DAHA NE OLSUN?

 

omer-bilgin@hotmail.com
03 Aralık 2008, Çarşamba

Selamlar. Umarım afiyettesinizdir. Arayı hafif açtım biliyorum ama FM2009 çıkmış, vizeler başlamış, elden ne gelir? Kısa keselim. New Jersey Nets’imize geçelim.

Görüşemediğimiz süre içerisinde, ‘Bu sezon bahisçilerin yanında olur’ dediğimiz takım, gene beni ters köşeye yatırdı ve hangi maçta ‘rahat kazanırız’ dedimse o maçı verdi. Bunlara; evimizde ve deplasmanda oynadığımız Pacers maçları, Wade’i bi türlü tutamadığımız Heat maçı örnek olarak gösterilebilir. Takım, IZOD Center’da , 7 Kasım’da Detroit’i yendikten sonra 8’inde Pacers’a kaybetti. Bu yenilgi anlaşılabilir. Bir önceki gün kendinden güçlü bir takımı yenmişsin, mutlusun, ama yorgunsun da. Kim çıkıp oynayacak? Bir halı saha maçından sonra iki hafta dinlenen jenerasyonun üyelerinden biri olarak iki günde iki maça çıkan takıma hak verdim. Sonra 10 Kasım’da Miami’ye gittik, üç periyotta 60 sayı atabilen Heat, son periyot 38 attı, bizi adeta paketledi, yolladı. Maçtan sonra bu sezon her yenilgide bahanemiz olmaya başlayan; bu maçta da Wade hakkında yapılan ‘He was unstoppable’, ‘He was having his night’ tarzı, ‘Biz kötü değildik, rakip çok iyiydi.’ açıklamalarına sığındık. Sonra bir de 12 Kasım’da, yine Indiana’ya yenildik ve bu sezonki en uzun losing streak’imizi (üç maç) elde ettik.

Nasıl kaybettik, nasıl kazandık?

Bu sezon aldığımız 7 yenilginin 6’sında, takımın üçüncü periyot skorlarında rakibinden çok aşağıda kaldığı görülüyor. Hatta Suns karşısında ikinci yarıda toplam 31 sayı (22+9) attık. Maç koptu, yedekler girdi, dördüncü çeyrekte 9 sayıda kaldık vs. Kazandığımız maçlarda da üçüncü periyot skorlarında hep rakipten fazla atıyoruz. Pacers-Heat-Pacers yenilgilerinde, Detroit’e karşı 38 sayıyla oynayan sonra bileğini burkan Devin Harris’in yokluğu çok hissedildi. Takımda boyalı alana penetre eden az sayıda adam var zaten, bir de zıpır Harris gidince iş hepten dış şuta kalıyor. Gerçi, istatistikler bu konuda çok da kötü olmadığımızı gösteriyor: Geçen sezon 66 maçta 6 üçlük Yi Jianlian bu sezon 20/44 ile %45’le atıyor ama çoğu transition’da gelen boş şutlar. VC’de 30/71 ile %42’de. Takım olarak da %37’deyiz.

Takımdaki en sevindirici gelişme bence bizden iyi olduğu söylenen takımlara karşı gösterdiğimiz performans. 4 Kasım’da evimizde 114-86 kaybettiğimiz Suns maçından sonra 30 Kasım’da deplasmanda 117-109 galip gelmemiz bence takımın yenilgilerden ders çıkardığını gösteriyor. Amare’nin iki teknik alarak atılması elbette gözden kaçırılamayacak bir faktör ama galibiyet, galibiyettir. VC gene maçtan sonra ‘Oh iyi ki atıldı, atılmasa bizi bitiriyordu.’ gibi gereksiz laflar etmiş olsa dahi. Aynı şekilde Detroit karşısında da ilk periyodu geride kapattıktan sonra ikinci yarıda bulduğumuz 64 sayı insana umut veriyor. Ama Pistons’ın koçunun koç olmadığını, maça etki edecek herhangi bir hareketinin bulunmadığını da unutamayız.

Belki de bu süreçte taraftarı en mutlu eden galibiyetler ‘sezona fırtına gibi başlayan’ Hawks ve Raptors karşısında aldıklarımız oldu. Nets’in başına artık talih kuşu mu, ne pislediyse, Hawks’la yaptığımız back-to-back maçlarda neredeyse bütün uzunlar sakattı, derken bir de bakmışız ki iki maçı da karbon kopya kazanmışız. Raptors maçı ise çok iyiydi gerçekten. Anlatılmaz, yaşanırdı. Yenilmez, yanında yatılırdı. Candı o, can. Clippers ve Kings karşısındaki oyun, alınan galibiyetlerin pek de bir önemi olduğunu düşünmüyorum şahsen.

