NBA TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ

NBA WALLPAPERS

COURTSIDE
hoopsblues
Ozan Aydın
Kobe'nin Oyunu

ozanaydin21@yahoo.com
3 ŞUBAT 2006, CUMA

NBA'i takip etmeye başladığım yıllarda, herhangi birinin beni, profesyonel bir maçta 80'den fazla sayıyı tek oyuncunun kaydedebileceğine inandırması zor olurdu. Böylesine rekorları kırmak, hele ki takım sporlarında bu tip bireysel rekorları zorlamak için sadece 'çok yetenekli' veya 'en iyi' olmak yetmez. Bitmek tükenmek bilmeyen, sürekli kaynağından beslenerek büyüyen bir hırs ve bireysel açlık olmalıdır sporcunun bünyesinde.

The Texas 'Scoring' Massacre

21 Aralık akşamı Kobe rakip Mavs'a üç çeyrekte 62 sayı atıp son çeyrekte oynamamayı seçtiği ve de kuvvetle muhtemel bir rekoru denemesini reddettiği zaman, insanlar onun bu tercihini derinlemesine tartıştılar. Anlık verilmiş bir kararın vebalini bir kişiye biçtiler, onun adı üzerinde döndü yorumların tamamına yakını.

Kobe oyuna girmeyi reddetti, önünde oynadığı seyircisinin, koçunun ve de takım arkadaşlarının ısrarlarına rağmen; çünkü ona göre maçın rakibin lehine bir skora yönlenmesine hiç ihtimal yoktu ve böyle bir müsâbakanın son çeyreğini oynamayı değersiz bulmuştu. Ben kendisini ve onun nezdinde Lakers teknik ekibini eleştirdim, bu seçimi yapmanın sadece ve sadece onun insiyatifine bırakılmasının yanlış olduğunu düşündüm.

Sebebi şu; o noktada, oynanacak bir çeyrek varken ve kendisi hâli hazırda rekora çok yakın bir meblâğı hanesine yazdırmışken, olay bir Mavericks-Lakers maçı olmaktan çıkmış, bu sporu herşeyiyle takip eden insanların şahit olması mümkün bir rekor zemini haline gelmişti. Evet, rakibin tâkati kalmamış, belki biraz küçük düşmüştü ancak rekorlar da zaten böyle kırılırdı, sporun doğasına dayanan bir gelişmeydi bu. O noktada Kobe sahaya sadece ve sadece rekorunu geliştirmek için çıkacaktı, sonlanan çeyreğin finalinde yaptığı gibi fazladan şutlar kullanacak ve takım arkadaşlarından yardım alacaktı, burda ayıplanacak en ufak bir şey de yoktu.

Ancak Kobe oyuna girmeyi reddetti ve buna sebep olarak da, rakibe olan saygısından tutun, muhtemel bir sakatlığa karşı çekincesine dek uzanan bir mazeret çetelesini insanların sunmasına fırsat verdi. Orada rekora olan tavrını da test ettiğini görmezden geldi, bir daha aynı durumda oyuna girip rekor denediğinde kendisiyle çelişeceğini hesap etmedi -- ki edemezdi de, çünkü bu kadar geniş tabanlı bir sportif olguyu, çeyrekler arasına sıkışan iki dakikacık dilimde değerlendirdi. Doğru yorumu tek başına yapmak, henüz 27 yaşındaki bir atlet olarak epey zor olsa gerek. Burda devreye yanındaki diğer insanlar, özellikle de koç Phil Jackson girmeliydi, ki o böyle bir hamleye gerek duymadı.

Raptors'a karşı tek başına

Şampiyonluk kazanmış dokuz yıllık tecrübeye sahip bir süperyıldızın sayı ortalaması hiç olmadığı kadar yüksek baremlerde dolandığı zaman, hele ki üstüne bu tip olağanüstü bir sayı rekoru ve çok tartışılan bir bireysel karar söz konusu olmuşken; bu işi ciddi takip edenler için yakın zamanda benzer bir performans görmek sürpriz olmaz. Zira yaklaşık bir ay sonra, 22 Aralık 2005 gecesi Kobe mâlum rekoru Toronto karşısında kırdı. Belki halen Wilt'in 100 sayılık performansına uzaktı yaptığı, ancak sadece şahsi rekorunu geliştirmekle kalmadı, Lakers rekorunu kırdı (ne kadar önemli bir rekor olduğunu, arkasından gelen rakamlara bakarak anlayabilirsiniz), sonuçta Wilt'in insanlık dışı rekorunun arkasından ikinci dereceye imasını attı, lig tarihine adını kazıdı.

