Ozan AYDIN yazdı
NBA TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ

NBA WALLPAPERS


COURTSIDE
Bizi seyredenler, alkışlayanlar, yuh çekenler vs.

Artık bir rekortmenimiz var

Atletizm, dünyanın en eski sporu. Bu sporla ilgili efsaneler anlatmakla bitmez. Mesela,
maratonun ilk olarak milattan önce fi tarihinde Yunanlıların İranlılara karşı kazandıkları bir zaferi haber vermek için Atina'dan kuzeye yaklaşık 26 mil (42 kilometreye tekabül eder) kateden ve zafer haberini verdikten sonra telef olan bir Yunan genci tarafından koşulduğu anlatılır. Bir başka efsanevi olay, Etiyopyalı atlet Abebe Bikila'nın tamamı kaldırım taşlarıyla döşenmiş Roma sokaklarında çıplak ayak koşarak 1960 Olimpiyatları maraton şampiyonluğunu kazanmasıdır.

12 Haziran 2004 itibariyle, artık bu olaylara daha yakınız. Gazetelerde atletizme daha çok yer ayrılacak, şimdi olduğundan çok daha fazla çocuk atletizm ile uğraşmaya başlayacak, belki de gazetelerimizde bu tip atletizm hikayelerine köşesinde yer ayıran yazarlarla karşılaşacağız. Bunun sebebi, artık Türkiye olarak bir "dünya rekortmeni" atlete, Elvan Can'a sahip olmamız.

Elvan Can, daha bilinen soyadıyla Elvan Abeylegesse, 1999 yılında ENKA'nın onursal başkanı Şarık Tara tarafından memleketimize getirilmiş. Anlatılanlara göre Tara bir iş bağlantısı sebebiyle bulunduğu Etiyopya'da bir yandan ENKA için genç ve yetenekli atlet bakınırken farketmiş Abeylegesse'yi. Henüz 17 yaşında olan 35 kiloluk bu genç kızı kaptığı gibi(!) Türkiye'ye getirmiş. Ne kadar doğru bilemeyiz, dediğimiz gibi, atletizm efsaneler sporu.

Elvan'a ilk geldiği zamandan beri fazla ilgi gösterilmediğini gözlemledik. Atina'da madalya alması beklenen diğer atlet Süreyya Ayhan'ın üzerine yoğunlaştık hep. Golden League'de, Avrupa ve Dünya şampiyonalarında final koşması bizler için hep önemsizdi çünkü Elvan gözümüzde hep mütevazi bir atlet imajı çizdi, bahis konusu yarışmalarda mücadele ederken bize hep amacının kazanmak olmadığını söyleyip durdu netekim.

Ancak gün oldu, devran döndü. Süreyya'nın bu alanda ne olursa olsun bir ilk olması, popüler kültürün daima kısa vadede çıkarı gözeten acımasız ve adaletsiz ilkeleri çerçevesinde daha bir yüzüne bakılır olması sonucu kaptığı sponsorluk anlaşmalarının ardından bir çırpıda üstüne bir "burnu kalkık" etiketi yapıştırılıverdi. Bir soyutlama harekatı oldu gizliden gizliye, üstüne antrenman yaptığı yerlerde başına gelen ve basına olumsuz şekilde yansıyan hadiseler onu biraz antipatikleştirdi, daha kötüsü sportif kimliğinden çok bu tip ufak tefek gereksiz sansasyonlarla anılmaya başlandı. Bu, Türkiye'de belli bir çıtayı geçmiş, atletizm gibi hasıraltı bir sporu gündeme taşımış, popüler tabirle "gururumuz" olmuş bir atletin başına gelebilecek en kötü, kötü olduğu kadar da kaçınılmaz olay.

Elvan ise aynı zaman diliminde derecelerini yavaş yavaş geliştirdi, 5000 metrede dünyanın hatrı sayılır atletlerinden biri oldu, öyle ki yılın en iyi derecelerinden birini koşarak ismini iyice duyurdu. Ardından mevzuu arabeskleştiren hadise meydana geldi ve Elvan olimpiyatlarda 1500 metrede de mücadele etmek istediğini açıkladı. Süreyya Ayhan'ın antrenörü Yücel Kop'un "Herhalde 5000 metrede şansı olmadığını düşündüğü için 1500 e geçiyor" şeklinde basına ve bize yansıyan açıklamasına cevap verircesine, bu dalda yılın en iyi derecesini koştu. Ve ardından önceki günkü hadise...

Şimdi en başa dönelim. Dediğimiz gibi, atletizmde efsaneler her zaman varolacaktır, bu efsanelerin bir kısmı da efsane dereceler elbette. Mesela Michael Johnson'un 19.32'lik gözle görülmeden inanılmayacak 200 metre derecesine halen bir açıklama getirilemiyor. Griffith-Joyner'ın 1988'de yaptığı 10.49'luk 100 metre rekorunun yanına kimse yaklaşamıyor, otoriteler bu dereceye de bir mantıklı açıklama bulamadıkları için içten içe doping damgası vuruyorlar. "Kırılması çok zor rekor" statüsüne bu derecelerle birlikte Wilson Kipketer'in tamamen temiz 800 metre rekorunu, Sotomayor'un yine pek tartışılmayan 2.45'lik yüksek atlama rekorun ekleyebiliriz.

