NBA
TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ

NBA WALLPAPERS

COURTSIDE

Alim KARASU
19 NİSAN 2006, ÇARŞAMBA

Stotts ve Yarattıkları

Ohooo, bayağı uzun zaman olmuş yazmayalı. Eh efendim, işimizi değiştirdik öncelikle. Her gün Gebze'ye git-gel zor oluyor takdir edersiniz ki. Onun haricinde, sezona müthiş girdikten sonra bende de bir gaz durumu oluşmuştu, fakat daha sonra takımın vasat görüntüsü açıkçası bende de bir hayal kırıklığı yaratmadı değil. Klasik bahane paragrafımız bittiğine göre yazıya geçelim.

Öncelikle son duruma bir göz atalım. Yaklaşık iki saat sonra sezonun son ama belki de en önemli maçına çıkacağız. Başkentteki mücadeleden alınacak bir üç puan bizi beşinci sıraya taşıyacakken, kötü bir sonuç ise muhtemelen sekizinci sıraya düşmemize neden olacak.

Bu hikaye size biraz tanıdık gelmiyor mu? Tıpkı iki sene önceki gibi... Dördüncülüğü kovalarken son maçı kaybetmemiz yedinciliğe düşmemize sebep olmuştu ve hakemler tarafından ezildiğimiz ve elettirildiğimiz Detroit ile eşleşmiştik. O sene Detroit şampiyon olurken belki de en fazla bize karşı zorlanmıştı. Detroit fenomeninin başlamasına engel olabilirdik... Kendimi Ümit Davala'nın penaltısını kurtaramayan Dida gibi hissettim o olaydan sonra. Neyse, şimdi yine aynı durumla karşı karşıyayız.

Sekize düşmemiz demek, bir kez daha DetroİT ile oynamamız demek. Gökhan ile uğraşmam demek... Bayrak-flama yaptırmam, onlara bir yerlerimi geçirmem demek falan... Zor işler. O yüzden beşinci olup Cleveland ile oynamaya razıyım. Bu arada bu geceki maçı da canlı biçimde yazının sonlarında bulacaksınız ve kiminle eşleşeceğimiz de belli olmuş olacak o dakikalarda. Real-time altıncı adam yazısı yaptık, yayına sürdük, haydaaaa…

Peki, biraz da teknik konulara dalalım: Niye bu hale geldik? Niye Magloire takasından sonra Doğu'nun en iyi takımlarından biri olarak gösterilirken ite kaka playoff yaptık?

Cevabı uzaklarda aramayın... Zira Stotts yanı başınızda!

Peki Stotts ne yaptı da bu hale geldik? İşte Telegol tadıyla karşınızda...

Varan 1: TJ Ford'dan Anthony Johnson yarattı

TJ'in sezona nasıl girdiğini hepimiz biliyoruz. Haftanın Oyuncusu seçildikten sonra nasıl bir düşüş yaşadığını da. Peki ne değişti de böyle oldu? Hemen söyleyelim efendim; takımlar TJ Ford'a iki-üç adım geriden savunma yapmaya ve onun şutunu riske ederek diğer oyunculara ikili sıkıştırma getirmeye başladılar. Ford da şutları sokamadıkça ve rakibini geçemedikçe verimi düştü, düştü, sonunda dibe vurdu. Ayrıca, o ödülün etkisiyle mi nedir, daha fazla şut kullanmak zorunda hissetti kendisini. İki sezon önce lige girdiğinde pass-first mentaliteye sahip bir oyun kurucu olarak lanse edilen Ticey, daha fazla atmaya başladı! Çaylak sezonunda aldığı süreden 10 dakika fazlasını almasına rağmen asist ortalamasının aynı kalması da bunun en güzel göstergesi sanırım.

Durun hatta, biraz daha sayılara dalalım, neler diyormuş sayılar, bir bakalım...

Burada asıl argümanımız, kullandığı şut başına yaptığı asist olsun. Çaylak sezonunda TJ, kullandığı her şut başına tam 0.9 asist yapıyordu, ki bu gerçekten müthiş bir istatistik. Bu sene bu istatistikte Eric Snow 0.87 ile ilk sırada, onu Neaaaş, Andre Miller ve Brevin Knight gibi isimler izliyor --merak ediyorsanız PG'ler arasında Arenas dallaması son sırada--, TJ Ford ise 0.6 ile orta sıralarda yer alıyor. İşte bu istatistik bile aslında TJ'in oyuna bakışının nasıl değiştiğini gösteriyor. Fakat bunun önüne geçmek için hiç bir şey yapmayan bir koç olunca, sezon boyu bu manzara sürdü.

Ne mi yapsaydın Stotts Efendi? Ne bileyim, biraz daha yakın yerde aldırmaya çalışsaydın topu TJ'e, daha fazla pick-and-roll kullandırsaydın mesela... Sorunu çözemesen bile, sorun yokmuş gibi davranma, en azından çözmek için bir şeyler yap. Doğru ya da yanlış, fark etmez.

Varan 2: Magloire'dan Jeff Foster yarattı

Bucks maçlarını izleyenler bilirler; ilk çeyreğin başlarında uzunlara top indirilir rutin olarak... Dört-beş kez yapıldıktan ve genelde de sonuç alındıktan sonra, gardlar topu anlamsızca potaya savurmaya başlarlar... Ve bu böyle devam eder. Bunun hakkında Stotts'a sorulan soruya Stotts şu şekilde cevap verir ve beni sandalyeden hop hop zıplatır: “Uzunlarımız çok iyi hücum ribaundu alıyorlar, bu yüzden biz şut atmaya devam edeceğiz.” Şu lafı kimin söylediğini sorsalar, direkt olarak "Gökhan Özşahin" yanıtını verirdim sanırım. Fakat kazın ayağı öyle değil.

Sokaktan geçen bir adam Magloire'un sahadaki halini görünce, bu herifin iki sene önce All-Star seçilmiş bir oyuncu olduğuna, zitseniz inanmaz! Hornets'da aldığı süre kadarını almasına rağmen maç başına 2.5 top daha az kullanıyor Magloire ve bu seneki istatistikleri 9.2 sayı, 9.5 ribaunt. Hayır Foster değil, Magloire!

Varan 3- Bogut'tan Stanislav Medvedenko yarattı

Sezon başını hatırlarsınız, sanırım ilk yazımda da yazmıştım; Stotts, Joe Smith ve Magloire'un sağlıklı oldukları süre boyunca ilk beşte yer alacaklarını açıklamıştı. Bogut kenardan gelecekti, anlayacağınız. Fakat Co Smit'in sakatlığı sebebiyle, kariyeri boyunca hep pivot pozisyonunda oynamış olan Bogut, 4 numarada sahaya çıkmaya başladı.

Hücumda orta mesafe şutuna henüz pek güvenmediği için, 4 numara pozisyonunda skor üretmekte zorlandı. Karşısında oynayan tüm forvetler çabukluk avantajlarını kullanarak buna adeta tecavüz ettiler. JO'sundan tutun, Gasoller, Fryelar, Brandler, Goodenlar, Villanauevalar, "Bogut'un etinden, sütünden ve yününden yararlanan oyuncular kervanı"nı kurdular. Bunu iki maç izleyen herkes anlayabilirken, Stotts Efendi, Joe Smith iyileşmesine rağmen sözünü de unutup yanlışında ısrar etti. “Madem ısrar ettin, o zaman Bogut'un en büyük silahı olan pas yeteneğini kullan bari hoca” demiyorum, çünkü Stotts'un ne bok olduğunu biliyorum.

Bogut'un, bu yeteneği ile, Divac'ın eski hali gibi, gibi her hücumda topa dokunması gerekiyor. Ama olmuyor, olmuyor, gece gece tansiyonum çıkıyor. Zaten iyice sıyırdım kafayı, dün gece de Detroit maçının skorunu gördüm rüyamda 124-99 diye, açtım baktım, 113-93 kazanmışız. Beş dakika fazla oynatmışız, ayarım kaçtı sanırım.

Neyse dağıtmayalım konuyu... Hazır uzunlardan laf açılmışken, Stotts'u da grogi durumda bulmuşken, bir tane daha yapıştırayım bari! Charlotte maçıydı yanlış hatırlamıyorsam... Okafor, Ely milay hepsi sakat... Adamlar inanılmaz kısa bir beşle sahada... Normal şartlar altında içerde etkili olabilen uzunlarınız varken ne yaparsınız? Sahaya sürersiniz, değil mi? Fakat Özgün kıvamındaki bir akla sahip olan Stotts Efendi sahaya şu beşi sürüyor: Ford - Mo - Redd - Welsch - Simmons. Ölür müsünüz, öldürür müsünüz?

Varan 4- Simmons'tan Brian Scalabrine yarattı

Geçtiğimiz sezon Clippers'da harikalar yaratan, her deliği kapatan Simmons da, o manyak gardların yanında dura dura, şut atmaktan başka bir halta yaramayan bir oyuncu modeline döndü. O da, topu bulabilirse tabii! Geçen yıl 23 kere --evet, üşenmedim saydım-- 20 sayı barajını geçerken, bu sene bu 11'de kalmış. Ayrıca ribaunt katkısı da düşen Simmons'dan, sene başından beri bir türlü verim alınamadı. Ben mi alamadım? Ne bakıyorsunuz? Stotts ulan, Stotts!

Varan 5- Alim'den Arıza yarattı

Cidden, bu kadar hatayı bir ben mi görüyorum? 'Lost' izleye izleye Hurley gibi kafayı yedim sanırım. Maçın başlamasına 1,5 saat var, üzerime rahat bir şeyler alayım, siz de içerde bekleyiverin.

Ha bu arada unutmadan, kartalbasket.com'u açtık geçtiğimiz günlerde, Orkun, Gürkan ve Batuhan ile beraber... Takım zirveye oynarken büyük bir eksiklik olarak gördük, el attık. Bir ara bakarsınız.

Sezonun son maçının seyir defteri

00:35 Selçuk malı forumda provokatif postlar atıyor. Neyse muhatap olmayalım. Bize yakışmaz.

00:50 Gürkan ve Orkun "Temel İçgüdü 2"yi arıyorlar fellik fellik.

01:00 MVP yazısını yazdım, Batuğ Abi'ye postaladım. Öbürlerine gaz veriyorum.