Kobe'nin yaptığının ne kadar değerli, ne kadar zor, ne kadar yetenek isteyen, ne kadar tekrar etmesi çok çok zor bir başarı olduğunu anlatmak için uzun cümleler kurmaya gerek yok. Sadece, yıllar önce NBA izlemeye başladığım zaman, böyle profesyonelleşmiş ve organize bir basketbolün oynandığı ligde 80 sayıya ulaşan birisi olma ihtimalinin ne kadar uzak geldiğini tekrarlamam yeterli sanırım. Onun Jordan özentisi olduğu söylendi durdu, lige geldiği andan itibaren, pek de yanlış sayılmaz bu tespit; ancak adamı bireysel hücum kıstaslarında değerlendirdiğimde, oyununda Jordan etkisi gördüğümü söylemem çok da iddialı olmaz diye tahmin ediyorum, şahit olduğumuz tarihi olaydan sonra.

Fazla sevmiyorum kendisini, gelgelelim hakkını teslim ediyorum. Lige girdiğinden itibaren her yaz oyununu geliştirdi. Her sezon yeni bir silahla saldırdı rakip potalara, hem alçak postta sırtını dayayıp, hem uzak mesafe şutla, hem orta mesafe ile, hem de potaya yüklenerek aynı etkinlikle sayı bulabilen bir oyuncu oldu. Savunmasını daha bitirici hale getirdi, öğrenmeye hep aç oldu, hep hırslı oldu. Bu rekoru istediyse, haketti.

Hangi rekor daha değerli?

Ancak kafamı kurcalayan bir soru var. Genel kanı, Kobe'nin Toronto maçındaki rekorunun bir comeback sırasında geldiği, bunun da, Raptors'a atılan 81'i, Mavs karşısında kırılması muhtemel rekora göre daha tercih edilir kıldığı yönünde. Açarsak, Kobe'nin LA'deki bir maçta ligin en zayıf takımlarında biri olduğu kabul edilen Raptors karşısında takımını geriden alıp şaha kaldırarak tek başına galibiyete taşıması ve bunu yaparken rekor derecede sayıya ihtiyaç duyması, aynı salonda şampiyonluk adaylarından Mavericks'i paçavra etmesinden daha büyük bir gurur kaynağı.

Ancak rekorun sarhoşluğunu doyasıya yaşadıktan ve sevindikten sonra, özellikle bu maçın ardından Lakers taraftarları tarafından düşünülmesi gereken şey, 12 aktif oyuncuyu barındıran bir franchise'ın, yaklaşık olarak 40 milyon dolar ödedikleri “Kobe haricindekiler”den neden bu kadar az verim aldığı olmalı. En önemli oyuncu ve takım lideri olarak ön plana çıkan Kobe'nin oyuna bakışı masaya yatırılmalı.

Kazanan takım olmaya giden yol bu değil

Basketbolda kazanmak için yollar vardır. Bunların tümünün temeli, oyunun iki tarafında organize olmaya ve takım olarak bir plan dahilinde hareket etmeye dayanır. Takım olarak belirlenen plana uyamıyorsanız, sizden daha disiplinli takımlara karşı zorlanır, büyük ihtimalle de kaybedersiniz. Takım planından şaşmadığınız takdirde de, kendinizden güçlü takımlarla oynadığınızda negatif sonuç alma ihtimaliniz yine yüksek olabilir ancak o zaman yendiğinizde veyahut yenildiğinizde bunu da bir bilinç içerisinde yapar ve kendinize çizdiğiniz --bireysel yahut komünel-- plandan ne kadar saptığınızın farkında olarak yolunuza devam edersiniz.

Benim tespit ettiğim kadarıyla Lakers belirlediği uzun vadeli plana ulaşacak yolu kestirmekte zorluk yaşıyor. Bu tip takımların her hamlesini şampiyonluk için yaptığını tahmin etmek pek zor değil. Ancak kısa vadeli hedefe, yani bu sezon için Batı Konferansı'nda ilk sekiz sıradan birine ulaşabilecekleri ya da ulaşmak için nasıl bir yol izlemeleri gerektiği konusunda kesin bir yargıları yok. Temel sorun, takımın play-off potasına girdiği andan itibaren oyun planının tamamen Kobe'nin ne kadar yüzdeli ve fazla sayı atacağı sorusuna kilitlenmesi. Kadronun başına, malum 2007 Planı evvelinde ve ertesinde kadroda olacağı düşünülen oyuncuları bir düzen içinde ve beraber oynatmayı öğretmesi için getirilen Phil Jackson'ın da eli kolu bağlanmış gözüküyor; ya da daha kötü senaryo, o da bu durumu değiştirmek için çaba sarfetmiyor. Tüm bu belirsizliklerin sebebi Kobe.

