1986 – 2010

 

ozanaydin21@yahoo.com
17 Temmuz 2009, Cuma

Geçtiğimiz sezon, playoff başlamadan evvel Kevin Garnett ciddi bir sakatlık geçirmiş, sağlık ekibi ve kendisinin de kısmi dallamalıkları sonucu oynama şansını çöpe atmıştı. O dönemde, bir önceki sezonun şampiyonu olan Celtics, doğal olarak sakatlıklarla boğuşan bir diğer şampiyon Celtics’i, 1987 takımını andırıyordu. Gerçi o takımda Larry Bird dışındaki bütün kilit oyuncularda sakatlık vardı ve Walton dışında bütün oyuncular da sakatlıklarına rağmen oynadılar, hatta Walton bütün sezon forma giymemesine rağmen playoff’un bazı maçlarında Parish’in yalama olmuş bileğini dinlendirmek için sahaya çıkmış ve oradan oraya koşturmuştur.

2009 takımı, 1987 takımının seviyesine çıkamadı, final oynayarak hedeflediği başarının üzerine çıktığını düşündüğüm Magic karşısında yedinci maçı kaldıramadı. Yine de geçtiğimiz sezonun, iki şampiyonluk arasına düştüğü takdirde özel bir anlam kazanacağını düşünüyorum. Ainge de, yaptığı hatalardan ders çıkarmış olacak ki, FA piyasasını bir aydır çok iyi idare etti ve kadroyu belki Celtics tarihinin en geniş ve kuvvetli kadrolarından biri haline getirdi. Bu yazıda, bu sezon yapılan hamleler ve Celtics tarihinin en iyi takımı olduğunu düşündüğüm 1986 takımı ile mevcut kadronun arasındaki benzerliklere değinmek isterim.

Garnett + Wallace = The Green Wall

Rasheed Wallace, bu sezonki serbest oyuncu piyasasının en dikkatle takip edilen ismiydi. Kariyerinde bir şampiyonluk, bir final, beş tane de konferans finali var ve bu yazan başarılar kadro dahilindeki en geniş özgeçmişi oluşturuyor. Benim de en sevdiğim oyunculardan biridir. 2.10 boyu, 2.18 kol uzunluğu, topu neredeyse üç metreden çıkardığı şık şut stili, sırtı dönük ve yüzü dönük oynayabilmesi, savunmada her tip uzunu tutabilmesi ve en önemlisi, büyük maçları büyük oynamasıyla her zaman sevdiğim ve çekindiğim bir oyuncu olmuştur.

Sheed’in Celtics’e katacağı bir çok önemli boyut var. Bunlardan biri, tecrübesi ve ayaklarına hakimiyeti sayesinde, playoff boyunca karşılaşılabilecek en ciddi uzunlar olan Howard ve Shaq’ı tutabilecek bir opsiyon olması. Diğeri, maç tecbübesi ve çok yönlü oyununun da katkısıyla, saha içindeki karar mekanizmasını doğrudan etkileyecek olması. Bir diğeri, şutu sayesinde rakip savunmalara ve dolayısıyla Kevin Garnett’e açacağı alanlar.

Garnett ligin en iyi birebir uzun savunmacılarından biri. Özellikle karşısında Bosh gibi, Gasol gibi fizik açıdan ondan daha dayanıksız oyuncular olduğu zaman, gönül rahatlığıyla yardım getirmeden emanet edebiliyorsunuz kendisine. Eksikliğinin hissedildiği şüphesiz ama sadece onun eksikliği değil, onun sahadaki varlığının arka alan savunmasına verdiği güvenin yokluğu da fazlasıyla hissedildi geçtiğimiz sezon. Paul Pierce Bulls serisinde bütün savunduğu adamları mesafe bırakarak savunmak zorunda kaldı mesela, geçildiği zaman arkasında olacaklara güvenmiyordu çünkü. Şimdi pigme uzun rotasyonuna ligin en boyutlu iki savunmacısı geri dönüyor.

