NBA TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ

NBA WALLPAPERS

COURTSIDE
hoopsblues
Ozan Aydın
Bi' garip heyecan

ozanaydin21@yahoo.com
2 KASIM 2005, ÇARŞAMBA

Zamana yine yenik düştük, kasedi geri sardık. Final serisinin son maçını izlediğimi dün gibi hatırlıyorum, ancak bu sezonun başlamasını geciktirmiyor. Kasımın ilk yaprağını kopardık ve NBA hayatın geri kalan tüm rutinleriyle birlikte perdesini açıyor yeni dönem için.

Ne yalan söyleyelim, özlemişiz. Şahsen yıllardır en ince ayrıntısına kadar irdelemeye çalıştığım bu ligi takip etme konusuna hiç geride bıraktığımız sezon kadar yoğunlaşmamıştım. Pek çok site sakininin müdavimi olduğu Yahoo oyununa ilk kez iştirak ettim, neredeyse haftanın her günü geç saatlere kadar bilgisayar başında nöbet tutup maç takip ettim, kantarın topuzunu biraz kaçırdım yani anlayacağınız.

Çok sevdiğiniz bir şey ile hiç olmadığınız kadar haşır neşir olduğunuzda, kötü yanları daha çok gözünüze batmaya başlıyor ister istemez; ve bir adım geri çekiliyorsunuz. İşte NBA'in son sezonunu tam olarak özetleyen cümle bu idi benim açımdan. Gerçekleşen bazı hadiseler, bu hadiselerin yorumlanışı, arkasından gelen sonuçlar, hele ki sonuç size mantıklı gelmediğinde yaptığınız sayısız argümanın kendi ellerinizde çürümesi. Seyretmek istediklerini seyredememek, sana sunulan ile yetinmek durumunda kalmak, belki de en sinir bozucu olanı bu.

Özetlemek gerekirse, geçtiğimiz sezon kadar heyecan duymuyorum NBA başladığı için. Belki bu sebepten, belki de bir başkasından dolayı, bir aydan uzun süredir aklımda duran fikirleri yazmak için ilk maçların oynandığı ana kadar bekledim. Girizgâh da uzun oldu haliyle, daha fazla baymadan dökülüyorum.

Artık ortada fark yok

En geniş perspektiften baktığımda ilk gördüğüm, Doğu-Batı arasında yıllar evvelki uçurumun erimesi, hatta iki konferansın bir nevi dengelenmesi. Çok değil, iki sene önce Batı'da sekizinci sıradan playoff yapmak için mücadele eden takımlar, Doğu'da dördüncü sıradan playoff yapabiliyorlardı, hem de galibiyet sayılarına daha zorlu bir konferansta ulaşmış olmalarına rağmen. Ancak off-season içeriğine şöyle bir göz gezdirip bunu geçtiğimiz sezonun verileriyle harmanlayınca görülüyor ki, bu yıl durum tersine dönebilir.

Her ne kadar ortalama güç dengesi düşünüldüğünde Batı'nın playoff takımları birbirlerine biraz daha yakın görünseler de -Spurs dışında-, Doğu'da lokomotif takım sayısının üç olması ve zaten kağıt üzerinde şık gözüken bazılarının da yerinde eklemeler yapması fikrimi destekliyor. Bunlara çok fazla girmeyeceğim; ancak kastettiklerimin Cavs, Nets, Knicks, Sixers ve son takas ile Bucks olduğu ortada.

Brand new Pacers

Pacers, Doğu'nun lokomotifi olarak nitelendirdiğim üç takımdan biri takdir edersiniz ki. Ancak halen takımın oyuncularının genel olarak değerlerinin altında görüldüğünü seziyorum. Kaldı ki, zaten Doğu'yu kazanmak için yeterli olduğunu bildiğimiz malzemenin üstüne çok kilit eklemeler yaptılar. Yeni oyuncular için de durum farklı değil.

