SİL BAŞTAN

 

ediz.ay@batug.org
15 Ekim 2008, Çarşamba

En son yazımın üzerinden epey geçti. Son olarak Minnesota’nın Türkiye ziyareti hakkında bir yazı yazmıştım. Merak etmeyin, o rüyadan uyanalı çok oldu. Ancak batug.com olarak derin bir uykudaydık ve bu uykudan uyanma zamanı gelmişti. Yeni sezona az bir zaman kala tekrar başlamak için en uygun zamandı. Yeni sezona yaklaşıyor olmamız takımın kadrosunun da hemen hemen oluşturmuş olması anlamına gelmektedir.

 

Uzun süredir yazmamış olmak arada geçen zamanı görmezden gelmemize sebep olamıyor maalesef. Açıkçası bu durum kendi tempomuzu kaybetmemize sebep olmuş. Bu uyanışla beraber eski akışkan tarzımıza ulaşacağızdır. Gerçi son seneleri düşündüğümüzde benim için her Nisan başı yazılara ara verdiğim zaman oluyor. Bizim tabirimizle şezlong açıp sezon başlangıcına kadar tatile girdiğimiz dönemdir. Kuçular, her ne kadar yedi sene ilk turda elenmiş olsalar da, akabinde bir de Batı finali oynamış ve bizleri play-off havasına alıştırmıştı. Ancak şimdilerde bunu tam tersini yaşamaktayız.

Geçen sezon Boston şampiyon olurken Garnett’in etrafını nasıl oyuncularla donatmak gerekmiş iyi bir ders olmuştur demek istiyorum ama McHale bizde geçirmiş olduğu tüm kariyeri boyunca hangi durumdan ders aldı ki diyorum kendi kendime. Fakat bu seneki takasta hakkını da vermek lazım. İlk bakışta üçüncü sıradan seçmiş olduğumuz potansiyeli yüksek bir oyuncudan vazgeçtik. Bu büyük bir risk almaktır. Ne yaptık biz?

 

Mike Miller

Seçmiş olduğumuz O.J. Mayo’yu gönderip karşılığında Kevin Love’ı aldık. Görüntüde görünen takas bu şekilde ama işin inceliği detaylarında gizli. Bizim için kontratı büyük bir yük olan Jaric’ten ve kontratı bu sene sonu bitecek olan Walker’dan kurtulduk. Takımı maddi anlamda oldukça rahatlatan hareketler oldu bunlar. Ayrıca Mike Miller gibi tam bir ceza şutörüne de sahip olduk. Bu takas için iyi oldu ya da kötü oldu diyemiyorum. O.J. Mayo’nun performansı etkili olacaktır bu değerlendirme için. Ama yine de takımı maddi yönden baya bir rahatlatmış olmasını es geçemeyiz. Çok takım hummalı bir şekilde kendini 2010’a hazırlıyor. Kontratı bitecek önemli oyuncular olacak bu dönemde. Yine kabul etmek gerek ki Minnesota seçimi birçok oyuncu için düşünülecek bir alternatif yer değil maalesef. Maddi anlamda rahatlamış olsak da bu önemli bir negatif bir etken bizim için. Bunları bir tarafa bırakıp bu seneki durumumuza bakarsak, mevcut kadroya yeni katılan oyuncularla birlikte yeni kimya yaratmaya çalışacağız.

 

Kevin Love’ın takıma katacağı etkiler önemli rol oynayacaktır. Love’ın oyunun hücum yönünü oldukça iyi oynadığı hakkında yorumlar yazılıp çiziliyor. Özellikle pas kanallarını görme konusunda oldukça yetenekli olduğundan bahsedilmekte. Bu özellik hemen aklıma Mike Miller’ı aklıma getiriyor. Pota altına yığılan anlarda dışarı çıkarılacak toplarda cezayı kesecek isim olarak. Muhakkak ki koçumuz bu düzeni oturtmaya çalışacaktır. Yine aynı şekilde Al Jefferson’a pota altında büyük katkıları olacaktır.

