Hayvan Çiftliği

Batuğ Ş. EVCİMEN
5 ARALIK 2006

Knicks'in acayip ve içler acısı vaziyeti artık dikiş tutmaz hale geldi. Şöyle ki: Dün lig sonuncusu Memphis'i MSG'de ağırladı Knicks... Ve üç ilk beş oyuncusu sakat olan Grizzlies'i yenerek sahasında ikinci galibiyetini aldı (dokuz maçta!). Aynı zamanda, yirmi maçta yedinci galibiyet oldu bu, takımı Atlantik'te üçüncü, Doğu'da onikinci sıraya yükseltti! Yerel tansiyona bakarsak, New York Daily News'in başlığı şöyle: "Knick win has empty feel". Yani, vaziyet öyle ki, bu rakibi bu sahada bu şekilde yenmek kesmiyor.

Takımın durumunu daha iyi anlayabilmek açısından, genel durumla ilgili bazı bilgiler de vereyim: Atlantik diye bahsettiğim, New Jersey'nin 7-9 dereceyle lider olduğu bir grup. Nets, bu dereceyle değil de, grup liderliği sayesinde Doğu'da dördüncü sırada, zaten tabelada Atlantik'ten başta takım da yok. Ha, bu Doğu dediğim de, playoff potasındaki sekiz takımın ilk üçü dışındakilerin kazanan dereceye* sahip olmadıkları bir tuhaf konferans (*winning percentage: 0.500 ve üstü). Evet, Magic, Pistons ve Cavs dışındaki tüm Doğu takımları kazandıklarından çok kaybetmiş durumda, kaybettikçe de kaybetmeye doymuyorlar, kötü başladıktan sonra toparlanan takım az oldu, iyi başlayanlar da tökezledi, bu sebeple Knicks de artık iki hafta önceki gibi Doğu ve lig sonuncusu değil (yirmidördüncü!). Bunları bilince de, takımın artık sonuncu olmamasına sevinmek yerine, 2-7'lik iç saha derecesinin ligin en kötü derecesi olmasına takılıyor insan. Bu istatistik, deplasman derecesini de, konferans ve grup takımlarıyla süren sezon serilerini de önemsiz kılıveriyor. Derecen şu, sıran bu, evinde de kazanamıyorsun... Ötesi hava cıva.

Hava cıvaya bakarsak; 98,4 atıp 100.7 yiyor Knicks. Şut ve serbest atış isabet oranları vasat, üçlük isabeti ise tüm ligle birlikte berbat (%33). Düşünün ki, en isabetli üçlük sokan Spurs'ün oranı yüzde 40! Maç istatistiklerinde kıymık gibi duran rezil üçlük isabet oranları, yeni topla ilgili olabilir mi?

Üçlükler ve yeni top

Olabilir tabii neden olmasın da, yine de sormak lazım değil mi oyunculara, girmiyorsa niye atıp duruyorsunuz kardeşim, diye? Panayır mı burası? (Hayır, çiftlik!) Madem top yeni, değişik, çalışın önce bolca, alıştıkça girmeye başlar, maçta da o zaman açarsın makinanın emniyetini... Öyle köy düğünündeki gibi, içinden geldikçe kaldırıp salla, olmadı bir daha, nereye böyle hemşerim? Hadi Jamal Crawford normal değil, sahada olup da top eline geldi mi, illâ atacak... Peki yılların tecrübeli profesyonel basketbolcularına ne demeli? Açın bakın üçlük istatistiklerine, kimler hangi isabet oranıyla ne sırada bulunuyor, ne demek istediğimi anlarsınız. İlk ona, onbeşe göz atmanız yeterli. Bir de, bunların kimler olduğu kadar, hangi pozisyonda oynadıklarına da dikkat edin, bakın bakalım kaçı gard, kaçı saf şutör vs... Yahu, dünyanın en gelişmiş basketbol organizasyonunu, oyunun oynandığı topu değiştiriyor, sonra manzaraya bak! İş konuşmaya geldi mi, lafın bini bir para. Vır vır vır, Shaq'tan draft edilmemiş çaylağa herkesin diyeceği var... Dereye çamaşıra inin siz en iyisi be! Bununla oynayacaksın işte, caz yapacağına git salona da antrenman yap, şut at.