01:40 Acayip uykum var anasını satayım. Yarın da yedide kalkıcaz. Ayrıca maçı yarın zannediyordum bu akşama kadar. Ona göre plan program yapmıştım. Ters köşeye yattık...

02:00 Selçuk yok ama elbet cepten taciz edecektir. Maçı Bucks TV veriyor, bu güzel.

02:10 Stotts'un gül yüzünü gördüm, gecem aydınlandı!

02:17 Hücumda zorlama şutlarla başladık. İçeriye pek nadir iniyor top. Hah, indi. 7-6 Was.

02:21 TJ-Redd iki üçlük, öndeyiz. Waşigol faullerde başarısız. Cızzz!

02:28 TJ acayip başladı maça. 7 sayı, 4 asist, 3 ribaunt, 2 top çalma; 21-20 öndeyiz. Fena değil. 20 şut kullanmışız şu ana kadar, sadece dört tanesi uzunlardan. Hasbinallah!

02:32 Magloire kolay bir turnikeyi kaçırdı ama neyse ki Jamison dağlara taşlara atıyor. Savunmada fena değiliz. 23-20 çeyrek skoru.

02:38 Kukoc girdi, hücumda zorlandık, fast-breaklerden canımız yandı, 28-25 gerideyiz.

02:40 Kaan Kural konuştukça Kukoc hakkında, herif sıçmaya devam ediyor. Ne çene varmış arkadaş! Skor 30-27...

02:44 Toni nihayet! Butler'a bariz hücum faulunü vermediler. Çok top kaybı yapmaya başladık; 35-29.

02:48 Kukoc bu kez savunmada aksamaya başladı. Durum git gide vahimleşiyor; 38-31.

02:54 Fark 10'a çıktı. Savunmada çözüldük. Allah müstahakınızı versin! Bench facia oynadı.

02:58 Skor 49-36, gitti maç. Yatsam mı?

03:02 Jamison 17 sayıyla ağzımıza pisledi. 54-43 devre sonucu. Savunmada toparlamazsak üçüncü çeyrekte işimiz yaş. 13'de 3 üçlük attık ki, eh yani eh.

03:23 Ben böyle savunma görmedim arkadaş. Detroit gelse ne değişecek, Cleveland gelse ne değişecek; 63-53.

03:26 Redd-TJ skoru sürüklüyorlar, 63-58, geliyoruz…

03:33 Redd yağladı, TJ dört faul, 70-65... Ha gayret…

03:36 Redd inanilmaz oynuyor. Bu çeyrek 16 sayısı var. 75-70. Onlarda da Gilbert azdı.

03:47 Redd bu çeyrek 23 attı. Ama yine de öne geçemedik. İğrenç savunma yapıyoruz. Son saniyede inanılmaz bir karar geldi, yuh artık; 4 atış. E ama yuh! Kaan Ağabey, sana da yuh! Nerde faul var orda?! Selçuk da çirkinleşti. Topunuzun…

03:56 Acayip girdik son çeyreğe, 88-87 öndeyiz. Helal TJ.

03:57 TJ helal olsun, bir steal+turnike daha, 22 sayı oldu. TJ helal be, 90-87 Bucks. Hadi aynen devam...

04:01 Moladan sonra geri düştük.Gilbertoloji+hakemler etkili yine; 95-90.

04:05 Redd soğudu; 99-93. Stotts, kayınvalideni...

04:10 103-95, gidiyor maç gidiyorrrr...

04:13 Hakemler zıvanadan çıktı, her şeye düdük, her şeye düdük.104-97.

04:15 Ben böyle bir şey görmedim. Düdütüdüddüttütütdütdüt! Olacak iş değil ya, yeter! 105-99.

04:16 Ahhaah, yeter yahu. Simmons'u altı'ladılar yok yere. İnanılmaz düdükler, inanılmaz... 107-99.

04:18 Ayıptır, günahtır. Bir yandan Stotts'la uğraşıyoruz, herif TJ - Mo - Bell - Redd - Bogut beşiyle oynuyor, öbür yandan düdükler zütüzüztztüztützğtüğd! 10 sayı oldu fark. Selçuk denen karaktersiz herifin bu galibiyet içine sinerse, diyecek lafım yok. Bulun tekrarını izleyin, üçüncü periyodun son dakikasından itibaren... Yazık, cidden yazık, ekmeğimizle oynuyorlar. Böyle düdükler çalınmaz. Başkentte kimden korkuyor hakemler? Ulan uykum var, tek gözle duruyorum. Redd'e helal olsun, tek başına mücadele ediyor çocuk. O attığı sayıların hepsi Stotts'a girsin, mümkünse.

04:23 Hah, bir bu eksikti, flagrant da çaldılar, tam oldu. Ayıptır, günahtır. 110-101, 3.22 to go...

04:25 Hadi eyvallah. Detroit'le eşleşiyoruz sanırım. Bu da hem Selçuk'a, hem de Gökhan'a geliyor.

alim@batug.org


 

 

 

Alim KARASU
29 ARALIK 2005, PERŞEMBE

Poker

Öncelikle selamlar değerli batug.com okurları. Haşırt diye konuya gireceğim müsaadenizle.

Basketbolu son zamanlarda iyiden iyiye poker oyununa benzetmeye başladım, her ne kadar pek poker oynamasam da. Sonuçta ikisinde de elinizde aynı anda kullanabileceğiniz 5 öğe var ve onlardan en iyi kombinasyonu yaratarak rakiplerinizi yenmeye çalışıyorsunuz.

Global bakacak olursak NBA ile diğer organizasyonlar arasında da profesyonellik farkı var. NBA'de dealer şık takım elbiseli (dress code), eldivenli --burda biraz iğrençleşeceğim, kusura bakmayın-- (Payton) ve bakımlıyken; TBL'de ağzında sigarası (Abdi İpekçi'deki sigara sorunu), sayı saymasını bilmeyen (doğru tutulamayan TBL istatistikleri) pasaklı bir adam görüntüsünde sanki.

Devam edecek olursak; NBA'deki oyunda tüm spotlar oyunun üzerinde, seyirciler oyunu bilen ve ilgili insanlardan oluşurken, TBL'de oyun sanki kahvehanedeki masaların birinde oynanıyor ve seyircilerden bol küfür desteği ile harmanlanıyor.

İşin ambalaj kısmını geçtikten sonra teknik detaylara göz atalım biraz da. Amaç o 5 parçayı en iyi biçimde kullanarak rakibe üstünlük sağlamak, demiştik. Tabii burada rakibin de elinde ne olduğunun önemi çok fazla fakat her halükarda oyunu kazanabilecek bir kombinasyon tutturmak olası iki oyunda da.

Elinizde 5 tane alâkasız kağıt (beşbenzemez) varsa fakat en yüksek kağıdınız as ise, İTÜ'yü veya New York'u yenebilirsiniz. Yani takımızdan bir halt olmayacak bile olsa unutmayın ki mutlaka sizden kötü takımlar vardır. Ha sayıları pek fazla değildir tabii ama dünya üzerinde hâlâ bulunabilmektedirler.

Elinizde per varsa, Atlanta'yı veya Toronto'yu dize getirebilirsiniz. Takımdaki skorerleriniz günündedir falandır fişmandır, ne atarsanız girer ve maçı zor da olsa kazanırsınız. Tabii papaz her zaman pilav yemez. Elinizdeki per başka yerinize girebilir.

Elinizde döper varsa, Boston'u veya Orlando'yu geçebilirsiniz. Takım içerisinde kaliteli oyuncularınız vardır fakat farklı tellerden çalmaktadırlar. Arada bir uyum yakalarlarsa maçı kazanırsınız, domine bile edebilirsiniz oyunu bazı durumlarda.

Elinizde üçlü varsa playofflara kalırsınız, rahat olun. Takımda üç yıldız, iki de sap-saman vardır ama o üç yıldız sizi yukarılara taşır, merak etmeyin; ama unutmayın ki hâlâ sizden iyi eller vardır. Geçmişte bunun örneğini de çok gördük. Yakın geçmiş için geçtiğimiz sezonki Arenas-Hughes-Jamison üçlüsü; daha eskisi için de bizim Cassell-Allen-Robinson triosu örnek olarak verilebilir.

Elinizde ful (full house) varsa Artest'siz Indiana'yı yenersiniz. Takım içerisinde beş tane iyi anlaşan oyuncu bulmak kolay iş değil. Üst düzey bir üçlünün yanına iki de iyi adam koydunuz mu, işler tıkırında gider. Geçtiğimiz sezonki Suns'ı bir gözünüzün önüne getirin: Nash-Marion-Amare yanında JJ ve Q. İşte size ful... (Full house demişken, bir de bunun dizisi vardı eskiden TV'de yayınlanırdı ama konumuzla pek alâkası yok.)

Elinizde renk (flush) varsa playoff yaparsınız ama gerisini getiremezsiniz. Takımdaki tüm oyuncularınız vasatın üstündedir ama takımın öne çıkan yıldızı yoktur. Başarının sırrı aynı telden çalmalarıdır. Memphis'liyseniz bu ele aşikârsınızdır zaten.

Elinizde kare varsa finale çıkarsınız, bir mucize olup da karşınıza floş çıkmaz ise şampiyon olursunuz. Takımınızda dört tane potansiyel Hall of Famer vardır. "İş bitti" dersiniz, resti çekersiniz fakat elinizde patlar, her şeyi kaybedersiniz. Birileri "Lakers 03-04" mü dedi?

Elinizde floş ruayal (royal flush) varsa ve karşı takım da hile yapıp joker kullanmadığı, kol yeninden kağıt çıkarmadığı sürece şampiyon olursunuz. Birbiriyle çok iyi anlaşan kaliteli beş oyuncu vardır ve asla bu beşli bozulmaz. Nasıl oluyor da bu karaktersizler ordusu Detroit'liler sakatlanmıyor arkadaş? Taştan mı imâl etmişler bu ruhsuzları? Anlayamıyorum hakikaten. Allah'tan geçen sezon joker olarak Horry vardı da, Gökhan kafamızı daha fazla şişiremedi.

“Peki ya bizim Milwaukee Bucks bu ellerden hangisine sahip?” diye konuyu bağlamaya çalışayım.

