ARŞİV
19 Nisan 2009
26 Mart 2009
02 Ocak 2009
03 Aralık 2008

BAL YAPMAYAN ARILAR, YOLU BÖYLE YARILAR


 

supermash10@yahoo.com
22 Ocak 2009, Cuma

Sezon başlayalı nereden baksan üç ay olmuş, Hornets hakkında yazı yazmak için klavyeye ilk defa oturmuşum, okuldu, işti derken yazmaya vakit bulamamışım resmen. Yazıya başlamadan önce hafif bir offseason özeti geçeyim, daha sonra geride kalan üç ayı inceleyeceğim.

Offseason: Neydik, ne olduk?

Geçen senenin –ve bu senenin- daimi sakatı Tyson Chandler’ı, Emeka Okafor karşılığında Charlotte Bobcats’e gönderdik. Kontratı bitecek olan Antonio Daniels’ı da, Darius Songaila ve Bobby Brown karşılığında Minnesota’ya gönderdik. Ayrıca Rasual Butler’ı para karşılığında Clippers’a yolladık. Ike Diogu ile minimum sözleşme imzaladık, Sean Marks ile sözleşme yeniledik, Devin Brown oyuncu opsiyonunu kullanarak takımda kaldı. Drafttan da Darren Collison ve Marcus Thornton’u seçtik.

Sezon Başı: Byron Hoca ne yaptı öyle?

Bir önceki playofflarda Denver’ın attığı tarihi fark ve ruhsuz oyun sonrası, Byron Scott gönderilecek koçlar listesinin en tepesinde gözüküyordu. Lakin, benim de çok desteklediğim kararla kontratının son senesini kullanmasına izin verildi. Durum şuydu: Ya Byron Hoca bu takıma iki sene önce ne yaptıysa aynısından yapacak ve o kara lekeyi temizleyecek, ya da sen yoluna ben yoluma.

Bu yüzden sezon başında bazı değişikliklere gitti Byron Hoca. Bir önceki sezonda benchte oynayan oyuncuların sayı yönünden rezilleri oynaması yüzünden, Julian Wright’ı ilk beşe çekerek, Peja Stojakovic’i yedeğe çekti. Ayrıca yılların müzmin satışçısı Morris Peterson’u da her şeye rağmen ilk beşe koyarak yeni bir şans verdi.

Ama bu değişikliğe takımın verdiği reaksiyon çok kötü oldu. Julian Wright gibi hızlı hücumda değerlenecek bir parçayı, belki de NBA’in en yavaş hücum eden takımında ilk opsiyonlardan biri olarak kullanmaya kalktı. Yarı saha hücumunda Julian Wright’ın çok fazla katkı vermesi beklenemez tabii; kendisinin ne düzenli bir şutu var, ne de doğru düzgün pozisyon bilgisi. Bu durumdan Wright da çok kötü etkilendi, yıllardır yapması gereken patlamayı yine yapamadı, işin kötüsü daha da geriye gitti. Zaten bir süre sonra Byron Scott da duruma dayanamadı ve Peja’yı yeniden ilk beşe çekmek zorunda kaldı.

Mo-Pete için ayrı bir parantez açmak istiyorum. Zamanında Arda Başkan’ın yazdığı bir yazıda Desmond Mason’un şut stilini gösteren bir illüstrasyon vardı. Keşke böyle birşey Mo-Pete için yapılsa da size derdimi anlatabilsem. Mo-Pete’in attığı şutlar, potaya giderken bombeli değil düz gidiyor. Yani topun giderken aldığı eğim, yolda hız kesilmek için bilerek konulan tümseklerden bile az. Topun sayı olması için, mutlak biçimde potadan deliksiz geçmesi lazım. Yoksa “Takkkk” diye bir sesle aynı doğrultuda geri sekiyor. Ronaldinho’nun topu sürekli üst kale direğine vurdurduğu o reklamı bir gözünüzün önüne getirin, daha sonra Morris Peterson’un aynı hareketi eliyle yaptığını hayal edin, ne kadar acı verici değil mi? Toronto’daki yıllarıyla alakası yok Mo-Pete’in.

Yeniden oyuna dönersek, ligin neredeyse en durağan hücumunu yaptığımız için rakip takımlar takriben 10. dakikada hücumumuzu çözüyor, önlemini alıyor ve bizi dımdızlak bırakıyordu. Yaptığımız hücum da şuydu: Topu Chris Paul’e ver, 20 saniye sektirsin, 4 saniye kala perde gelsin, Paul de dripling üzerinden şut kullansın. Ya da David West’e üçlük çizgisi civarında topu ver, ordan potanın altına kadar post-up yapmaya çalışsın, o sırada ikili sıkıştırma gelsin, David West bir şekilde topu olumlu kullansın diye bekle.

Aynı şekilde geride bıraktığımız iki senede bizi ayakta tutan savunma etkinliği de kaybolmuştu. Chris Paul topa eskisi gibi basmıyordu, Peja soluna dripling yapan herkese potaya kadar eşlik ediyordu. Bir tek Emeka pota altına gelenleri bertaraf etmeye çalışıyordu ama rakip takımda her oyuncu bizim pota altına rahatça girip çıktığı için pek de etkili olmuyordu.

Maçlardaki bu ezik görüntü ve ruhsuz oyun karşısında, Byron Scott’ın da en az oyuncular kadar ruhsuz davranması sebebiyle, ilk 9 maç 3-6 gibi bir derece ile geçildi. Tünelin sonunda ışık göremeyen Jeff Bower 9 maç sonunda Byron Scott’ın biletini kesti ve yanına eskiden yardımcılığını yaptığı Tim Floyd’u da alarak takımın başına geçti.