Yeni top ve Shaq

Bu arada, Shaq'ın yeni topla ilgili yorum yapmasına da, yaptığı yoruma da inanasım gelmedi. Basketbol topuyla neyi nasıl yapacağı belli olan Shaq, daha önce fazla önemsemiyormuş gibi davrandığı topun değişmesini önemsiyor muydu? Bir de aklıma, Shaq'ın kariyerinin başından beri topla kurduğu fırtınalı ilişki ve onu çemberden geçirmek uğruna katlandıkları geldi. Gerçekten de üzülmüş olabilir, diye düşündüm. Hassas tarafı var Shaq'in, biliyoruz, sadece deli tarafının gölgesinde kalıyor genellikle...

Sonra, konuşanın Shaq olduğunun üzerinde yeterince durmadığımı farkettim. Ki bu da, konuşulanın üzerinde daha fazla durmamı engelledi. Neyse, Shaq bu, artık genelde ağzından çıkanı kulağı duymakla birlikte, hâlâ ara sıra çakmadığı mevzularda zırvalamaktan kendini alamıyor. Sana ne kardeşim yeni topun neden yapıldığından? Alıp ya vuracaksın, ya bırakacaksın içine çemberin, taş olsa yine yaparsın... Bırak da dış şutörler, topla çok oynayanlar, dripling maymunları, bank shot'çılar filan desin diyeceklerini, topun değişmesi onları etkiler senden çok.

Mağazadan alınan ucuz toplara benziyormuş! Ha, pahalısını çok soktun senelerce, faul çizgisinden, üçlük arkının gerisinden filan da, şimdi bunu mu beğenmedin? Hem sen en son ne zaman spor malzemesi dükkanına gittin Şak Efendi? Spor malzemesine topa para mı veriyorsun da, ucuzdu pahalıydı, cak cak ötüyorsun? Üstünde sizden birilerinin adı yazıyor diye çoluk çocuğun yüzlerce dolar bayıldığı ayakkabılardan beleşe her maç bir tane giyip atmıyor musun? Yeni top kafana düşsün!

Shaq ve Knicks

Yazı her zamanki gibi rayından çıkmış, arazide yüksek hızla ilerliyor, toparlayıp takıma dönmek için mecburen üstteki ara başlığı attım, bunun dışında bir amacı ve anlamı yoktur, teşekkürler, iyi seyirler.

Bıraktığımız yerden bugüne doğru, devam... Geçen sezonun ardından Larry Brown ile karşılıklı çirkinleşmeye devam edilip nihayetinde mahkemelik olunduktan sonra yollar ayrıldı. Karşılıklı demeçlerle sinirlerin gerildiği o süreçte, basitleşmede sınır tanımadığını devamlı gözümüze sokan Isiah'nın, Larry ile karakolluk olmasına dahi şaşırmayacaktım. Neyse ki Larry işlerini basına verdiği demeçlerle yürütür, iki taraf sıcak temasa geçmedi... Maalesef diye de ekleyeceğim, yanlış anlaşılacak. Şiddetten yana olduğumdan değil tabii, takımın bu iki adamdan birden bir anda kurtulması ihtimalini aklıma getirdiğimden... Neyse, hayal gücümün mucize kontenjanını böyle saçmalıklarla doldurmamam daha iyi olacak. Şu pisliğe döneyim.

Larry ve Isiah

Yazın ölü sezon özelliğinden dolayı atlamış olanlar vardır belki, rezaleti özetleyeyim. Fakat bunu Isiah öznesiyle yapacağım, Brown hakkındaki görüşlerimi burada çok yazdım, zaten gitti de.

Isiah önce geçen sezon içinde, başkanı olduğu takımın koçuyla dalaşıyor... Niye? Üzerine vazife olmadığı biçimde takıma ve rotasyona müdahale ettiği, çocuğu yaşında oyuncularla kafasına göre yüz göz olduğu, koçla medya üzerinden ağız kavgası yapan çocuk ruhlu kaptanla eşşek muhabbetine girdiği için... Bundan cesaret alan takım da, çapulcu sürüsüne dönüşüp dedeleri yaşındaki ve NBA tarihine geçmiş adamı makaraya sarıyor.