Kobe, NBA'i tecrübe ediyor

Şu anda Kobe'nin, Jordan'ın ardı sıra ve O'nun yüzükleri takmadan evvel yaşadığına benzer bir tecrübeyi test ettiğine inanıyorum. Takımı sezon hedefine ulaştıracak tek oyuncu olduğuna inanıyor ve bu şekilde ne kadar ilerleyebileceğine bakıyor. Takımı sırtlaması takdire layık olsa da; sadece diğer oyunculara güvenmeyerek basketbol oynamasının yanlış olduğunu er geç anlayacak, anlamazsa da --eğer yapılanma Phil Jackson'ın kontrolünde devam edecekse-- takas edilecek. İki büyük oyuncunun bu benzer dönemlerde farklılıkları, Kobe'nin nasıl şampiyon olunacağını bilmesi ve de bunu hali hazırda beraber çalıştığı koçundan öğrenmiş olması. Bu sebeple durum benim çözemeyeceğim kadar karışıyor, karamsarlaştırıyor.

'Bir Bilen'e sordular

Aslında onun şapkasını önüne koyup düşünmesini gerektirecek çok önemli ve ince eleştiriler oldu son dönemde, hem de bunların ikisi kulübün teknik ekibinde yer alan efsane oyuncular Kareem Abdul-Jabbar ve Scottie Pippen'dan geldi. Pippen'ın yorumunu okumayan kalmamıştır da, Kareem'in yerel bir gazeteye verdiği uzunca röportajda (tamamı için tıkla) yer alan bir pasaj çok önemli, aktarayım müsaadenizle, evvelindeki soruyla birlikte:

Q: People always talk about Lamar and his all-around game. Do you think they're asking Odom to pull something of a "Magic," flirting with a triple double every game?
Abdul-Jabbar: I talk to Lamar a lot, because I coached him when I was with the Clippers in 2000. I know Lamar pretty well. What I tell Lamar is, "Don't even worry about the stats." This team needs a leader. They need somebody to lead them out on the court. Kobe doesn't lead like that. Lamar has this unique personality and skills where he can be a team leader because he does so many things. He's upbeat and he's emotional. They need an emotional leader like that... He has some competitive fire. I'm happy to see him emerge that way.

(Soru: İnsanlar Lamar'dan ve onun çok yönlü oyunundan bahsediyorlar. Sence Odom'dan Magic tarzı bir etki, triple-double'a yakın ortalamalar mı bekliyorlar?
Kareem: Lamar'la sürekli konuşuyorum, Çünkü onunla 2000 yılında Clippers'ta çalıştım. Çok iyi tanıyorum. Sürekli “İstatistikleri kafana takma” diyorum ona. Bu takımın bir lidere, onları sahada yönlendirecek birine ihtiyacı var. Kobe bu tarz bir lider değil. Takımda liderlik yapmasını sağlayacak çok özel bir kişiliği ve yetenekleri var, çünkü her şeyi yapabiliyor. Çok iyi niyetli ve duygusal, takımın da böyle bir lidere ihtiyacı var işte... Mücadele etmeyi seviyor, onun bu şekilde gelişmesinden memnunum.)

Phil Jackson'ın oyun sisteminde Odom'a çizilen rol de Kareem'in anlattığından pek farklı değil aslında. Ancak Kobe oyun planını o kadar tahrip ediyor ki, etrafındaki oyuncuların görevlerini verimli yapmaları zorlaşıyor. Bu sebeple Kareem'in yukardaki cevabı, Kobe için yol gösterici nitelikte.

Gecenin 'lighter' şovu

Kobe'nin Toronto'yu ameliyat ettiği gece, akıllara durgunluk veren Seattle-Phoenix maçı ve Ray Allen'ın insanüstü performansı arka planda kaldı. Ray, ilk üç çeyreğini 4-15 FG ve 10 sayı ile tamamladığı maçın son çeyreğinde 6-6 FG ve 4-4 FT, yani %100 isabet ve 21 sayıyla oynadı, bitime 4 saniye kala Nash'i yere düşüren bir feyk sonrasında bulduğu 3-sayılık basketle takımını 2 sayı öne geçirdi. Maç Nash'in basketiyle uzadı. Eşitliğin bozulmadığı ilk uzatmadan sonra, ikinci 5 dakikanın sonunda epey uzaktan ve görüş açısını kapatan Shawn Marion'a ait bir ele rağmen müthiş bir üçlük yolladı ve maçı takımına kazandırdı. Bu, dördüncü çeyrek ve uzatmalardaki toplam 32'nci sayısıydı. Seni de unutmadık Ray, harikaydın.

Arayı fazla uzatmadan, hafta içinde gerçekleşen iki takası yorumlamaya çalışacağım. En azından öyle umuyorum. Şimdilik bu kadar.