Maalesef hiç birine benzemiyor içinde bulunduğumuz durum. Şu an elimizde as, papaz, kız, bacak ve dokuzlu var, hepsinin de işaretleri farklı (“Beş çeşit kâğıt mı var?” diye soracaksınız ama var işte bizim geyiklerde). Herkes farklı telden çalıyor. Tek tek tüm kâğıtlar işe yarayacak durumda ama birleştiklerinde maalesef aynı dilden konuşamıyorlar. İyi takım olmanın en büyük göstergesi, herkesin kendi iyi özelliklerini takımdaki diğer arkadaşlarının daha iyi oynaması için kullanmasıdır benim basketbol görüşüme göre. Her ne kadar nefret de etsem maalesef Detroit son zamanlarda bunu en iyi başaran takım görüntüsü çiziyor. Biz ise henüz bu kimliği kazanabilmiş değiliz. Henüz kimsenin kimseye artı bir değer kattığına şahit olamadım ne yazık ki.

TJ sakatlanmadan önce --ki iki hafta sahalardan uzak kalacağı söyleniyor-- çok fazla şut atmaya başlamıştı. Birileri ona, takımın skorere değil de, o skorerlerden en iyi şekilde yararlanabilecek bir PG'ye ihtiyacı olduğunu söylemeli.

Simmons da sakatlıktan tamamen kurtuldu ama hâlâ geçen sezonki oyununu mumla aratıyor. Sorun kontratında mı? Bence kesinlikle hayır. Simmons üzerinden yeteri kadar oyun oynamıyoruz. İzlediğim hiç bir maçta Simmons bir kere bile isolation oynamadı. Kullandığı şutların çoğu 18 foot ve ötesinden, geçen sezon skor üretirken gerek post-up yapıp gerekse içeriye drive eden Simmons'dan eser yok. Burada da suçlu Stotts'dan başkası değil ne yazık ki.

Kezâ Magloire ve Bogut; ikisi de kariyerlerin geçmişteki kısmını pivot olarak geçirdiler ve ikisi de post-up yaparak sayı üretebilen oyuncular, özellikle de Magloire. Her ne kadar sezon başında çok fazla sayıda top kaybı yaptığı için eleştirsek de, Magloire Doğu'nun sayılı pivotları arasında ve ondan hücumda daha fazla yararlanmamız gerekiyor fakat kendisine top indirme gibi bir oyun anlayışımız yok!

Bu arada koç Stotts'a da Spurs maçından sonra, takıma kazandırmaya çalıştığı kimlik için hangi takımı örnek aldığını sordular. Gelen cevap ise oldukça düşündürücü, düşündürürken bunalıma sürükleyiciydi: “Spurs ile geçtiğimiz sezonki Suns arasında bir yerlerde.” Yahu birbirinden geceyle gündüz kadar ayrı iki sistemin ortasında neyin sistemi var? Bu bana "ne yemek yiyeceksin?" diye sorduklarında “Bir kibrit kutusu kadar beyaz peynir (onu bile yazamıyorum! "bir kutu peynir" yazmışım, sonradan görüp düzelttim) ya da Little Ceasar'dan en büyük boy pizza... Hatta kenar-kenar olacak" demem kadar abuk bir şey sanırım.

"Sezon başı" dedik, "alışma süreci" dedik, "takım savunması oturur" dedik ama hala bir arpa boyu kadar yol alamadığımızı görmek de beni oldukça üzüyor. 5 sayı ve altında biten maçlarda derecemiz 9-0 gibi müthiş bir rakam. Yani kafa kafaya oynanan maçların sonunda kalite farkımızı konuşturup maçı kazanmasını biliyoruz. Fakat yenilgilerimizin neredeyse hepsi 10 sayı ve üstünde. Dış şutlarımız girerse ne âlâ fakat girmeyince işte böyle blow job gibi blow out'larla karşılaşıyoruz.

Farkındayım, karamsar bir tablo çizdim. “Ulan geçen sene nerdeydiniz, bu sene nerdesiniz? Oturup dua et halinize” derseniz ağzımı açamam tabii ama yine de bu kadar kumaştan daha iyi bir elbise bekliyorum ben.

Ocak ayı fikstürümüz oldukça yoğun, 29 gün içinde tam 17 maça çıkacağız. Ocak demişken, yeni yıl yaklaşmış. Ben herkes için yeni yıl dileğinde bulunma işini yine Ümit Can'a bırakıyorum. Benim tek dileğim var: İnşallah bir haltlar olur da, yeni yılda Detroit'i şampiyon olarak görmeyiz. Bir daha Gökhan Özşahin'i çekemem, bünyem kaldırmaz. Kolumu soktum yetmedi, bir de bacağımla uğraşamam.

Hadi eyvallah.

alim@batug.org


5 ARALIK 2005, PAZARTESİ
Yürü be!

Sabahtan beri sırf sizlere daha iyi bir yazı sunayım diye dört tane Bucks maçı izledim. Gözlerimi kapattığımda T.J. Ford'lar geçiyor böyle sağdan sola doğru, beynim sulandı hakikaten. Özgün'ün yaşam şartlarının zorluğunu anladım böylece. Takdir ettim çocuğu.

Sezon başında yazdığımız yazıda görmediğim bir şeyi haftalar geçtikçe fark ettim ki, o da; Kasım ayı içerisinde en zor fikstüre sahip olan takımın bizimkiler olmasıydı. Ha bunu götümden de uydurmadım. Geçen sezon takımların sıralamada aldığı yere göre hesaplamışlar bunu (iki kere oynadığımız Golden State'in ve Clippers'ın bu seneki durumları da ortada). Neyse, bu zor ayı 7-6'lık galibiyet derecesi ile geçtik ve daha sonra da Aralık ayına iyi başladık, şu anda 9-6 ile Merkez Grubu'nda --"götürürler merkeze, öptürürler herkese" lafının da doğruluğunu kanıtlayacak şekilde açık ara NBA'in en iyi grubudur kendisi-- 4'üncü, Doğu'da da 6'ncı sıradayız. Fakat derece bazında, tıpkı Merkez'de olduğu gibi 4'üncü sıradayız. Hay ben böyle statüye…

Ribaunt konusunda ise NBA'in en başarılı takımıyız şu anda, maç başına 45 ribaund ile diğer 29 takımı altımıza almış durumdayız. (İstatistikî olarak tabii, fiziken de alıcaz yakında bekleyin!)

Geçtiğimiz yazıda ne dedik, ne oldu?

Bunu dedik: “Ersan şu anda aktif kadroda yer almıyor ve NBDL'e gönderilebileceği konuşuluyor.”
Bu oldu: Evet, aynen böyle oldu ve şu anda Ersan, Tulsa SixtimininSixers takımında forma giyiyor ama pek de iplemiyor sanırım orayı. İstatistikleri de öyle iç açıcı değil. (Bugün iyiliğim üzerimde, hadi sizin için açıp bakayım rakamlara... 8.7 sayı, 8 ribaunt, 1.3 asist, %32 FG, %20 3PT

Bunu dedik: "Gavurların inside-outside game dedikleri, hem içeriden, hem de dışarıdan skor üretme opsiyonlarımız olacak maç içinde. Böylece şutörlerin üzerindeki savunma baskısının da bir nebze azalmasını bekleyebiliriz naçizane."
Bu oldu: Evet evet, bunu da tutturdum. Redd'in yüzdeleri acayip derecede uçtu. Aşağıda zaten ayrıntılı olarak bahsedeceğiz, dallandırıp budaklandırmanın alemi yok.

Bunu dedik: "Aynı şekilde TJ'in de Mo-Will'e göre savunmacısının karşısında daha sağlam durabildiğini söyleyebilirim."
Göt olduk: Babayı efendim, babayı! T.J. çift şeritli otoban oldu, yol oldu.

"Amazing Release"

O kadar farklı maç izledim, hepsinde de şu yukarıdaki söz öbeğini kullandı spikerler Redd için. NBA'de topu elinden en hızlı çıkartan isim olan Redd gerçekten aldığı kontratın altında şu ana kadar ezilmedi ve takımın mental olarak liderliğini yapma konusunda da çok başarılı. Geçtiğimiz sezon takımın sınırlı sayı opsiyonlarından biri olduğu için savunmaların dikkati Redd üzerine yoğunlaştığından dolayı pek fazla boş şut şansı bulamıyordu fakat T.J.'in de etkisiyle Redd bu sezon büyük bir çıkış yakaladı ve 2 sene önce ilk kez ulaştığı All-Star seçilme onuruna bu sene tekrar ulaşacak gibi gözüküyor. Geçtiğimiz yıl %35 ile maç başına 1,3 adet 3-sayılık isabeti bulan Redd, bu yıl %56 gibi inanılmaz bir isabet oranı ile --ki NBA'de bu kategoride lider-- maç başına 2,4 adet 3-sayı isabeti buluyor. Ayrıca ego sorunu olmayan nadir yıldız oyunculardan biri olması da bizim için çok büyük bir şans. Buna en güzel örnek Washington maçında yaşandı. Selçuk Efendi'leri deplasmanda yendiğimiz maçın son hücumuna eşitlikle girilmişti ve son topu normal olarak takımın yıldızı kullanması beklenirken, o ana kadar 20'de 14 şut sokan ve eli sıcak olan Mo Williams son topu kullandı, takıma da maçı kazandırdı ("kolunu soktu" da diyebiliriz tabii). Mo'ya koşarak sarılan ilk isim de Redd oldu. Redd'i belki de bunun için bu kadar çok seviyorum. Ağırbaşlı, efendi ve yüksek iş ahlakına sahip tam bir Beşiktaş beyefendisi gibi. Evladım benim.