Knicks sezonu dipte (sondan ikinci) tamamlayınca da Isiah, eski kulübü Pistons üstüne para verip de kurtulmuşken sazanlayıp yeni kulübünün başına sardığı, bir de neredeyse ömür boyu kontratla servet garanti ettiği adama tüm suçu yükleyip, o suçla birlikte takımdan postalamaya kalkıyor. Biz de enayiydik, olup biteni anlayamadık! Üstüne bir de, kontratta garanti edilmiş ücreti vermeyeceğini, tazminat anlaşmasına da yanaşmayacağını söylüyor, tabii bir araba düzeysiz laf eşliğinde... ("Beş sent koparamaz"?!?) NBA'in tarafını iyi bilmeyenler belki kulak vermiştir palavralarına, oysa baştan olmayacak duaya amin idi bu. Brown da fazla ciddiye almadı, direkt muhatap olmadı zaten.

Kalın enseli Brown'ın kontratındaki madde nedeniyle, anlaşmazlık David Stern tarafından çözüldü. Duruşmaya(!) delil(!) olarak sunulan kontrat nüshasını inceleyen Stern, "Isiah, çocuğum, sen neden bahsediyorsun? Bak burada imzan var evlâdım. Bu şekilde olur mu hiç? Para ödemeden sıyrılabileceğini nasıl düşünürsün bu işten?" dedi ve iş bitti. Isiah beklendiği üzere pazarlık açmaya çalışıyor, LB beklendiği üzere pazarlığa giriyor, 18,5 milyon dolar karşılığında ilişki kesme konusunda anlaşılıyor. Bu nasıl bir durumdur yahu? Şöyle mi acaba?
-Ya amca, al şu parayı git!
-Gitmem!
-Git diyorum, al daha fazlasını...
-Şu kadar daha ver, yoksa gitmem!
-Neaa! Oha be, sen ne diyorsun?
-E gülüyorsun ya?
-Halt etmişsin! Benim ifadem öyle bir kere... Olmaz o para.
-Yersen valla. Bak Stern burada, beğenmiyorsan derdini ona anlat...

Ve bir noktadan sonra, anlaşma zemininde;
-Bari şunu 15 yapalım...
-Hayatta olmaz, 20'den aşağısı kurtarmaz, yaşlıyım, hastayım!
-16...
-19...
-17...
-18,5 milyondan bir sent inmem!
-Aman iyi be, al... Al da git.


Böylece Knicks, para ödemek dışında ilişkiyi kesmiş olduğu insanlara bir yenisini eklemiş oldu. (A. Houston, J. Rose, M. Taylor, S. Anderson, J. Williams aklıma gelenler, dahası vardır.) Yaa, 140 milyon dolar sezonluk maaş ödemesi, başka nasıl olacaktı? Geçelim.

Kulüp böylece koçunu hem zorla, hem de tonla para ödeyerek başından attı, takım hocasız kaldı. Ve Isiah kendini koç ilan etti. Halbuki basketbol adamı kimliği olarak benim için en son, Bird'in işe yaramaz diye kovaladığı kişiydi. (Önce Layden, arkasından da bu... Gelen gideni aratır... Denize düşen yılana sarılır... Neydim değil, ne olacağım demek... Ayağını yorganına göre uzatmak... Samanı saklamak... Kılavuzu karga olmak... Ulu Murphy, affet beni! Aman Allah'ım, ben bu takımla niye vakit öldürüyorum?!.)

"Yeni koç sensin koçum!"

Isiah'nın NY'a geldiğindeki planı, muhtelif koçları maşa gibi kullanıp takımı perde arkasından kafasına göre yönetmek, iyi bir takım kurduktan sonra da, başarıya çeyrek kala saha kenarına inip sağa-sola hava atmaktı, bunu önceki yazılarımda yazdım durdum. Şu anki takımın başına geçişi ise, takımın vaziyetinden de belli ki, bu planla hiç alâkalı değil. Bence şununla alâkalı: Patron Dolan, Brown meselesinden sonra Isiah'ya şu tepkiyi gösterdi - meâlen tabii: "Koçu değiştirmek istedin, gittik sezonuna 10 milyon dolar sayıp istediğin koçu aldık sana. Daha bismillah bir sezon geçti, adam ortada yok! Üstelik çalışmadığı sezonların parasını da kaptırdık, senin geri zekalılığın yüzünden. Şimdi sana koç moç yok, zaten koça verecek para yok, in sahaya da kendin yap, görelim bakalım ne biliyorsun... Hesapsız kitapsız fevri herif seni!"