 

Kevin Love

Tabi şimdi Love’dan öyle bir bahsettik ki, sanki takımı çok yukarılara çıkaracak oyuncuymuş gibi gelebilir. Öncelikle Love’un savunma yönü oldukça zayıf ve zaten yumuşak bir takım olduğumuz söylenirdi, şimdi bu daha da ortaya çıkacak. Ayrıca Love henüz bir çaylak ve oyunun da geliştirmesi gereken oldukça fazla nokta olacak. Böyle bir ilerleme kaydedebilirse o zaman takımı yukarılara çıkarabilmekten söz edebiliriz. Aynı ilerlemeden takımdaki diğer oyuncular için de bahsetmemiz gerekir. Çünkü oldukça genç bir kadroya sahibiz ve artık bir şeyler göstermesi gereken, ortaya koyması gereken oyuncularımız var. Foye, Mccants, Brewer gibi... Tabii hiçbirinin Kobe, Garnett seviyesinde olmasını beklemiyorum ancak bunlar üst sıralardan seçmiş olduğumuz oyuncular, dolayısıyla beklenti de daha çok oluyor. Bu oyuncuların artık vites yükseltmesi gerek. Ama şu da açıkça ortaya çıkıyor ki bize seviye atlatacak, üst takımlar sınıfına sokacak lider vasıflı bir oyuncumuz yok. Yine gelecekle ilgili planlardan bahsetmek istemiyorum ama bu takımın geçen seneden başlayarak önümüzdeki birkaç sene yapacağı olay işte bu. Doğru parçaları bulup takıma ekleyip, doğru kimyayı sağlamak. Bu açıdan baktığımızda bu oyuncular için son şanslar olabilir. Neticede her şeye yeniden başladık. Böyle bir durumda takıma beklenen etkiyi sağlayamayan oyuncuda da ısrar etmenin anlamı yok. Bu sene ne kadar maç kazanırız, ne yaparızdan ziyade yapmış olduğumuz seçimlerin bize bir ışık vaat etmesini umduğumuz bir sene olacaktır.

Kağıt üzerinde beklentilerim ve olması gerekenler bu şekilde. Sezon yaklaşırken takımlar hazırlık maçlarına da başladılar. Hazırlık maçları her zamanki gibi hazırlık maçı olmaktan öteye gidemiyor. Çoğu zaman izlemek bile sıkıcı olabiliyor. Zaten gerçek performanslar için sezon maçları daha kayda değer olacaktır.

 

Bu sezonla birlikte takımımız 20. yaşını dolduruyor. Bu kapsamda birçok hazırlık yapılmış ve takımın logosu ve formalarında yeni düzenlemeye gidilmiş. Eski logodaki keskin hatlar biraz daha sadeleştirilmiş, forma önünde yazan “Timberwolves” yazısı Target Center’daki maçlarda “Wolves” olarak yazılacak, deplasman maçlarında ise “Minnesota” olarak yazılacak. Ayrıca şu ana kadar göremediğim siyah renk formamız da tarih olmuş durumda sanırım. Sadece mavi ve beyaz formamız olacak. Açıkçası eski formalarımızı bir hayli beğeniyordum. Bu formalarımızı biraz yadırgasam da zamanla alışacağızdır. Mühim olan başarının gelmesi.

 

 

Tüm takımlara sağlıklı, başarılı bir sezon dilerken, biz seyircilerine de keyifli bir sezon geçirmeyi dilerim.

 



PS: Konu dışı olacak ama Depeche Mode’un “Tour the Universe” turnesi kapsamında Türkiye’de 14 Mayıs’ta konser vermek üzere İstanbul’a geleceğini benim gibi hayranlarına duyurmak isterim.

TurkishWolves mail grubuna katılmak için tıklayınız.