ARŞİV

42-40

 

smyrnall@hotmail.com
27 Ocak 2009,
Salı

Minnesota kendi draft tarihinde hiçbir zaman kuraya girdiği sıradan daha yüksek bir seçim elde edemedi. Belki de yönetim bunun etkisiyle bir zorunluluk hissetti ve takaslar aracılığı ile draft sırasını kendince yükseltmeye çalıştı. Malesef genel olarak da başarılı olduğumuz söylenemez. Son örnek ise yine başarısız olduğu şimdiden ilan edilen Kevin Love takası. Özellikle adaşı McHale’in, Love’dan etkilendiği bilinen bir gerçek. Bunun dışında etkisi ne kadar bilinmez ama bir isim daha var insana acaba dedirten. Love’ın menejeri Jeff Schwartz. Kendisi Excel Sports Management şirketinden, aynı zamanda Big Al ve Rashad McCants’ında menajeri. (Temsil ettiği oyuncu sayısı bakımından NBA’de 6. sırada iken, bu yıl temsil ettiği oyuncuların toplam kazandığı para miktarı 2. sırada. Az adam çok iş. Tuttum bu adamı).

Bu yazının girişini de içinde bulunduğumuz sezonun bence en önemli konusu olduğu için, Love ile yapmak istedim. En önemli diyorum çünkü birçok sonucun başlangıcındaki etken bu takas ve bu takasın getirdikleri (McHale’in GM görevinden alınması da buna dahil). Konu açılmışken kısaca şunu da belirteyim. 2007 yılında Glen Taylor, McHale’in yetkilerini dolaylı olarak azaltmayı denedi zaten, hem kendisinin hem asistan koçların (Jim Stack, Rob Babcock ve Fred Hoiberg) kararlara daha çok dahil olacağını ilan etti. Koç değişikliği de bu açıdan Randy Wittman’ın gönderilmesinden daha çok McHale’in gönderilmesiydi.

PAC 10 Player of the Year ödülünü alabilen sadece iki freshman’den biri olan Kevin Love’ın (diğer freshman Shareef Abdur Rahim) NCAA’de oynadığı sezon, NBA’de 25 oyuncu 9+ ribaund ortalaması yakaladı (Love 10,6). Bu 25 oyuncudan sadece 9 tanesi serbest atış çizgisinden 75% barajını geçebildi (Love 76.7%). Bu 9 kişiden sadece 5 tanesi maç başına 4,5 ve üzeri serbest atış denemesinde bulundu. Bu 5 isim Amare Stoudemire, Kevin Garnett, Yao Ming, Chris Kaman ve Antawn Jamison. Yukarıdaki kategoriler elbetteki rasgele seçilmiş değil. Ribaund gücü yüksek ve bunu çizgide iyi değerlendiren bir uzun her zaman değerlidir. Bunu Minnesota için değerli yapan ise geçtiğimiz sezon FT/FGA oranında 0.183 ile lig sonuncusu olmamız. Lig ortalaması 0.231 iken teması sevmeyen bir oyun oynamamız (Dikkat! Temas olan mücadeleleri kaybeden yumuşak oyun tarzı değil kastım buna hiç girişmemek). Aynı rakam bu sene 0.234, geçen seneki lig ortalamasının bile üzerinde. Love’ınki ise abartı seviyesinde 0.40. Aynı hesabı Love’ın rakamları çıkarılıp hesaplanırsa tekrar lig ortalaması altına düşüyoruz. Ortalama 20 dakikayı ancak geçebilen biri için 3,3 hücum ribaundu (lig 8.’si) gerçekten çok etkileyici. 48 dakikaya vurulduğunda ise lig lideri. Toplam ribaundda ise yine 48 dakikaya vurulduğunda ise 20 maç ve üzeri oynamış oyuncular içinde Camby, Howard ve Biedrins’den sonra 4. sırada. Bu 3 isimden en az sahada kalanı bile Love’dan %50 daha fazla sure almakta. Ayrıca banktan gelen oyuncular içinde ribaund ortalaması en yüksek oyuncu. Zaten en önemli takım istatistiklerinin hepsinde geride olmamıza rağmen sadece ribaundlarda rakipten üstünüz, daha doğrusu hücum ribaundlarında. Love’ın bazı açılardan takıma çeşitlilik getirdiği bir gerçek. Bir de pas yeteneği var ki, insanı gerçekten şaşırtıyor. Her maç en az bir tane böyle pası var.

