BİR GARİP TAKIM

 

memosure@gmail.com
22 Mart 2009, Pazar

2010'da piyasaya sürülecek son model bilgisayarlara bütçe ayırmak amacıyla bir senedir yaptığımız hamleler sonucunda, takımımız sezon başında birbiriyle alakasız parçalardan meydana gelen ucuz, özensiz hazırlanmış toplama bilgisayarları andırıyordu. 2008 sezonunun başında, elimizdeki bilgisayar fena değildi ancak parçalar yetersiz kalmaya başlamıştı. İstediğimiz oyunları çalıştıramıyorduk. Gidebildiğimiz kadar uzağa gitmiştik elimizdekilerle bir kere, çok önce. Eğer 2010'da satışa sunulacak olağanüstü makinalardan birine sahip olmak istiyorsak, harcayabilecek paramızın olması lazımdı. Hazır para ediyorlarken eldekileri çıkarmaya karar verdik.

Bir zamanlar piyasanın en muazzam işlemcisi olan ama yavaş yavaş teklemeye başlayan en önemli parçamızı, eski sahibinde hakettiği değeri görmediği anlaşılan daha yeni ve daha ucuz bir işlemciyle takas etmiştik. Yine aynı şekilde draft gecesi, çin malı bir modem (duygusal sebeplerden ötürü dünyanın bir ucuna bağlanmamız icap etti) karşılığında, hiç de fena katkı yapmayan ancak 2010'daki planlarımızı baltalayabilecek ekran kartımızı takas ettik. 2000'li yılların başında herkesin istediği, havasından geçilmeyen, ancak son yıllarda çok sık arıza çıkarmaya başlayan narin diskimizi ise bir türlü elimizden çıkaramadık. Çalmadığımız kapı kalmadı ancak bakan olmadı. Alırken sabit disk olduğunu söylemişlerdi de dinlememiştik. Diğer parçalar ise “en ucuzundan ver” diyip alınmış, power tuşuna bastığımızda bilgisayar açılabilsin diye eklenmiş, performansa ekstra bir şeyler eklemeyen, sadece gerekli olan parçalardı. Sonra metafor kalmadı, draft gecesi Brook Lopez'i aldık. Temizlik bittiğinde, Frank'in göreve geldiği 2004 yılında takımda bulunan 12 oyuncudan bir tanesi bile kalmamıştı. Geldik kurduk makinayı.

Aşılan Beklentiler & Sürprizler

Birçok kişinin 20 galibiyeti bile zor görür dediği, GM'imizin bile sezon öncesi kendisine yöneltilen sorulara çaktırmadan “2010 diyorum, rebuilding diyorum, dağılın.” dediği takım Doğu'da sekizinci sırada bulunan Bucks'ın yarım maç arkasında. Playoff'a kalmamız imkansız gibi ama yine de beklentileri aşmadığımızı söylersem ayıp etmiş olurum. Beklenenden daha iyi bir yerde bulunmamızın ve play-off yarışından kopmamamızın iki sebebi var. İlki ve en önemlisi Kuzey Amerika'yı ortadan ikiye böldüğümüzde New Jersey eyaletinin doğuda kalması. Şaka gibi bir konferans. İkincisi ise isminin yanına şu ana kadar kafadan on maç yazabileceğimiz Devin Harris'in performansı. Yıldız oyuncular takas olduğunda genelde siteler “Breaking News: Kidd to Dallas” tarzı bir haber geçip alta link koyarlar. Söz konusu takasın malzemesi olan diğer oyuncuların adını ancak linke tıklayınca öğreniriz. Ama takasın özeti ne olursa olsun “Oğlum, Dallas Kidd'i aldı lan!” şeklindedir. Takas gerçekleştiğinde, Harris herkesin gözünde Kidd'in Dallas'a gittiği takasta yer alan biriydi. Ne var ki, oyun kurucumuz bu sene mükemmele yakın bir performans gösterip, takımın Aralık ayından itibaren lotarya takımı olmayacağını kanıtladı. Doğu'nun en iyi oyun kurucusu, takımının herşeyi haline geldi. İstatistik derseniz, ne sayı ne asist. Bu adam 2009 sezonunda ligin en çok faul alan üçüncü oyuncusu. Eksikleri yok değil. Seyredebildiğim maçlarda şunu farkettim, maç içerisinde izlemesi hem zevkli, hem de insanı çıldırtabilen hareketleri bulunuyor. Belki beklentilerin bir hayli düşük olması, dolayısıyla çoktan fazlasıyla karşılanmasının verdiği rahatlık sebebiyle durduk yerde sorumsuzlaşabiliyor. El üstünden atılan başarısız zorlama şutlar, üçlük yüzdesi %30 olmasına rağmen dışarıdan sallamalar. Arada bir maçlardan kopuyor ve hücumda saçmalamaya başlıyor. Savunması kötü olmamasına rağmen, adam (maç) seçebiliyor. Marbury'de Marbury olduğu yıllarda böyle bir izlenim bırakıyordu.