Jermaine O'Neal ligin en verimli uzun oyuncularından biri ve önümüzdeki yıllarda da öyle kalacak. Larry Bird, yanında Brad Miller'ı tutmak için gereksiz hamleler yapmak lüksüne girişmeyip pota altına nispeten tamamlayıcı oyuncuları monte ederek, onun geçtiğimiz yıllardaki verimini artırmayı da başardı. Kısa forvet pozisyonunda ligin tartışılabilir en iyi savunmacısı, ve normalde gereksiz gözükebilen ancak yarı saha oyunu oynayan bir takım için olmazsa olmaz bazı hücum vasıflarına sahip -sürekli bire bir oyunları forse etmek, ekstra pas yerine kuvvetini kullanarak savunmanın dengesini bozmak- Artest'i çok kelepir bir kontratla tuttular. Arkasına bu sezon draftın en iyi oyuncularından olduğu söylenen Danny Granger seçildi.

2 numaralı pozisyonda benzer özellikleri olan Stephen Jackson kullanılacak, emekli olan Reggie Miller yerine. Kanımca Pacers'ı önceki senelerden çok daha güçlü kılan bir etken de bu, Miller'ın yaş haddiyle birlikte iyice rahatsız edici olan fiziksel dezavantajları, her ne kadar sınırlı dakikalarda da olsa, takımın savunmasındaki en büyük delik oluyordu. Reggie geçtiğimiz sezon sakatlık ve cezaların çok fazla sorun yarattığı dönemde saha dışında gözle görülmesi mümkün olmayan katkılar yaptı; ancak bu dönemde takımın disiplin sorunlarının aşılması için yeterli rehabilitasyonun yapıldığını ve oyuncuların bir daha aynı mevzulara bulaşmamak adına önemli bir ders çıkardığını ve bu sezon aynı etkene aynı derecede ihtiyaç duyulmayacağını söylemek fazla ütopik olmaz. Bu sebeple, artık hedefi şampiyonluk olan ve bu hedef için yıllardır burnu sürten bir franchise için, ilk saydığım gelişmenin daha önemli olduğunu düşünüyorum.

Kadro açısından en önemli sorun, kronik sakatlıkları artık herkesin canını sıkmaya başlayan Tinsley'in adam gibi bir yedeğinin bulunmaması, bu sebeple normal sezon maçlarında almaması gereken dakikaları alıp ayağını fazla zorlaması, sonuçta Şubat ayı gibi iflas bayrağını çekmesiydi. Bunu da NBA dışındaki en iyi oyun kurucuyu alarak çözdüler, hatta kanımca Tinsley'i ilk beş dışına itebilecek kadar iyi bir oyuncu aldılar.

Avrupa'nın kralı Amerika'da

Biraz Jasikevicius'tan bahsedelim. Bodiroga'nın imparatorluk döneminde biraz arka planda kalan Sarunas, aslında kazanma konusunda ondan hiç aşağı kalmayacak başarılı ve istekli bir oyuncu. 2000 Olimpiyatları'nda sergilediği performans, ve de unutulmaz Amerika maçı ile hepimizin aklına kazınmıştı zaten. Sonrasında üç sezon Barcelona'da çok iyi ve istikrarlı oynadı, ancak ilk iki yılı Avrupa basketbolunun hem geçiş dönemi, hem de en kuvvetli zamanıydı. Yine de bu dönemde kendisine Avrupa'nın en iyi oyun kurucusu muamelesi yapılmaması ve daha ufak roller verilmesi sebebiyle, şampiyon olmak için Barcelona'ya Bodiroga'nın katılmasını beklemek zorunda kaldı.

Avrupa'da ilk kez şampiyon olduktan sonra, Avrupa Basketbol Şampiyonası evvelinde çok kritik bir karar verdi ve başarıya çok daha aç olan Tel Aviv'e gitti. Tam bu kararını takip eden Eurobasket 2003'te, belki de tanık olunabilecek en muhteşem bireysel performanslardan bir kaçına imza atarak ülkesi Litvanya'yı şampiyonluğa taşıdı. Sonrasında çıkışını Maccabi ile yakaladığı inanılmaz ivmeyle devam ettirdi. Anthony Parker, Nicola Vujcic gibi yetenekli adamlar onun yanında kariyerlerinin zirvesini yaşadılar. Atlet olması dışında pek vasfı olmayan Maceo Baston Avrupa'nın en tanınmış uzun oyuncularından biri oldu. Maccabi iki kez üstüste rahat Avrupa şampiyonlukları kazandı.

Bu dönemde sürekli scoutlar tarafından, hatta bizzat Larry Bird'ün kendisi tarafından takip edilen bir oyuncuydu, ancak ayaklarının yavaş olması ve NBA düzeyinde savunma dezavantajı oluşturacağı gibi garip bir bahaneyle kusursuza yakın hücum vasıfları görmezden gelindi ve kontrat sunulmadı.