Hah, gelelim asıl konuya…

Şimdi bu yazıyı okuyan herkes benden TJ'e methiyeler düzmemi, götünü yalamamı falan bekleyebilir ama onlar avuçlarını yalasalar daha iyi olacak çünkü ben TJ'den pek de memnun değilim efendim. Anlatayım…

Ford'un NBA'in en hızlı PG'lerinden biri olduğu ve asist yönünün çok üst düzey olduğu su götürmez bir gerçek; fakat bazen işin ucunu kaçırması ve savunmadaki yetersizliği beni hayal kırıklığına uğratıyor. Sakatlığı boyunca Teksas'da Lucas Efendi ile şut çalışan Ford, çaylak sezonundaki yüzdesiyle şut atmaya devam ediyor. Fakat ben bunun yetenekten daha çok şut seçimi ile ilgili olduğunu düşünüyorum. Bu sezon oynanan 15 maçın 6'sını izleme şansı buldum ve TJ'in bazen Kerem Tunçeri'leştiğine çoğu kez şahit oldum. Hücum süresinin bitimine 12-13 saniye varken el üstünden ve kendi range'inin dışından zorlama şutlar atan Ford'dan bizim beklediğimiz bu değil. O yine içeri drive'ları ile savunmayı karıştırsın, boş adamı bulsun veya kendisi potaya gitsin. Hatta gerekirse maçı hiç şut atmadan bitirsin, biz razıyız. Fakat Ford bir şeyleri ispatlama çabası içerisinde bazen kontrolü kaybediyor. Çaylak sezonunda 55 maça çıktı ve hâlâ normal bir sezona denk gelen 82 maç bile oynamış değil. Bu hatalardan bir an önce kurtulması biraz da tecrübe kazanmasına bağlı kanımca. Topu da neredeyse bu işte uzman olan Mark Blount kadar fazla kaybediyor. Bunları da asgari seviyeye indirgemesi gerekiyor, bir basamak üste çıkmak istiyorsa.

Savunma konusu ile de daha yürek burkucu niteliğe büründü Ford'un vaziyet. Cassell, Baron, Payton ve Billups gibi hem güçlü, hem çakal gardların fizik üstünlüklerini kullanıp Ford'a post-up yapmalarını anlayabilirim fakat Terry, Nelson, Bibby gibi hızlı adamların karşısında 'giden adamın arkasından bakan Servet Çetin' modeline bürünmesini anlayamıyorum. Ford hücumda aşırı hızlı olmasına rağmen savunmada ayaklarının üzerinde durma konusunda oldukça başarısız. Bir de buna, bu kategoride sıçma konusunda bir dünya markası olan Mo-Will ve Redd de eklenince, otomatikman savunmanın dengesi bozuluyor. Uzunlar ya faul yapmak zorunda kalıyor ya da gelen yardım sonucunda açıkta kalan adama bomboş şut imkanı tanıyoruz. İşte bu sebepten dolayıdır ki, Simmons-Bogut ve Magloire gibi, savunmaları vasatın üzerinde olan oyuncularımıza rağmen maç başına yenilen 99.5 sayı ile, bu alanda NBA'in en boktan 5'inci takımıyız.

Tabiî ki tüm suçu T.J.'e atmıyorum. Basketbola 1,5 sene uzak kalan ve tekrar parkelere dönen biri olarak sezona çok hızlı bir giriş yaptı ve bir süre sonra yorgun düşmesi kadar doğal bir şey yok. Bence koç Stotts Efendi bunu görüp TJ'in dakikalarını biraz azaltabilirse o da toparlama şansı bulacaktır. Keşke su takımda biraz savunma yapabilen bir gard olsaydı, işler çok daha rayında giderdi ya neyse. İtlerin duası kabul olsaydı gökten kemik yağardı zaten.

Maskeli Çocuk

Iverson efendinin burnunu kırdığı Bogut bir operasyon geçirdi ve 4 hafta boyunca maske ile oynamaya devam edecek. Draft öncesinde ukala tavırlarını gözlemlediğim Bogut'un burnu biraz sürtülmüşe (by all means) benziyor. O lavukvâri tavırlarını bir kenara koymuş adam olmuş adam. Eee tabii Bucks forması ağırdır, nasip olmaz herkese.

Kişilik tahlilinden sonra oyununa gelelim. Bogut beklentilerimin üzerinde katkı yapıyor. Sahada duruşundan basketbolu bildiği belli oluyor, tıpkı Gökhan Özşahin gibi. Joe Smith'in sakatlanması ile ilk beşe yerleşen ve PF oynamasına rağmen 7.8 ribaunt ile dikkat çeken Bogut, ilâveten 2.2 asist ile de pas yeteneğinden söz ettiriyor. Ayrıca Bogut'un istatistik kağıdına geçmeyen faydaları da var oyun üzerinde. Savunmada bir çaylaktan beklenmeyecek kadar başarılı olan Bogut, nerede duracağını iyi biliyor, ribaundlara yardım ediyor ve rakibe en fazla hücum faul yaptıran oyuncumuz konumunda. Hücumda da perdelemelerde oldukça başarılı, ayrıca Redd ile de çok iyi ikili oyunlara imza atabiliyor izlediğim kadarıyla. Draft öncesi 'yeni Brad Miller' olarak lanse ediliyordu ama Miller karizmayı çizdi ve iyiden iyiye PG'liğe sardı, triple-double'a yakın istatistiklerin içerisinde üçlük falan da atıp sokmaya başladı artık bu sene. İnşallah bizimki de sıyırmaz kafayı.

Cemalim…

Jamaal Magloire ise hücumda takımın rüküşü olmayı başardı. Sadece 9 sayı ortalama ile oynayan Magloire ayrıca kariyerinde %70 ile faul atarken bu sezon %43 ile atıyor ve beni zıvanadan çıkartıyor, sol kanatta İbrahim görmüşe dönüyorum, nefesim tıkanıyor, zaten astım hastasıyım, gecenin o saatinde sıhhatimle oynuyor. Marbury efendi zaten fantasy takımımda faul kaçırma konusunda ağzıma sıçtı, Magloire da sıçıyor. Hangi maç olduğunu hatırlamıyorum ama bir maç esnasında boynuma klavyeyi bağlayıp intihar etmeyi düşündüm bir ara, durum o kadar ciddi yani.

Momomomomo…

Geçen yıl ilk 5 çıkan Mo-Will, TJ'in gelmesinin ardından bench'e döndü fakat bu role oldukça alışmış gözüküyor. Geçen yıl maç başına 10.2 sayı atmasına rağmen, bu yıl daha az süre almasına karşın 14.1 sayı ile En İyi 6'ncı Adam ödülüne göz kırpıyor. Mucizevi Indiana ve Washington maçlarında attığı buzzer-beater'lar ile de kalbimizde taht kurdu kendisi fakat savunmadaki tembelliğinden acilen kurtulması gerekli.

Ordan burdan…

•  Şu ana kadar Doğu takımları ile 8 maç yaptık ve sadece 1 tanesini kaybettik, o da DetroİT'e karşı. Mağlup ettiğimiz takımların hepsi -Orlando hariç- geçen sene playoff yapan takımlar.

•  Takımda arkadaşlık üst düzeyde ve takım içerisinde huzursuzluk çıkartacak Ailton'umuz yok. Richard Jefferson lavuğunun T.J'e dirsek attığında karşısında yedeği Mo-Will'i bulması da oldukça mânidar. Bu söylediklerim oyun için de geçerli. Redd'in oynamadığı Dallas maçında Ford ve Bogut kariyerlerinin en yüksek rakamlarına imza attılar ve maçı kazandırdılar. Takım olma yolunda hızlı adımlarla ilerliyoruz.

•  Bu sezon NBA'de her takımın üçüncü bir forma tasarımı olması zorunluluğu gelmiş sanırım. Bizimkiler ne yumurtlayacaklar, çok merak ediyorum.

•  Gadzuric fade away şut atmaya başlamış, entresan. Ben de başlayacağım Bilgi'de.

•  Tuncaboylu askere gidiyormuş, hemen hesaplayalım… Haydaaa, finallere kadar geri dönecek, kısa dönem çıkarsa. İnşallah uzun çıkar.

Geçtiğimiz yazıdaki beste çok beğenilmiş gelen reaksiyona göre. Bu kez de video yaptık, yayına saldık, buyurun: http://rapidshare.de/files/8665141/bucks.mpg.html

Eyvallah.


2 KASIM 2005, ÇARŞAMBA
Terrance Jerod

Oooo efendim kimleri görüyoruz. Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz. Bugün NBA'de yeni sezon başlarken, içimde geçen senelere göre daha büyük heyecan var. Hayır, hâlâ Gökhan'la birlikte yapıyorum bahisleri, ondan mütevellit değil. Bu seneye çok farklı umutlarla ve beklentilerle giriyoruz. Lotaryada %6 küsur şans ile ilk sırayı seçmemizden belliydi zaten bu senenin diğerlerinden farklı olacağı, daha sonra da her şey çorap söküğü gibi peş peşe geldi.

Geçtiğimiz yazıda yaz boyunca yaptığımız hamleleri ele almıştık. Her şey güllük gülistanlık derken bir haberle irkildim. Beşiktaş-Konya kupa maçının son 10 dakikasında aldığım takas haberi ile yediğimiz golü bile pek iplemedim. Zaten ne de olsa kupa maçıydı ve alışmıştık takımın bu haline. Desmond Mason'ı gelecek seneki 1. tur draft seçim hakkımız ve bir miktar Benjamin Franklin karşılığında Hornets'e yollayıp iki sene önce All-Star olan Jamaal Magloire'u kadromuza kattık. Hemen basketbolseverler için takımın yeni ismini mercek altına alalım:

Magloire kimdir?
Tam Adı: Jamaal Dane Magloire
Doğum yeri: Toronto, Kanada
Doğum tarihi: 21 Mayıs 1978
Boyu: 2.11, Kilosu: 118
Son oynadığı kulüp: New Orleans / Oklahoma City Hornets
Pozisyonu: Pivot
Önceki kulüpleri: New Orleans / Oklahoma City Hornets, New Orleans Hornets, Charlotte Hornets
2005 performansı: 23 maçta 270 sayı, 205 ribaunt
Kardeşleri var mı?: Var
Kaç tane: İki
Adları: Justin ve Karlon
Ne yer: Batı Hint Yemekleri, zıkkım
En sevdigi film: The Ten Commandments
Ana ve baba adı: Marion ve Garth (hangisi hangisi çıkartamadım, idare edin)

Nereden nereye?