Bu noktada, mevzuu açmak adına yazının konusu Elvan'ın parçaladığı rekorun eski sahibine, onun nezdinde bir dönem furya olmuş Çin mafyasının atletizm üzerindeki eline dokundurmakta fayda var. Hem kırılması zor, hem de tartışmalı rekor statüsünde en tepedeki yerini her zaman koruyacak üç tane derece var(dı). Mutasyon geçirmiş Çinli bayanların bir dönem arka arkaya patlattıkları 1500, 5000 ve 10000 metre rekorları tamamıyla şaibe kokan ancak bir şekilde IAAF tarafından tescil edilmiş dereceler. Bu derecelerin 1500 ve 10000 olanları, 1993 Eylülü'nde üç gün arayla Pekin'de elde edilmiş ve iddialara göre pist olması gerektiğinden kısa, rüzgar haddinden fazla ve rekorların sahibeleri Yunxia Qu ve Junxia Wang dopinglilermiş. Elvan'ın parçaladığı 5000 eski rekoru ise 1997'de Shangai'da Bo Jiang tarafından kırılmış; benzer iddialar bu rekor için de geçerli olsa da o kadar şiddetli değil. Bunların da ne kadar doğru olduklarını bilmiyoruz, muhtemelen mübalağa payları bir hayli fazladır.

Elvan'ın derecesinden önce kadınlar 5000 koşularının seyri 14.40 civarlarında idi, zira bu dalın büyük atletleri rekorun kırılmasının çok zor olduğunu bildiklerinden kendilerini gereksiz zorlamak istemiyor ve tempoyu düşük tutuyorlardı. 11 Haziran akşamı Norveç'te koşulan yarış da oldukça düşük bir tempoda başladı ancak Elvan çok sürpriz bir şekilde yarış içinde inişli-çıkışlı sergilediği tempoyu 2000 metreden sonra bir anda forse ederek rekor için koşmaya başladı. Temposunun yarışın ilk kısımlarında bu kadar inip çıkması planın rekor olmadığını gösterir gibi sanki, bir başka ihtimal de çok profesyonel ellerde çalışmama ihtimali, ki kendisine sunulan imkanlar düşünüldüğünde bu muhtemel. Zaten profesyonel bir coaching altında bu kadar erken rekor denemesi yapmasına izin verilmezdi, diye tahmin ediyorum. Bu da züğürt tesellisi.

Bu üç Çinlinin rekorlarını bir kefeye koyarsak ve Süreyya'nın bu rekorların 1500 olanına -süper bir atlet olmasına rağmen- ancak 5 saniye kadar yaklaşabildiğini düşünürsek, Elvan'ın kırdığı rekorun değerinin bir kat daha arttığını görebiliriz.

Peki bu rekor sonrasında neler olacak? İyimser düşünelim, olması gereken, bu tip olayların bütününe "milli dava" olarak bakan bir ülkenin sporcuları olarak, aynı dalda koşacak olmalarının da verdiği bir gazla, bu dereceyi bir motivasyon aracı olarak kullanabilir, hem çok daha uzak gözüken 1500 rekorunu tarihe gömer, hem de bizi madalya manyağı yaparlar. Ancak bunun içinde bulunduğumuz şartlarda gerçekleşmesi zor. Basının Süreyya'yı apayrı bir yere koyması, şu rekordan sonra bile Elvan'a "Vay be, böyle de biri varmış" diyerek yaklaşması, beni bu kilometre taşı olacak hadisenin iki sporcu arasında suni bir tartışma yaratmak için kullanılacağını düşünmeye zorluyor; acı ama gerçek. Şu anda ortalık süt liman gözükmekte, Yücel Kop, Elvan'ın başarısını klişe cümlelerle kutluyor, Atletizm Federasyonu ise ikilinin Rus mafyası misali ortak taktikle yarışması gibi ütopik argümanlar yaratıyor.

Bir gerçek var ki, bu yaratılan baskı atletleri olumsuz etkiliyor. Bu yazının genelinden Süreyya Ayhan karşıtı bir fikir oluşabilir, ancak ben bir sporsever olarak ikisini de destekliyorum. Ancak Elvan bu baskıdan ne kadar etkilendiğini Golden League gibi bireysel bir yarışta kazandığı zaferin ardından Türk bayrağıyla poz vererek gösterdi. Basının bu hadiseye önümüzdeki Olimpiyatları da göz önüne alarak hassas yaklaşması, en büyük temennim. Umarım atletler bir hayal kırıklığı yaşamazlar ve mutlu-mesut yaşamaya devam ederiz.