MAGIC MODASI LOS ANGELES'I SARACAK MI?

 

ozanaydin21@yahoo.com
03 Haziran 2009, Çarşamba
1 Haziran 2009, Pazartesi gününün sularında yüzmekteyiz. Saat 3.30 civarı. An itibariyle, NBA Finalinin adı belli. Lakers’ın burada olacağını tahmin ediyorduk da, Magic dendiğinde dudak bükenlerin sayısı epey fazlaydı.

Bugün, ilginç bir gün, aslında. Akşamüstü sularında basket oynama amaçlı evden çıkmaya hazırlanıyordum, titreşime maruz kaldım, telefonumdaki ses “Nadal ilk seti kaybetti” diyordu. Açıp kuruldum karşısına, ikinci setin başlarıydı ve Nadal 4-2 öndeydi, nşa Nadal olmasa da çok kötü gözükmüyordu. Sonra kendisine yakışmayacak şekilde 5-4 öndeyken servis kırdırdı, tie-break oynandı akabinde, orda da 6-0 öne geçti. Yanımda oturmakta olan basketbol partnerim “Nadal su vermez bu dakikadan sonra” dedi, çok da itiraz edemedim. Kalktık, çıktık.

Basket sahasına geldiğimizde sadece iki kişinin orada olduğunu gördük -saha dediğim de Hastane avlusu, ama fena değildir. Bu iki kişiden biri, zaman zaman rastlaştığımız mahalle sakinlerinden biriydi; diğeri ise 1.90 boylarında, zenci, baya T-Mac fiziğine sahip, üstünde Iverson –Nuggets- forması, altında Lakers şortu ile Batı finallerini bedenine sarmış bir elemandı. Görünce heyecanlandık tabi, her allahın günü top sahamıza böyle potansiyeller gelmiyor. Apar-topar maça başladık, eleman da benim takıma düştü, ama ne göreyim, pota altından basket atmaktan aciz, savunması Zydrunas “kalabalık otobüste ayakta giden yolcu” Ilgauskas’tan hallice, 1.75’lik adam kafasından ribaund çekiyor. Sıkıcı geçen maçın ortalarında telefonum bir kez daha çaldı, bu kez “Nadal’ı sktiler” diyordu telefonumdaki ses.

Takriben 12 saat önce de, televizyonda Cavs’in kötü sonlanan şampiyonluk dizisinin final sahnesi vardı, Murat Can ilk yarıdaki sinir küpünden çıkmıştı, beraber sahada gerçekleşen 18+ belgeseli hafiften esprilerle yumuşatıyorduk. James mağlubiyetin siniriyle arkasına bakmadan terk etti parkeyi, sonradan öğrendik ki basınla da konuşmamış, hatta soyunma odasını -birkaç kısa cümle kurduktan sonra- ilk giyinen ve ilk terk edenmiş.

Nadal beşinci katılımında ilk kez kaybetti, toprağın merkezi Roland Garros’ta. King James, hayatının en ağır mağlubiyetlerinden birini aldı, nemesis Kobe’yi yine televizyondan izleyecek. Ben, 1.90’lık filinta gibi bir zencinin pota altından %40 ile oynayışına tanıklık ettim. Hangimiz daha çok sarsıldı acaba?

NBA’de başarının tadı da, hüsranın tuzu da ayrı bir yoğunluk taşıyor. Nadal bugün kaybetti, kariyerinin en ağır mağlubiyeti olsa da seneye yine burada. Yine en büyük favori, yine toprağın kralı. Belki sevmeyenleri, eleştirenleri, yenmek isteyenleri artacak ama göreceği saygı azalmayacak. Lebron ve onunla kader birliği eden süper yıldızlar ise her yıl, zaman zaman her maç yeni bir şey ispat etmek zorunda. Saygıyı almak için sürekli birilerinin saygısından çalmak zorundasınız. Sizin kazandığınızı başkası kaybediyor.

Mike Brown Hafif Geldi

Doğu finali neticelendikten sonra, ilk olarak Cavs kadrosunun ve teknik mensupların bireysel hedeflerinin farkları ve bunlara yaklaşımları aklımdan geçti. Batuğ abi yazısında güzel bir detaya yer vermiş, benim de daha sonraları bu seri aklıma geldiğinde hatırlayacağım üç detaydan biri olacak. Biri elbette James’in rakibe tebriği çok görmesi. Birine ilerleyen pasajlardan birinde değinirim elbet. Batuğ abi ile yazıda paylaştığımız, Mike Brown’ın son maçta götü sıkışınca Howard savunması özelinde uzunlarına verdiği “ya faul yapıp attırmayın, ya da bırakın atsın” talimatı.