Big Three zamanında pivotsuzluk yüzünden adı pigmeler takımına çıkan ekibimizin kadrosuna baktığımızda ilk göze çarpan, pivot pozisyonundaki zenginlik. Koç Terry Stotts yaptığı açıklamada herhangi bir sakatlık veya ceza durumu olmadığı takdirde Magloire'un pivot pozisyonunda ilk beş başlayacağını, Joe Smith'in de 4 numarada oynayacağını söyledi. Gadzuric ve Bogut da benchten gelerek hem 4, hem de 5 numaraları yedekleyecekler. Böylece ligin en elit uzun rotasyonlarından birine sahip olacağız zannımca.

Terrance Jerod'un dönüşü

Ford'un sakatlığın etkilerini tamamen atlattığı ve şutunu geliştirdiği söylendiğinde, sanırım bizim batug.com camiasından buna bir tek ben inanmıştım. Fakat pre-season maçlarında TJ'in gösterdiği performans oldukça iç açıcı. Hızından bir şey kaybetmeyen Ford'un takıma katkısı çok büyük olacak gözüken odur ki. Geçtiğimiz sezon Ford'un yokluğunda hücumda set oyununda oldukça zorlanmıştık. Ford'un hızı ile savunmacısını geçip pozisyon yaratmasındaki başarıyı Mo-Will gösteremedi maalesef. Adam iyi hoş adam ama TJ'in oyuna yaptığı etkiyi yapabilecek nitelikte bir adam değil ne yazık ki.

Stotts kıvırabilir mi?

İşte Stotts hakkında bilmedikleriniz;

ÇOK DİSİPLİNLİ: Gittiği takımlarda bir ekipten önce bir kulüp yaratma çabasında olan teknik adam, yeni takımında harekete geçmeden önce uzun süre gözlem yapmasıyla tanınıyor. Stotts, idmanlarda tekrar sıklığıyla öğrenmenin mümkün olabileceğini savunan bir basketbol adamı. Bir hafta boyunca tamamen serbest atış çalıştırabilen Stotts, Atlanta'da soyunma odalarına yerleştirdiği bilgisayarlarla duran top organizasyonlarını ve rakip takımın oyun şablonunu ezberletebilen bir yapıya sahip. Stotts oyuncularını sıkı bir diyete sokarak vücutlarındaki yağ oranının yüzde 8'lere çekilmesini çok önemsiyor. Disiplini asla elden bırakmayan kurt hocanın, sezon boyunca alkolü tamamen yasaklaması ve altı haftada bir kan testi yaptırması, onu tanıyanlar için şaşırtıcı olmayacak.

İYİ PAS YAPAN TAKIMLAR: Stotts, serinkanlı yapısını kolay kolay yitirmeyen, mutsuz olduğu zamanlarda ise bunu oyuncularına hissettirmekten çekinmeyen bir teknik adam. Topun her zaman kendi takımında kalmasını isteyen Stotts'un takımları sürekli hücumu düşünüyor. Kanat ataklarına önem veren takımlar, boşluk bulamazsa kendi sahasına çekilebiliyor. Ama topun onlarda kalması şartıyla. Sıkı bir defans ve akıcı bir pas bağlantısı sağlayan Stotts'un takımlarıyla ilgili temel eleştiri ise iyi oynadıkları maçlarda dahi topu çemberden geçirmekte zorlanmaları.

Yakın arkadaşının tanımlamasıyla bir anti-yıldız olan Stotts'un en bilinen özeliklerinden biri de basınla iyi ilişkiler kuramaması. Çok konuşmayı sevmeyen Stotts, ağzını daha çok kürdanını çiğnemek için kullanıyor.

Sahada neler yaparız?

Charlie Bell gösterdiği performans ile Welsch'in önüne geçmeyi başardı rotasyonda. Bell, Avrupa'da geçirdiği senelerin ardından bu yaz Birleşik Devletler takımının Amerika Şampiyonası'ndaki kadroda en skorer isimlerden biri olarak dikkat çekti. Redd'in oyunda olmadığı dakikalarda sahada olacak olan Bell, ayrıca 1 numarayı da yedekleyebilme özelliği ile şukela katkı sağlayacak.

Dez'in postalanmasının ardından Toni 'Yıllanmış Şarap' Kukoc da yine 15-20 dk. arasında süre bulacak ve bu genç takımın tecrübe açığını kapatmaya çalışacak. Ersan da anca Kukoc'a bir seyler olursa oynayacak, gözüken odur ki. Ersan demişken, yaz ligi ve hazırlık maçları performansları beklediğimizin oldukça altındaydı. Daha çok kondisyoner ile birlikte bileğini güçlendiren ve vücudunun üst kısmını da sağlamlaştırmaya çalışan Ersan şu anda aktif kadroda yer almıyor ve NBDL'e gönderilebileceği konuşuluyor. Ersan bizim için bir proje konumunda ve sanırım bu yıl alışma dönemi olarak geçecek.

Oyun sistemine gelince; yukarıda da bahsettiğim gibi TJ gerçekten Nash gibi, Kidd gibi, bir takımın sistemini tamamen değiştirebilecek özelliklere sahip. 2 sene önceki gibi hızlı hücuma dayalı bir oyun sistemimiz olacak fakat bir farkla; artık sıkıştığımızda topu atıp "al şunu da kıçını potaya dönüp skor üret baba bize" diyebileceğimiz bir uzunumuz olacak. Gavurların inside-outside game dedikleri, hem içeriden hem de dışarıdan skor üretme opsiyonlarımız olacak maç içinde. Böylece şutörlerin üzerindeki savunma baskısının da bir nebze azalmasını bekleyebiliriz naçizane.

Savunmaya gelince de; yeni transfer Simmons'ın Dez'e göre versatil (el salla el salla, Arda başkan el salla) bir upgrade olduğunu söyleyebiliriz. Aynı şekilde TJ'in de Mo-Will'e göre savunmacısının karşısında daha sağlam durabildiğini söyleyebilirim. Tabii savunma kişisellikten çok bir takım işi, bunu da kabul etmemek Gökhan Özşahinlik olur. Fakat bu da höt diyince olacak iş değil, beraber oynadıkça kaynaştıkça ve takım olarak birlikte hareket edebildikçe kazanılan bir olgu (ulan niye bu kadar ciddi yazıyorum ben?).

Sezonda neler olur?

Şimdiden tahmin yürütmesi oldukça zor gözüküyor fakat Magloire takasından sonra neredeyse herkes tarafından playoff takımı olarak nitelendiriliyoruz ve Stotts'un üstünde de büyük bir yük olacak bu bakımdan. İçinde bulunduğumuz grup belki de NBA'in en güçlü division'ı. Indiana, Detroit, Cleveland ve Chicago' nun bulunduğu ölüm grubundayız (şu terimi de dilimize kazandırandan Allah razı olsun arkadaş). Şimdi işi biraz duygusallığa vurayım: Indiana'nın ardından bu grubu 2. sırada tamamlayıp Doğu'da da 4 veya 5. sıradan playoff yapacağımızı temenni ediyorum. Bu da burada kalsın, sonra hesaplaşırız kendimizle sezon sonunda.

Larry the Legend

Yok yok Bird değil, Harris'ten bahsediyorum. Yaptığı hamleler ile çok kısa bir sürede bir franchise'ın kaderinin nasıl değiştirilebileceğini gösterdi Larry baba. Geçtiğimiz sezonun sonunda yaptığı Van Horn ve Mike James takaslarında genel kanı, bize kol gibi kol gibi girdiği yönündeydi fakat şimdi o takasların gelecekte nasıl faydalar sağladığını görmek hiç de zor değil. Van Horn ve James'in gönderilmesi ile birlikte salary cap'te açılan boşluk ile Redd re-sign edildi ve Simmons ile anlaşıldı. Simmons'ın gelmesi ile de Desmond'a yol verilip bir All-Star pivot kadroya katıldı. Draftte ise şans bizim yanımızdaydı. Bu kadar mantıklı ve planlı hamlenin yanında şans faktörü de yanımızda olunca, bir de tüm bunların üzerine TJ'in dönüşü de eklenince, Larry Harris, Yılın En İyi GM'i ödülünün en büyük adayı olarak karşımıza çıktı. Ha bu arada bizim resmi siteyi yenilemişler, niye buraya yazma gereği duyduysam artık. Eskiden baktığımda Internet Mahir'in web sayfasını geziyormuş hissine kapılırdım. Adam gibi bir şey olmuş, ellerine sağlık. Bir de şu formayı değiştirsek ah ah…

Edit: Sixers'a soğuk duş

Dün geceki ligin ilk maçında geçen seneki kocamız Iversonspor'u uzatmada 117-108 geçmesini bildik. Hem de ne geçiş yarabbim! Gece maçı takip ederken son 1 dakikaya 7 sayı geride girince bizim Gürkan ibnesi fazla dalga geçmesin diye efendi modunda adamı tebrik bile etmiştim fakat Redd'in muhteşem comeback'i ile uzatmaya taşıdık maçı. Spurs-Denver maçının devre arasında süreyi ve skoru gösteren ekran geldi NBA TV'de görüntüye, bilirsiniz elbet. Orada süre 20'den geriye sayarken 102-99'du skor ve ben "ulan niye faul yapmıyoruz" demeye kalmadan, bitime 1 saniye kala 102-102'yi gördüğüm anda sabahın 4:30'unda cami imamından daha büyük bir "Allaaah" nidâsı ile mahalleyi ayağa kaldırdım sanırım. Maçın son 1 dakikasında 6 faul alan ve o ana kadar Redd'e oldukça iyi savunma yapan Iguodala'nın oyundan çıkmasıyla birlikte Reddoğlan zincirleri kırdı ve uzatmayı da rahatça kazanmamızı sağladı. 16 sayı, 14 asist ve 9 ribaunt ile oynayan TJ bu sefer doğdu ulan NBA'in üzerine bir güneş gibi, bu sefer doğdu ulan doğdu, doğdu!.. Simmons da 22 sayı, 12 ribaunt -ki 6 tanesi hücum- ile önemli katkı yaptı. Bogut da PF olarak ilk beş çıktığı maçta 13 sayı, 9 ribaunt ve 3 blok ile beklentilerimizin üzerine çıktı.

Bu maçın kazanılmasından çok sahada verilen mücadele ve takım kimliği beni etkiledi. Genç bir takım olmamıza rağmen asla vazgeçmemek ve sahada mücadele etmesini bilmek beni mutlu etti ve umutlandırdı açıkçası. Daha ilk maçtan çok uçmayacağım elbette ama gerek kadro yapısı, gerekse oyun olarak iyi yolda olduğumuzu görmek hiç de zor olmadı.