Bütün bu artılara rağmen madalyonun bir de karanlık tarafı var. Görüntü olarak kalıplı olsa da, ikili mücadelede genelde fiziksel olarak kaybeden taraf olmakta (türkçesi kilo fazlası var ya da aynı kiloyu kasa çevirmesi gerekiyor). Savunma bilgisi de yetersiz olduğu için ortaya çok yumuşak tipte bir uzun çıkmış oluyor ama gençliği ve basketbol IQ’sü sayesinde bu tarz dezavantajlarını kısa sürede ortadan kaldırabilir.

Love ile ilgili draft sonrası yapılan eleştirilerden biri de 4 numara pozisyonunda Big Al varken neden aynı mevkiide oynayan Love alındı şeklindeydi. O eleştiriyi yapanlar 5 numara oynayan Big Al’ın yedeği olarak pivot oynayan Love’ı görselerdi sanırım bir kez daha düşünürdü. Hem de draft öncesi kampta çıplak ayakla 6-8’den daha kısa çıktığı açıklanan Love’ı. Love sadece Big Al ile beraber sahadayken uzun forvet pozisyonunda oynuyor, bu da bazı doğaçlama gelişen dönemleri saymazsak McHale’in uyguladığı genel bir strateji değil hatta Ryan Gomes uzun forvete çekiliyor, yine de Love 4 numara oynatılmıyor. Genelde de Love ile Cardinal beraber oyunda kalıyor. Bir yumuşak bir sert dengesi korunmaya çalışılmakta.

McHale baş antrenör olduktan sonra oluşan mağlubiyet serisi ile peşinden gelen galibiyet serisinde 2 önemli fark vardı. Mağlubiyet serisinde Kevin Love oynamadı, galibiyet serisinde Rashad McCants. Hatta Love ilk beş oyuncularını dinlendirmek için bile oyuna girmiyordu ve açıkçası Love’ı almak için kariyerini(!) tehlikeye atan birinin neden Love’ı cezalandırır gibi oynattığını hala tam olarak çözebilmiş değilim. Galiba sebep adının Kevin McHale olması ile ilgili bir durum.

Takımın ribaund dışında önemli artılarından biride üç sayılık atışlar. Her ne kadar Mike Miller geçtiğimiz sezonu Minnesotada geçirmemiş olsa da onun gelişiyle geçtiğimiz yıl bu kategoride ilk 20 içinde 3 oyuncusu olan bir takım olduk. Buna rağmen değişen bir durum var mı, aslında yok. Geçen sene maç başına üçlük denemesi 15,4 iken bu sene 15,8 e çıktı sadece. Değişen bir durum olması gerekiyor mu, bence evet. Benim sene başında beklentimde maç başına 20+ üçlük denemesiydi fakat gerek Miller’ın sürekli sakatlıklarla kesik kesik oynaması, gerek katkısı az olsada Corey Brewer’in sezonu kapatması ve tabiki bir de kenar yönetimin etkisi buna engel oldu. Ta ki McHale’in baş antrenörlüğe getirilmesine kadar. Özellikle de kazanılan son 5 maçta bu rakam yaklaşık maç başına 21 denemeye kadar yükseldi. Fakat bu yükseliş her zaman biz istediğimiz için olmadı, onu da belirtmek lazım. Milwaukee maçındaki yüksek deneme sayısına malesef içeriye bir türlü giremediğimiz için biraz mecburiyetten ulaştık.