Takımın sahibi, basketboldan haberdar görünmeyen ve sadece balya odaklı bir medya patronuysa; takımın başkanı, basketbolla ilgiyi kesmiş ve basketbol takımı yöneticiliğiyle ilgiyi bir türlü kuramamış egosantrik bir iktidar meraklısıysa; takımın koçu da başkanla aynı kişiyse... Bu sürecin adı yeniden yapılanma değil, tekrardan çözülme olsa gerek.

Isiah, koçluk ve hayat

Bence artık Thomas'ın oyuncu ilişkileri de, hiç bir ilişkisi de iyi görünmüyor. (Cinsel taciz davası, koçla-oyuncularla kişisel kavga ve takışmalar, kendi bulup beş yıllığına anlaştığı koçu bir sene sonra üstüne 20 milyon ödeyip kovmalar, tuhaf takaslar, berbat transferler, sinirli bir yapı, tutarsız ve ilgisiz demeçler... Özelliklerin bir kısmı tanıdık mı geldi? Dikkat edin bakın, iki takım arasındaki benzerlikler de artmış durumda iyice!) Eskiden de çok hırslı olmasına rağmen, en azından güleryüzlü, yumuşak huylu ve sempatik bir adamdı. Doğru dürüst asistan koçluk, koçluk yapmadan yöneticilik işlerine kalkışmak iyi fikir değildi. Hazırlıksız daldığı süreç onu yıprattı... Mütebessim ve nüktedan Fındık Ayzeya, oldu mu size bir Bebek Chucky?!.

Başlarda, belki yeni bırakmış olduğu basketbola daha yakın kaldığı ve oyunu da çok iyi bildiği için, belki de şansına, Raptors'da iyi hareketler yaptı. Sonra, Pacers gibi, o zaman için daha ciddi bir takımda, daha önce doğru dürüst koçluk yapmamış olmanın doğal sonucu olan sonucu tecrübe eksikliği, açıkça ortaya çıkıverdi.

Fakat bazen işin içinde-dışında çok insan, çok açık olan şeyleri göremeyebiliyor, herhangi bir olayda herhangi birimiz de onlardan biri olabiliyoruz. Bird'ün farkettiği şeyi birçok kimse göremedi, bırakın görmeyi, aksini düşünenler vardı, hatta bunların başında flama sallayan da Knicks'in patronu olabilir mi acaba, Thomas'la birlikte altına imza attığı kontratı filan da hatırlarsak?..

İşte bu kazığı böyle yedik hepimiz. Layden çıktıktan sonra duran boşluğa acıtmadan sığdı Thomas.

Ümit edecek tek şey, takıma verdiği zarar gün geçtikçe artan (şu ana dek böyle oldu, gerçeğimiz budur) Thomas'ın, mümkün olduğunca erken şutlanması. Bu da, şimdiki bakışla -ve bence tabii- en erken sezon ortası filan gibi görünüyor. En geç ise ölü sezonun başlarında gider kanaatindeyim. Koçluğundan tabii birşey bekliyor değilim, hele şu çivisi çıkmış kadroyu hakimiyet altına alıp toparlaması ve başarılı kılması bence çok zor. Yolun sonu yaklaştı.

Takım

Takımla ilgili fazla detaya girmedim, henüz ortada bir takım yok zira (kaç sezon oldu be kardeşim!), oynanan basketbol filan da... Herkes kafasına göre oynuyor, eline gelen potaya sallıyor, tam bir başıbozukluk... Ben öğrenciyken eskiden, öğretmen gelmedi mi sınıfta kargaşa olurdu boş geçen derste. Knicks'in basketbolu da böyle işte, ortaokulda boş geçen ders gibi.

Gençlerden Lee parlıyor, gurur vesilesi, bir de Curry ve Q-Rich formda, kalanlar utanç tablosu...

Marbury yine kendi kendine heyheylenip sonra kendi kendine sakinleşiyor, bir oynuyor bir oynamıyor, bazen oynuyor da şut atmıyor filan, neye kime tavır belli değil... Büyük takımlarla olan maçlarda gayretli oynaması da gözden kaçmıyor, bu tilki veteran uyanıklığını ilk kez mi görüyoruz da, ne olduğunu anlamıyoruz sanıyor? Gitse çok mu üzülürüz, diye düşünüyor?