Rasheed Wallace, kanımca Big Three olarak dilimize dönen Celtics iskeletini Fantastic Four yapacak kadar önemli bir oyuncu. Bench’ten kalktığında, en az Bill Walton’ın verdiği katkıyı vereceğini ummak gülünç olmayacak. Bu takıma verecekleri de, takımdan alacakları da bir hayli fazla. Spurs, Cavs, Magic, Lakers gibi opsiyonlar devreye girdiğinde bile, Celtics formasını sırtına geçireceğinden çok emindim nedense. Lakers’ın elinde şampiyon olma ve Phil Jackson tarafından yönetilme kozu vardı ancak Kobe ile oynamak istediğinden emin değildim. Spurs’e gittiği takdirde tarihin en iyi uzunlarından Duncan ile oynama fırsatı olacaktı ama sorumluluğu bir hayli fazla olacaktı. Magic final oynamış bir takımdı ama orada onu çekecek bir unsur yoktu. Cavs, Shaq eklemesini yaptıktan sonra, Wallace’ın varlığı oyun sisteminde sorunlar yaratabilirdi. Celtics ise, Garnett’in varlığı ve koçun oyuncularla ilişkisinin esnekliği ile daha seçilebilir bir opsiyondu onun için. Glen Davis’in tutulmasıyla, ligin en iyi uzun rotasyonu ünvanı tekrar Celtics’in eline geçecektir.

Big Baby ve Celtics için önemi

Pozisyonu için kısa, fizik olarak fazlasıyla hantal bir oyuncu Glen Davis. Bu fiziki durumuyla birlikte piyasanın gelişimi, RFA olduğu bu yaz döneminde aldığı tekliflerin bir hayli kısıtlı olmasını sağladı. Öncelikle, şampiyonluk ya da en azından playoff’u birincil hedef ilan eden takım sayısının azlığı, bu hedefi kovalayan takımların da BBD’e ihtiyaç duymaması Celtics’in işini kolaylaştırıyor. Ainge de piyasayı iyi idare etti bu dönemde, Rondo ve onun hakkında çıkan söylentileri sorun olmayacak boyutta tutmayı başardı, Glen Davis hakkında verilecek kararı açık etmedi, hâlen de kimse emin değil bu konuda.

Davis’in alacağı en yüksek teklif, muhtemelen mid-level’ın bir kısmı olacak, 2-4 milyon dolar arası bir teklif. Ainge’in bu teklifi karşılayacağına adım gibi eminim, zira onu bağladıktan sonra elinde 1.3 ve 1.9 milyonluk iki adet kontrat opsiyonu olacak ve takımın da ihtiyaç duyduğu tek pozisyon, savunmada sırıtmayacak bir üç numara yedeği. Bu kontratlardan birinin Marbury’e gitmesi de kanımca ihtimal dahilinde. Sezon öncesinde olmasa da, en kötü ihtimalle Scalabrine ve Tony Allen’ın biten kontratları bir paket yapılıp üç numara yedeği alınacaktır.

Big Baby geçtiğimiz sezon çok önemli bir boşluğu doldurmuş, 2008’de de kendisinden beklenmeyecek bir çıkış yaparak takımın sevilen bir parçası olarak kendini kabul ettirmişti. Magic serisi dördüncü maç sonrası verdiği röportajı ara ara izliyorum. O pozisyonda, Ray Allen’ın perdeden çıkması birinci opsiyon idi, Pierce’ın elden aldığı topla pick-n-roll’a gitmesi ikinci opsiyondu ve bunlar sırayla denendi. İki opsiyonu da iyi savunan Magic, Pierce’a tek bir şans bırakmıştı, o da sol dipte şut için bekleyen Glen Davis idi. O anda orada bulunması ve o şutu sokması, akabinde beşinci maçın son çeyreğinde oynadığı kalıbından kat be kat büyük oyun, bu takımda tutulması için yeterli bir sebep ama tek sebep de bu değil.

Glen Davis, o hücumda orada bulunmak, o şutu kullanmak için o kadar çok çaba sarfetti ki… Garnett’in sakatlığı öncesi, rotasyondaki üçüncü uzun rolüne, çalışarak, kazıyarak geldi. Orta mesafe şut, sırtı dönük oyun, hücum ribaundu gibi özelliklerini çok geliştirdi.