Sizlere Dolmabahçe yöresinden 18+ bir şarkı ile veda ediyorum; tıklayınız, dinyeliniz

Kısa zamanda yine görüşeceğiz, merak etmeyin anacım…

Not: Ha unutmadan, bizim Gürkan efendi Pivot dergisinde işe başladı. Umarım başarılı olacağı bir kariyere ilk adımı olur bu. Yürü lan, kim tutar seni.


19 TEMMUZ 2005, SALI
Open skies

Sevgili batug.com sakinleri, geçen yazımızın üzerinden çok da fazla süre geçmeden tekrar birlikteyiz efendim. Takımımız transferin Fenerbahçe'si olma yolunda hızla ilerliyor. İşte olan biten:

Redd for MVP

FA piyasasının açılmasının hemen akabilinde Michael Redd için Cleveland'ın yeni CBA dahilinde önerebileceği 5 senelik maksimum kontrata biz de 6 yıllık maksimum kontrat ile cevap verdik. Arada yaklaşık $20M gibi önemli bir fark bulunuyordu ve kağıt üzerinde Redd'in takımdan ayrılması zor görünüyordu. Fakat Redd'in Ohio'lu olması ve Cleveland'ın da Ohio eyaletinin takımı olması, bir de üstüne LeBron James gibi bir oyuncuyla birlikte oynama şansı, hem Redd'in, hem de bizlerin zihinlerini kurcalıyordu. Hatta tekliften sonra amele Cleveland yönetiminin Redd'e LeBron'un videosunu gönderdiği haberleri geldi ki, hakikaten ağzım dışındaki yerlerim ile gülmek zorunda kaldım. "Videolardan Seyfo Soley'i izleyip beğenen Rıza" muamelesi yapmışlar Redd'e, yuh artık! Tüm bunların üzerine Redd'in Cleveland'ı ziyaret etmesi ile birlikte açıkçası benim de içimde ayrılacağına dair bir korku oluşsa da, ziyaretinin hemen ertesinde bizim teklifimizi kabul ettiğini açıkladı. Redd'e 6 yıl için $90-96M arasında bir ücret ödeyeceğiz. (Yeni salary cap ayın 22'sinde belli olacak, ona göre alacağı meblağ netleşecek.)

"If you asked me five years ago would this happen, I'd probably say 'no'. It's a dream come true. I'm very appreciative of how the Bucks stepped up, and Senator Kohl stepped up. They really showed commitment and dedication to me, loyalty. It was a hard decision, a very hard decision. But at the end of the day, Milwaukee was in my heart."

Redd diyor ki: "Bana beş sene önce bunun olacağını söyleseniz, size dötümle gülerdim. Hayallerim gerçek oldu. Bucks'ın ve Senatör Kohl abinin yaklaşımı harika, çok memnun oldum. Bana güvendiler, inandılar. Sevenlerimi mahçup etmeyeceğim, buraya şampiyonluklar yaşamaya geldim, Milwaukee Bucks'ın seyircisine zaten hayranım, onlar bu dünyadaki en büyük taraftar grubu. Benim için çok zor bir karardı ama günün sonunda anladım ki kalbim Milwaukee'de."

Redd'in overpaid olacağı yönünde çok yazıldı çizildi. Objektif olarak bakarsak oynadığı oyun diğer süperyıldızlar kadar çok yönlü değil fakat takım içerisindeki rolü ve Cleveland'ın devreye girmesi ile bu parayı vermek zorundaydık. Belki $10-15M altında bir teklif yapsaydık bu tarz eleştirileri almayacaktık fakat Redd gibi bir oyuncuyu kaybetme riskini üstlenmiş olacaktık. Ben yine de takımın Kıvanço'su Larry Harris'in doğruyu yaptığını düşünüyorum. Ayrıca Redd'in karakterinin nasıl olduğunu herkes biliyor. Ben onun asla parayı alıp yatacağını düşünmüyorum. O her zaman yaptığı gibi oyununu bir kademe daha yukarı çıkarmak ve eksiklerini kapatmak için çalışmaya devam edecektir. Benim ona inancım tam, alacağı para son kuruşuna kadar helal olsun evladım benim.

Simmons for DPOY

Redd'in imzasının sevinci daha camia içinde yaşanmaya devam ederken Bobby Simmons haberi ile sarsıldık. Sevgili Umut Abi'nin nikâhının olduğu gün (aklıma geldi, fotoğrafın linkini de hemen sıkıştıralım şuraya tıklayın bakın) Simmons'ı aldığımız haberini Maldonado Özgün'den öğrendim. Geçen yıl Yahoo Fantasy liglerinin neredeyse hepsinde kadromda olan Simmons'ın alınması gerçekten çok yerinde bir hareketti. Geçen sezon Clippers forması altında Sezonun En Çok Gelişme Gösteren Oyuncusu seçilen Simmons, oyunun iki yönünü de oldukça iyi oynayabilen, dış şuta sahip, her istatistiğe katkı yapan ve vasatın oldukça üstünde savunmaya sahip bir oyuncu. Simmons'ın aynı Redd gibi iş ahlâkı üst düzeyde bir oyuncu olması da bizi memnun ediyor. Onu da yine eleştirilere maruz kalarak 5 yıl için $47M'a bağladık. Sanırım Senator Kohl efendi, Draft'te ilk sıra seçimini kazanmamızın ardından para harcamaya karar verdi, çok da iyi etti.

Bu arada Simmons ile anlaşmadan önce geçen yazımda yazdığım üzere ("Yani şu anda FA'lere harcanabilecek 11 milyon gibi bir paramız var. Benim gözüm Abdur-Rahim'de, eğer kotarabilirsek harika olur") Abdur-Rahim'e sulanmışız ve Bobby'nin alacağı paranın aynısını kendisine teklif etmişiz. Fakat efendi bizi reddetmiş. Şimdi Nets ile mecburiyetten 5 yıl için $38M'a anlaşacağı söyleniyor ki, acıyorum kendisine.

Dez for 6th MOY

Simmons'ın gelmesi ile birlikte Desmond Mason tekrar bench'e kayacak gibi gözüküyor. Geçen sezona da bench'te başlayan, daha sonra Van Horn'un gitmesi ile ilk beşe yerleşen Desmond, bench'e dönme konusunu sorun yapacak bir oyuncu değil. Maşallah takım değil sanki melekler ordusu anasını satayım hepsi. Helal olsun bak gözlerim yaşardı.

Hem 2, hem de 3 numarayı yedekleyecek Dez, yine en az 30 dakika ortalama süre alacaktır ve geçen seneki oyununu sürdürürse, Sezonun En iyi 6'ncı Adamı ödülünün en büyük adayı olacaktır.

Stotts for Coach of the Year

Ehehe... Sanıyorum başlıklar arasından en inanmadan yazdığım bu oldu. Tam bir Sadi Tekelioğlu edasıyla takımın başına geçirilen Stotts'un Porter'dan ne fazlası olduğunu pek çözemedim açıkçası. Atlanta'nın başında geçirdiği iki sezondan sonra geçen seneyi de Golden State'in yardımcı koçu olarak tamamlayan Stotts'un performansı kafamı kurcalıyor. Flip Saunders'ın durumu netleşmeden (ki Brown yamuk kaselisini kovdu DetroİT ve Flip de muhtemelen o kansızlar ordusunun başına geçecek) Stotts ile anlaşmamız gerçekten ilginç bir hamle oldu. Umarım sezon ortasında koçunu kovan ilk takım olmayız.

TJ Ford for MIP

TJ sakatlıktan tamamen arınarak parkelere geri döndü, yaz ligi maçlarından önce takım ile antrenmanlara çıktı ve performansı hem Bogut'u, hem de teknik ekibi sevince boğdu. (Ulan iyice Lig TV formatında yazmaya başladım, Allah cezamı versin!) TJ'in hızından bir şey kaybetmediği ve yaz boyunca şut çalışmasının karşılığını aldığı söyleniyor. Umarım bu gelişimini devam ettirir ve sakatlanmadan sezonu geçirir. Takımı oynatmaya yönelik Ford gibi hızlı bir gard ile bu takımı izlemek için gerçekten çok heyecanlanıyorum. Canım benim!

Bogut for ROY

Çenesi durmayan Bogut efendi hala konuşmaya devam ediyor Luc Longley'e söylediği lafları Longley almış, evirmiş çevirmiş iade etmiş Bogut'a. Bence çok da iyi etmiş. Dördüncü yaz ligi maçında da Indiana pivotu Edwards ile itişen ve maçtan atılan Bogut, saha dışında nefretimi kazanma yolunda ilerliyor ama saha içinde de oyunuyla tam aksi yönde gidiyor.

İlk maçta 7, ikinci maçta 21, üçüncü maçta 16 ve son maçta atılmadan önce 6 sayı atan Bogut'un en büyük eleştiri aldığı nokta savunması oldu. Yaz liginde faul sınırlaması olmadığı için bol bol faul yapan Bogut'a karşı rakip takımların pivotlarının acayip yüzdeyle takımlarının en skorerleri olması hiç de hoş olmadı. Umarım sezon öncesi kampında bu yönde kendini geliştirir.

Bu arada Bogut'un yedeği Gadzuric'le (ona uygun başlık bulamadım, buraya sıkıştıracağım, çaktırmayın) de 6 yıl için $36M'a anlaşma sağladık. İlk senesinde $4,7M'lık kontrat alacak olan Gadz'i kaybetmediğimiz iyi oldu. Ona da yine senelik $1-2M fazla verdik ama o da bu seneki transfer politikamız, n'apalım!

Zaza'nın durumu ise daha belli değil. Atlanta'nın yakından ilgilendiği söyleniyor, belki yüksek birşey teklif ederlerse tutmayız.

Ersan mı? Ne siz sorun, ne ben söyleyeyim…

Takımı genel olarak sezon öncesi değerlendiririz, şimdilik erken, bakarsız Elton gelir…

Klima takıldı iş yerine, elektrik yetmiyor, bilgisayarım resetlenip duruyor kendi kendine. Elektrikçi çağırdık ama gelene kadar deplasmanda yazmak zorunda kaldım yazıyı. Ayrıca uzun da oldu farkındayım. Tamam, kaçtım.


