ARŞİV
26 Mart 2009
02 Ocak 2009
03 Aralık 2008

HORNETS SEASON TWO: UNCUT VERSION


 

Supermash10@yahoo.com
19 Nisan 2009, Pazar

Geçen seneki göz kamaştırıcı performanstan sonra, NBA otoriteleri tarafından Lakers’ı yerinden edebilecek en güçlü takım olarak Hornets gösteriliyordu. Sezona da 4-0 başlayınca, birçok insan fikirlerinde haklı olduğunu düşünmeye başlamıştı. Ama sezonun geri kalanı hiç de istediğimiz gibi gitmedi. Sakatlıklar yüzünden, sezonun büyük bölümünde takım bir arada oynama şansı bulamadı. Bu şansı bulduğu zamanlarda ise, oyuncuların form düşüklüğü takımı çok kötü etkiledi.

Leyleğin ömrü iki laklak

Hornets’in bu seneki performansı, fazla yağlı ve tuzsuz bir patates kızartması gibiydi. İşin daha da acı tarafı biz taraftarların bu patatesten başka yiyeceği yoktu. İster yağlı ister tuzsuz olsun, yemek ve hazmetmek zorundaydık, çöpe atma gibi bir lüksümüz yoktu. O yüzden bu kısma, bizim için hazmı kolaylaştırıcı nedenlerden başlamak istiyorum.

Bu nedenlerin en büyüğü tabii ki Chris Paul. Paul bizim için, bazen ketçap, bazen de sarımsaklı mayonez işlevi görerek, umutlarımızın yıkılmasına engel oldu. Geçen sene mükemmel bir şekilde ortaya koyduğu “dağıtıcı” rolünün üzerine, yine mükemmel bir şekilde “skorer” kimliğini de yerleştirdi. Maç başına 11 asist (NBA 1.si) yapması etkileyici, ama bunu maç başına 22.8 sayı (NBA 7.si) atarak yapması daha da etkileyici. Bunun yanında 2.77 top çalma ortalaması (NBA 1.si) ve 1.83 cm boya sahip olduğunu belirtmek isterim, 5.5 ribaund (NBA 50.si) ortalamasını da eklediğimizde, ne kadar tanrısal bir oyun ortaya koyduğunu görmek mümkün. Chris Paul ile ilgili tek sıkıntım, sezon içindeki aşırı hırslı halleriydi. Takımın gidişatına bir tepki olarak gözlemlediğim bu hırs, çoğu zaman maç kazandırsa da, bazen de oyun ritminin dağılmasına sebep oluyordu. Kalan maçlarda bunu dengelemesi en büyük ümidim.

David West sezona kasmadan başlasa da, All-Star’dan sonraki dönemde, geçen seneki etkili oyununu devam ettirdi. Takım pota altında iyiden iyiye güdük kalmaya başlamışken, onun bu formunu koruması çok önemli. Rasual Butler, sezon ilerledikçe bu takım için en güvenilir ellerden biri olmaya başladı. İstikrarlı skor katkısı onu Hornets’in üçüncü opsiyonu haline getirdi. James Posey sezona çok etkili başlamıştı ama sezon ilerledikçe, amiyane tabirle “yaymaya” başladı. Tecrübesi ve hırsı göz önüne alınarak bu takıma alının Posey’in bu duruşu, açıkçası playoff öncesi beni tedirgin ediyor. Fakat bench’te güvenebileceğim başka hiçbir oyuncu yok.

Antonio Daniels’ın görünen hiçbir katkısı olmadı, en azından Mike James’dan daha sempatik duruyor. Julian Wright, özellikle ilk beş çıktığı dönemde çok göze batan bir oyun sergiledi ama onun da fundamental eksikliği çok fazla. Hücum ve savunma bilgisi, maalesef yeterli değil henüz. Devin Brown, Aralık-Ocak periyodunda iyi oyunlar ortaya koydu ama o da süreklilik problemini aşamadı. Uzun yedekleri için bahsedilecek büyük bir gelişme yok, Marks’ın Armstrong’tan önceki opsiyon olduğunu, Ely’nin da arada bir gözüktüğünü söylersem, ne halde olduğumuz az çok anlaşılır diye ümit ediyorum. Peterson’a da söyleyecek bir sözüm yok, Allah’a havale ediyorum kendisini.

Tysojakovic

Peja Stojakovic yağ-tuz muhabbetinde yağı temsil ediyor. Kullanılmış ve ömrünü doldurmuş bir kızartma yağı gibi kanserojen bir etkisi var takımın üzerinde. Şimdi diyeceksiniz ki, “Maç başına 13 sayı atıyor işte, daha ne istiyorsun?”. Ben de size diyeceğim ki “Maç başına 13 sayı atmak için, 12.5 milyon dolar alıyor bu takımdan”. Ki bu 13 sayı ortalama yanıltmasın, her maç 13 sayı attığı falan da yok. Bazı maçlar 20 atarken, bazı maçlar dört atıyor. Bazı maçlar 30 atıyor, “İşte şimdi kendine geldi” diyorsunuz, ertesi akşam serbest atışlardan bulduğu sayılarla maçı bitiriyor. Keza bitmek tükenmek bilmeyen sakatlık hallerini de bu 12.5 milyon doların içine dahil etmemiz gerekiyor. Ama şöyle bir umudum var ki, Peja’nın ilk iki maçtan birinde gösterebileceği ekstra bir performans, bize turu getirecek anahtar olabilir. Neticede, her ne kadar bu sene rezilleri oynasa da, Peja Stojakovic’in birebir maketi bile NBA’in en iyi şutörleri arasındadır.