Dört yıl Amerika'da kolej okuması, muhteşem bir basketbol altyapısına sahip olması bir köşede dursun; çok az oyuncuya nasip olacak bir oyun zekası ve pas yeteneğine sahip, eli tuttuğunda makine düzeninde şut atan ve hem yarı sahayı, hem de hızlı hücumları aynı güzellikte organize edebilen bir adam Sarunas. Tüm bunların yanında NBA ve Pacers için çok fazla önem ihtiva eden bir de winner sıfatı var. Çok fazla izleme fırsatı bulamadık ama Maccabi maçlarını takip edenler, iki yıldır bu adamın ne kadar çok kritik baskete imza attığından haberdarlardır. Şut yüzdesinin maçın kritik anlarında gözle görülür derecede yükseldiğini bizzat garanti edebilirim. Muhakkak NBA üçlüğüne alışması belli bir süreç ancak sezonun ikinci yarısında Tinsley'i benche itmesi hem çok olağan, hem de çok olumlu bir hareket olacaktır, hem Pacers, hem de Tinsley için.

Bu noktada Pacers'ın tüm parçalarının artık yerli yerine oturduğunu, ve NBA şampiyonluğu için Carlisle'ın seviyesini biraz yükseltmesinden başka hiç birşeye ihtiyaç duymadıklarını söylemek çok gerçek dışı bir tahmin değil.

Kânuni gitti, devir Lâle Devri

Pistons'a Doğu finalinin son maçında ve final serisinde oynadıkları basketbol sonrasında antipati yerine bir anda sempati, daha doğrusu saygı duymam beni bile şaşırtmıştı. Malum kavga sonrası verdikleri reaksiyonun izlerini uzun süre bünyemden silemem sanıyordum ancak o kadar doğru ve kült bir basketbol oynadılar ki, klavyeyi elime alıp bir yazı yazmak için kastım ancak duyduğum hayranlığı tam manasıyla ifade edemedim.

Ligin en iyi ilk beşine, en baba takım savunma organizasyonuna, ve de en sağlam oyun karakterine sahiplerdi. Ancak bu sıfatları kazanmalarında, hiç basit hata yapmayan düzene, yani 'çok iyi takım' olmaktan NBA Şampiyonu olmaya terfi etmeleri arasında vitesi büyülten etken ne Dumars, ne oyuncuların potansiyeli değildi; bunlar Larry Brown'ın takımı şekillendirirken sarfettiği efor ve bilginin yanında epey değersiz kalıyorlardı. Az sonra Detroit'in duraklama ve gerileme dönemine girmiş olduğu gerçeğini açıklamaya çalışırken de en önemli dayanağım bu olacak haliyle.

Öncelikle Pistons'ın şampiyonluk sırasında, öncesinde ve sonrasında geçirdiği evreleri bir düşünelim. Carlisle komutası altında yeniden yapılanmaya çalışan bir takım görünümündeyken Merkez birinciliğini aldılar. Sonraki sene aynı başarıyı tekrarladılar. Bu dönemde Doğu'da pek kuvvetli olmayan bir Nets ve Kidd hakimiyeti vardı, hep o baremden geri döndüler, belki daha kuvvetli oldukları Nets takımına karşı ilk maçtaki psikolojik direnci kıramadılar ve süpürülerek elendiler. Ancak sonra koç değişikliği ve Rasheed eklemesiyle bir anda efsanevi Lakers'a finalde 5 game sweep yapacak duruma geldiler. Sonra Spurs karşısında da belki onlardan daha fazla saygı kazandılar oynadıkları oyun ile. Bütün bunları gerçekleştirirken çok önemli bir yıldıza bel bağlamadılar, ilk beş oyuncularının hepsine eşit payede görev biçtiler ve sert savunmayı ana felsefe olarak belirleyip başarıya koştular.