Francis takıma Fransız gibi, tek başına takılıp kafasına göre oynuyor. Şu ortamda ona suç bulamam, şunu derim ancak: Bir zamanlar pek havalıydın yavrum Stevie, oynayacağın takımı filan seçerdin... Şimdi gardın düştü, tısın çıkmıyor bakıyorum. Sıkıysa yap bir şımarıklık da, görelim kim ipliyor...

Elde doğru dürüst hoca yoktu, Channing'i yaşken eğemedik, boş bırakınca Jamal Crawford gibi oldu... Bu ikisi, her ellerine geleni potaya atıyor! İkincisi bunu sahanın her yerinden yapabiliyor. İlki şu an sakat ve takas etmek isteyen bolca talip var. Korkarım Isiah onu takas edecek. Evet, yapabilir.

Nate iyi çocuk, Bogues-Webb arası birşeyler görüyorum şu haliyle. İkisi de NBA'de kariyer geçirdi, bu da becerebilir fakat aradan geçen zaman rekabeti zorlaştırdı, çok çalışması ve yorulması lazım. Olmazsa da, biraz daha olgunlaşıp oyun tarzını oturtursa, belki ileride BJK'ye gelir.

Jerome James ve Kelvin Cato... Bu ikisinin isimlerini kalın harfle yazmıyorum. Yaptıkları hem ayıptır, hem de tarih bunları yazacaktır... Basketbol tarihi olmasa bile, Knicks tarihi.

Çaylak Balkman'ı henüz iyi teşhis edemedik, bu ortam sürdükçe de zor ederiz. Fena görünmüyor gerçi ama oynamadan anlaşılmaz.

Son durum

Dediğim gibi, bunların hepsi boş laf... Bu adamlar birarada savunma ve hücum yapmadıktan, beraber basketbol oynamadıktan sonra, kim nasıl oynamış, kim sakatmış, kim ne kadar alıyormuş, kim eline geleni atıyormuş, ne önemi var? Gerçi gençlerden arada bir aralarında oynamaktan şevk ve zevk duyanlar var, tabii ortada bunların iki senelik çaylak kardeşliği filan da var, arada da ağabeylerden birinin iyi oynayacağı tutuveriyor... Sakın yanıltmasın; ortada sistem yok, dolayısıyla da takım yok, zaten bu nedenle oyunculardan, oyundan ve maçlardan değil, kulübü bu hale getiren yöneticilerden, kavgalardan falan bahsediyoruz. Ciddi bir koç gelip şu kadroya bir sistem uygulasın da, ona göre konuşalım, bu adamlarla bu takım ne yapar diye... Oynadığı şu basketbol ile Lotarya yapar ancak, onu da yorumlayacak değilim.

Thomas da geçen günlerde verdiği demeçlerde zaten oyundan moyundan bahsetmiyor. Diyor ki mesela, "New York'ta seyircisi baskısı çok fazla, takım bu yüzden içeride kazanamıyor", veya "Bu artık Curry'nin takımı" buyuruyor... Locadan banka inince, yelkenler de suya indi bakıyorum, muhataplara değil, üçüncü şahıslara bok atmaya başladı birden. Sahte pehlivan, Larry'yi niye kovdun, bu kadarını o da yapıyordu?

"Seyirci baskısı"ymış... Knicks seyircisini ilk defa görüyor hayatında sanki, hazret... Yuh derler adama... Hatta bunu diyen, 25 sene önce sen Pistons formasıyla geldiğinde seni yuhalayanla aynı adam olabilir.

Son olarak; Knicks "Curry'nin takımı"ymış... Ulan Ayzeya, geldin gidiyorsun, nato kafa nato mermer... Sen daha bu işin en önemli noktasını kavrayamamışsın, aklınca kafa karıştırıyorsun, zaman kazanıyorsun... Kapının eşiğindesin, hâlâ işe uyanamamışsın: Bu, senin takımındı.

Evet, Isiah artık gitti sayılır. Sadece, henüz kendisinin bundan haberi yok. Kafası kesikken koşan tavuk gibi... Neydi? Amok koşucusu.

Hadi eyvallah.