Tyson Chandler da yağ-tuz muhabbetinde tuzu temsil ediyor ama şu an Chandler’ı ve tuzu ilişkilendiren bir örnek bulamadım, kusura bakmayın. Tyson’ı doğal olarak Peja’dan daha çok seviyorum. En kötü oynadığı zamanlarda bile hırsını yitirmemesini çok takdir ediyorum. Fakat bu sene sakatlıktan bir türlü yakasını doğrultamadı. Zaten çocuğunun doğum stresi yüzünden, sezona kafa olarak da çok rahat başlamamıştı; bir de üzerine sol bileğinden sakatlık geçirince iyiden iyiye uzaklaştı oyundan. Oklahoma City’ye takas edildi, fakat sakatlığı yüzünden takas gerçekleşmedi. Normalde bir oyuncu, takas edildiği zaman, takımın ona ihtiyacı olmadığını düşünür. Fakat Tyson, büyük bir olgunlukla bu takasın yapılma nedeninin ekonomik sebepler olduğunu bildiğini, yönetime karşı bir kırgınlığının olmadığını belirtti. Tyson’un takas haberinden sonra, moralman bir çöküntü yaşayan takım, onun takıma tekrar katılmasından sonraki periyodu çok iyi ve moralli oynadı. Artık “Tyson da yavaş yavaş ısınıyor” derken, aynı yerden tekrar sakatlandı ve sezonun son maçına kadar sahaya dönemedi. Açıkçası, playoff’ta da sakatlığın izlerini taşıyacağını düşünüyorum. Çünkü son San Antonio maçında, henüz bir maçı tamamlayacak kapasitede olmadığını gördüm ben. Fakat, takımda uzun namına çok fazla opsiyon olmadığı için bir şekilde en az 30-35 dakika arası oynayacağını düşünüyorum. Bu noktada, onu kafaca ne kadar hazır olduğu çok büyük önem taşıyor.

Er Meydanı

Rakip seçmenin aslında manasız olduğu Batı Konferansı’nda, Denver bence fena sayılmayacak bir rakip. Billups, belki de NBA’de en iyi birebir savunma yapan oyun kurucu, ayrıca istediği zaman sayılarıyla maçı da alıp götürebilecek yeteneğe sahip. Ama karşısında oynayacağı Chris Paul da herhangi bir oyun kurucu değil. George Karl, Paul’ü durdurabilmek için çok fazla yardım savunması getirmek zorunda kalacak. Burada da temel görev Nene’ye ve Chris Andersen’e düşüyor. Nene bu sene NBA’in en iyi pivotlarından biri oldu. Hem sert bir oyuncu, hem de hücum opsiyonları çeşitli. Chandler’ın burada çok dikkatli olması gerekiyor, zaten sakat sakat girdiği playoff maçlarında, bir de erken faul problemi yaşarsa pota altındaki savunma potansiyelimiz sıfıra doğru dimdik düşer. Chris Andersen da, eski bir Hornets’li olduğundan dolayı benim sevdiğim bir oyuncudur. Rocky Dağları’nda mariuhanayı bırakıp, yeşil çaya başladığını hissettiriyor Andersen. Onun sertliğinin tek başına bizim ikinci beşin uzunlarına yeteceğini düşünüyorum.

Eski Hornets’li olup da sevmediğim nadide oyunculardan biri ise JR Smith’tir. Kalın kafalı biri olmasına rağmen, ısındığında NBA’de en durdurulamaz isimlerden birine dönüşmesi bizim için kötü nokta; iyi nokta ise, ısınamadığında NBA’in en şuursuz isimlerinden birine dönüşmesi. Keza Carmelo da bu sene daha olgun bir oyun ortaya koymasına rağmen, maç içinde gelgitler yaşayabilen bir oyuncu. Skor bulmakta sıkıntı çektiği anlarda, daha da çok şut atma ihtiyacı hissediyor. James Posey’in savunma yeteneği burada daha çok ön plana çıkıyor. Eğer Carmelo’yu bu noktaya çekmeyi başarabilirsek, Denver’ın içine dinamiti yerleştirmiş oluruz. Kenyon Martin de istikrarsız oyunuyla öne çıkan bir oyuncu. Atletik ve sert ama, bu sertliğini maç içinde efektif kullanamayınca, çok fazla faul almaya ve kendisinden başka herkesle didişmeye başlıyor. West’in Martin’e üstünlük sağlayacağını düşünüyorum.

Denver’da diğer oyunculara baktığımızda Dahntay Jones ve Renaldo Balkman gibi sert ve savunma yönü ağır basan isimleri, Linas Kleiza gibi hem önemli skor katkısı yapan, hem de eşleşme problemi yaşatabilecek bir oyuncuyu ve Anthony Carter gibi organizasyon yeteneği bir yedek için hatırı sayılır seviyede olan bir oyun kurucuyu görüyoruz. Denver, kadro derinliği ve kalitesi bakımından New Orleans’tan kat kat üstün, bu inkâr edilemez bir gerçek. Ama bu kadronun önemli parçalarının, maç içinde kafa olarak oyundan kopabildiğini ve sırf bu yüzden takımın birçok maç kaybettiğini biliyoruz. Savunmamızla onları bu duruma sokabilirsek, bununla birlikte Peja’dan ve Chandler’dan hatırı sayılır katkı alabilirsek, turu da geçme fırsatımız doğacaktır.

Seri tahminim ise, biraz kaypakça olacak ama, ilk iki maçtan birini aldığımız takdirde 4-2 New Orleans; bunu başaramadığımız takdirde 4-2 Denver.

Herkese keyifli playofflar diliyorum…