Senaryo size neyi hatırlatıyor? 80'lerin son bölümündeki Bad Boys Pistons'ı değil mi? Isiah Thomas, Bill Laimbeer, Joe Dumars ve Mark Aguirre. Hatta senaryo, bana sorarsanız, tıpa tıp aynı. O dönemde de yeniden yapılanma sürecindeki Pistons, Celtics egemenliğindeki Doğu Konferansı'nın direncini kırmak için çok uğraşmış, kağıt üstünde daha kuvvetli gözükmelerine rağmen kapıdan dönmüş, sonunda finale onları eze eze çıkmışlardı. Şanssız şekilde kaybettikten sonra ise Dantley-Aguirre değişikliğine ihtiyaç duymuş ve iki sezon şampiyon olmuşlardı. O dönemde onlara kan kusturan Bulls takımına, '91'de doymuş haldeyken yakalanıp fena halde pataklanmış; hem psikolojik, hem oyun açısından ezilmiş, franchise olarak gerileme dönemine girmişti.

İki Pistons takımı birbirine fena halde benziyor. İkisi de bir yıldızın etrafında toplanmadıklarından dolayı, başarı için fena halde motive olmaya ve birbirlerini itmeye ihtiyaç duyuyorlardı. Ancak ilk Bad Boys, büyük hedefe ulaştıktan sonra gereken yerde yeteri kadar konsantre olamadı, ve kötü mağlubiyetten sonra değişim ihtiyacı hissetti.

Şimdi bu takımı iten en büyük koç, tecrübenin sözlük anlamı Larry Brown yerine çok daha rütbesiz ve deneyimsiz Flip Saunders'ın ellerindeler. Evet, Pistons Saunders'ın elinde daha iyi hücum edebilir, kimlik değiştirip oyunun bir tarafı gibi diğerini de kusursuza yaklaştırabilir. Ancak Pistons'ı başarıya bu formül ulaştırabilir mi, eldeki beş hem bu kadar iyi basketbol oynayıp hem de mental açıdan aynı sağlamlığı koruyabilir mi Saunders'ın elinde? Evet, ihtimal dahilinde ancak bir sorun var: '91'de onları yerle bir eden Bulls'un rolünü alabilecek, hatta almaması için hiç bir sebep göremediğim Pacers ile boğuşmak ve onları yenmek zorundalar. Pacers çok daha aç, hırslı, motive olacak olası bir karşılaşmada. Sadece playofflara değil, normal sezona da Pistons'tan çok daha fazla konsantre olacaklar ve muhtemelen saha avantajı ellerinde olacak. Pistons o direnci kırabilecek kadar sağlam duracak mı?

Teorimi ilerletmek için duramadıklarını farzediyorum. Pistons, iki sezondur fena benzettiği Pacers'a elenmeyi atlatıp ertesi sezona hiç değişim ihtiyacı hissetmeden girebilecek mi? Kesin konuşup tepki çekmek istemem ancak dediğim gibi, senaryolar çok fazla benzeşiyor. Ve gariptir ki, tarih tekerrürden ibarettir.

İkizkenar üçgen

Lakers için çok fazla değerlendirmeye değer bir durum olmadığını düşünüyordum bir süre öncesine kadar. Bel bağlanmış bir plan, onun ışığında sekteye uğramış off-season hamleleri, zayıf bir kadro, ego sorunu olan bir süperstar, yumuşak pota altı. Ancak NBA tarihinin en büyük koçlarından Phil Jackson'ın dudak uçuklatan bir para karşılığında takımın başına geçmesi, Kobe ile aralarındaki sıcak hava site ve forum eşrafı arasında sayıları bir hayli fazla olan taraftarların ağzını sulandırmış olacak ki, şu anda playoff planları yapılıyor içten içe.

Bu durum bana pek gerçekçi gelmiyor. Triangle'ın en önemli parçalarından biri, şüphesiz ki pota altında sürekli olarak pas trafiğinde etkin yer alacak, topu tutabilen ve muhafaza edebilen bir uzun oyuncu. Sistemin başarıya ulaştığı Bulls takımlarında ve Jackson'ın ilk dönemindeki Lakers'ta bu işi hallice yapabilecek adamlar mevcuttu. Shaq'ı zaten biliyoruz ya, 90'ların başında Cartwright, sonlarında ise Longley, hem kalın cüsseleriyle, hem de engin tecrübeleriyle bu pas trafiğinde kendilerine aktarılan topları arkalarındaki oyuncunun müdahale etmesine mahal vermeyerekten tutuyor, saklıyor, ve uygun bir anda dıştan katı yapan oyuncuya aktarıyorlardı. Kaldı ki hem bu adamların, hem de o takımların uzun forvet pozisyonunda oynayan oyuncuların gayet güvenilir orta-kısa mesafe şutları vardı.