Kazanman gerekiyorsa, kazanacaksın

Lakers ve Cavaliers yenilgileri hakkında söylenecek belki de tek şey, Nets’in Kobe’yi iyi savunduğudur. Ama tabii ki bu normal sezon, Kobe Nets karşısında neden oynasın? Olmaz ama, playoff’a çıkarsak ve karşılaşırsak (finalde yani, hehe) Kobe’nin pek de acıyacağını sanmıyorum Carter’a falan. Sonuçta bu iki maç verilecek maçlardı, biz de verdik. Ankaraspor da Turkcell Süper Lig’de kazanması gereken maçları kazandığında bir ara liderdi, sonra kaybetmesi gerekenleri kaybetmeye başladı ve işler dengelendi. Nets, gerçi hiç liderlikle alakası olmayan bir takım ama sezon öncesi ESPN yazarlarından tutun da bu işten az çok anlayan herkesin ‘20’den fazla galibiyet alamazlar’ dediği bir takımdı. Şimdilik durum 9-7. Yolu yarılamışız bile. Daha ne olsun?

Utah Jazz karşısındaki galibiyet de tıpkı Suns, Raptors, Pistons galibiyetleri gibi plase bi galibiyet oldu. Harris-Lopez-Carter iyi işler yapınca savunmada da Deron’u az buçuk yavaşlatınca Jazz’i geçtik. Talih kuşu, Atlanta’dan sonra Utah semalarında, hacet gidermek için yine bizim maçı seçince Boozer’dan yoksun bir Utah çıktı karşımıza.

Sonuç olarak ‘underdog’ Nets, ‘title contender’ falan olmuş değil, fazla da havalanmamak lazım. .500’ün üstüne çıktıktan sonra bana kalırsa hiçbir rakip size bir Oklahoma City Thunder muamelesi yapmaz, yapamaz. Nets artık mesajı vermiştir bence 9 galibiyetten sonra. Nets artık bir ‘rakip’ olmuştur diğer .500 üstü takımlara. O yüzden işi asıl şimdi ciddiye almak gerek çünkü artık ‘underdog’ muamelesi yapmaz kimse bu takıma. Hazırlanırlar, ‘rahat kazanırız’ diye çıkıp oynamazlar. Ve biz de Ankaraspor gibi Atlantic’in tepelerinden yavaş yavaş düşmeye başlarız gibime geliyor. Belki bir ihtimal, o da çok iyimser bir ihtimal, playoff’a kalırsak... zor be, yazarken bile cümlenin sonunu getiremedim.

Devin Harris’in orta mesafe şutu, Brook Lopez’in ayakları

Birazcık da maç dışı gelişmelerden konuşmak gerekirse;

Takım topluca Thanksgiving yemeklerine falan gidiyormuş, arkadaşlık had safhada yani. Frank baba da demiş zaten, ‘In the NBA, unfortunately, there’s not a lot of holidays – there are practice days and there are game days. I think it’s tough being away from your family, but it’s one of the sacrifices you make for all the good things we get as a result of this.’ Güzel, iyi. Umarız böyle de devam eder.


Brook Lopez’in ayakları çok büyük. Vallahi fazla büyük. 26 dakikada 9.7 sayı 7.1 ribaund istatistikleri tutturdu, Lakers’a karşı 17 sayı, 10 ribaund, 3 blok ile oynadı. İyi, güzel. Gelişsin.

Devin Harris, çıldırmış durumda, orta mesafe şutunu hatrı sayılır derece de geliştirmiş. Fuleli bir oyuncu, kanatlardan bindirmeler de rakibin savunma organizasyonunu bozuyor. Şaka bir yana, o kadar iyi penetre etmeye başladı ki, potaya gidemese de faul çizgisine gidiyor ve maç başına 11-12 faul atışı kullanıyor. Ondan fazla kullanan var mıdır, bilmiyorum. Yüzde 48’le de saha içi isabeti buluyor ve iyice Tony Parker’ı hatırlatmaya başlıyor bana. Deron Williams, Steve Nash, Calderon’a karşı gösterdiği performanslar da cabası. Yürü be.

Kalbi çürük çıkan Josh Boone, idmanlara çıkıyor, iki-üç koşuyormuş. İyi haber, bu da.

Brook Lopez’in ayakları gerçekten büyükmüş. Shoe size: 20.

Vee... Atlantic Division’da ikinci, Doğu Konferansı’nda altıncıyız. Keşke hep böyle devam etse... Ama şimdilik, daha ne olsun?


Not: Okuyun, okutun:
* true hoop: calculus of a crossover
* the globe and mail: is coaching the problem?


fotolar: yahoo sports