Bir diğer sürpriz isim ise Brook Lopez. Ocak ve Şubat ayında ayın çaylağı ödülünü aldı. Son zamanlarda, “rookie calls” diye tabir edilen, daha çok çaylaklara çalınan, yoruma açık düdükler yüzünden çoğu maçta faul problemi yaşamasına rağmen maç başına 12.5 sayı, 8 ribaund, 1.9 blok ortalamaları ile oynuyor. Senelerdir adam gibi uzunu olmayan, maç başına en çok ribaund alan oyuncusu oyun kurucusu olan bir takım için büyük ikramiye. Çaylak yılında ortalamaları Howard'ın çaylak ortalamarıyla neredeyse aynı ancak bunun bir gösterge olmadığı açık, zira Okafor'unki ikisinden de iyiydi. Üstüne bir şeyler ekleyecek mi yoksa yerinde mi sayacak seneye göreceğiz. Her şeyden önemlisi 20 yaşında ulan daha.

3 ve 4 numara sorunsalı

Frank, Ocak sonunda sakatlandıktan sonra geçen ayın ortasında geri dönen Simmons'ı niye ilk beşe almıyor anlamış değilim. Hassell takımın en iyi perimeter savunmacısı olabilir ama sayı tehdidi olmayan biri. Simmons ise takımın bu sene en istikrarlı şut kullanan oyuncusu ve o olmayınca ilk beşte şut tehdidi olan bir tek Carter kalıyor. Zaten Carter ve özellikle Harris içeri girip sayı bulan, faul alan veya pas çıkaran adamlar oldukları için 3 sayı çizgisinin arkasında bir Simmons daha faydalı olur kanaatindeyim. Lopez'e artık her maç uygulanan double-team'ler de bir başka gerekçe olabilir. Simmons neredeyse yedekten gelen Hayes ile aynı süreyi alıyor. Hassell'ı da yedeğe çekip rakip takımın skorerlerini savunmak için kullanmak en mantıklısı. Simmons'ın tek handikapı savunmasının biraz zayıf kalması ve Frank'in bu sene small ball uyguladığı maçlarda 4 numara oynamak zorunda kalıp devamlı faul alması. 3 numara demişken Hayes'den bahsetmemek ayıp olur. Açıkçası Simmons'tan daha iyi bir skorer, hatta genel olarak daha iyi bir oyuncu. Gerek savunmada gerek hücumda istikrarlı bir biçimde katkı sağlıyor sene başından beri. Dooling'le birlikte en fazla katkı aldığımız yedeğimiz. Aldığı parayı da göz önünde bulundurursak, takımda tutulması gereken bir oyuncu. Dooling de aslen Harris'i yedeklemesine rağmen CDR'ın patlak çıkmasından dolayı bir nevi Carter'ın da yedeği konumuna geldi, combo guard takılıyor.