Lakers'ın uzun rotasyonundaki oyunculara bakalım: Chris Mihm yakışıklı, eli yüzü düzgün, saçını kısa kestirdiği zaman da Lakers forması üzerinde gayet güzel duruyor. Ancak adam ince, bir yandan da eli kolu rahat durmuyor ve bu sebeple sürekli faul yapmak zorunda kalıyor. Kwame'nin top tutma konusundaki sorunlarını ve bu mevzuda nasıl esprilere meze olduğunu biliyoruz. Diğer oyuncu, 17 yaşındaki Andrew Bynum. Potansiyel vaadedebilir ancak ben ne olursa olsun Lakers'ın kendi geleneklerine ters gelen bir şekilde, bu kadar iyi bir draft sırasını önünde adam gibi süre alması için belki de beş yıl gelişmesi gereken bir uzuna kullanmasını yadırgadım. Ve maalesef takımın kadrosunda başka bir uzun yok. (Tabii burda, hali hazırda tartışılan 2007 planı sonucunda alınabilecek oyuncuların seviyesinde, belki de daha üstünde olan Magloire'ın leblebi-çekirdek karşılığında takas olmasına göz yumulmasına da nasıl bir açıklama getirilir, bilemiyorum.) Ki Jackson'ın Lakers'ı şampiyon yaptığı zaman bile, o yetkin kadronun üzerine Horace Grant takviyesini yapmak ihtiyacı hissettiğini, pota altındaki tecrübeye ne kadar önem verdiğini de gözardı etmemek gerek.

Bu noktada Lakers'ın playoff hedefini tazeleyen, arka alandaki harika duo, Kobe ve Odom. Kobe'ye Jackson sisteminde bir Jordan rolü biçildiğini ilk döneme de bakarak söylemek yanlış olmaz. Burada, Odom'a eşdeğer görülen 'Pippen rolü' asıl sorun. Odom her ne kadar çok vasıflı bir oyuncu olsa da, şut istikrarı konusunda Pippen kadar başarılı olabileceği muamma; ve daha da ilginci, ne onun kadar hareketli, ne onun kadar sert, ne de Kobe ile Jordan-Pippen ikilisi arasındaki uyumu yakalamaya yakın. Savunma defekti konusuna hiç girmiyorum zira Lakers'ı bu konuda kritik ederken Odom belki de en masum parça olarak kalıyor.

Unutmamak gerekir ki, bir sistemi kusursuzlaştıran, ufak parçalardır. Lakers'ın bu konuda ciddi sıkıntıları var ve bunlar kolay halledilecek şeyler değil.

Son model kontrat alanlar

Biraz da yaz başından beri organizasyonu saran yeni moda kontrat çılgınlığından bahsedelim. Joe Johnson, Dalembert, Simmons ve Redd modellerinden sonra, en son üç tane kısa forvet, Tayshaun Prince, Mike Dunleavy Jr. ve Caron Butler 5 yıl için yaklaşık 50 milyon dolarlık kontratlarıyla boy gösterdiler. Redd, Dalembert ve Johnson'ın çok eskilerde kaldığını da göz önünde bulundurarak, sadece birbirini takip eden son üç hamleye sitem edeceğim. Prince, Dunleavy ve Butler her ne kadar rakamsal açıdan hoş katkılar yapsalar da, sonuç olarak birer rol oyuncuları. Prince şampiyon takımın öncemli bir parçası olarak gözükebilir, gözümüze çok önemli vasıfları batıyor olabilir, ancak bunlar takımın oyun planında geri kalan dört oyuncuya göre ne kadar önemli kılıyor onu? Dunleavy bugüne kadar ne göstermiş de bu kadar parayı hakediyor? Hele ki Butler, bugün Orkun da bahsetti, herhalde bench oyuncusu olup da bu kadar para bağlanan başka bir adam yoktur dünya üzerinde.

Geçtiğimiz sezon ligin şampiyonunu belirleyen adam olan Robert Horry 3 milyon dolar alıyordu. Sizce de yukarıdaki rakamlara kıyaslandığında ironik değil mi?

Biraz dağınık oldu, idare edin.