İçerisi demişken tek başına bile maç izleme sebebi olan Big Al’a gelelim. Çok güçlü değil, çok atlet değil, çok hızlı değil, çok uzun değil ama harika temel bilgisi ve ayak haraketleri var. Ayağını yerden kaldırmadan alışverişe gönderdikleri bile oldu. Tek adım atarak 2 – 3 oyuncuyu vücut haraketleriyle savunmadan düşürebiliyor en güzel tarafı da her maçta “what a moveeee by Al Jefferson” cümlesini en az iki kere duyabiliyor olmak. Boyalı alanda topu alabilirse sayı yapamaması daha şaşırtıcı oluyor ve bir uzun için gayet düzgün bir bileği var. Bana hep “hakemlere daha çok itiraz eden Tim Duncan” havası hissettiriyor. Aynı soğukluk, oyununun dayandığı temellerin benzer olması bu hissi uyandıran. Göz önünde olmayan ve kaybeden bir takımın parçası olması değerini biraz gölgede bırakmakta. Toplam sayıda lig 12.si, toplam ribaundda lig 9.su, nba.com’un efficiency sıralamasında ise 11. sırada (İlk 10’daydı sonradan geriye düştü). 20 sayı 10 ribaund barajını geçen 5 oyuncudan biri. 2007 – 2008 senesinden beri hem sayı hem ribaundda takımın lideri olduğu maç sayısı bakımından açık ara lig lideri. Malesef herşey yukarıdaki gibi cennetten bir köşe değil. İkili sıkıştırma geldiğinde rakiplerini geçemezse takım olarak zorlanmaya başlıyoruz, topu dışarı veya boştaki oyuncuya geçirebildiği pek söylenemez. 20 sayı 10 ribaund barajını geçen 5 oyuncudan sadece Dwight Howard’ı asist rakamında çok küçük bir farkla geçebilmekte ki, Howard’ın hiç alakası olmadığı bir konu. Ayrıca rakip takımların ikili sıkıştırma getirmeleri için tek sebep de bu değil çünkü Big Al oyun kurucunun var ettiği bir uzun tipi değil yani “alda at” paslarından ziyade kendi uğraşıyla sayı bulmakta. Bu bakımdan Big Al’a karşı yapılan ikili sıkıştırmalar topu dışarı çıkarmakta zorlandığı için ortalamaya göre daha etkili bir savunma olabiliyor.

Dışarısı demişken tek başına bile bir takımın görüntüsünü değiştirebilen oyun kuruculara gelelim. En azından bizde kurdukları kadar (Bu paragraf kısa sürecek sanırım). Diğer oyun kuruculara aba altından sopa olarak kullanılan Kevin (sahi niye bu takımda Kevin adı çok moda) Ollie’nin sakatlanması ile 1 numara yükü Sebastian Telfair’e kalmış durumda. Kendiside malum bal yapmayan arı. Bir dünya hızlı fiziksel hareketler yapıyo, içeri, dışarı, koş, gel, git derken bakmışsınız sürenin dolmasına 5 saniye var ve başladığı noktaya geri gelmiş. Şutu kötü, kullandığı her on şuttan isabetli olan üç tanesinin ikisi turnike ama altıncı turnikesini denerken. Diğeri de üçlük ki FG yüzdesinden daha yüksek yüzdeyle atıyor. Diğer oyunculara pozisyon hazırlayan tipteki oyun kuruculardan ziyade, drive eden ve savunmanın dengesini bozan bir oyun yapısı var. İçeriye giren guard’ları savunamayan takımlara karşı iyi bir opsiyon ancak ne asist yönü etkili nede içeri yüklenirken bitiricilik yanı tatmin edici değil. Çoğunlukla içerde kaybolup gitmekte bu da bize NBA’de en çok blok yiyen takım ünvanı olarak geri dönmekte. Olumlu tarafı ise drive ederken aldığı fauller. Attığı sayıların %25 inden fazlasını serbest atış çizgisinden kazanmakta. (Bu oranda Telfair’i geçen tek isim var takımda, evet bildiniz Kevin Love) En azından Randy Foye’un oyun kurucu olarak kullanılmasından tamamen vazgeçildi. İstisnai durumlar hariç şutör guard olarak oynuyor. İyiki de oynuyor. Şutu diğer yeteneklerine göre daha iyi ve bunu 2 numara oynarken daha rahat gösterebilmekte.