5 TEMMUZ 2005, SALI
Geliyor geliyor, yine yine yine

Değerli batug.com camiası, kıymetli okuyucular, şerefsiz ikinci Gökhan ve PolifonikDaleDonDale Kaan Kural, yeni yazımızda hepinizin tekrar huzurunuzdayız. Bir sezonun daha sonuna geldiğimiz şu günlerde, iki senedir beklediğimiz DetroİT'in elenmesi tüm yurtta ve yavru vatanda şenliklerle kutlanıyor. Gerek kendi web sitelerinde, gerekse forumlarda 16'dan 1'e kadar kalan maçları sayan Larry Browngillere yardımcı olmak için alttaki sayacı yaptık. Seneye de bunu kullanırlar inşallah:

Larry Harris ve At Nalı

Gelelim kendi topraklarımıza. Lotaryada 1001 farklı kombinasyondan sadece 63'üne sahip olan ekibimiz, dört tane pinpon topunun döne döne bizi bulması sonucunda 2005 NBA Draftında 1. sırada seçme hakkını yakaladı. NBA TV'si olmayan ben, chat kanalından lotaryayı takip ederken, 1. sırada seçeceğimizi görünce kendimi kaybettim. Akabinde gecenin saat 4'ünde evde halay moduna geçip çığlıklar atınca ev halkının yastıklı saldırısına uğramama rağmen sevinç gösterilerini bir süre daha sürdürmeyi başardım. Bundan önce franchise olarak üç kez 1. sıra seçim hakkını yakaladık ve 1969'da Ferdinand Lewis Alcindor (Kareem Abdul-Jabbar olur kendileri), 1977'de Kent Benson ve 1994'de ise Glenn Robinson'u seçtik. Bu da dördüncü oldu

Terry Porter ve Musalla Taşı

Sezon sonuna doğru Porter, takım oyununa bir şey katamaması ve savunmadaki zaaflara bir türlü çözüm bulamaması konularında yerel medyadan büyük eleştiriler alıyor ve kovulacağı söyleniyordu. Fakat GM Larry Harris bir basın toplantısı düzenleyerek söylentileri yalanlamış "Porter bizim koçumuzdur, yönetim olarak arkasındayız" demecini vermişti. Türkiye'deki tecrübelerimizden -ki en son Del Bosque olayı- bu laflara inanılmaması gerektiğini en azından ben biliyordum. Ama saf Amerikan vatandaşları için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Beklenmedik şekilde lotaryada 1. sırayı da seçmemizin ardından, drafta bir hafta kala koç Terry Porter'ın görevine son verildi. Bizim medyadan takip edebildiğim kadarıyla iki senaryo konuşuluyor. Birincisi Porter'ın "banane lan ben bogut mogut istemem Marvin iyi çocuk" demesi; ikincisi de ve kuvvetle muhtemel olanı da, Porter'ın tecrübesiz bir koç olduğu ve kariyerinde de gard pozisyonunda oynadığı için Bogut'un gelişimine bir katkıda bulunamayacağına inanılmasıydı.

Güzel insan, Sam Cassell'in iki ton koyusu Porter'ın ayrılmasının ardından koç söylentileri de aldı başını gidiyor. Aday sayısı çok ama işe yarar adam az maalesef. Öncelikle Flip Saunders'ın ismi geçiyor ama hem tuzlu olması hem de bir yandan Brown'ın vaziyeti kesen DetroİT'in de onunla ilgilenmesi şansımızı bir miktar azaltıyor. Diğer adaylar Doug Collins, Nate McMillan, Terry Stotts ve Eric Musselman. Collins'i, hadi McMillan'ı da anladım da, Stotts ve Musselman'ın Porter'dan tecrübe olarak ne fazlası olduklarını çözemedim. Bu arada Larry Brown'un dedikodusunun bile geçmemesi bizleri mutlu ediyor. Kezâ, Brown'un olası bir Milwaukee'ye koçluk girişiminde açlık grevine gideceğimi, vazgeçilmemesi halinde Wisconsin'de üzerime benzin dökmek ve tutuşturmak sureti ile eylem yapacağımı buradan tüm kamuoyuna duyururum.

TJ Ford ve Omurilik Soğanı

Drafttan iki-üç gün önce gelen bir haber ile hem camia olarak sevince boğuluyor, hem de draft stratejimiz değişiyordu. Yaklaşık 1,5 senedir sakat olan ultrasonik point guardımız T.J. Ford'un durumunun tamamen düzeldiği ve maçlarda oynayabilecek konuma geldiği haberi ile içimiz bir hoş oldu. İki aydır eski oyuncumuz ve koç Larry Lucas ile Houston'da haftada altı kez şut antremanına çıkan Ford'un her gün ortalama 458 şut soktuğu söyleniyor. Abaküsüm beni yanıltmıyorsa bu kadar şutun girmesi için üç katı şut deneyen Ford'un hızından hiçbir şey kaybetmediği de sızan haberler arasında. Ford'un tekrar sağlıklı olarak takıma dönmesinin önemi çok fazla olacak. NBA kariyeri bitti diyenlerin ve aklı sıra dalga geçenlerin de içinde patlasın…

Jiri Welsch ve Yağlı Kazık

Boston'daki günlerinden beri sempati duyduğum Jiri Welsch'i 2006'daki ikinci tur seçimi karşılığında Cleveland'dan alarak, Redd'in arkasındaki boşluğu da harika biçimde kapatmış olduk. Point guard dahi oynayabilen, iyi bir pas yeteneğine ve dış şuta sahip olan Welsch, eğer iyi kullanılırsa takıma oldukça faydalı olabilecek bir oyuncu. Drafttan hemen önce yapılan bu hamle çok şık oldu.

Andrew Bogut ve Kontakt Lensi

Draft öncesinde 1. sıra için iki adayın adı sıkça anılıyordu. Birincisi Utah'ın Avustralya'lı pivotu Andrew Bogut diğeri de NC forveti Marvin Williams. Karakter olarak Bogut'a açıkçası ısınamadım. Daha NBA'e adım atmadan Kobe'den nefret ettiğini açıklaması, burnu havada tavırları ve ukalalığıyla tam bir DetroİT'li profili çizen Bogut'un, oyunundan çok karakterini geliştirmesi gerekecek, tabii eğer Bucks'da kalmak istiyorsa. Oyun kısmına gelince, workout'lar öncesinde yeteri kadar atletik olmadığı için eleştirilen Bogut'un sahayı çok iyi koşabilmesi ve kondisyonunun da beklenenin çok üzerinde çıkması bizleri sevindirdi. Post hareketlerini iyi bilen ve orta mesafe şutu da olan Bogut, ikili sıkıştırmalarda iyi pas verebilme yeteneği ile arkadaşlarına boş pozisyonlar da yaratabilme özelliğine sahip. Tek sorun ise faul çizgisinden yaklaşık %65-70 ile atması ama bunu da geliştireceğine inanıyoruz. Marvin Williams ise bu yılki draftte süperstar olabilecek yegane oyuncu olarak gösteriliyor. İki forvet pozisyonunu da oynayabilen Williams'ın atletikliği ve hızı en büyük silahı.

Sonuçta takımın ihtiyaçlarına göre seçim yaptık ve ailesi Hırvat olan Avustralya vatandaşı Bogut'u renklerimize kattık. Temmuz ayının başında kulüp tesislerine gelerek iki yılı opsiyonlu dört yıllık kontrata imza atacak olan Bogut'un camiaya hayırlı olmasını temenni ediyoruz. Ayrıca Draft esnasında Bradley Center'da beşbini aşkın Bucks taraftarının bir araya gelip 1st pick'i kutlaması da, camianın birbirine bağlılığını göstermesi açısından çok önemliydi helal olsun.

Ersan İlyasova ve ColaTurka

İkinci tur 36. sıra draft hakkımızı tanıdık bir isim olan Ersan İlyasova ile kullanarak Zaza'ya kardeş getirmeyi seçen Harris, yaptığı açıklamada, "Ersan'ı Madrid'teki turnuvadan beri takip ediyoruz. Buraya kalacağını beklemiyorduk. Kalınca hiç düşünmeden seçtik" dedi. Ersan için TBL sona ererken oldukça olumlu düşünüyor ve top 15 pick olabileceğine dair tahminler yapıyordum duyduklarıma dayanarak. Fakat Ülker ile oynadığımız yari final serisinde üç maçta da kendisini izleme imkanı buldum. Beşiktaş taraftarı olarak oyunu beni inanılmaz mutlu etti sağolsun fakat NBA'e hazır olmadığını düşünmeye başlamıştım. Hatta maç içinde "Nah NBA'e gidersin sen!" diye bağırdığım Ersan'ın ekibimiz tarafından seçilmesi bana adeta kapak oldu. Bkz: -->

Son aldığım haberler, Ersan'ın menajerliğini yapan Tolga Tuğsavul'un (nam-ı diğer "cin olmadan şeytan çarpmaya çalışan Tolga") enteresan planlarının işlediği yönünde. Gerek Bursa'daki Türkiye Kupası Final Four'unda, gerekse playofflarda Ersan'ın kendisini kasmadığı ve ikinci tura düşmek için ortam yarattığı konuşuluyor.

Plan ne mi? Tıpkı mmmeeemo gibi, kısa bir kontratın ardından daha fazla paraya daha uzun kontrat yapmak... Hiç bir menajerin aklına gelmeyen bu cin fikir için kutluyorum kendisini, eğer hakikaten böyle bir şey varsa. Helal olsun. Türk her yerde Türk!

Yapılan açıklamalarda Ersan'ın bu sezon kadroda yer alacağı konuşuluyor. Harris yaptığı açıklamada Ersan'ın 9 veya 10. sıradan rotasyona girebileceğini söyledi. Umarım takımda kalır veya yeni kuralların izin verdiği şekilde NBDL takımına göndeririz.

Ersan son yıllarda kendisini inanılmaz ölçüde geliştiren, basketbolu bilen ve aklıyla oynayan bir oyuncu olarak dikkat çekiyor. Uzun kolları ve 3-sayıya kadar uzayan şut menzili ile NBA'e ayak uydurabilecek potansiyele sahip. Bileğindeki sakatlık, üç yaş küçültme olduğu söylentileri ve bir bacağının diğerinden kısa olması da handikapları.