İşin özü, Mike Brown bu takıma, seriye ve Cavs’ın hedefine hafif geldi. Bu seriye hazırlanışı, yaklaşımı ve işler kötü giderken hesaplama kabiliyeti o kadar eksikti ki… Hawks serisinin son maçı arasında bir yerlerde, James’i çalıştırmanın zorlukları üzerine bir yorumunu geçtiler. Oyun zekası çok yüksek olduğu için çizdiği setleri kendisine kabul ettirirken sıkıntı yaşadığından bahsediyordu. “hadi lan” demiştim izlerken, hâlâ aynısını diyorum ama farklı hislerle. İlk tepkim oyuncusunu övmek için seçtiği yolun garipliği, ikincisi ise bu takımda nasıl o kadar sezondur koçluk yaptığı üzerine.

Sezon maçlarında kullandığı bir yöntem miydi bilemiyorum, Delonte ile Hidayet’i savunmak, ya da James’i yardım stratejisi sebebiyle en az tehlike olarak gördüğü Alston’ın karşısına dikmek. Ama çok saçma olduğu kesin. Bunu nasıl kabul ettirdi acaba? Herhangi bir noktada “hoca yeter artık, dönelim doğru düzgün adam adama savunmaya” çıkışını yaptı mı seçilmiş adam? Bunu öğrenemeyeceğiz, ama seri nihayet sonuçlandıktan sonra takındığı tavrın seri boyunca süregelen ve bir türlü çözümlenemeyen sıkıntılara karşı olduğu ortada.

Altı maç boyunca alçak posta zayıf taraftan ya da tepe oyunlarına köşelerden yardım getirmek Cavs’ın en önemli savunma stratejisi oldu. Bu strateji Pietrus ve Alston’a belki kariyerleri boyunca bulamayacakları kadar boş şut imkânı tanıdı. Olay basit, bu ters eşleşmeler Magic’e sadece bir devre sıkıntı oldu, sonra soyunma odasına gidip 15 dakika içinde Mike Brown’ın dâhiyane planını çökerttiler ve Mike hoca da karşı hamle yapma gereği duymadı. Bir takım sürekli birebirden ve zor şutlardan sayı bulmaya çalışırken, diğer takım boş şut buluyorsa istikrarlı olarak, kimin kazandığını tahmin etmek ne kadar zor olabilir? Her nedense Mike bu planın gün gelip işleyeceğini, ya da daha iyi bir planın mevcut olmadığını düşündü. Belki de James’in ne yapıp edip seriyi çevireceğini geçirdi aklından.

Pavlovic komedi gibi bir senaryoyla oynadı ikinci maçta, sonra ortalıkta gözükmedi. Boobie ilk üç maçta yoktu, Joe Smith’in adını duyan haber versin. JJ Hickson ve Darnell Jackson’ı kameralar bile göstermedi. Bu adamların hepsi sezon içinde faydalanılan oyunculardı, Mike hoca sırtını çevirmek için Doğu finallerini bekledi. SVG ile aralarında temel fark da buydu.

Aklıma kazınan ikinci sahne, altıncı maçın devre arasından hemen önce geldi. Magic basket atmıştı ve 10 saniyelik bir süre vardı devre arasında, periyodik olarak artan fark o anda 18’i vurmuştu ve bu maç özelindeki en yüksek farktı, James sağ taraftan penetre etti, pota altında yardımla karşılaştı ve son adımını dışarı doğru atıp manasız bir top bıraktı, girmedi tabi. Sonra ayağa kalktı James, tepe açısından gördük bu sahneyi, sanki maç devam ediyormuş gibi bir topu arama tribine girdi, sonra devrenin bittiğini fark etti, arkasından bir süre için de soyunma odasına gitmesi gerektiğini fark etmeyi bekledi, sonra da soyunma odasının nerede olduğunu unutmuş gibi sağa sola baktı. O saniyelik anda ne kadar şaşkın olduğunu, durumun gerçekliğini idrak edemediğini, başı kesik tavuk modunda oynamaya başladığını görmek çok zor değildi.

2006 Batı finallerinde Steve Nash, son maçın son bölümünde umudunu kaybetmiş ve varlık olarak sahada bulunmasına rağmen, kafa olarak bambaşka alemlerde dolaşmış ve son periyotta potaya top bile atmamıştı. O sahne 2006 play-off’unun özetidir benim için. Bu sahne de büyük ihtimal bu play-off’un özetinde geçecek.