“I was just doing my assignment… being ready to shoot… always ready to shoot… I worked on it… I worked on it, all day; everyday i worked on that! And just as you see: hard work.”

Savunma ribaundlarında karın ağrısı olsa da, arka alandan kaçan kısaları her gelişlerinde buyur etse de, sahada olduğu takdirde olumlu bir şeyler üreteceğine inandırıyor insanı. Celtics’te bulunmayı bu sebeple hak ediyor. Kazanmak için oynuyor. Dakikalarının değerini biliyor. Sahada her şeyini veren bir oyuncu olduğunu bilmek güzel.

1986’ya bakış

Celtics, an itibariyle ligin en iyi ilk beşine sahip. Rondo ve Perkins gibi hangi takıma gitse el üstünde tutulacak iki önemli parça; Garnett, Pierce ve Allen gibi üç efsaneye eşlik ediyor. Kenardan Wallace, muhtemelen Davis, harika bir bench oyuncusu olarak bu takıma kendini benimsetmiş House gelecek. Bana göre Pierce-Allen-Garnett-Wallace, oyun birliktelikleri olsun, uyumları olsun, rolleri olsun Bird-McHale-Parish-Walton dörtlüsünü fazlasıyla andırıyorlar.

Walton da, tıpkı Wallace gibi, Celtics’e katıldığında ne derece etki yapacağı bilinmeyen bir oyuncu idi. Yıllarca sakatlıklarla boğuşmuş, bir türlü tam sezon oynayamamış, kolejdeki efsanesinin altında mecburen ezilmiş, bitik bir yıldız olarak geldi. Onun takıma katılmasını en çok isteyen de, takımın kaptanı Bird’den başkası değildi. Bird, o sezon Big Three’nin diğer parçalarıyla el ele vererek, efsaneyi ayağa kaldırdı, sahada kaldığı dakikalarda en önemli özellikleri olan ribaund ve pas sezgisiyle önemli katkı veren bir oyuncu haline getirdi. Wallace da, muhtemelen teknik faulleri ve saha dışı performansıyla, potansiyelinin ihtiva ettiği derecede saygıyı görememiş, geçtiğimiz sezon playoff’ta kariyerinin en utanç verici maçlarını tecrübe etmiş, kazanmanın verdiği hazzın peşinde yeşili giymiş bir oyuncu. Garnett’in malum toplantıda, şaka yollu boğazına dayadığı bıçaktan sonra başka takımı düşünmemiş bile.

Doc Rivers, tıpkı KC Jones gibi, müthiş antrenman metodları, oyunculara verdiği kitaplar ya da dahiyane hücum-savunma şablonları ile değil; oyuncularıyla arasındaki eşsiz ilişkisi ve haddinden fazla sabırlı yapısıyla bu takımı yüzüğe götürmüş bir koç. Sahada Bird gibi bir dâhi ile çalışmadığı için kritik hücumlarda eline bulaştırabiliyor ama olsun. Geride kalan iki sezondan sonra, Celtics’in başında başka bir koç düşünemiyorum.

1986 takımı, kan kokusunu almış, 1985’in hırsıyla evinde tam 40 maç kazanmış, playoff dahil 50’ye 1’lik iç saha derecesi elde etmiş, playoff’ta bütün rakiplerini sürklase etmişti. Birçok otorite tarafından, 1996 Bulls ile birlikte tarihin en iyi takımı olarak gösterilir. 2010 takımı, herkesin çekindiği sakatlık riskinden dolayı yıldızların az dakika aldığı, muhtemelen bu tip dereceleri kovalamayacak bir takım olacak ama en azından o hissi verecekleri bir dönem geçireceklerini düşünüyorum.

En nihayetinde, bütün takımlar aynı yüzük için oynuyorlar. Bu uğurda 2006 Heat de olabilirsiniz, 1969 Celtics de. Daha ötesini düşünenler sadece ve sadece efsane oyuncular ve efsane koçlardır. 2010 Celtics, sadece yüzük alan bir takım değil, yüzük alan özel takımlardan biri olma şansına sahip. Bu da bir taraftar olarak beni fazlasıyla heyecanlandırıyor.