Gelişimine devam eder ve iyi yönlendirilirse, ileride bir yıldız olmasa da, elit bir oyuncu olabilecek kumaşı var. Umarım camiamıza uzun yıllar hizmet eder.

Ota boka sponsor olan Ülker için inanılmaz bir pazar olma yolunda ilerliyoruz. Zaza'nın takımda tutulacağı söyleniyor ve Zaza'dan sonra ikinci Ülker'li Ersan'ı da aldık. Yakında ismimizi Milwaukee ColaTurka olarak değiştirip NBA'de ilke imza atarak formalara reklam da alabiliriz (bkz: yandaki resim). Maçtan önce de "geliyor geliyorrr, yine yineee yineaaaaaaa" şarkısı eşliğinde Bradley Center'da coşabilir taraftarlar.

Genel Durum ve Sırların Efendisi

Şu anda Bogut'un da katılması ile yaklaşık 31 milyon dolarlık payroll'umuz var. Yeni CBA'e göre salary cap'in bu yıl 50 milyon dolar civarında olması bekleniyor. Redd FA olduğu için yine CBA'e göre yeni kontrat yapmadan önce cap'te 8 milyon dolarlık yer işgal ediyor. Yani şu anda FA'lere harcanabilecek 11 milyon gibi bir paramız var. Benim gözüm Abdur-Rahim'de, eğer kotarabilirsek harika olur. Zaza ve Gadzuric için de qualifying offer'larımızı yaparak onları restricted FA hale getirdik, yani gelebilecek her türlü teklifi match etme hakkına sahibiz ve ikisini de takımda tutacağımızı düşünüyorum. Ayrıca Kukoc'un durumu da kritik. Eğer takımda kalırsa Ersan'ın gelişimine çok önemli katkı yapacağını düşünüyorum. Bir sene daha be Kukoc baba…

Şu anda gözüken rotasyon şu şekilde olacak:
PG- TJ Ford / Maurice Williams / Reece Gaines
SG- Michael Redd
/ Jiri Welsch
SF- Desmond Mason
/ Ersan İlyasova
PF- Joe Smith
/ Zaza Pachulia
C- Andrew Bogut
/ Dan Gadzuric / Calvin Booth

Bench olarak oldukça üst seviyedeyiz, TJ de eski TJ gibi oynarsa, sanırım bir sene ara verdiğimiz playofflara uzun bir süreliğine kesin dönüş yapacağız.

Bu arada bilindiği üzere yeni CBA için oyuncular birliği ve takım sahipleri anlaşmaya vardılar. CBA'de değişen noktaları foruma yazmıştım, buraya da paste edip yazıyı noktalıyorum.

Görüşürüz anacım…

Draft

1- Draft Yaş Sınırı: Eskiden beri süregelen sistemde, 18 yaşını dolduran tüm oyuncular drafte girme yeterliliğine sahiplerdi. 2006 Drafti'nden itibaren geçerli olacak sistemde ise oyuncuların drafta girecekleri senenin 31 Aralık gününe kadar 19 yaşını geçme şartı aranıyor.

2- NBDL: Takımlar, rotasyonda süre bulamayan genç oyuncularını NBDL'e gönderip oynatma şansına sahip olacaklar. Gönderdikleri oyuncular active roster'da sayılmayacak. Şu anda sekiz takımla oynanan NBDL'e, 2006-07'den itibaren yedi takımın daha eklenmesi gündemde.
-- NBDL 15 takıma çıktığı zaman, iki NBA takımı bir NBDL takımını ortak kullanacaklar.
-- NBA kariyerinin ilk iki senesindeki oyuncular bu takımlara gönderilebilecek. (Darko'yu uzaya yollarsıniz anca Götan!)
-- Gönderilen birinci tur seçimlerinin ücretleri salary cap'te sayılmaya devam edecek.
-- Takımlar oyuncu üstündeki tüm haklara sahip olacaklar ve istedikleri zaman geri çağırabilecekler.
-- NBDL takımları için yaş limiti 20'den 18'e indi ve drafte giremeyen 18 yaşındaki oyuncular bu ligde oynayabilecekler.

3- Rookie Salary Scale: İlk tur seçimlerinin eskiden 3+1 şeklindeki garanti kontratları artık 2+1+1 oldu. Üç ve dördüncü seneler için takımlar ayrı ayrı opsiyon kullanabilecekler.

Free Agency

1- Tarihler: Yine eskiden olduğu gibi takımlar 1 Temmuz'dan itibaren draft edilen oyuncularla anlaşma yapabilecek, yaz ligi için oyunculara imza attırabilecekler. 1-21 Temmuz arasında (sadece bu sene için ve takımlar yeni CBA'i özümsesin diye, normalde 15 Temmuz) takımlar free agentlar ile görüşebilecek ve 22 Temmuz'dan sonra da imza attırabilecekler.

2- Salary Cap: Geçtiğimiz CBA'de BRI'ın (Basketball Related Income) %48'i olan toplam oyuncu harcamaları yeni CBA'de %51'e çıkarıldı. Yani ortadaki pastadan oyuncular artik daha fazla pay alacaklar. Böylece 43.87 milyon dolar olan salary cap'in, bu sezon 47-50 milyon dolar arasında olacak. Bu değişiklik en fazla Hawks, Bobcats, Cavaliers, Clippers, Bucks ve Hornets'in yararına olacak. Bu off-seasonda zaten cap'ın altında olacak bu takımların harcayacakları rakam daha da artacak.

3- Kontrat Süreleri: Eskiden FA olan ve full Bird haklarına sahip oyuncu, kendi takımı ile maksimum 7, baska bir takım ile 6 yıllık sözleşme yapabiliyordu. Yeni CBA'e göre bu süreler sırasıyla 6 ve 5 yıla düşürüldü.

4- Yıllık Ücret Artışları: Yine eski CBA'e göre seneden seneye oyuncuların ücretlerindeki artışlar, eğer full Bird haklarına sahip olarak kendi takımı ile anlaşırsa maksimum senelik %12.5, başka takımlarla anlaşırsa %10 şeklindeydi. Şimdi bu rakamlar %10 ve %8'e düşmüş durumda.

5- Restricted free agency: Eskiden 15 gün olan "kontratların match edilme süresi", yeni CBA ile 7 güne düşürüldü.

6- Gilbert Arenas-Carlos Boozer Kuralı: İkinci tur picklerinin iki sene sonunda Arenas ve Boozer gibi yuvadan uçmalarını engellemek için bir kural değişikliğine gidildi. Bu tip oyuncular restricted FA olduktan sonra başka takımlar ile offer sheet imzalarken ilk seneleri mid-level'den fazla olamayacak. Böylece eski takımları bunu kolaylıkla match edebilecekler. Ama oyuncuları korumak için de şöyle bir istisna var; örneğin Boozer bu sene FA olsaydı, Utah'ın ona önerebileceği offer sheet'in ilk senesi mid-level (4,5-5 milyon dolar civarı) olduktan sonra, geri kalanında maksimum rakamı alabilecekti. Yani mid-level'ını kullanmayan takım, artık eski oyuncusunu her şartta takımda tutma hakkına sahip olacak.

7- Kadro: Eski CBA'e göre takımlar kadrolarında minumum 11, maksimum 15 oyuncu tutabiliyorlardı. Şimdi minimum oyuncu sayısı 14'e yükseltilmiş durumda ve eskiden Active Roster / Injured List diye tanımlanan kontenjanlar isim değiştirderek ve Active List / Inactive List olarak adlandırılacak. Dolayısıyla takımlar IL'e koymak istedikleri oyuncu için bitaraflarından sakatlık uydurmayacaklar artık.

8- Lüks Vergisi: --Geçen sezon payroll'u 54,6 milyon doları geçen takımlar, dollar-for-dollar olarak luxury tax ödediler (toplam 157 milyon dolar). Sadece New York 39.8 milyon ödeyerek diğer takımları zengin etti. Fakat eski CBA'e göre bu vergiler vergi ödemeyen takımlar arasında pay edilirken, yeni CBA'de 30 takım arasında eşit olarak pay edilecek ve vergi ödeyen takımlar da bir kısmını böylece geri almış olacaklar.
-- Sakatlığı sebebiyle basketbol yaşamını noktalayan oyuncuların kontratları eskiden iki yıl boyunca cap'te yer işgal ederken, şimdi bu bir yıla düşmüş durumda.
-- Çok konuşulan waive olayında ise; her takım bir sefere mahsus olarak istediği bir oyuncuyu waive etme hakkına sahip olacak ama oyuncunun ücreti cap'te yer almaya devam edecek. Fakat takımlar bu oyuncunun ücreti için dollar-for-dollar lüks vergisi ödemeyecekler.

9- Escrow Hesapları: Eski CBA'de oyuncuların ücretlerinin %10'u escrow hesabı denen bir hesapta toplanıyor ve eğer sezon sonunda oyuncuların aldığı toplam ücretler BRI'in %57'sini geçerse, bu para takım sahiplerine geri ödeniyordu; tıpkı bir nevi sigorta gibi. Son iki sezonda takım sahipleri bu kural ile oldukça yüklü meblağdaki rakamları oyunculardan geri aldılar. Yeni CBA'de bu oran kademeli olarak düşürülüyor. İlk yılda aynen %10 devam ederken, altı yıl geçerli olacak bu yeni CBA'in ikinci ve beşinci yılları arasında %9 ve son yılında da %8 olarak bu escrow ücretleri tekrar ayarlanmış durumda. Ve eski CBA'e göre bu para lüks vergisinin altındaki takımlara, ödenirken şimdi 30 takıma geri ödenecek. Buna en fazla, cap'in altında kalmaya çalışıp kâr eden Sterling üzülecek sanırım.

10- Takas Kuralları: Eskiden takas edilen oyuncuların salary'lerinin birbirlerinin %115 +- 100.000$ kadar yakınında olması kuralı vardı, yeni CBA'de bu %125 +- 100.000$ olarak değiştirildi. Böylece, cap'e uydurulamadığı için yapılamayan takasları yeni CBA'de gerçekleşirken görebileceğiz.

alim@batug.org