Etiğin Göz Ardı Edildiği An

James, bu ligde en sevdiğim oyunculardan biri. Pierce’ı, Duncan’ı, Mike Miller’ı, Shaq’ı, Nash’i, kısacası uzatmak istemediğim çok da uzun olmayan bir listenin mensuplarını arkadan takip ediyor. Bu oyuncuların bir ortak özelliği var, sadece kazanmak için oynarlar ve bu uğurda yeteneklerinin izin verdiği ölçüde hep olumlu hareketi kovalarlar. Bir önceki pozisyonda olanlar, bir sonraki pozisyondaki hedeflerini değiştirmez. Birebir hesaplaşmalara girmezler. James’in kimseyi tebrik etmeden sahadan ayrılmasının sebebini çok aramaya gerek yok, benim listeme yakışmadığı kesin. Bir oyuncuda sevmediğim bir özellik varsa, o da yenilmeyi bilmemek, kabullenmemek ve bunu da açıkça belli etmektir.

Nadal dördüncü sette 6-5 öndeyken ve servis kırma puanını oynarken, Soderling çizgiye paralel bir top attı ve televizyon başında fark edemeyeceğimiz kadar ince bir yere düştü. Nadal hemen gidip kontrol etti, bir an bile tereddüt etmeden içerde olduğunu söyledi ve önce o oyunu, sonra da tie-break’i kaybedip 32. Roland Garros maçında ilk kez yenildi. Belki o an o topun içerde olduğu gerçeğini değiştirecek bir eylemi olamazdı ama o an o kadar rahat, o kadar sakindi ki… Çünkü kaybetmekten korkmuyor. Yaptığı işte asıl tehlikenin yenilmek değil, yenilmeyi bilmemek olduğunun farkında. Çünkü o gerçek bir şampiyon. James ise henüz gerçek bir şampiyon değil. Sezon boyunca manasız maç öncesi şovlarda, farklı geçen maçların molalarında yaptıkları hakkında “erken havaya girdiler” denilmesinin sebebi de buydu. Rakibe saygı, kazansan da kaybetsen de, sporun en büyük erdemlerinden biridir. James bugün kaybetti, ama eninde sonunda kazanan o olacak, keşke bunu fark edebilseydi. Yine de çok kızamıyorum, o kadar baskı altında bazen nefes alacak boşluğu bile bulmakta zorlanıyor olabilir.

James’in Kafası Karışık

Bu serinin Cavs açısından en olumsuz etkisi, James’in gelecek planlarında bulunduğu yerin sarsılma ihtimali olacaktır. Bu noktada empati yapmak lazım, elbet onun yerinde olmadan ne düşündüğünü, konuyu nasıl ele aldığını bilemeyiz; ancak empati yapabiliriz.

Uzunca bir süre takımı hak ettiğinden daha fazlasına taşıdı, sürpriz denebilecek seriler kazandı, bu süreçte yanında yeterli destek olmadığından dem vurmadı ama bunu zaman zaman imâ etti. Bu seri sonuçlanmadan önce Cavs’da kalacağını düşünüyordum çünkü büyük yıldızlar kariyerlerini canlandırmak gibi bir amaç gütmedikleri sürece takımlarını değiştirmekte imtina ederler. Büyük market, büyük para, daha fazla reklam gibi unsurlar onların kariyerlerine faydadan çok, baskı ve zarar olarak döner ve bunu da istemezler. Bir takıma mensup kalıp, sadece başarıya odaklanmayı ve bireysel yetenekten çok, bir takımı tek başlarına bir yere taşıyabildiklerini ispat etmeye çalışırlar. Bu durumun istisnalarını gözden geçirirseniz demek istediğimi anlayabilirsiniz. 1997’de açıklanan 50 oyuncu listesinde kendi isteğiyle takım değiştiren oyuncu sayısı sadece 7.

James, bu seriyi kariyerini şekillendirecek dönüm noktasında kararını etkileyebilecek bir unsur olarak görebilir. Çünkü sezon boyunca kıçını yırttı, tıpkı önceki sezonlarda olduğu gibi, iş ciddiyete bindiğinde ise koçu saçmaladı. Belki de seri boyunca kafasına yatmayan ters eşleşme planını sahada uygulamak zorunda kaldı. Bu sebeple ondan alışık olmadığımız şekilde hazımsızlık gösterdi seri bittiğinde.