Jeff Bower: Yeniköy Kasabı Reloaded

Jeff Bower’ın koçluk yaptığı ilk maçta Chris Paul’ün sakatlanması, biz vefakar taraftarlarda bir kıllanma yaratmadı değil. Gönderdiğimiz maillerde, “Hoca, bir yıkan da öyle gel” yazsak da, içeride oynadığımız üç maçlık seride Bower’ın (daha doğrusu Floyd’un) farkını görme şansımız oldu. Bower, takıma oynatması gereken oyunu oynatıyordu. Chris Paul’ün yokluğunda Darren Collison yaldır yaldır koşarak tempolu hücumu sürekli korumayı başarıyordu. Bunun sonucunda hem Peja hem de David West, daha rahat sayı yapmaya başladı. Ayrıca Byron Scott’ın zaman zaman 12 kişilik kadroya bile almadığı Louisiana’nın öz evladı Marcus Thornton’u rotasyona sokarak, benchten gelip sayı yapabilecek çok önemli bir oyuncuyu kullanmaya başladı. Byron Scott döneminde fütursuzca şut sallamaktan başka bir iş yapmayan, yine de 20 dakikanın altına inmeyen Bobby Brown’a inceden ayar vererek sürelerini kıstı. Mo-Pete’i neredeyse kadro dışı bırakarak, Devin Brown’ı 2 numaraya yerleştirdi. Devin Brown’dan bir Rasual Butler yaratmayı başardı. Gerçi ben o an anladım ki, Hornets’in 2 numara pozisyonuna Morris Peterson haricinde birini koysak, hatta Cem Pekdoğru’yu koysak en az 10 sayı ortalama tutturur. Öyle sihirli bir gücü var oranın.

Zaman geçtikçe, Jeff Bower’ın gelişinin gazı kaybolmaya, takım da tek tük kaybetmeye başladı ama dönüp baktığımızda Byron Scott’ın takımından fersah fersah iyi oynayan bir takım var karşımızda. Özellikle Bower’ın kurduğu rotasyon çok başarılı. Byron Scott gibi takımın guard bölgesini Chris Paul-Morris Peterson-Bobby Brown üçlüsüne sıkıştırmaktansa; Darren Collison, Marcus Thornton ve Devin Brown’u oraya monte etti.Böylece Chris Paul’ü daha rahat dinlendirme şansını yarattı. Zaten Byron Scott’ın gidişine en çok sevindiğim nokta budur. O eğer takımın başında olsaydı Darren Collison ve Marcus Thornton’u büyük ihtimalle D-League’de görecektik. Zaten Chris Paul dışında, Byron Scott’ın doğru düzgün davrandığı bir tane çaylak olmadı, kendini her zaman oyuncudan üstün görmesi yüzünden oyuncularla sürekli takıştı, özellikle gençlere hiç acımadı. Harcadığı oyuncuların listesine baktığımda hep gözlerim yaşarır: JR Smith, Arvydas Macijauskas, Brandon Bass, Julian Wright, Hilton Armstrong...

Guard bölgesini açmakla beraber, gereksiz oyuncuları da takımdan postaladı Bower. Üç senedir oynayan ama olumlu bitirdiği maç sayısı 3’ü geçmeyen Hilton Armstrong’u Kings’e postaladı. Bir de gereksiz olmasa da, cap boşaltmak adına Devin Brown’ı Minnesota’ya göndermişti ki, takas son anda iptal oldu.

Bundan Sonra Ne Olur: Shinn Does Crescent City

“Bundan sonrası artık topçuların elinde” gibi birşey demek isterdim ama saçma olur burada. David West özellikle son dönemde eski performansına çok yaklaştı. İki sene önce hakederek, geçen sene de Byron Scott’un maillist’i sayesinde All-Star seçilen bir oyuncunun tüm yükü Chris Paul’ün omuzlarına bırakmaması gerekiyor. Bunun dışında lüks vergisinin altına inmek adına takımdan gönderilecek oyuncu da önemli. Eğer Ike Diogu’yu veya Sean Marks’ı bir şekilde ittirebilirsek, rotasyonu bozmadan devam ederiz. Ama Devin Brown’u da göndermek gerekiyorsa, şu anki durumuna filan bakmaksızın göndermek şarttır.

Sona saklamak istedim, sahip George Shinn’e prostat kanseri teşhisi kondu, ameliyet ve kemoterapi dönemi başladı. Bu konuda kaynaklarda çok sağlıklı haberler bulamadım, bazısı hastalığın son evresinde olduğunu ve sahibin fazla ömrünün kalmadığını yazıyor; bazısı da hastalığın erken düzeyde teşhis edildiğini ve kurtulma şansının yüksek olduğunu yazıyor. Sahibin durumu da takım için çok önemli. Gecinden gelsin, herhangi bir vefat durumu söz konusu olursa, yönetimdeki dengeler değişeceği için bu takıma da yansıyabilir. Bu arada birinin vefatını çıkarcı açıdan yorumlamak da ne pis şeymiş arkadaş?

Tahminim o ki, All-Star arasına kadar bu düzeyde devam edeceğiz. Memphis ve Oklahoma City’nin de ciddi şekilde dahil olduğu 11 takımlı play-off yarışında da herhangi bir sakatlık olmazsa ilk 8 içinde olacağız diye düşünüyorum. Tabi şu an sadece öngörüde bulunabiliyorum, zaman geçtikçe oluşan gelişmeleri başka bir yazıda dile getiririz.

Sağlıcakla kalın.

http://twitter.com/IsikSaban