McHale koçluğa geldikten sonra mecburiyetten değişen bir konu da süre dağılımı (benim de eleştirdiğim ayrıca gönderilmeden önce Randy Wittman da aynı konuya değinmişti). Kadroda 12 dakika üzerinde süre alan 12 oyuncu var. Brewer ve Ollie’nin sakatlanması ile 10’a, bir dönem Love’ın, şu anda da McCants’in oynatılmaması ile 9 kişiye çekildi bu rakam. Oyuncuların belli bir ritmi tutturabilmesi için oyunda kalma süresini ve hangi dönemlerde oynayacağını bilmesi gerekli. Son dönemde de Craig Smith’in süreleri çok kısıldı yerine defansif etki için Brian Cardinal ve 2-3 yedeği için Rodney Carney’e şans verilmeye başlandı. İkisi için de birer cümlem var. Cardinal Big Al’den daha fazla hava atışına çıkıyor ama maç başlarken değil. Kendini yerden yere atıp hava atışı kazanma istatistiği tutulsa kafaya oynar. Carney de her maçta hem isabetli üçlük atan, hem airball üçlük atan tek adamdır her iddiaya varım. Nasıl beceriyosa her maç başarıyor.

Takım olarak büyük zaaflardan birisi de ikinci yarıyı özellikle de 3. çeyreği kötü oynamamız. Son 22 dakikada 29 sayı öndeyken verilen Dallas maçı da bunun tepe noktası oldu. (Dallas’ın 25 sayı olan geri dönüş rekorunu, 29 sayıya çıkarmasına yardım ederek amme hizmetine devam ettik).

Keybedilen 26 maçta çeyrek başına attığımız ve yediğimiz sayı farkına bakıldığında aşağıdaki sonuç çıkmakta.
 

1. Çeyrek

2. Çeyrek

3. Çeyrek

4. Çeyrek

-68

+23

-140

-85

İlk yarı toplam 45 sayı, ortalama 1,7 sayı geride kapatırken ikinci yarıda toplam 225 sayı, ortalama 8,6 sayı geride kapatıyoruz. Kaybedilen bu 26 maçın 9 tanesini ilk yarı önde kapattık ama hepsini ikinci yarıdaki performansımız yüzünden vermiş olduk. (Evet yedeklerimiz rakip yedeklere ilk beşimize oranla üstünlük sağlamış, evet Kevin Love yedekten gelmekte, evet benchten gelen oyuncular içindeki ribaund kralı bizde.)

Ayın savunması: Memphis maçında basket attıktan sonra yere düşen Kevin Ollie’yi banktan saha içine girerek yerden kaldırıp hışımla kendi yarı sahamıza doğru ittiren Mark Madsen.

Ayın antreman konusu: “You can’t have one guy run; you can’t have two guys running. You need four guys running. The fifth guy can be optional. The problem is we've got four guys wanting to be the fifth guy. We're probably going to have to do a little more running in practice than most teams." (McHale)

Ayın sözü: “Şimdiye kadar oynadığımız en yetenekli takım” Cümlede sorun yok sorun sezonun 2. maçından sonra söylenmiş olması. (Dallas için Love).

Başlık ne diye sorarsanız yönetimin bu sene için koyduğu galibiyet hedefi.

Not: Yazarımız Ediz Ay, yıllık iznini kullandığından, köşesinde Ali’yi misafir ediyoruz.

fotolar: startribune