James’in şu anda içinde bulunduğu durumu değiştirmek için her şeyi yapacak durumda olduğunu tahmin etmek zor değil. Maçın ikinci yarısındaki ruh hâli de bunu gösteriyordu. Cavs, onu takımda tutma adına elinde bir koz bulundurmak için sezon ortasında Vince Carter’ı ya da Shaq’ı –ya da onların kalibresinde başka bir yıldızı- kadrosuna katmadı. Yola Szczerbiak ve Wallace gibi çürük yumurtalarla devam etti. Sonuç da hesapladıklarından kötü oldu. Şimdi 2010 yazında iki max kontrat silahları ters tepebilir. Gelecek sezon sonun değişmemesi durumunda tepecektir de. Çünkü Magic, Cavs’ı yenmekle kalmadı, sürekli aynı oyunu uygulayarak yaptı bunu ve son maç kaba tabirle tecavüzü andırdı, çirkinleşti.

Magic’in Potansiyeli Çok Yüksek

Tecavüz hoş bir tabir değil ama serinin skorunun yansıtmadığı gerçeği yansıtmıyor. 4-2 bitti ama Magic ortadaki durumu daha iyi analiz edebilseydi 4-0 olması da kimseyi şaşırtmazdı.

Cavs’ın rakibini süpüreceğini, süpürmese bile süpürmekten beter edeceğini düşünüyordum çünkü silahları daha fazlaydı, benchleri daha derindi, kontrol edilmesi gereken oyuncu sayısı daha fazlaydı.
Savunmada daha iyi yardımlaşan ve daha sert duran takım da onlardı. Üç sayı savunması konusunda ligin en iyisi de onlardı, her ne kadar Magic bu konuda ikinci olsa ve iç-dış dengesi sayesinde bu sıkıntıyı pek hissetmese de.

Seri sonrasında bakınca Magic’in hem şutörlerinin, hem de uzunlarının çok ağır bastığını görüyoruz. Dahası, Pietrus faktörüyle bench de Magic’in avantajı olmuş. Bu durumun oluşmasında iki faktör etkili:

Birincisi, takımın hem en etkili birebir savunmacısı olan, hem de köşeden tutturduğu üçlük yüzdesiyle Cavs taraftarlarının korkulu rüyası olan Pietrus’un, Howard’ın savunmadaki özelliklerini aşağı yukarı taşıyan, hatta yardım savunmasında daha ne yaptığını bilir gözüken Gortat’la birlikte kenardan gelmesi. İkisi de, ilk beş kalitesinde olan ve oyuna girdikleri anda etki edebilen oyuncular. Özellikle Howard’ın faul problemine girdiği dönemlerde, Gortat genelde bu durumdan faydalanmak isteyen kısalarla karşı karşıya kalıyor pota altında, savunmayı bilen de bir oyuncu olduğu için bu durumu avantaja çeviriyor. Halbuki Howard’ın sahada olmaması, doğal olarak Magic’in savunmasını değil, hücumunu etkiliyor. Bu dönemde Gortat’ı pota altında kimle olursa olsun birebir bırakıp, en azından köşelerden ve ters taraftan yardım getirmeyip, rakibe boş üçlük imkanı tanımamak için bir şans. Cavs neredeyse aynı stratejiyi uygulamaya devam etti bu dakikalarda.

İkincisi de, elbette, Stan Van Gundy’nin Mike Brown’a fazlasıyla ağır basması. Cavs’in, Celtics gibi birebir savunmada çok büyük silahlara –Garnett’in yokluğuna rağmen- sahip olmadığı belliydi, daha çok rakibin alan paylaşımını devre dışı bırakıp pas kanallarını kapatarak etkili olan bir takım vardı karşılarında. Alan paylaşımı konusunda Magic’ten daha avantajlı bir takım yoktur herhalde, Howard, Gortat ve Johnson bir kenarda dursun, kalan beş oyuncunun üçü şutör, ikisi de yakalarsa atacak adamlar. Alston ve Johnson’ın en azından birini sahada tutması gerektiği için, Alston’ın özgüvenini ve şut atma özgürlüğünü seri boyunca hep zirvede tuttu. Oyunu mütemadiyen Hidayet kuruyordu ama hücumun en önemli parçası, James’in savunduğu adamın soktuğu şutlar olacaktı elbet. Alston ve Pietrus, bu sebeple, James’in sezon boyunca tutturduğu düzeyin çok üzerine çıkmasını engelleyemeseler de, diğer parçalar ile arasındaki bağlantıyı kopardılar ve bu da Cavs’in şutörlerinin ritim bulamamasını sağladı.

Howard, müthiş performansı ve seri boyunca arkasına gelen herkesi harcaması sonucu silik görüntüsünü attı. Birebirde, final serisinde de karşısında duracak bir oyuncu göremiyorum. Perkins, bir önceki seride Howard’ı tek başına istediği rakamlarda tutup, belki de Cavs’ın elenmesinde pay sahiplerinden biri oldu.

