri olduğunu düşünmüştüm.”
- “Şutu soktuktan sonra seyircilerin çılgına döndüğünü duydum ve “Vay be, güzel şut soktuk, beğendiler herhalde” diye geçirdim içimden. Pasın önemini bilmiyordum.”
- “Koçun kimden bahsettiği konusunda en ufak bir fikrim yok, ben sadece Jerome’u düşünüyorum.
- “Detroit’in 100 sayı üstünde atıp 100 sayı altında yediği maçları çok büyük ihtimalle Detroit kazanır.”
- “Kadınların, tıpkı voleyboldaki gibi, daha feminen kıyafetlerle oynaması gerek. Mesela, daha dar şortlar giyebilirler.”
- “Minnesota için iyi bir oyuncu.”
- “Biraz Picasso çal.”
- “Ben Elvis’in Memphis’li olduğunu bilmiyordum bile, Tennessee’li olduğunu zannediyordum.”
- “Gittiğimiz gece kulüplerinin isimlerini gerçekten hatırlamıyorum.”
- “Şu anda gördüğünüz pivotlar, dışarı çıkıp sürekli şut atabilen, yani Collier ve Nowitzki tarzındaki oyuncular. Şut atabiliyorlar ve bu değişmeyecek. Ben hiçbir zaman şutör olmadım. Her zaman çok verimli ve G.S. (daha iyisini bulamadım) bir skorer oldum. G.S.’nin ne anlama geldiğini tahmin edebiliyor musunuz?” (yazarın ip ucu: Galatasaray değil)
- “Özel hayatımı konuşmak için gelmedim. Sütyenler hakkında konuşmak için buradayım.”
- “Beni yanlış anlamanızı istemem, Jason Kidd’i çok severim. O, çok iyi bir oyun kurucu… ama ben en iyi oyun kurucu olduğumu düşünürken, nasıl Jason Kidd’le kendimi kıyaslayabilirim? Bunun hiç anlamı yok. Demek istediğim, en iyi olduğunu düşünen biri nasıl kendisini başkalarıyla kıyaslayabilir? Size gerçeği söyleyeyim: ligin en iyi oyun kurucusu benim. Bunu birinin bana söylemesine ihtiyacım yok. Eğer sahaya çıktığımda hepinizin söylediklerini düşünseydim, herhalde kafayı yerdim.”
- “Hey, kovboy, ne avlıyorsun?”
“Küçük Meksika’lı kızları”
- “215 maça gittik. 41 galibiyet gördük. 80.000$ harcadık. Hayal kırıklığına uğrattıysak özür dileriz. Ric ve June”
- “300 milyon $ karşılığında bize birinci sıra verilmeliydi – hem de iki kere.”
- “Kötü durumdaki insan, başkalarının da kötü duruma düşmesini ister. Bu durum bir Hollywood pembe dizisi haline geldi, benim ise sıradaki Bryant pembe dizisinde başrol oynamaya hiç niyetim yok.”
- “Ona bir bok söylemeyeceğim. Ona oy vermedim. Bu sadece yapmak zorunda olduğum bir şey.”
- “Birincisi benim, ama bu değişecek. Belki Derick Coleman. Üçüncüsü de John Starks, çünkü, eğer final serisinin yedinci maçında dışarıdan sokamıyorsan, penetre edersin. “
- “Deplasmanları iç saha gibi düşünmeye çalışıyoruz. Zaten iç sahada da pek taraftarımız yok.”
- “Doc’un bir lakap olduğunu biliyorsunuz, değil mi?”
- “Eğer kuralları bilseydim, silahları başkente getirmezdim. Kızımın da doğmasından sonra ‘artık bunlara ihtiyacım yok’ diye düşündüm.”
- “Bu olay iki haftadır araştırılıyor. Siz ise daha yeni öğrendiniz.”
- “Durumun ciddi olduğunu biliyorum. Ama beni tanıyanlar, bu tip konularda ciddi olmadığımı ve şapşalca davrandığımı bilirler. Bugünkü olay bana hiç şapşalca gelmedi.”
- “Bununla Pazartesi ilgileneceğim. Malı ellerine verip hikâyeyi anlatacağım, sonra ne olacağını göreceğiz.”
- “Dolu olmayan silahları, zayıf bir anımda, sadece takım arkadaşıma bir şaka yapma amaçlı ortaya çıkardım. Basın bildirilerinde yazılanın aksine, silahla kimseyi ne tehdit ettim, ne de silahı birine doğrulttum. Şakaydı ya da değildi, şimdi yaptığımın büyük bir yanlış olduğunun farkına varmış durumdayım.”
- Kavanaugh’a göre, diğer oyuncunun “Bunlar ne?” manasında bir soru sorması üzerine Arenas şu anlama gelen bir cevap vermiş: “Beni vuracağını söylemiştin, şimdi seç bakalım birini.”