4 numarada ise vaziyet evlere şenlik. Yi denen balonun savunmayı pek iplediği yok. 2.10 boyunda, üçlüğü var ama ribaund alamıyor, pota altına bulaşmıyor, garip bir adam. Ben ne anladım şimdi böyle 4 numaradan. Aslında sakatlanana kadar fena gitmiyordu, bir ritm tutturur gibi oldu sonra da yattı aşağı zaten. Bir diğer 4 numara Ryan Anderson ise pota altında nispeten daha aktif ama onun da Yi'den çok fazlası yok. Frank ikisi arasında kafasına göre takılıyor. En çok opsiyonumuz olan pozisyon gibi gözükmesine rağmen hücum anlamında en vazıfsız bölgemiz aynı zamanda. Mart ayında Sean Williams az süre almasına rağmen özellikle savunma da göz doldurdu ama onun da sayı bulmakla pek alakası yok.

Play-off ?

Geçen hafta Pistons - Warriors maçını seyretme imkanım oldu. Warriors'ın neyin peşinde olduğunu bilen biri varsa söylesin. Barkley'nin tabiriyle oyuncular “Let me get mine” derdinde. Sezon sonu yaklaştıkça iddiası kalmayan takımların oyuncularında sıklıkla rastlanan bir olay bu. Sahaya çıkan her oyuncu, maç içinde bir an önce sezon ortalamalarını yakalayıp (eğer mümkünse arttırıp) oyundan çıkmak istiyor. Savunma yok, hücumda 5 saniye içinde sallanan toplar...Warriors oyuncularının hepsi bu tanıma cuk oturuyor. Dün gece bu Warriors'a yenildik. Warriors savunmasını kötü diye nitelemek yanlış olur, zira ortada bir savunma yok. Buna rağmen ikinci yarıda neredeyse yirmi dakika boyunca %18 ile şut kullandık, yedi top kaybettik. Sen gidip bu takıma üçüncü çeyrekte 14 sayı önde olmana rağmen yeniliyorsan, play-off’a kalmayı istemiyorsun, haketmiyorsun. Takım forumlarında birçok kişi maç sonrası Nets oyuncularının güldüğünü, pek takar gözükmediğini yazmışlar. Nets yazarı D'Alessandro oyuncularda maçtan sonra “Kalsak ne olacak?” tarzı bir hava sezdiğini belirtmiş. Bu ne umursamazlık anlamak mümkün değil. Hemen şunu da belirteyim, “Kalsak ne olacak, Celtics ya da Cavs tokatlar” kadar saçma bir düşünce olamaz. Hele yüzüp yüzüp kuyruğuna gelmişsen. Bu kadar kovaladıktan sonra, lotaryaya oynayan takımlar gibi sorumsuz oynamak basketbolun ruhuna tamamen aykırı bir davranış. Tamam bir sürpriz yapmamız çok zor ama geçen sene Hawks ve iki sene önce Warriors gerçekleri de var. Kısacası Bulls ve Milwaukee maç vermeye devam ederken, böyle kritik bir maçı böyle kıytırık bir takıma vermemiz inanılır gibi değil. Zaten belki de sezonun geri kalanında en dandik fikstüre sahip olan takımız. Bu maçı alsaydık da play-off'a kalamayabilirdik, ama gelen gidenin okşadığı Warriors'a da maç verilmez, en azından bu kadar umursamaz bir şekilde maçın elinden kayıp gitmesine izin vermemelisin. Kalan on sekiz maçtaki fikstürümüz de aşağıda, yalan oluruz.

@Blazers(0-1) / @LAC(1-0) / @Denver(1-0) / @Knicks(1-1) / Wade(0-2) / Cavs(0-1)
@Cavs(0-1) / Lakers(0-1) / @Wolves(1-0) / Bucks(2-1) / Pistons(1-1) / @Bulls(1-2)
Philly(3-0) / @Celtics(0-3) / @Pistons(1-1) / Magic(0-2) / Bobcats(1-1) / @Knicks(1-1)

Mavi fontla yazdığım takımlar, kendilerine karşı hiç galibiyetimizin bulunmadığı, ligin en iyi derecesine sahip dört takımı. Geriye kalan on bir takım arasından ise hiçbir iddiası kalmayan takım sayısı sadece üç. Bu takımlarla olan maçlarımız da hepsi deplasmanda (Knicks ile iki deplasman maçımız var). Takım kendine gelmediği sürece, Warriors maçından sonra Clippers maçına bile şüpheyle bakıyorum. Hadi hayırlısı.