Hidayet, yetenekleri ölçüsünde yine mensup olduğu takımın hücum koordinasyonundan sorumluydu, tıpkı 2001 Eurobasket, 2002 Dünya Şampiyonası ya da diğer milli takımlar gibi. Farklı olan bu sefer etrafındaki parçaların doğru seçilmesi ve iyi işlemesi oldu. Her ne durumda olursa olsun odaktaki oyuncunun övgüyü ya da yergiyi aldığı gerçeği değişmiyor spor kültürümüzde. Hidayet’in oynadığı oyun iyi sonuç verirse, daha fazla bağıranlar, daha fazla tekrarlayanlar, karşısındaki rakibi daha küçük görüp daha fazla eleştirenler –başarısız olduğunda rakibi ya da namzetlerini (Nowitzki, Parker) daha çok övenler- daha çok destekliyormuş gibi gözüktüklerini zannediyorlar herhalde. Bu seride de Derek Fisher tutsun, yine Hidayet serinin yıldızı olur çünkü yetenek açısından bu ligin üst sıralarında yer alıyor.

Magic oyuncularının elini sıkmamak mümkün değil. Stan Van Gundy’nin yüzüğü Wade’in aldığı düdüklerin sesinde kaybolmuştu, bu takım üzerinde verdiği emeğin adımları duyulan bir gelişim olarak bize yansıması mutluluk verici. Her ne kadar sürekli ağladığı, itiraz ettiği, takımına da bu karakteri yansıttığı için Van Gundy ailesini sevmesem de, seri hazırlığı ve oyuncu yönetme konusundaki becerilerinin de hakkını teslim etmek gerekiyor.

Finale Bakış


Lakers ile oynayacakları seriye özgüvenlerini ve performanslarını taşıyacaklarını tahmin etmek zor değil. Kafa kafaya bir seri olacaktır. Lakers’ın pota altında önemli bir avantajı olacak Cavs’e göre, Howard’a karşı en azından 20 dakikalığına birebir savunma silahına sahipler. Bynum’un savunma bilgisi çok eksik ama en azından faul yapmamayı başarabilirse, rakibin etrafından dolaşıp turnike bırakma alışkanlığını dizginleyebilir Howard’ın, geniş kalıbıyla. Gasol de dünyada picknroll savunması en iyi uzunlardan biri, Varejao da bu konuda onaylı isimlerden ama Howard ile çok kısıtlı sürelerde eşleşti.

Cavs’ın arka alan savunmasında bu kadar yetersiz kalmasındaki en önemli sebeplerden biri de, dış oyuncuların pota altına olan güvenlerini yavaş yavaş kaybetmeleriydi. Kenar da o güveni sağlamayınca, oyuncular birebir zorlama konusunda abarttılar, James’in adamını unuttuğu, dikkate almadığı dakikalar oldu. Dahası, son iki maçta bir kez bile Z’yi ya da başka bir uzunu post-up yaparken göremedik, uzunlardan biri Lewis olmasına rağmen. Lakers’ın pota altında kendi üstünlüğünü kabul ettirmesi şart, play-off başladığından beri en potansiyelli pota altı olarak anlatıyorduk zaten Lakers’ı, artık bunu sahaya yansıtma zamanı.

Alston-Johnson ikilisi, Lakers’ın en zayıf karnı olan Fisher’ı dengeliyorlar; hatta kenardan gelen Brown ve Farmar enerjileriyle ibreyi Lakers lehine döndürebilir. Howard şu form durumuyla herkesi yer ama Lakers uzunları yardımlı savunmada ve oyun zekasında onun önündeler. Odom, Lewis’le en iyi eşleşen dört numara play-offlar boyunca. Oyun planı gereğince etli sütlüye pek karışmayan Lewis’in 20 seviyesini gören sayı ortalamasını aşağı çekme ihtimali bile Lakers taraftarlarını heyecanlandırıyordur. Genel olarak bench konusunda da denge görüyorum.

Lakers’ın bu işi bitireceği yer ilk beş ve ilk beşler sahadayken uygulayacağı savunma. Magic kimle oynarsa oynasın kendi hücum prensiplerinden vazgeçmiyor. Bu noktada picknroll savunması, Kobe faktörü ve Phil Jackson’ın tecrübesinin takıma yansıması seriyi yavaş yavaş Lakers’a döndürür diye düşünüyorum. Magic ilk iki turda hücumda büyük tıkanıklıklar yaşadı. Doğu finali kadar o turların da referans alınması bize daha sağlıklı veriler verecektir.